Gülümse hadi
gülümse bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim hadi gülümse
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir akdeniz olur gülümse...
Tut ki karnım açıktı anneme küstum
Tüm şehir bana küstu...
Bir kedim bile yok anlıyor musun
Hadi gülümse...
Sazlarım vardı ırmaklarım vardı
Çakıl taşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Başkasın...
Kemal BURKAY
Uyku tutmuyordu o gece.
Tutacağa da benzemiyordu. Uyuyabilmek için bir kaç saattir kapalı tuttuğu
gözlerini açtı. Sokak lambası yatak odasını epeyce aydınlatıyordu. Heyecanlıydı.
Babası ile Karakurt nahiyesine,
oradan da bu nahiyeye ait birkaç köye gidecekti. Daha önce Sarıkamış, Selim ve
Kars'a ait birçok köye gitmişti. Ama bu kez hiç anlam veremediği bir heyecan
vardı içinde.
Babası hayvan taciriydi. Sarıkamış hayvan pazarında küçük baş hayvan pek
bulunmazdı, bu nedenle köylere gidilecekti, çünkü en az beş makine ( kamyon)
toklu alınması gerekiyordu. Gaziantep'te ki hayvan komisyoncusuna söz
verilmişti.
Uyumak istiyordu. Yarın erkenden
kalkacaktı. Sokak lambasındaki ışığa bakıp daldı. O gece hafif rüzgâr esiyordu.
Anlamıştı, bu akşam uyku tutmayacaktı. Yatağında doğrulup lambayı yakmayı
düşündü. Ama uyuyamıyor havası vermek istemiyordu. Düşünceler içinde yorularak
sabah ezanına kadar uykusuz kalmıştı. Bir ara dalmıştı. Saat yedide annesinin
uyandırması ile çok zor uyandı. Kalkıp elini yüzünü yıkadıktan sonra sofraya
oturdu. Kahvaltı sonrası kasap Şaban'a ait toros otomobille yola çıktılar.
Otomobili kasabın çırağı Çekdar kullanıyordu. Erzurum yoluna girildi. Çam
ağaçları tören geçidi yapar gibiydi. Orman buradaki yaşama olağanüstü bir
güzellik veriyordu.
Otomobilin önünde
oturuyordu. Birden babasının tok sesi ile irkildi. "Çekdar, yavaş git, acelemiz
yok!" şoför biraz mahcubiyetle "kusura bakma ağam" dedikten sonra aracı
yavaşlattı.
Sarıkamış'tan ayrıldıktan 25
dakika sonra Karakurt'a ulaştılar. Nahiyeye ulaştıktan sonra yol kenarındaki
kıraathaneye gidip, çay içtiler. Çaydan sonra babası, Çekdar'a "git muhtarı
çağır" dedi. O ise ana yoldan gelip giden arabaları seyrediyordu. Bu yol
kavşaktı. Kars-Erzurum ve Türkiye İran yoluydu. İran ve Iğdır'a gidenler, Kars'a
gidenler bu kavşaktan ayrılırdı. Muhtar 15 dakika sonra geldi. Selamlaşma hatır
sormalardan sonra, babası hangi köyde toklu (bir yıllık kuzu) olduğunu, nereye
önce gidilmesi gerektiği, konusunda muhtarın fikrini aldı.
Muhtar, "önce Sıtxan (Eşmecayır)'a
gidelim dedi. Bu köy Sarıkamış'ta kan davasının en acımasız şekilde sürdürüldüğü
ve bugüne kadar 50 yakın insanın öldürüldüğü köydü, daha geçen ay Sarıkamış'ın
merkezinde iki kişi bu kan davasından öldürülmüştü. Bu köyü duyunca heyecanı
ikiye katlandı. Sınıf arkadaşları arasında da bu köyden olanlar vardı.
Dün gece uyuyamamıştı, arabanın
köy yolunda ki sarsıntısı iyice uykusunu getirmişti. Göz kapakları kapanmamak
için direniyordu. Muhtar babasına heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Konuşmalar
uykusunu iyice artırmıştı. Birden araba sert fren yaptı. Yolda derin bir çukur
vardı. Hemen uykusu dağıldı. Babası: "Oğlum, fazla köylere gitmeyeceğiz.
Sıtxan'da Raşit beyin 120 toklusu varmış. Umarım anlaşırız," dedi.
Köye az kalmıştı. Muhtar:
"Ağabey istersen Serdar'ın evine gidelim, sizi orada ağırlayalım," dedi. Babası
"gerek yok," dedi. "Önce Raşit beyle bir anlaşalım, gerisi önemli değil." Bu
hafta Gaziantep'e gitmesi gerektiğini söyledi.
Kışların çok uzun sürmesi
ve soğuk olması nedeni ile bu coğrafyada evler birbirleri ile bitişik gibidir.
Bir evden birçok eve çok kısa mesafelerde gidilir. Evlerin çatıları yoktur.
Çatılar yerine toprakla örtülmüştür. Yaz ayıydı. Ancak buralarda yaz ayıda serin
olurdu.
Doğrudan Raşit
Beyin evine gidildi. Dün akşam buralara çok yağmur yağdığından her yer çamurdu.
Otomobil birkaç patinajla Raşit Beyin kapısına ulaşmıştı.
Kapıya varınca
10 yaşlarında, gözleri çakmak gibi bakan siyah gözlü, sacları simsiyah omzuna
dökülmüş, üzerinde eski basmadan yapılmış kendi bedeninden büyük çiçekli bir
elbise olan çocuk kapıyı açtı.
Muhtar, Kürtçe:
"Mevana me heye"(misafirlerimiz var) dedi. Döndü babasına: "Ağabey bu
kızımız Zozan, Türkçe bilmiyor. Raşit Beyin evlatlığı, anne ve babası yok. Allah
razı olsun bu sabi yetime bakıyor," diyerek açıklamada bulundu.
Zozan ise telaşla
ayakkabıları düzeltiyordu. Sanki konuşulanları anlamış gibiydi. Bir içine
dönüklük davranışı sergilemişti.
Bu davranışın nedeni ile
Zozan'a sordu: "tirki di fem diki?" ( Türkçe anlıyor musun?)
Zozan: "Nızanım,"
dedi. Babasına döndü: "Hiç Türkçe bilmiyor. Demek ki okula gitmemiş,"
dedi.
Raşit Bey, kapıda
karşıladı misafirlerini, "hoş geldiniz" diyerek evlerinin misafir odasına aldı.
"Yorgunsunuz hemen bir çay içelim daha sonra konuşuruz," dedi.
O ise Zozan'ın bakışından
çok etkilenmişti. Babasından izin alarak evin tandır damına (ekmek yapılan kiler
veya mutfak benzeri yer) gitmek istediğini söyledi. Babası izin verdi.
Raşit Bey hemen söz aldı:
"Sinan oğlunun akranıdır. Onun yanına gitsin canı sıkılmaz. Ağabey, Allah
bağışlasın delikanlı okuyor mu?" Babası: "Evet ortaokulu bitirdi bu sene liseye
gidecek." "Maşallah hiç göstermiyor," dedi. Bu konuşmalar devam ederken Sinan
geldi. Misafirlere hoş geldin diyerek ellerini öptü, o da Sarıkamış'ta
ortaokulda okuyordu. Babası okuması için öğrenci evi tutmuştu. Her ikisi de
Sarıkamış'ta aynı ortaokulda okuyorlardı, ama sınıfları ayrıydı. Okuldan
birbirlerini tanıyorlardı. Birlikte tandır damına gittiler. Zozan'ı merak
ediyordu, neden okula gönderilmediği, anne ve babasının vefatını öğrenmek
istiyordu.
Sinan, Zozan'ın
annesinin Zozan'nın doğumunda öldüğünü, babasının ise bir yıl sonra Erzurum'a
giderken trafik kazasında vefat ettiğini, başka kardeşlerinin olmadığını,
uzaktan akrabalarının olduğunu anlattı.
"Kaç yaşında Zozan," diye
sordu . Sinan "9 yaşında" "neden okula gönderilmedi," diye Sinan'a sitem etti,
oda ağır bir tüberküloz geçirdiğini bu nedenle vermediklerini, ancak bu yıl
kesin okula vereceklerini, Zozan'ın da istediğini, tam iyileşmesini
beklediklerini mahcup bir duygu ile belirtti. Zozan'la konuşmak istediğini
söyledi.
Sinan hemen Zozan'ı
çağırdı. "Zozan vira ware" ( buraya gel) Zozan hızla geldi. Sinan "ev
hevalamine" (benim arkadaşım), başını öne eğerek "kijan gunde" (hangi
köyden) Sinan, "mektebe me hev teve" (aynı okuldayız)
Zozan "ya" diyerek sitemkâr bir tavır gösterdi. O, Zozan'a Sinan'dan
aldığı bilgiyi hemen aktarmak istedi, Zozan , "de müjde dıkkım isal mektebe
dinivisin"(bu sene okula kayıttın yapılacak), çakmak gözleri ışıl ışıl oldu
sanki uçacak gibiydi.
Hemen Sinan'a döndü "Raste?"
(doğrumu?) oda yanaklarından öperek "ere" (evet) dedi. Ve hemen
koşarak, "Apa Xezal, de zani isal mektebe dıccım," dedi. (Hazal hala
biliyor musun bu sene okula gideceğim) Zozan'ın mutluluğu ona ayrı bir mutluluk
vermişti. Ama hastalığına kafası takıldı.
Sinan'a
hastalığının ciddi olup, olmadığını sordu. O da: "maalesef çok ciddi,"
dedi. En son Sarıkamış'ta bir doktora götürdüklerini, ilaçlarını kullandığını,
çok iyi bakılması gerektiğini ailecek ellerinden gelen tüm itinayı
gösterdiklerini anlattı.
Zozan'ın
hastalığı onu derinden sarsmıştı. Sinan ile köyü gezdiler. Okuldan birkaç
arkadaşlarını daha gördü. Sohbet ettiler. Babası bu sıra pazarlık yapmış Raşit
Beyin tüm toklularını almıştı. Raşit Bey misafirlerini çok iyi ağırlamıştı.
Köyden ayrıldılar öğleden sonra, Çekdar Sarıkamış yoluna girmişti, onun hala
kafasında Zozan vardı.
Babasının konuşması
ile dikkatini babasına yöneltti, babası "çok iyi pazarlık oldu," dedi. Babasına:
"Raşit Beyin evlatlığı Zozan ağır tüberküloz geçirmiş ve halen iyileşmemiş, ona
yardımcı olmalıyız," dedi. Babası da "bilmiyordum," karşılık verdi. "Raşit Beye
sorarım yapabileceğimiz bir şey varsa yapalım," karşılık verdi. "Baba Erzurum'da
araştırma hastahanesine götürsünler. Bu iş ihmale gelmez sende sağlık
giderlerinde yardımcı ol," dedi. Babası: "Oğlum merak etme yarın Raşit Bey
Sarıkamış'a gelecek parasını alacak ben gereğini yaparım," dedi. Babasının bu
konuşması onu rahatlatmıştı.
Akşam heyecanla Zozan'ı evde anlattı, annesi ve kardeşleri çok üzülmüştü.
Babalarına hemen
yardımcı olması için istekte bulundular. Ertesi gün babası Raşit Beye aldığı
tokluların parasını verirken Zozan'nn Erzurum Araştırma Hastahanesine
götürülmesi için gerekli yardımı yapmıştı. Eve geldi. "Çocuklar Zozan'ı
Pazartesi Raşit Bey, Erzurum'a doktora götürecek Allah'ın izni ile sağlığına
kavuşacak merak etmeyin," dedi. Evin tüm üyeleri manevi bir huzur bulmuşlardı.
Aradan bir ay geçmişti
Okulların açıldığı gün babası çok üzgün eve geldi...
Evde herkes çok korkmuştu! Hemen eşi sordu, "ne oldu?" "Nasıl diyeyim
söylemek zor Raşit Beyin kızı Zozan Araştırma hastahanesinde dün sabah vefat
etmiş," dedi.
O an evde hiç ses
çıkmamıştı, yalnızca nefeslerini his ediyorlardı.
Zozan gülümseyerek
ayrılmıştı…
Okula gideceğini
biliyordu…
Hep gülümse Zozan..Hep
gülümseyin Zozanlar....
Aradan 27 yıl geçmişti,
TV baba beni okula gönder kampanyasının tanıtımını izlerken hep Zozan'ı tanıdığı
o günü tüm sıcaklığı ile his etti, ağlamamak için kendisini zor tutmuştu.
"Zozan Gülümse,"
diyerek içinden mırıldandı.
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.