Eğer hayatınızda gaz zehirlenmesi
yaşadıysanız, ölümle yaşam arasındaki ince çizgiyi farklı bir şekilde
deneylemiş olursunuz.
Bulunduğunuz odaya gaz dolmaya başladığında,
bunun farkında olmazsınız. Farkında olduğunuzda ise çoğu zaman yoksunuzdur.
Kokuyu hissettiğiniz an rahatlarsınız. Gevşer ve karşı koyamaz hale gelirsiniz.
Ölmek için tek yapmanız gereken hiçbir şey yapmamaktır. Yaşamak için konformizme
meydan okumanız gerekir. Farkında olmanız ve bu farkındalığın verdiği
rahatsızlıkla ölüme meydan okumanız gerekir. Ancak bu şekilde bir şansınız
olabilir. Sizi ancak bu ani rahatlık rahatsız ettiğinde yaşama dönmüş olursunuz.
Bugün hayatınızda hiç olmadığınız kadar rahat olabilirsiniz. Ya da rahatsız ama
hissizleşmiş olabilirsiniz. Rahatsızlık sizin için bir yaşam tarzı haline
geldiğinde, rahatsızlığı algılamakta zorlandığınızda ya da onunla yaşamayı
öğrendiğinizde tam olarak bir gaz zehirlenmesi yaşıyorsunuz demektir. Bu türden
bir zehirlenmenin ilk akla gelen belirtileri ise şunlardır:
- Şeylerden zevk alıyormuş gibi yapmak.
- Daha önce sizin dışınızda gelişen olaylara verdiğiniz tepkilere artık tepkisiz
kalmak, olağan görmek.
- Şu anki yaşantınızın sizin kaderiniz olduğunu düşünmek, sanki yüzyıllardır bu
yaşantıyı yaşıyormuş gibi hissetmek.
- Karşılıksız yaptığınız şeylerin sayısındaki azalma
- Kendinizi küçük gruplar içinde büyük bir aktör, büyük resim içerisinde ise
itaatkar bir köle olarak kabul etme eğilimi.
- Kendi küçük dünyanızı, içinde yaşadığınız dünyanın merkezi sanma eğilimi. Dış
etkilerden bağımsız ilişkiler geliştirdiğini düşünme.
- Göstermelik bir kolektivizme bürünmüş solipsizm. Daha doğrusu solipsizme itaat
eden kolektif eylem.
Açıkçası, mevcut zehirlenme durumunu kabul etmek, bununla gittiği yere kadar
yaşamak, yok oluşa kadar bu türden bir yapay rahatlığı hayatın gerçeği olarak
kabul etmek mümkün olabilir. Yine de kendini tanıma ve potansiyelini açığa
çıkarma hak ve özgürlüğünün bireyin elinden ivmelenerek kayıp gittiği gerçeğini
anımsamakta fayda vardır. Bunun nedenlerinden birkaçı şu şekilde özetlenebilir:
- Toplumsal mücadeleler çağı geride bırakıldığından beri üretim araçlarına sahip
olmayan bireyin refah seviyesinin düzenli olarak düşmesi ve bu düşme karşısında
geliştirilen mekanizmaların da düzenli bir şekilde etkisizleşmesi.
- Bu yazıyı okuyan kişinin çok büyük bir ihtimalle üretim araçlarına sahip
olmaması, yani yukarıda sözü edilen düşüşün etkilediği mağdurlardan biri olması.
- Kaybeden pozisyonundaki bireyin, bu kaybın ve piyasanın doğal sonucu olarak
hayatta kalmak için sürekli daha fazla mücadele etmek zorunda olması.
- Hayatta kalmak için hep daha fazla mücadele vermek zorunda bırakılan bireyin
bu mücadele sırasında bugüne kadar biriktirdiği tüm değer yargılarını tümden ya
da durumsal olarak çiğnemek ya da revize etmek, daha doğrusu dejenere etmek
zorunda kalması.
- Hayatta kalmak için verilen ödünlerin, kişiyi sürekli farklı bir kişilik
haline getirmesi ve buna bağlı olarak yaşanan yabancılaşma.
- Yabancılaşmanın etkisiyle kendini gösteren psikolojik ve fizyolojik
rahatsızlıklar. (Özgün olamamanın ve özgür karar verememenin yaptığı baskı
sonucu özgün ve özgür olma yolunda kendini yok etme, uzlaşmacı isyankarı oynama
ya da itaatin olası fiziksel ve metafiziksel ödüllerine bel bağlama. Üç durum da
patolojiktir.)
Tüm bu nedenler ve daha fazlası aynı zamanda zehirlenmenin sonuçlarıdır. Bu
koşullar altında bir zehirlenmeye ihtiyaç duyulur ve yine bu koşullar altında
insanlar başkalaşır ya da yok oluş sürecine girerler, kontrol edilmeleri
kolaylaşır. Belki de bu durumda ilk farkındalık, zehirlenmenin nispeten az
olduğu koşulları hatırlama (yani tarihsel olan ile kurulan bağ) ve diğer
yaşantıların gözlemlenmesi daha kolay trajedilerine ilgi duyma (kişinin kendisi
dışındaki hikayelerle kendi hikayesi arasında kurabileceği olası bağ) yoluyla
sağlanabilir. Bu, rahatsızlığı hissetmenin ilk adımı olabilir.