|
|
|
YENİ GELEN
(YURT GÜNLÜĞÜ 6 )
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
dastanilyas@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
|
Sevgili Güncem, sana şimdi anlatacaklarım
hem bir zamanlar kendi yaşadıklarım hem başka çocukların yaşadıkları hem de
bundan sonra daha başka çocukların yaşayacakları şeylerdir. Serkanlar her
zaman olacak ve bu yüzden anlatacaklarım tekrar tekrar yaşanacak olmasından
ötürü önemlidir.
Yeni gelen! Bu yurt yaşamı lügatinde en sık kullanılan terimlerden biridir.
Çünkü her çocuk yurda ilk geldiğinde yeni gelendir. Kendisinden sonra bir
çocuk daha gelene kadar bu etiket ile dolaşır durur. Hem çocuklar, hem de
personel ona yeni gelen diye hitap eder. Yeni gelen olmak, farklı bir durumu
anlatmaktadır. Sen bu etiketi bir başkasına devredene kadar isminle değil de
bu etiketinle anılırsın. Yeni gelen aşağı, yeni gelen yukarı…
Serkan’ın yaşadıklarına tanıklık etmek, yaşanılanların bir başka hayatta
tekrarlanması gibi bir şey. Ben, bunu daha önce yaşamıştım ya da bu durum,
damdan ben de düşmüştüm ve damdan düşenin halini de yine damdan düşen
anlarmış halidir.
Serkan’ı, sosyal servisteki muşambası aşınmış antika pozu takınmış koltuğa
gömülmüş vaziyette, kayıt kabul işlemlerinin tamamlanmasını beklerken
görmüştüm. Benim yaşlarımda, üzerinde eskimiş kırmızı bir kazak, dizi farklı
renkli bir kumaşla yamalanmış pantolon ve ayaklarında soğuk kuyu denilen
köyde giydiği kara lastikleri vardı. Yeni tıraş edilmiş ala bula saçları,
kara gözleri ile sessizce bekliyordu. İçeride yaşlı bir adam, bir takım
kâğıtları imzalıyor ve uzman abla ile konuşuyordu. Oraya ait olamayan tek
varlık Serkan’dı. O, uzay gemisinden yanlışlıkla başka bir gezegene inmiş ve
şaşkınlık içerisinde beklemekteydi. Beni ona doğru çeken bu uzaylı hali
olmalı.
Kayıt kabul işlemleri sona erdikten sonra, Serkan ve beraberindeki yaşlı
adam yurdun kapısı önünde vedalaştılar. Aslında, yaşlı adam vedalaştı
demeliyim. Çünkü Serkan’ı kara gözlerinden öperken, çocuk buz dağı gibi
duruyordu. Dev bir buz dağı, kımıltısız ve soğuk. Yurdun ön kapısında sekiz
basamaklı merdiven sona erdiğinde artık Serkan için bir başınalık
başlıyordu. Yeni bir yaşam ya da yaşama yeniden başlamaktı bunun adı.
Birilerinin onun adına aldığı daha iyi olacak kararlarından sonra şimdi
buradaydı. Bu kararları verenler kimdi, neden çocukları ailelerinden
uzaklaştırmak ya da alıştıkları sevdikleri ortamlardan koparmak iyi bir
karar oluyordu.
Sonradan dedesi olduğunu söylediği yaşlı adam gittikten sonra Serkan, artık
yurdun yeni geleniydi. Kendisi şimdilik bu terimi anlamıyordu ama o yeni
gelendi. Her yeni gelen gibi merak uyandıran ve bir o kadar yabancı.
Ne yalan söyleyim, Serkan’ın her hareketini, yüzündeki her ifadeyi izledim.
Onunla tanışıncaya, hayatına girinceye ve sonradan en yakın arkadaşım
oluncaya kadar geçen bir kaç dakikalık sürede mercek altında tuttum onu.
Yakınlaşmamızdan uzun bir süre sonra ona karşı ilk gün duygu ve
düşüncelerimi anlattığımda ne yani o kadar acayip mi görünüyordum diye
sormuştu. Evet, acayipti! Yurda gelen her çocuk, ilk geldiğinde acayiptir.
Ben de ilk geldiğimde acayiptim. Yeni gelenin acayipliği kendisinden
kaynaklı değil ki. O an duyulan tanrısal yalnızlıktan ileri gelen bir
acayiplik. Aklına getirmeyi bırak, adını dahi duymadığın bir yaşantının
içine balıklama giriyorsun. Yurdun kapısından adımını attığın an da artık
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Sana, al işte yaşa diye sunulan bir yaşam.
Biraz ödül, biraz ceza…
Sevgili Güncem, şimdi yazarken bazı şeyleri daha iyi anlıyorum. O ilk günü
atlatmak, ilk günü bir türlü geçmek bilmeyen saniyelerinin içerisinde
beklemek ne zormuş. Bunu, Serkan ve ondan sonra yurda gelen diğer yeni gelen
çocuklarda da gözlemledim. Bir çocuğun yurt yaşamında belki de en çok
yardıma ve rehberliğe ihtiyaç duyduğu zaman o ilk gün. Ama nedense, yeni
gelen hakkında kayıt kabul işlemleri tamamlandıktan ve resmi işlemler
bittikten sonra kimsenin ona ne yapacağına ya da ne olacağına dair yardımını
olmaması sence de garip değil mi? Karanlığı yararak ilerleyen ve kör
dehlizlerde yolunu bulmaya çalışan sensin.
Serkan’ı içine düştüğü derin kuyudan çıkarmak için elimi uzattığımda kara
gözlerinde fark edilmenin çakmak çakmak yandığını gördüm. Serkan’la bir
yandan sohbet ederken bir yandan da onun için -şimdilik- devasa bir yapı
olan yurdu gezmeye başladık. Yatakhaneleri, televizyon odasını, etüt
salonlarını, dinlenme salonlarını, yemekhaneyi ve diğer odaları sessiz
gözlerle süzüyor ve muhtemelen hiç de kendini ait hissetmediği –hiçbir zaman
da hissedemeyeceği- bu ortamda nasıl yaşandığını ve yaşayacağını
düşünüyordu.
Bu yaşantı özeti ne sana ne de diğerlerine anlatabileceğim bir şey değil
Günce Arkadaşım. Yurt hayatının bizzat içinde olmak ve bir zaman dilimini
saniye saniye orada yaşamak gerekiyor. Bu yaşamı anlamak ve tanık olmak için
bir süre ayak ve osuruk kokusunda bedeninin tütsülenmesi gerekiyor. Yurt
hayatının nasıl bir şey olduğunu soran Serkan’a böyle söylemedim ama o bunu
ilerleyen günlerde zaten kendisi öğrenecek ne de olsa.
Serkan için zor bir durum olduğunu biliyorum. Bundan sonraki günlerde
dayanma gücünü ortaya koyacak olan ilk geceyi nasıl atlatacağına da bağlı.
Aynı gruba ve odaya verilmediğimiz için ilk gecesinde neler yaşadığını
tahmin edebiliyorum sadece. Bunu çok sonradan konuştuğumuzda düşündüklerimi
yaşadığını itiraf etmişti. İlk gün, gece yatana kadar yurdun çeşitli
yerlerinde birlikte zaman geçirdik. Gece yat saati geldiğinde ona iyi
geceler dileyerek ben de odamda yatmaya gittim. Yatmadan önce onun başını
yastığına koyduğunda neler yaptığını ve aklından geçenleri düşündüm. Bu gece
zor olacaktı, uyuyana kadar karabasanlarla mücadele edecek ve uykusunda bile
sayıklayacaktı. Karanlık odada yatağının içinde, en korktuğumuz zamanlarda
yaptığımız gibi iyice büzüşecek, bedensel olarak ufalacak ve gözlerini
odanın tavanına dikecekti. Karanlığı delen gözlerinin akında yalnızlığına
çare olacak en ufak devinim olmayacaktı. Yanı başında yatan diğer çocukların
horultu ve iniltilerini dinleyecekti. Akşama kadar sıktığı yüreğinin
mengenesi bir an da gevşeyecek ve inatçı bir musluk sızıntısı olarak
gözyaşları yanaklarından yastığına akacaktı. Gözyaşlarını silmek için çaba
sarf etmesine gerek kalmayacak, çünkü gözyaşları akabildiği kadar akacak ve
artık gözyaşı akıtmaktan yorulan gözleri gecenin ilerleyen saatlerinde
kendiliğinden kapanacaktı.
Gecenin sessizliğine eklenecek olan yatak odasının ıssızlığında ilk defa
yaşadıklarını düşünecekti. Hayatında açılan yeni sayfaya artık kendi
kaleminden yazılar yazacak. Elinden tutup yurda getiren dedesine
öfkelenecek, ölen babasını düşünecek, yeniden evlenerek bir daha kendisini
aramayan annesine kızacaktı. Sonra, dedesinin gözlerinden öperek onu bir
başına bırakmasını ve artık bir başına olmanın aslında kendisi olmak yolunda
bir başlangıç olduğunu anlayacaktı. Şimdilik hayal kuramayacak kadar karışık
kafasını ellerinin arasına alacak ve kaderine razı gelmiş olarak gerçekliği
bir tarafından kabul etmeye başlayacaktı. Başka çaresi mi var?
İlk gecesini tahmin ettiğim yeni gelen arkadaşımı kahvaltıya çağırmak için
yatağının başına gittiğimde, hala uyuyordu. Hafifçe sarsarak uyandırmak
istedim ama irkildi, yatakta kendini geriye çektiğinde korktuğunu anladım.
Gözlerini bütün bütün açarak, odanın ışığına alıştığında karşısında beni
görüp biraz rahatladı. Zor bir gece olmuş dedim. Bir şey demedi.
Elini yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltı etmek üzere yemek salonuna gittik.
Gözleri kızarmış ve şişti. Yemek salonunun curcunası ve diğer çocukların
meraklı bakışları arasında ilk kahvaltısını sıkılarak yaptı. Benim okula
gitmem gerektiği için kahvaltıdan sonra geçici olarak ayrıldık. O artık yeni
evinde ve bu evin yeni geleni.
İşte böyle Günce Dost, yeni gelen ve arkadaşım olan Serkan’la tanışmamız bu
şekilde oldu. Onunla çok sık vakit geçirip seni ihmal ediyorum diye bana
darılmıyorsundur umarım. Yoksa darılıyor musun? Senin arkadaşlığın,
dostluğun daha başka Güncem. Sen benim sırdaşımsın, kimselere
anlatamadıklarımı dinleyen vefalı dostumsun.
|