|
|
Bir
cumartesi günü yalnızlığımı vefalı kitap arkadaşlarımla gidermek amacıyla
şehrin en büyük kitapevine uğradım. Kitapevinde kitaplarla içsel
konuşmalarımı yaparken, rafların birinde beni çağıran bir kitabın sesini
duydum. Bu kitabı ben bulmadım, o beni buldu: Raşit ANARAL’ın “Beni Yuvada
Unuttular” adlı kitabının daha kapağını incelerken içerisinde beni
anlattığını biliyordum.
Kuyrukta beklerken, kasiyere parayı ödemeden ayaküstü
kitabı şöyle bir okudum ve soluğu evde aldım. Bütün işlerimi durdurdum:
Telefonun fişini çektim, bilgisayarımı ve bütün kapıları kapattım, çalışma
odama geçtiğimde sadece kitap ve ben vardım. Dikkatimi dağıtacak bütün
teknolojik ve sosyolojik uyaranlardan uzaklaştım. Beni uyanık tutacak
şekersiz kahvemi en büyük kupada hazırladım.
Kitap ile bakışırken bir yandan da düşünmeye başladım. Bu kitap da
anlatılanların hemen hepsini biliyorum! Çünkü bu kitabın içinde anlatılan
öykü benim öyküm, bizim öykümüz. İnsanın bir kitap ile olan tanışıklığı
nereden gelebilir? Ayrı zamanlarda yaşayan iki farklı insan nasıl olurda
aynı şeyleri yaşadığını düşünür?
Raşit Anaral’ı tanımıyorum. Ama kendisiyle
sanki yıllardır beraber büyümüş gibiyim. Aramızda bir kader birliği var.
Benim bu güne dair anlattıklarımı kendisi yıllar öncesinden yaşamış. Çocuk
yuvasına verildiği ilk günden ayrılışına kadar geçen zaman içerisinde
değişen sadece kişilerin ve yerlerin adları olmuş.
“ Sene 1955, Malatya… Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanı’nın olumsuz cevapları
babamı çileden çıkarmıştı. Ses tonu değişmiş, Başkan’la kavga eder gibi
tartışmaya başlamıştı:
—Sayın Başkan! Eğer bu çocuğu yuvaya almazsan istikbali mahvolacak,
büyüdüğünde sana da, bana da küfredecek!” diye başlıyor kitabına Raşit
ANARAL.
Kitabın sayfalarını çevirdiğimde kitabı okumaya
başlamadım, kitap içerisinde anlatılanları yaşamaya başladım. Kimi zaman bir
filmde, kimi zaman bir şarkıda kimi zaman da bir kitapta yaşarız bu
duyguları. Birisi benden izin almadan yaşadıklarımı kaleme almış ya da
binlerce çocuğun yaşadıklarına tercüman olmuş. “Damdan düşenin halini damdan
düşen anlar” diye bir laf vardır. Yazarın kendisi de damdan düşen biri
olarak bizi çok iyi anlıyor ve anlatıyor kitabında.
Yazar, yuvaya verilişinden itibaren başlayarak
yaşamın zorlu kulvarlarında verdiği tek kişilik mücadelesini anlatıyor.
Çocuk haliyle üstesinden geldiği sorunlar, delikanlılık döneminde yaşamla
olan kavgalar, kavuşamadığı aşk, babasına karşı mücadelesi, hayatta var olma
çabası, özlem var kitapta.
İbret alınması gereken bir yaşam öyküsü.
Bu kitabı sosyal hizmet alanında görev yapanların
mutlaka okuması şart. Çünkü meslek elemanlarının kurum yaşamına çocuk
gözünden bakması ve dilimizden düşürmediğimiz empati kavramını bir daha
sorgulaması gerekiyor. Çocuk yuvası ve yetiştirme yurdunda geçen olayları
anlatan kitaplar bir elin parmağını geçmiyor. Kitapta, literatürde yer alan
tezlerden ve çıkan anket sonuçlarından daha gerçekçi ve yaşanmış bilgiler
yer almaktadır.
Kitabın özetini yazmak niyetinde değilim, zira
özetlenecek bir kitap değil. Baştan sona kadar kelime kelime okunarak
hafızalara kazınmalı. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun çocuk ve
gençlik alanında çalışan meslek elemanları için bir kaynak niteliği de
taşımaktadır.
Bana göre “Beni Yuvada Unuttular” adlı kitabın filme alınması günümüzde
uyduruk film ve dizi senaryolarından daha kalıcı ve etkili olacaktır.
Toplumsal içerikli bu konunun beyaz perdeye de taşınmasını dilerim.
Raşit ANARAL, 1949 yılında Gümüşhane’de
doğmuştur. Malatya Çocuk Yuvasında kaldıktan sonra yönetmen ve senarist
olarak İstanbul’da hayatına devam etmektedir.
Kitabın başında çocuk yuvasına nasıl alındığını
anlatan ANARAL kitabın sonunda ise şöyle demektedir:
Keşke beni yuvada unutsalardı, keşke hiç büyümeseydim…
|
|