Sosyal Hizmet Mesleği

Sosyal Hizmet Alanları

Sosyal Kaynak
Bilgiler

     
   
   



 Mehmet Emin ASLAN

Uzman Psikolog 

 memedaslemin@hotmail.com

 

   

 
 
 
 


 KADINA UYGULANAN ŞÎDDET VE CÎNAYETLERÎN PSIKOLOJÎK VE SOSYO EKONOMÎK BOYUTU


 

Avertismen

Kadın ve erkeğin fiziksel farklılığından doğan bir olgu olduğu düşünülen kadına yönelik şiddet davranışının sadece günümüzde degil, tarihin çok eski dönemlerine kadar dayanan bir geçmişi bulunmaktadır.

Kadına yönelik şiddet genel olarak şiddet olgusunun içermiş olduğu şiddet türlerini kapsamaktadır. Şiddet literatürü gözden geçirildiğinde genel olarak fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik şiddet olmak üzere dört şiddet türü ile karşılaşılmaktadır.

Olusturulan fiziksel şiddet kadının maruz kaldığı ve sonucunda ölüme kadar varabilen bir şiddet türüdür. Yapilagelen bu terör içerisinde : Dövme, yaralama, öldürme ve sakat birakma gibi eylemleri en çok karşılaşılan davranış biçimleridir.

Historik :

Yapilan bir araştirma sonucunda Türkiye'de 2010 - 2020 arasında öldürülen 2534 kadının 1113'ünün faili kocası tarafindan, 285 kadın cinayetinde faili erkek arkadaş tarafindan, 176 kadın cinayetinde eski kocası tarafindan, 82 kadın cinayetinde ise eski erkek arkadaş tarafindan yapildigi belirtilmekte’dir.
2020 Yılında ise 300 kadın cinayetinin işlenmiş olduğu biliniyor. Öldürülen 300 kadından 182’sinin geçimsizlik sebebiyle, 22’si ekonomik, 96’sı da boşanmak istemesi sebebiyle öldürüldügü belirtilmekte’dir.

Şiddet Nedir ? Boyutu ve Sonucu :


Siddet Güçlü tarafindan güçsüze, yada, bir başkasını boyunduruk altına alabilme amaçli ortaya konulan bir saldiri türüdür. Bu olgu Fiilli, dolayli yada dolaysiz, Sôzlü taciz, cinsel taciz, fiziksel tesebbüs içerikli davranışlar olarak tanımlanabilir.

Ekonomik şiddet kadın üzerinde ekonomik kaynakları kullanmak suretiyle bir baskı oluşturulmasını ifade etmektedir. Bu davranışları tanımlarken genel olarak erkeğin ekonomik ve Ekonomik bir bunalim sürecini yasamasi olayin boyutu açisindan bir sebebiyet olarak vurgulamak mümkündür.

Şiddet sözcügü litteratürde yer alan birçok şekli bulunmaktadır. Kadına yönelik şiddet ise kadının toplum içerisindeki dezavantajlı konumunu pekiştiren ve kadına çok çeşitli zararlar getiren bir şiddet türüdür.

Bazı bireyinlerin sahip olduğu güç ve kuvveti bir başka bireye veya toplumun geneline bir tehdit biçimi olarak uygulamasına şiddet denilmektedir. Bu nedenler genel olarak Psikolojik ve Biyolojik nedenler olarak bilinmektedir.
Erkeğin iktidar alanlarından birisi de cinselliktir. Kadını denetim altında tutmak ve iktidarını perçinlemek isteyen erkek cinselliğini kadına yönelik bir araç olarak kullanabilmektedir.

Olayın Boyutu :

Bütün bu varsayımlardan yola çıkarak denilebilir ki Kadına yönelik şiddetin son yıllarda hem Türkiye ve hemde uluslararası alanda gündem teşkil eden bir konu haline geldigini söylemek mümkündür, lakin Türkiye gündemini oldukça meşgul eden kadın cinayetleri ise kadına yönelik şiddetin son zamanlardan bir hayli yükseldiği görülmektedir. Bu duruma iliskin Dünya toplumlarının büyük bir kısmı insan hakları kavramından esinlenerek kadın hak ve Hürriyetlerini güvence altına alınması gerektiğini idrak etmiş durumdadır, bu olguda yaşam hakkı prensipteki en doğal hak olarak gündem teşkil etmiştir.

Cinsiyet Farklılığın Anatomisi :

Kadın ve erkek arasında biyolojik özelliklerden kaynaklanan farklılıklar cinsiyet kavramını ortaya çıkarmıştır. Cinsiyetin toplumsallaşmış haline ise toplumsal cinsiyet denilmektedir. Toplumsal cinsiyet bir inşa süreci sonunda ortaya çıkmaktadır. Toplumsal yaşam içerisinde kadının konumunun ne olacağı erkeğin konumuna bakılarak inşa edilmiştir. Eski çağda ve Ataerkil dönemlerine tekabül olan bu varsayim maalesef günümüz ortamında halen bir despot olarak gündemde yerini korumaktadır.

Fiziksel Güç :


Kadın ile erkek arasındaki fiziksel güç farkı toplum içerisinde kadın ve erkeğin rollerinin belirlenmesine ve erkeğin kadın üzerindeki tahakkümünün devam etmesine etki eden en önemli temel faktör olarak görülmektedir. Erkeğin kadına göre fiziksel açıdan daha güçlü olması kadını erkeğe itaat etmeye mecbur bırakmakta ve itaat etmeyen kadın erkek tarafından şiddete maruz bıraktigı gibi ölümünede sebebiyet vermektedir.

Bu Şiddetin toplumlarda görülme oranı toplumdan topluma farklılıklar gösterdiği gibi, kadına yönelik şiddetinde oransal olarak toplumdan topluma farklılaştığı görülmektedir. Bu durum toplumların sahip olduğu farklı özellikler ile açıklanmaktadır (Kültürel seviyeleri, Sosyal ve Pedagojik konumlari, Ekonomik ve Refah seviyeleri, v.s...).

Olayin Psikolojik Boyutu :

Psikolojik şiddet kadının onurunu zedelemeye yönelik davranışları içeren bir şiddet türüdür. Bu davranış türü ile kadının psikolojik durumunda ciddi manada tahribatlar yaratılmak istenmektedir. Özellikle kadının özgür iradesi ve bedenine yönelik yapilagelen bu harsel davranış beraberinde cinayetlere kadar taskinliklara sebebiyet vermektedir.

Psikolojik teoriler suçlu davranışın bireyde meydana gelen bazı Psikopatolojik etmenlerin bir sonucu olduğunu savunmaktadır. Bu Psikopatolojik durum bireyin zeka düzeyi ile ilintili oldugu gibi, ahlaki olgunluk ve çoğu durumlarda da ruhi rahatsızlıklar ile açıklanabilir.

Bireyde olagelen İd, Ego ve Süperego gibi kavramların ölçülebilir nitelikte olmayışı psikanalitik teoriye birtakım metodolojik tartismalar getirmesine yol açmaktadır. Bu olguda çokça değinilen kişilik özellikler arasinda : Hallüsinasyon, Psikopati, Nevrozite, Tepkisel Hareketler ve Negatif Duygusallıklar, Anti sosyal kişilik bozukluğu, Schizofhrenik ve Paranoyak sapkınlıklar olarak izah etmek mümkündür.

Psikopatolojik semptomun akabinde oluşan kriminolojik vaka maalesef günümüz toplumlarında sıkça bahsedilen bir kişilik sapkınlık özelliği olarak bilinmektedir. Toplumsal kurallara ve normlara uymama hatta bu kurallara karşı adeta isyanı benimseyen bu bireyler kriminoloji alanında negatif duygusallıklar olarak adlandırılan bu psikopatolojik cinayet işlevlerinde sıkça adını duyuran bir kişilik karakteri olarak gündem bulmaktadır.

Sosyo-kültürel teoriler ise genel anatomisiyle toplumsal yapılar arasında görülen kültürel farklılıklara dikkat çekmektedir. Lakin sosyalleşememiş arkaîk kültürler bu olgu açısından bir zemin kaynağıdır.

Şiddet olayında Ekonomik etken :


Dünyanın tüm ülkelerinde yaşanan ekonomik ve sosyal değişim toplumlar üzerinde çok çeşitli etkilere neden olmaktadır. Bu değişimin beraberinde getirdiği olumsuz etkilerden birisi şiddet davranışında meydana gelen olaydir.

Ekonomik buhranın sebebiyet verdiği Şiddet sadece Aile içi dengenin sarsılması ile sınırlı değildir lakin bu olaydan etkilenen çocukların aynı statü ile toplumsal araenda bir başka çocuğa yönelik uyguladığı şiddet beraberinde toplumsal dengenin mevcut normlarının sarsılmasına ve beraberinde asosyal bir yapının oluşmasına sebebiyet teşkil etmekte’dir. Bu olgudan kaynaklanan patolojik durum aynı zamanda çocuk açısından çarpık bir geleceğin oluşmasına sebebiyet teşkil etmekte’dir.

Şiddet olgusu incelenirken sıklıkla karşılaşılan bir diğer kuram da şiddet kültürü kuramıdır Eğer bireyin içerisinde bulunduğu kültür şiddet davranışını onaylar bir yapıda ise bireyler diğer bireylere daha kolay biçimde şiddet uygulamaktadır.

Bu kapsamda şiddetin bu özel biçimini inceleyen bilimsel çalışmalar kadına yönelik şiddeti fiziksel, cinsel, ekonomik ve psikolojik şiddet başlıkları altında ele almaktadır.

Kadına yönelik şiddet konusunda yapılmış çalışmaların birçoğunda ise şiddet olaylarının temelinde ataerkil aile yapısının bireylerin davranışları üzerindeki olumsuz etkilerinin yattığı kabul edilmektedir. Bu ataerkil yapı erkeğin kadından daha üstün bir rol üstlenmesine ve kadınların erkeğin tahakkümü altına girmesine neden olmaktadır

Fiziksel şiddetin en ağır biçimi sayilan kadın cinayetlerinde Ülkemizde son zamanlarda yapilan istatiksel araştırmalarda yaşama hakları ellerinden alınan kadınların genellikle Erkeklerin : Namus, Töre, Kadının Boşanmak istemesi gibisinden nedenlerle eşlerini öldürdükleri görülmektedir.

Şiddetin önüne geçme ve kontrol altına alma girişimleri :


T.C. Anayasasında yer edinen 6284 sayılı kanunun Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair kanunun 2. maddesinde şiddetin kişinin : Fiziksel, Cinsel, Psikolojik veya Ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya Acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren : Toplumsal, Kamusal veya Özel alanda meydana gelen Fiziksel, Cinsel, Psikolojik, Sözlü veya Ekonomik her türlü tutum ve davranış olarak tanımlanmıştır.

1993 yılında kabul gören Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Bildirgesindeki kadına yönelik şiddet kanununda : Îster kamusal ister özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı bir eylem uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma ibaresi yer edilmiştir.

Kadın erkek eşitliğini düzenleyen bu genel hükümler neticesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından vatandaşların vücut dokunulmazlığı, mal güvenliği ve cinsel dokunulmazlığına karşı işlenebilecek suçları ve bunlara verilecek cezaları düzenleyen Türk Ceza Kanununu hazırlayarak yürürlüğe koymuştur. Bu kanun 5237 sayılı Türk ceza Kanununu 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kanununda cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar başlığı altında düzenlenen cezalarda kadına yönelik şiddet olaylarında sıkça uygulanan hükümlerdir. T.C Kanununun 102, 103, 104 ve 105 inci maddelerinde düzenlenen cinsel saldırı, cinsel istismar ve cinsel taciz suçları bireyin cinsel dokunulmazlığını ihlal eden kişilerin cezalandırılmalarını gerektirmektedir ibaresi mevcuttur.

Uluslararası Platform’da Şiddete Yönelik yaptırımlar :

Kadına yönelik şiddettin önlenmesi ve kadın erkek eşitliği konularında günümüzde en etkili uluslararası organ Birleşmiş Milletler’dir.

Konu ile ilgili olarak temel sözleşmeler ise şu şekildedir :

. Her Türlü ırk ayrımcılığının yok edilmesine dair sözleşme (1965),
. Medeni ve siyasi haklar sözleşmesi(1966),
. Ekonomik ve kültürel haklar sözleşmesi (1966),
. Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın bertaraf edilmesi sözleşmesi (1976),
. İşkence ve Diğer zalimane insanlık dışı muamele ve cezalara karşı uluslar arası sözleşme (1984),
. Tüm Göçmen işçiler ve Ailelerinin haklarının korunmasına dair sözleşme (1990),
. Çocuk hakları sözleşmesi (1990),
. Engellilerin haklarına ilişkin sözleşme (1990),
. Kişilerin zorla kaybedilmelerine karşı sözleşme (2006).

BM temel organlarından birisi olan Ekonomik ve Sosyal Konsey altında 1946 yılında kurulan Kadının Statüsü Komisyonu (KSK) genel olarak kadın hakları konusundaki çalışmaları yürütmektedir.

Dünya Sağlık Örgütün Şiddete yönelik tasarımı :


Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kadına yönelik şiddet verilerine göre kadınların en az %15 dolayında kadının eşleri yada birlikte yaşadıkları erkekler tarafından uygulanan fiziksel şiddete maruz kaldığı anlaşılmaktadır.
Bu bildirgede yer edinen soru yumağında :

. Eşini öldüren erkekler şiddet davranışını kendi ailelerinde yaşadıkları deneyimlerden kaynaklı olabilir mi ?

. Eşini öldüren erkekler namus, aile ve evlilik kavramlarını nasıl anlamlandırmalari nasıl ?

. Suç işlemeye karar verme süreci nasıl gelişmektedir ?

. Suç işlemeye neden olan toplumsal değerler, normlar ve etkenler nelerdir ? şeklinde belirlenmiştir.

Dünya Sağlık örgütü Kadına Siddet ve yapi itibariyle şiddet olayına yönelik Dûnya devletleri ve toplumların içinde bulundukları sağlık sistemleri ile uygulanış biçimlerine’de dikkat çekmekte’dir, lakin, sağlıksız beslenme, tedavi koşullarındaki heterojen konum, ekonomik sebeplerden dolayı istenilen tedavinin gecikmesi veya oluşamaması durumları, Psikolojik sebepler ve Psikolojik tedavilerin önem görememesi, sosyal yaşam koşullarin bulunamayışı veya sosyal alanlardaki soyutluluk, Eğitimdeki yoksunluk veya istenilen eğitim seviyesinin bulunamayışı gibisinden bir çok nedene bağlamakta’dır.

Sonuç olarak :


Kadına şiddet olayı çok yönlü araştırma gerektiren bir konudur, lakin bu olay Farklı sınıf kategorilerinden tutun farklı kültürlerden esinlenen toplumlari içermekte’dir. Bu olgu Sosyal, Kültürel, Ekonomik ve Psikolojik bir olgu biçimidir. Örneğin Sosyo-Ekonomik planda gelişmiş bir toplum içinde olagelen şiddet ile Sosyo-Ekonomik planda geri kalmış bir Toplum içindeki şiddet olayı asla bir olamaz.

Olayın bir diğer boyutu ise Aile sistemi içinde olan uyuşmazlıklar ve dengelerden kaynaklanmakta’dır lakin, aile içi bireyler arasındaki uyuşmazlıklar beraberinde çocuklar üzerinde ciddi manada etkilenmelere sebebiyet verebilmekte’dir ve bu olgudan kaynaklanan çocuk şiddete maruz kaldığı için, şiddet davranışını çevre ile etkileşim sonucunda öğrenme gibi bireysel farklılıklar kadına yönelik şiddetin ortaya çıkmasında etkili olacaktır.

Aile kontrolünün güçlü olması halinde bu olgudan etkilenen birey öz-kontrolünü sağlamış olur ve bu arenada birey yaşadığı toplumun normlarına uyum sağlayacaktır.
Bireye uygulanacak bu kontrolün bir denge halinde olması gerekmektedir aksi halde suçlu davranışa yönelebilecektir.

Unutulmaması gereken bir konu ise bireye uygulanabilecek zorlayıcı tutum sergilendiğinde birey normlara görünürde uyumu sağlayan bireyler ortaya çıkacak gibi görünse’de aslında şiddet kuvvetinden kendisini soyutlamayacaktır.

Psikolojik destek bir diğer bakıma kadının şiddete dönük savunması ve bu konuda bilgi ve savunma metodların saglanmasi açısından bir diğer etkendir. Lakin, kadinin Evlilik kararını görücü usulü olarak adlandırılan sistemle alan kadınlar kendi iradeleriyle ancak ailelerinin onayını almadan evlenen kadınlara oranla daha az fiziksel şiddet deneyimi yaşamaktadırlar, ayrıca, evlenmezden önce bir Psikolog, terapöt ile danışılmadan yapılagelen evliliklerin çoğunun sonuçlarının hüsran olduğu görülmekte’dir. Nitekim denilebilirki maalesef Ülkemizde Psikologlara bu konuda istenilen görev ve yetki alanların verilmemiş olması üzücüdür.

Eğitim bazında, Eğitim seviyesi kadına şiddet olayındaki istismarın bir diğer boyutudur. Lakin eğitim seviyesi yüksek olan toplumlarda şiddet olayı daha düşük, buna mükabil eğitimden yoksun olan toplumlarda bu olay daha yüksektir. Yapılan akademik araştırmalarda eğitim durumu daha düşük olan erkek veya kadınların daha fazla şiddet olayına maruz kaldıkları yönünde bulgular olduğu bilinmektedir.

Eğitim modelindeki sistemden bahsederken, Majorite bazında Dünyanın birçok ülkesinde Psikologların görev olarak Ilkokul, Orta Eğitim ve Lise gibisinden Okullarda görevlendirildikleri bilinmektedir, buna rağmen Türkiye’de bu olgunun halen sistemde bulunamaması üzüntü vericidir.

Netice olarak :


Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak kadina şiddet olayının frenlenmesindeki en büyük etkendir, lakin bu eşitsizliği üreten mekanizmalar mevcut kanunlar tarafindan gözden geçirilmelidir.

Aile kontrolünün sağlanması ailenin almış olduğu bilgi, beceri ve eğitim seviyesi ile endekslidir bu olgu ayni zamanda toplumsal normların bir göstergesidir bu vesile ile bireye uygulanacak kontrolün bir denge halinde olması gerekmektedir ve bu olgunun sağlanmasında zorlayıcı faktörlerden ziyade rehabilite koşulların sağlanması yanında, tedavi etkenlerin koşullandırılması ve iknacı bir yöntemdeki destek şiddet olayının bertaraf edilmesinde etken olacaktır diye düşünmek gerekir. Aksi durumlarda olagelen linçler, suçluya saldırı ve toplumsal öfke hiçbir surette çözüme vesile olmayacaktır.

Toplumsal arenada sağlanabilecek Sosyal destek uygun koşullarda uygulandığında birey normlara uyum gösterecek aksi halde suçlu davranışa yönelebilecektir.

Bilinmelidir ki şiddet davranışı her toplumda görülebilen genel bir durumdur. Hiçbir şekilde suçlu davranışın olmadığı bir toplumun varlığından söz etmek mümkün değildir. Bu olgu toplumsal farklılıklar, eşitsizlikler olduğu müddetçe bireylerin toplumun egemen gücü olan devletin çıkardığı yasaları aynı şekilde özümsemesi beklenemez çünkü bireyler arasında ahlaki, psikolojik ve sosyolojik farklılıklar var olduğu müddetçe yasalara uyumsuzluk gösterme de maalesef var olacaktır. Bu anlamda denilebilir ki kadın ile erkeğin eşit haklara sahip birer varlık olduğu konusunda tüm dünyada yaşanan olumlu gelişmelere rağmen kadına yönelik şiddet toplumsal bir sorun olmaya devam etmektedir.

Sonuç olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliği kadına yönelik şiddet olaylarının ortaya çıkmasında etkili bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadına yönelik şiddet olaylarının önlenmesi ve dolayısıyla da kadın cinayeti konusunda kalıcı çözümler getirilebilmesi için toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Geliştirilecek politikaların bu eşitsizliği yeniden üreten mekanizmaları düzenleyecek boyutta olması büyük bir önem arz etmektedir.

 
 
 
 

 




Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye  

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır.