Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

GÜLÜMSE ZOZAN...

Kemal GÖKCAN/Site Editörü
sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

        Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim hadi gülümse
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir akdeniz olur gülümse...
Tut ki karnım açıktı anneme küstum
Tüm şehir bana küstu...
Bir kedim bile yok anlıyor musun
Hadi gülümse...
Sazlarım vardı ırmaklarım vardı
Çakıl taşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Başkasın...
 
Kemal BURKAY

        
         Uyku tutmuyordu o gece. Tutacağa da benzemiyordu. Uyuyabilmek için bir kaç saattir kapalı tuttuğu gözlerini açtı. Sokak lambası yatak odasını epeyce aydınlatıyordu. Heyecanlıydı.

         Babası ile Karakurt nahiyesine, oradan da bu nahiyeye ait birkaç köye gidecekti. Daha önce Sarıkamış, Selim ve Kars'a ait birçok köye gitmişti. Ama bu kez hiç anlam veremediği bir heyecan vardı içinde.
Babası hayvan taciriydi. Sarıkamış hayvan pazarında küçük baş hayvan pek bulunmazdı, bu nedenle köylere gidilecekti, çünkü en az beş makine ( kamyon) toklu alınması gerekiyordu. Gaziantep'te ki hayvan komisyoncusuna söz verilmişti.

        Uyumak istiyordu. Yarın erkenden kalkacaktı. Sokak lambasındaki ışığa bakıp daldı. O gece hafif rüzgâr esiyordu. Anlamıştı, bu akşam uyku tutmayacaktı. Yatağında doğrulup lambayı yakmayı düşündü. Ama uyuyamıyor havası vermek istemiyordu. Düşünceler içinde yorularak sabah ezanına kadar uykusuz kalmıştı. Bir ara dalmıştı. Saat yedide annesinin uyandırması ile çok zor uyandı. Kalkıp elini yüzünü yıkadıktan sonra sofraya oturdu. Kahvaltı sonrası kasap Şaban'a ait toros otomobille yola çıktılar. Otomobili kasabın çırağı Çekdar kullanıyordu. Erzurum yoluna girildi. Çam ağaçları tören geçidi yapar gibiydi. Orman buradaki yaşama olağanüstü bir güzellik veriyordu.



          Otomobilin önünde oturuyordu. Birden babasının tok sesi ile irkildi. "Çekdar, yavaş git, acelemiz yok!" şoför biraz mahcubiyetle "kusura bakma ağam" dedikten sonra aracı yavaşlattı.

         Sarıkamış'tan ayrıldıktan 25 dakika sonra Karakurt'a ulaştılar. Nahiyeye ulaştıktan sonra yol kenarındaki kıraathaneye gidip, çay içtiler. Çaydan sonra babası, Çekdar'a "git muhtarı çağır" dedi. O ise ana yoldan gelip giden arabaları seyrediyordu. Bu yol kavşaktı. Kars-Erzurum ve Türkiye İran yoluydu. İran ve Iğdır'a gidenler, Kars'a gidenler bu kavşaktan ayrılırdı. Muhtar 15 dakika sonra geldi. Selamlaşma hatır sormalardan sonra, babası hangi köyde toklu (bir yıllık kuzu) olduğunu, nereye önce gidilmesi gerektiği, konusunda muhtarın fikrini aldı.

         Muhtar, "önce Sıtxan (Eşmecayır)'a gidelim dedi. Bu köy Sarıkamış'ta kan davasının en acımasız şekilde sürdürüldüğü ve bugüne kadar 50 yakın insanın öldürüldüğü köydü, daha geçen ay Sarıkamış'ın merkezinde iki kişi bu kan davasından öldürülmüştü. Bu köyü duyunca heyecanı ikiye katlandı. Sınıf arkadaşları arasında da bu köyden olanlar vardı.

         Dün gece uyuyamamıştı, arabanın köy yolunda ki sarsıntısı iyice uykusunu getirmişti. Göz kapakları kapanmamak için direniyordu. Muhtar babasına heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Konuşmalar uykusunu iyice artırmıştı. Birden araba sert fren yaptı. Yolda derin bir çukur vardı. Hemen uykusu dağıldı. Babası: "Oğlum, fazla köylere gitmeyeceğiz. Sıtxan'da Raşit beyin 120 toklusu varmış. Umarım anlaşırız," dedi.

         Köye az kalmıştı. Muhtar: "Ağabey istersen Serdar'ın evine gidelim, sizi orada ağırlayalım," dedi. Babası "gerek yok," dedi. "Önce Raşit beyle bir anlaşalım, gerisi önemli değil." Bu hafta Gaziantep'e gitmesi gerektiğini söyledi.

          Kışların çok uzun sürmesi ve soğuk olması nedeni ile bu coğrafyada evler birbirleri ile bitişik gibidir. Bir evden birçok eve çok kısa mesafelerde gidilir. Evlerin çatıları yoktur. Çatılar yerine toprakla örtülmüştür. Yaz ayıydı. Ancak buralarda yaz ayıda serin olurdu.


           Doğrudan Raşit Beyin evine gidildi. Dün akşam buralara çok yağmur yağdığından her yer çamurdu. Otomobil birkaç patinajla Raşit Beyin kapısına ulaşmıştı.

           Kapıya varınca 10 yaşlarında, gözleri çakmak gibi bakan siyah gözlü, sacları simsiyah omzuna dökülmüş, üzerinde eski basmadan yapılmış kendi bedeninden büyük çiçekli bir elbise olan çocuk kapıyı açtı.

           Muhtar, Kürtçe: "Mevana me heye"(misafirlerimiz var) dedi. Döndü babasına: "Ağabey bu kızımız Zozan, Türkçe bilmiyor. Raşit Beyin evlatlığı, anne ve babası yok. Allah razı olsun bu sabi yetime bakıyor," diyerek açıklamada bulundu.

          Zozan ise telaşla ayakkabıları düzeltiyordu. Sanki konuşulanları anlamış gibiydi. Bir içine dönüklük davranışı sergilemişti.

          Bu davranışın nedeni ile Zozan'a sordu: "tirki di fem diki?" ( Türkçe anlıyor musun?)

          Zozan: "Nızanım," dedi. Babasına döndü: "Hiç Türkçe bilmiyor. Demek ki okula gitmemiş," dedi.

          Raşit Bey, kapıda karşıladı misafirlerini, "hoş geldiniz" diyerek evlerinin misafir odasına aldı. "Yorgunsunuz hemen bir çay içelim daha sonra konuşuruz," dedi.

          O ise Zozan'ın bakışından çok etkilenmişti. Babasından izin alarak evin tandır damına (ekmek yapılan kiler veya mutfak benzeri yer) gitmek istediğini söyledi. Babası izin verdi.

          Raşit Bey hemen söz aldı: "Sinan oğlunun akranıdır. Onun yanına gitsin canı sıkılmaz. Ağabey, Allah bağışlasın delikanlı okuyor mu?" Babası: "Evet ortaokulu bitirdi bu sene liseye gidecek." "Maşallah hiç göstermiyor," dedi. Bu konuşmalar devam ederken Sinan geldi. Misafirlere hoş geldin diyerek ellerini öptü, o da Sarıkamış'ta ortaokulda okuyordu. Babası okuması için öğrenci evi tutmuştu. Her ikisi de Sarıkamış'ta aynı ortaokulda okuyorlardı, ama sınıfları ayrıydı. Okuldan birbirlerini tanıyorlardı. Birlikte tandır damına gittiler. Zozan'ı merak ediyordu, neden okula gönderilmediği, anne ve babasının vefatını öğrenmek istiyordu.

          Sinan, Zozan'ın annesinin Zozan'nın doğumunda öldüğünü, babasının ise bir yıl sonra Erzurum'a giderken trafik kazasında vefat ettiğini, başka kardeşlerinin olmadığını, uzaktan akrabalarının olduğunu anlattı.

          "Kaç yaşında Zozan," diye sordu . Sinan "9 yaşında" "neden okula gönderilmedi," diye Sinan'a sitem etti, oda ağır bir tüberküloz geçirdiğini bu nedenle vermediklerini, ancak bu yıl kesin okula vereceklerini, Zozan'ın da istediğini, tam iyileşmesini beklediklerini mahcup bir duygu ile belirtti. Zozan'la konuşmak istediğini söyledi.

           Sinan hemen Zozan'ı çağırdı. "Zozan vira ware" ( buraya gel) Zozan hızla geldi. Sinan "ev hevalamine" (benim arkadaşım), başını öne eğerek "kijan gunde" (hangi köyden) Sinan, "mektebe me hev teve" (aynı okuldayız)
Zozan "ya" diyerek sitemkâr bir tavır gösterdi. O, Zozan'a Sinan'dan aldığı bilgiyi hemen aktarmak istedi, Zozan , "de müjde dıkkım isal mektebe dinivisin"(bu sene okula kayıttın yapılacak), çakmak gözleri ışıl ışıl oldu sanki uçacak gibiydi.

          Hemen Sinan'a döndü "Raste?" (doğrumu?) oda yanaklarından öperek "ere" (evet) dedi. Ve hemen koşarak, "Apa Xezal, de zani isal mektebe dıccım," dedi. (Hazal hala biliyor musun bu sene okula gideceğim) Zozan'ın mutluluğu ona ayrı bir mutluluk vermişti. Ama hastalığına kafası takıldı.

           
 Sinan'a hastalığının ciddi olup, olmadığını sordu. O da: "maalesef çok ciddi," dedi. En son Sarıkamış'ta bir doktora götürdüklerini, ilaçlarını kullandığını, çok iyi bakılması gerektiğini ailecek ellerinden gelen tüm itinayı gösterdiklerini anlattı.

           Zozan'ın hastalığı onu derinden sarsmıştı. Sinan ile köyü gezdiler. Okuldan birkaç arkadaşlarını daha gördü. Sohbet ettiler. Babası bu sıra pazarlık yapmış Raşit Beyin tüm toklularını almıştı. Raşit Bey misafirlerini çok iyi ağırlamıştı. Köyden ayrıldılar öğleden sonra, Çekdar Sarıkamış yoluna girmişti, onun hala kafasında Zozan vardı.

           Babasının konuşması ile dikkatini babasına yöneltti, babası "çok iyi pazarlık oldu," dedi. Babasına: "Raşit Beyin evlatlığı Zozan ağır tüberküloz geçirmiş ve halen iyileşmemiş, ona yardımcı olmalıyız," dedi. Babası da "bilmiyordum," karşılık verdi. "Raşit Beye sorarım yapabileceğimiz bir şey varsa yapalım," karşılık verdi. "Baba Erzurum'da araştırma hastahanesine götürsünler. Bu iş ihmale gelmez sende sağlık giderlerinde yardımcı ol," dedi. Babası: "Oğlum merak etme yarın Raşit Bey Sarıkamış'a gelecek parasını alacak ben gereğini yaparım," dedi. Babasının bu konuşması onu rahatlatmıştı.
Akşam heyecanla Zozan'ı evde anlattı, annesi ve kardeşleri çok üzülmüştü.

           Babalarına hemen yardımcı olması için istekte bulundular. Ertesi gün babası Raşit Beye aldığı tokluların parasını verirken Zozan'nn Erzurum Araştırma Hastahanesine götürülmesi için gerekli yardımı yapmıştı. Eve geldi. "Çocuklar Zozan'ı Pazartesi Raşit Bey, Erzurum'a doktora götürecek Allah'ın izni ile sağlığına kavuşacak merak etmeyin," dedi. Evin tüm üyeleri manevi bir huzur bulmuşlardı.

         Aradan bir ay geçmişti Okulların açıldığı gün babası çok üzgün eve geldi...
             
Evde herkes çok korkmuştu! Hemen eşi sordu, "ne oldu?" "Nasıl diyeyim söylemek zor Raşit Beyin kızı Zozan Araştırma hastahanesinde dün sabah vefat etmiş," dedi.

          O an evde hiç ses çıkmamıştı, yalnızca nefeslerini his ediyorlardı.

          Zozan gülümseyerek ayrılmıştı…

          Okula gideceğini biliyordu…

          Hep gülümse Zozan..Hep gülümseyin Zozanlar....

         Aradan 27 yıl geçmişti, TV baba beni okula gönder kampanyasının tanıtımını izlerken hep Zozan'ı tanıdığı o günü tüm sıcaklığı ile his etti, ağlamamak için kendisini zor tutmuştu.

           "Zozan Gülümse," diyerek içinden mırıldandı.

    
   ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.




Bize Ulaşın