|
|
|
KÜÇÜMENCİK ŞEYLER
(YURT GÜNLÜĞÜ 8 )
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
dastanilyas@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
|
Sevgili güncem, yaşamımda özlem duyduğum küçücük
küçümencik hayata dair ayrıntılar var. Bu küçümencik ayrıntılar benim için
ulaşılması ve gerçekleşmesi zor hatta imkânsız olan şeylerdir. Biliyorum
yetiştirme yurdunda kaldığım sürece bu küçümencik şeyleri asla
yaşayamayacağım. Buradan başka gidecek yerimde olmadığından bunlar içimde
uhde olarak kalacaklar.
Karşı binada oturan benim yaşlarımda bir çocuk var. Özellikle
pazar günleri bizim odanın penceresinden onu izliyorum. Benim ranzam camın
kenarında, üst kattaki yatağımda ellerim başımın altında bu ailenin pazar
yaşamlarına onların farkında olmadan gözlerimle ortak oluyorum. Kocaman
camları olan evde olup bitenleri tüm çıplaklığı ile görüyorum.
Bir öyküde okumuştum. İçinde yaşayanların hepsinin mutlu olduğu ve bu
mutluluğun camlarda altın gibi parladığı bir ev varmış. Altın pencereli bu
evin kaç kere rüyama girdiğini hatırlamıyorum. Karşı daire de benim için
altın pencereli ev oldu. Bizim yurdun camlarını hiç böyle altın gibi
parlarken görmedim, her zaman gri ile gümüş renginde bir yansıması vardır.
Altın pencereli evde yaşam o evin annesinin erken kalkmasıyla başlıyor. Orta
boylu, siyah saçlı kadın yatağından erkenden kalkıyor. Salonda ve balkonda
duran camları açarak evin içerisini havalandırıyor. Balkonda ve salonda bir
sera havası yaratan saksılara özenle sabah sularını döküyor. Balkonundaki
sardunyalara, camlarda duran camgüzellerine, akşamsefalarına, menekşelere
hayat kattıktan sonra mutfağa geçiyor. Açık duran balkonda üzerinde kapri
pantolonu ve beyaz tişörtü ile kahvaltı hazırlıklarına başlıyor. Altın
pencereli evde her pazar sucuklu yumurta yapılıyor. Sanırım o evin çocuğunun
ev sevdiği kahvaltı çeşidi. Evin annesi sucukları özenle kesiyor. Domates ve
salatalıklar dilimleniyor. Masaya her seferinde mutlaka iki çeşit peynir ile
limon ve pul bibere yatırılmış siyah zeytin konuyor. Daha sonra dolaptan
kahvaltılıkları çıkarıyor.
Dörtlü ocağın bir köşesinde çaydanlıkta su kaynamaktadır. Çay demlenmeden
önce kadın, kendisine bir kahvelik su alıp çayı ondan sonra demler.
Çaydanlığın altı hafif kısılı yanarken, çıkan buharlar mutfağın içine
dağılır. Sinirli bir yılan gibi hızla çaydanlıktan süzülen buharı izlemek
içimi bir hoş eder.
Evin annesinin kendisine ayırdığı bir kahvelik zaman diliminde, çiçekler
arasındaki balkonda otururken birazdan uyanacak ev halkına ne gibi
sürprizler yapmayı planladığını düşünürüm. Her pazar kahvaltı masasına bir
yenilik katar. Geçen hafta saksılardan budadığı çiçekler ile ne güzel bir
hava katmıştı masaya. Ondan önceki pazar kahvaltısında peynirli börek
hazırlamış bir başka zamanda da küçük televizyonu balkonun bir köşesine
kurmuştu.
Evin annesi mavi baklava desenli balkon masasına özenle kahvaltılıkları
diziyor. Üç kişilik açılan servis ne kadar sade ve özenli. Çatallar,
peçeteler, bardaklar, şekerlik masaya konuyor. Bizim bir dilim peynir, beş
adet zeytin, yarım ekmek ve demir bardakta soğumamak için inat eden şekersiz
çaydan oluşan kahvaltımız aklıma geliyor. Bunları düşününce yemek salonuna
inmek içimden gelmiyor. Altın pencereli evdeki kahvaltı masasında gözlerimle
kahvaltı yapmak bana daha hoş geliyor.
Evin annesi kahvesini yudumlarken evin babası uyanıyor ve balkonda oturan
eşini yanağından öperek günaydın diyor. Seslerini duymuyorum ancak uzun
zamandır onları izlediğim için artık dudaklarını okuyabiliyorum. Kendi
aralarındaki konuşmalardan çocuğu uyandırıp uyandırmamayı tartıyorlar. Evin
annesi kahvaltının birazdan hazır olacağını söyledikten sonra evin babası
çocuğun odasına geçiyor.
Evin içinde çocuğunun yattığı odaya geçen babayı gözlerimle takip ediyorum.
Usulca kapıyı aralıyor ve içeriye süzülüyor. Yatağında uyuyan oğlunu birkaç
dakika izliyor. Rahat ve huzurlu bir uyku uyuyan çocuğun uyurken bile yüzü
mutluluktan sevimli görünüyor. Çocuğun omuzu hizasında yatağa oturan baba,
çocuğu saçlarından okşayarak yanağından öpüyor ve sabah olduğunu söylüyor.
Nazlanarak kalkmamak için yatağında kıvrılan çocuğa sarılıyor babası. Çocuğu
kucaklayarak kaldırıyor. Çocuk kollarını babasının boynuna dolayarak
yatağından kalkıyor. Lavaboda birlikte eğlenerek yüzlerini yıkıyorlar ve
kahvaltı için balkona geliyorlar.
Evin babası çocuğa para veriyor. Apartmanın altında bulunan bakkala ekmek ve
gazete almaya gönderiyor. Çocuğun merdivenlerden inişini, bakkala girişini,
ekmek dolabından ekmek ve gazete alışını görüyorum. Çocuk ekmeği bir
koltuğunun altına alıyor. Eve giderken koltuğunun altında tuttuğu ekmeğin
ucunu tırtıklıyor. Bu davranışı çok hoşuma gidiyor. Çocuğa o kadar özeniyor
ve bu davranışından dolayı kıskanıyorum ki. Ekmeğin ucunu tırtıklamak olayı
gözümde erişilmez bir şey gibi. Ama öyle, ben hiçbir zaman onun yaşında olup
da eve giderken koltuğumun altında duran ekmeği tırtıklayamayacağım.
Büyüdükten ve yurttan ayrıldıktan sonra ancak yapabileceğim bu davranış ile
acaba çocuğun o an ki aldığı ekmeğin lezzetini alabilecek miyim. Sanmıyorum…
Çocuk eve geldikten sonra balkondaki masaya kuruluyor. Evin annesi üzerinde
yağların cızırdadığını gördüğüm sucuklu yumurtayı getiriyor, küçük saplı
tavada. Ekmek dilimlerini kopararak büyük bir iştahla çocuğun sucuklu
yumurtanın yağına ekmek banışını izliyor anne ve babası. İştahla yenen her
lokma gözlerde sevinç parlaklığı yaratıyor.
Çaylar dolduruluyor cam bardaklara. Tavşan kanı çay dedikleri bu olmalı.
Bizim demir bardaklardan çayın ne rengi ne de kokusu bellidir. Dere suyu
gibi bulanık sıcak sıvıyı yediklerimizi sindirmek için içiyoruz. Kimi zaman
bu dere suyu gibi sıvıdan ikinci bardağı alabilmek için kavgalar bile
çıkıyor çocuklar arasında. Oysa altın pencereli evde masada duran
çaydanlıktan boşalan bardaklar anında tavşan kanı çay dolduruluyor.
Altın pencereli evde anne, baba ve çocuk neşe içerisinde pazar
kahvaltılarını yaparken bir yandan sohbet ediyorlar. Sohbetlerin arasına
katılan kahkahalar bana kadar ulaşıyor. Yattığım ranzadan onların her
devinimlerini görüyorum ama onlar benim farkımda değiller.
Mavi baklava dilimli masada altın pencereli evin sakinlerinin, midelerine
indirilenin güzel yemekler olduğu kadar yüreklerine doldurdukları sevgi ve
mutluluk olduğunun da farkındayım. Anne bir peynir dilimi daha uzatıyor
çocuğa, çocuk nazlanıyor. Baba pazarlık yapıyor bunu da yerse birlikte top
oynamaya gideceklerini ya da araba ile gezeceklerini söylüyor. Pazarlığı
anne ile baba kazanıyor, çocuk fazladan bir dilim peynir ve bir bardak süt
içtikten sonra anne ve babasını öperek kahvaltı masasından kalkıyor…
Nöbetçi öğretmenin son kez odaları dolaşarak kahvaltı bitiyor narası ile
kendime geliyorum ve isteksiz adımlarla yemek salonuna iniyorum. Dağılmış
sandalyeler ve kirlenmiş masalardan birine elimde tabldot tepsisi ile
ilerliyorum. Tabldot tepsisinin gözlerinde kibrit kutusu kadar yağsız ve
kuru bir peynir ile sayısı asla onu geçmeyen buruşuk zeytinlere bakıyorum.
Dere suyu kadar bulanık çayın soğumasını beklerken demir bardakta, ağzıma
aldığım lokmaları zorlanarak yutmaya çalışıyorum.
Aklımda altın pencereli evde kurulan mavi baklava dilimli masada duran
yağları cızırdayan sucuklu yumurta ve ucu çocuk tarafından tırtıklanmış taze
somun ekmek var.
|