SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

SOSYAL HİZMET ALANLARI

KAYNAK BİLGİLER

 
 

 

 Mehmet Emin ASLAN

 

Uzman Psikolog
alanemin@hotmail.com

 

 

ŞANLIURFA'YI TANIMAK


 

   
Avertismen

Insanlar ve özünde Toplumların Psikolojilerini anlamak Kültürlerini anlamaktan geçer, lakin, insan ve toplumlar tarih boyunca özümsedikleri kültürel geleneklerine endeksli olarak psikolojik yapılanmalara intikal olurlar, ve, bu olgu kültürel gelişim ve kazanımları ile bağlantılı olarak gelişir ve değişir. Bu oluşumlar Diyalektik açıdan tarihin dayattığı bir transformasyon olayıdır.

Kültürel gelenekler sosyal yaşamın bir parçası olup Toplumdan-Topluma farklı yansılamalar ile kendisini gösterir, bu yansılama tarih boyunca toplumların farklılaşmalarına ve beraberinde değişim ve gelişmelere mazhar olur, nitekim bir önceki kültürün yerine odaklanan yeni kültürel gelenekler kendi içinde barındırdırdığı toplumu gerek gelenek ve görenekleri ile, gerek jest ve mimmikleri ile, ve gerekse konuşma dili ve iletişimi ile yeni bir kültürel evreye intikal eder, ve, oluşan bu yeni kommunikasyonel yapı psikolojik tabirde bir akomadasyon olayıdır. Akomodasyonun özünde transformasyon olayı vardır, oluşmakta bulunan yeni evreler aynı zamanda yeni sosyal bir toplumun dizayn olayıdır, bu olgu bütün toplumları kapsar ve etkiler.

Günümüzde oluşmakta olan Toplumsal değişimler gelinen aşamada bir önceki kültürün bağrında oluşan yeni bir kültürel transformasyon ile kendilerini gösterirler nitekim eski kültürel varlıklar bu arenada her ne kadar gelenek ve göreneklerini sürdürme eğiliminde olsalar dahi, empoze olunan, ve, özünde özümsenen yeni kültürün asimile edilmesi ile yükümlü bulunduğu bir konum ile karşı-karşıya kalırlar, nihayetinde, bir önceki kültürün ayakta durup duramıyacağını düşünmek biraz zor olsa gerek, çünkü Dünyamızda oluşmakta olan yeni iletişim ve kaynaşımların bütün toplumları sosyo-ekonomik ve kültürel asimilasyonlarla etkilediğini söylemek mümkün. Bu olay (zorla dayatılan konumlar hariç) Insanlar ve toplumlar açısından irade dışı bir dayatmadan başka asla bir durum değildir.

Bu tabirle, kaleme alınan herhangi bir yerleşkenin Tarihsel kaynakları ile birlikte eski ve yeni kültürel gelenekleri yasıtılmaya çalışıldığında bu iki öğe arasındaki farkın ne denli Kutuplu oldukları rahatça görülebilir, nitekim oluşmakta bulunan bu yeni olgu kimileri için Emosyonel, veya, kaybedilen sosyo-kültürel bir gelenek, kimileri içinde yeni-zengin bir transformasyon olayı olarak adlandırılır.

Oluşan yada oluşmakta olunan bu olgunun tartışmasını siz okuyuculara bırakıyorum.


Urfa şehrimizi Tanıyalım :


Mezopotamya’nın en eski Kadim Şehirlerinden bir olan Urfa şehrimiz, doğusunda Mardin, batısında Antep, kuzeyinde Adıyaman, kuzeybatısında Diyarbakır illeri ile çevrilmiş olup Güneydoğu Toroslar’ ın orta kısmının güney etekleri üzerinde yer edinip Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Orta Fırat Bölümü'nde bulunmaktadir. Büyük ovalar Urfa’nın güneyinde yer almakla birlikte Sıralı tepeler oldukça yaygındir. Urfa Sehrimizin Ovaları başlıcalar Suruç, Hilvan, Harran, Siverek ve Viranşehir ovaları ile çevrili olup geniş bir bölge yelpazesini oluşturmakta’dir.

Urfa Adı :


Urfa şehrimiz tarih boyunca : Ur, Kalde Ur'u, Harran Ur'u, Orhei, Orhay, Vurhai, Edessa, Diyar Mudar, Ruha, Reha ve Urfa adlarını almıştir.

Tarihçesi :


Mezopotamya'nın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Urfa Şehrimiz temiz su kaynaklarına yakın olması ve ticaret yolları üzerinde bulunmasından dolayı tarih boyunca stratejik bir öneme sahip olmuştur. Kentin 13 bin 500 yıllık bir tarihi geçmişi vardır. Merkeze bağlı Örencik köyü sınırları içinde yer alan Göbekli Tepede yapılan kazılarda ele geçen buluntular bu tarihi geçmişi kanıtlamaktadır.

Rivayetlere göre Hz. Adem (A.S.)'ın çiftçilik yaptığı, Hz. Halil İbrahim, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı bu bölge bugün "Peygamberler Şehri" diye anılmaktadır. Hz. Şuayp, Hz. Elyasa’nın yaşadığına inanılan şehir “Peygamberler Şehri” unvanını bu sebeple elde etmiştir.

13.500 yıllık tarihi süreç içerisinde Urfa, birçok milletlerin hakimiyetinde kalmış, birçok medeniyetlerin beşiği olmuştur.

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Urfa şehrinde : Sümer, Hurri, Mitanni, Akad, Elam, Asur, Pers, Makedonya, Selevkos, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu ve Osmanlı Hûkümdarliklarin izlerini görmek mümkündür.

Urfa'nın tarihi M.Ö. 2000 yıllarında Hurri-Mitanni ile başlar. Bu devletin başkenti Vaşugan (Resul Ayn)'di. Bu dönemde Şanlıurfa büyük bir kültür merkezi olmuştur. Daha sonra büyük tarihi göçlerle bu bölgeye Sümerler ve Sümer Uygarlığı hakim olmuştur.Sümer, Akat ve Elam Uygarlıkları'na tanık olan Şanlıurfa ve çevresinde Keldani, Hurri, Mitanni ve Asur uygarlıkları da egemen olmuştur. Nûmeyrîler, Mervânîleride bu dônemlerde gôrmek mümkündür.

Akkadlar, Akkadca (Doğu sami dili M.Ö Yirmi üçüncû yy dan sonra), Sümerler’in yazı ve konuşma dili Sümerce (MÖ 4.000-3.000) ; Asurlular (Süryani Kaddim, Asurca dili), Babillilerin (Babil Dili), Arâmîler (Arâmîce dili) ; Latince, Kürdaï, Farsça, Süryanice, Nebatice bu dönemlerde yazı ve konuşma dilleri olarak sayılabilir. M.Ö. 570 – 622 Yillari arasında Med Imparatorlugun Medeniyetini’de Urfada görmek mümkündür.

 Edessa Hûkümranligi dönemi :

Urfa’da hüküm süren Osreone (Edessa) Krallığı tarihte Hristiyanlığı ilk kabul eden devlettir. Hatta Rivayetlere göre Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın mendilinin Şanlıurfa'da bulunmuş olmasından dolayı buraya Der-Mesih adını vermişlerdir. Urfa'nın eski adı "ur" ya da "Urelkeldanïyn" olup Büyük İskender'in fethinden sonra Mekadonyalılar bu şehri vatanlarındaki Edessa yani Vodina kasabasına benzeterek bu adla adlandirmislar ve berrak akarsuları güzel anlamıyla Kaliroe olarak adlandırmışlar, Osrhoene Krallığı döneminde verilen "Osrhoene" adının, Urfa şehrinin Makedonyalılar tarafından "Edessa" adıyla, Süryanicesi ise Urhaï’dır.

Dônemin Hükümranliklari :

Asur devletini kuran ve Asur Şehri'ni yaptıran I.Şemis Ruman'dır.
Asur Devleti'nin M.Ö. 606 yılında yıkılmasından sonra M.Ö.4.yy'da Keyhüsrev kumandasında İran orduları tarafından Pers egemenliği altına sokuluncaya kadar Şanlıurfa, ateşgede merkezi olarak yeryüzünde çok önemli bir uygarlık bölgesi sıfatıyla tarih boyunca önem kazanmıştır.

Urfa M.Ö. 332 tarihine kadar Pers İmparatorluğu yönetiminde kalmıştır. Pers Kralı III. DARA (Daryus) İsos Savaşı'nda Mekadonya Kralı İskender'e yenilince, Yukarı Mezopotamya ve dolayısiyle Şanlıurfa, Makedonyalılar'ın eline geçmiştir. Şanlıurfa bundan sonra Helen Uygarlığı'nın bir kültür merkezi olmuştur. Selefkos, Şanlıurfa'ya İskender'in Makedonya'da doğduğu şehrin adı olan 'Edessa' adını vermiştir. Helen yönetimi ve kültürü Şanlıurfa'da 237 yıl sürmüştür. Selefkoslar döneminden sonra, Romalılar'ın Urfa'ya hakim oluştur. 1182'de Selahaddin Eyyübi Urfa'ya hakim olmuştur. Şanlıurfa 1250 yılına kadar Eyyubi Devleti'nin yönetiminde kalmistır.
 

Kültürel zenginligi :

 
Tarihi Cilalı Taş Devrine kadar uzanan Şanlıurfa şehri son yıllarda yapılan arkeolojik araştırmalarla tüm dünyanın dikkatini üzerine çekmiştir.

Gerek tarihin başladığı ilkçağlarda ve gerekse diğer devirlerde Şanlıurfa, hemen-hemen her zaman Doğu ile Batı kültürleri arasında bir köprü olmuştur.

Şanlıurfa’nın şehir dokusunu süsleyen çarşılar, evler, konaklar, çeşmeler, hamamlar, su kemerleri, köprüler, camiler, türbeler, kale ve surlar kentin tarihi ve toplumsal dokusunu yansıtır durumdadır.

Dünyanın bilinen en eski tapınağı Göbeklitepe’yi bünyesinde bulunduran şehir, tarihi zenginliklerinin yanı sıra birçok doğal ve kültürel turistik çekiciliğe de sahiptir.

Keçeci Pazarı, Kürkçü Pazarı, Attar Pazarı, Bedestan Pazarı, Sipahi Pazarı, Keçeci Pazarı, Oturakçı Pazarı, Kasap Pazarı gibi tarihi çarşılar kentin ticaret yaşamına canlılık kazandırmaktadır.

Urfa şehri hamamlari ve çeşmeleri ilede meşhurdur, bu eserler arasında : Serçe ve Şaban Hamamları ile Hekim Dede, Firuz Bey, Saffet Çeşmeleri; Karakoyun Su Kemeri, Hacı Kamil, Ali Saib Bey ve Hızmalı Köprü halen varlığını koruyan eserleridir. Şanlıurfa’yı çevreleyen kale ve surlar da kente bir başka görünüm veren tarihi yapıları arasındadır.

Urfa’nın tarihi Soğmatar yöresi Mardin yolunda yaklaşık 35.km ilerisinde olup Mercihan Nahyesinin yakınında yer edinmekte’dir. Tarihi Sumatar ise Şanlıurfa Akçakale yolu üzerinde yaklaşık 29 km urfa'dan uzaklıkta ilin güneyinde yer edinmekte’dir.

Soğmatar M.S.1 ve II. Yüzyılda Süryaniler tarafından mekan edilen bir höyük olup bunun üzerinde M.S.11 yy. mensup kale, burç ve kalıntılarıyla köy içersinde dini yapı kalıntıları bulunmaktadır. Soğmatarda, Rivayetlere göre, kökü Harran-Sin Kültürüne dayanan « sabizim » ve « Baştanrı » Marilaha'nın kültür merkezi olduğu bilinen örende baştanrıya ve mukaddes gezegenlere (Güneş, Ay, Satürn, Jüpiter, Mars, Venüs, Merkür) ibadet edilen ve kurban kesilen açık hava mabedi olup önemli kalıntıları teşkil etmektedir. Bu mabedin duvarlarında Süryanice yazılar ve gezegenleri simgeleyen insan minyatürleri ile işlenmiştir. Ayrıca kalenin batısında bulunan tepe üzerindeki kayalar üzerinde Tanrıları yansıtan minyatürler ve Süryanice yazılar bulunmaktadır.

Soğmatar’da Roma devrine ait çok sayıda kaya mezarları bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi anıt mezar özelliği taşıyan üç tanesi köyün kuzey batısındadır. Soğmatar şehrinde görülmeye değer tarihi şehir kalıntılarına rastlanır. Harran yöresinde bulunan tarihi Şuayp şehri - Özkent harabeleri ile tarihin derinliklerini yansitir niteliktedir. Ören yerindeki mevcut kalıntılar Romalılar devrine aittir. Şuayp şehrinde yapılmış mağaralar, bina kalıntıları ve taş kemerler görülmeye değer tarihi ve turistik büyük konak ve saraylar tarihin kalıntı simgeleri olup, halen özelliklerini yitirmemiştir.

 Fırat nehri kenarındaki yerleşkeler Rumkale, Assur Kralı III. Salmanassar tarafından 855'te alınan Şitamrat şehri olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık Nöldeke, yerleşimi Fırat kıyısında bugünkü Belkıs köyünün yukarısındaki Urum olarak kabul etmişlerdir.

 Şanlıurfa Kalesi'nin kuzey kesiminde iki mağara bulunmaktadır. Bunlardan biri Hz. İbrahim'in doğduğu sanılan mağaradır. Şanlıurfa'nın en çok turist çeken ve bu mağaranın yakınında havuzlarlar bulunmakta’dır. Ayrıca Hz. ibrahim'in doğduğu mağara içerisinde bulunan su ziyaretçiler tarafından ve bilhassa yerli halk tarafından şifalı olduğu düşüncesi ile içilmektedir.

 Balıklı Göl adı altında Şanlıurfa Kent Merkezi'nde yer alan Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha gölleri yaz aylarında içindeki balıklar, etrafındaki asırlık çınar ve söğüt ağaçları ile görülmeye degerdir.

 Geleneksel Harran Evleri Kentin özelliklerinden biri bindirme tekniğiyle yapılmış külah biçimindeki konik kubbeli evlerdir. Harran evlerinin kubbeleri tuğladan yapılmıştır.

 Nemrud Tahtı olarak bilinen Der Yakub Kilisesi Hıristiyanlık Dini'nin doğuşundan sonra yaptırılan ilk kiliselerden olduğu sanilmakta’dir. Der-Yakup Kilisesi Şanlıurfa Kalesi'nin batısında, Damlacık yöresinde yer almaktadır. Buraya Apgar'ın Dağı da denilmektedir. Süryaniler ise buraya Ruhlarin Manastiri Deyro D'Nafşotho adını vermişlerdir.

 Atatürk Baraji ve Dogal kaplicalari :

Atatürk Barajı Urfaya 50 Km mesafede olup Türkiye'nin en büyük barajıdır. Fırat Nehri üzerinde bulunmaktadir. Atatürk Barajı mevcut tesisleri ile Bölge'nin en önemli rekreasyon kaynaklarındandır.

Küçük Göl 250m genişligi ile Urfa'nın Bozova İlçesi'nin güneydoğusunda yer almaktadır. Gölün çevresi kavak ve söğüt ağaçlarıyla çevrili olup, mesire yeri konumundadır.

Karaali Kaplıcası sıcak su kapasiteli’dir. Suyun sıcaklığı 40 ila 50°C arasında değişmektedir. Kaplıca tesisleri’nin yanında bulunan seralar bu suyla ısıtılmaktadır.
Kaplıca suyu şifali olup özellikle romatizma hastalıklari, deri hastalıkları ve iltihabi hastalıklari ve böbrek taşlarında etkilidir.

Urfa Höyükleri :

 Hasek Höyügü : Urfa'nın Siverek İlçesi'ne bağlı Tillakin Köyü'nde yer almaktadır. Hasek Höyük M.Ö. 5500-3200 yapildigi sanilmakta’dir. Höyük Eski Tunç dönemine ait topraktan yapılmış çeşitli mutfak eşyaları, takı parçaları, eski mühürlerler ve aletler bulunmuştur.

Kurban Höyük:
Bozova İlçesi'ne bağlı Cümcüme Köyü sınırları içerisindedir, Tunç Çağı'nın çeşitli devirlerine ait mimari kalıntılar mevcuttur.

Söğüt Höyüğü:
Bozova ilçe merkezinin 2 km. güneybatısında yer almaktadır. Höyükte Paleolitik ve Mezolitik dönemlere ait çakmaktaşından yapılmış minik aletler bulunmuştur.

Tilmusa- Tilbeş Höyükleri ve Lidar Höyük:
Urfa'nın Bozova ilçesine bağlı Lidar Köyü'nde yer alan Höyükte M.Ö. 5500-3000 yıllarında Kalkolitik Çağdan başlamak üzere çeşitli devirlere ait bulgular mevcuttur.
 

 Çavi Tarlası : Siverek mevkiindeki Çaylarbaşı Nisibin Köyü yakınında Çavi Tarlası'nda Kalkolitik Çağlar'a ait tarihli mimari buluntulara rastlanmıştır.

Göbeklitepe - Gürcütepe Höyüğü :
Şanlıurfa'nın batısında Göbeklitepe mevkiinde M.Ö. 9000 yıllarına dayanan buluntulara rastlanmıştır özellikle taş yontma bereket tanrıçası heykeli ve kerpiç kalıntıları bu Höyükte mevcuttur.


 Titris Höyüğü: Bozova ilçesi mevkkindeki höyükte pişmiş topraktan yapılma hayvan figürleri, mutfak malzemeleri, bronzdan yapilmis bilezikler, çakmaktaşları ve kesici aletler bulunmuştur. Ayrica silindir mühür ile keçi figürlü vazolarda bulunmustur.

Nevaliçori Höyüğü : Hilvan yöresindeki bağlı Kantara (Argaç) Köyü yakınında yer edinir. Höyükte Neolitik Çağ'dan kalma çakmaktaşından yapılmış kesici aletler ile mızrak uçları, pişmiş topraktan yapılma idoller ve taş boncuklar mevcuttur.

Şaşkan Höyük:
Bozova İlçesi'ne bağlı Şaşkan Köyü yakınında küçük ve büyük Şaşkan olmak üzere iki höyük bulunmaktadır. Bu iki höyük arasında yer alan tarlada yapılan kazılar sonucunda Neolitik Dönem'e ait yerleşmeler tespit edilmiştir.

Sultantepe Höyüğü
: Şanlıurfa'nın güneydoğusunda yer alan höyükte Asur Döneminde önemli bir kent olduğu anlaşılmıştır. Yapılan kazıların üst tabakalarında Helenistik ve Roma kalıntılarına rastlanmış, alt tabakalarda ise Asurca çivi yazılı tabletlerden höyüğün Asur İmparatorluğu zamanında büyük bir kütüphaneye sahip olduğu sanilmaktadır.
 

Urfa’nın Çarmelik Kervansarayı Şanlıurfa'nın Bozova ilçesinin yaklasik 52 km. güneybatısında Büyükhan Köyü'nde yer almaktadır.

Birecik Kalesi : Fırat'ın kuzey yamaçlarında, sert kalkerli bir kaya üzerinde inşa edilmiş, tarihi yollar üzerinde kurulmuştur. Etiler zamanından beri mevcudiyetini koruyan kale, Asurlular Dönemi'nde müstahkem bir hale getirilmiştir.
 

Kültürel tarihli Halfeti yaşamın birçok renklerini görmek mümkündür. Kentin simgesi olarak bilinen ‘siyah gül’ tüm konukların ilgisini içekmektedir.

 Elyasa Mezarlari : Viranşehir'e 12 km. uzaklıktaki Eyyüb Nebi Köyü'nde ise Hz. Eyyüb'ün yanısıra eşi ve Hz. Elyasa'nın da mezarları bulunmaktadır.

Gerek yaşadığı mağara, gerekse türbesinin bulunduğu köy yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Bölge içinde yer alan mağara ve türbe inanç turizmi açısından büyük önem taşımaktadır
 

 Hz. Eyyüb Mağarası: Urfa Merkez mevkkinde olup Eyyübiye Mahallesi'nde yer almaktadır.
Rivayetlere göre Hz. İbrahim'in soyundan geldiğine inanılan Hz. Eyyüp bu mağarada yaşadığına inanılmakta’dır. M.S. 460 yılında Piskopos Nona tarafından buraya cüzzamlı hastalari iyileştirmek amacıyla bir hastane inşa ettirilmiş oldugu sanılmakta’dir.

 Tarihi Kültür Spor Potansiyeli ile tanınan Urfa Fırat Nehri üzerinde insa edilen rafting sporu içinde oldukça uygun bir yere sahiptir. Rafting sporu dışında, hız motorları ve eğlence amaçlı kullanılan kano, ringo, muz gibi diğer su sporu aletleri’nin kullanımı için de gayet uygundur. Tekne turları ayrıca bir diger özelligi açısından görmeye şayandır.

Netice olarak

Urfa otantik değerini günümüze kadar koruyabilmiş tarihi mimari dokusunun önemli bir bölümünü birer küçük saray güzelliğindeki evler ve evlerin oluşturduğu tarihi sokaklari ile Mezopotamyanın en eski kadim şehirlerinden’dir. Haremlik-selamlık bölümlü, yazlık ve kışlık eyvanlı- hayatlı (avlulu) bir plana sahip olan Urfa evleri bu özellikleri ve ayrıca zengin taş işçiliği ile gezenlerin büyük ölçüde ilgisini çekmektedir.

Urfanın eski çarşılarında halen keçecilik, çulhacılık, saraçlık, kürkçülük, kuyumculuk gibi geleneksel el sanatları günden güne azalmakta olmasına rağmen halen canlılığını muhafaza etmektedir.

 Bütün bu güzelliklerin yanında Urfa halkı misafirperverdir. Urfalıların misafirlerini ağırladıkları ortamlardan en önemlisi sıra geceleridir. Yabancı misafirler Urfa’ya geldiklerinde büyük ilgi görürler. Tarihi çiğ köftesi, lahmacun ve Pendirli helvasi ile Urfalı yabancıları sofrasında ağırlamaktan mutluluk duyar.

 Medeniyetler Şehri Urfa halkından bahsederken içinde oturan halkının iyi huylu, hünerli kişiler olduğunu doğuştan her Urfalının « yüreği insan sevgisi ile dopdolu ve samimiyet yumağı dost » olduğunu anlamak her haliyle mümkün.

Kadim Şehr Urfayı görmek ve tanımak aynı zamanda tarihin derinliklerini keşfetmek ve kültürel akıcılığın özünü anlamak kadar önem arz etmektedir.

 

 





Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye  

 sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.