|
|
|
ETÜT RİTÜELİ
(YURT GÜNLÜĞÜ 4 )
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
dastanilyas@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
|
Sevgili Güncem;
Bizim yurt hayatımızda ritüelleşen bir takım davranışlar, alışkanlıklarımız,
yurt çalışanları tarafından konmuş olmazsa olmaz kurallarımız vardır.
Filozof değişmeyen tek şey değişmenin kendisidir demiş ancak bizim günlük
yaşam planımız nedense hiç değişmemiştir. Yurdun girişinde hemen sağda duran
panoda asılı olan günlük yaşam planı denilen çizelge ile hepimizin yaşamı
şekillendirilmekte ve bir plan dâhilinde sınırlandırılmakta. Gün içerisinde;
yataktan kalkış, yemek vakitleri, oyun, etüt, dinlenme ve yatma saatleri hep
bu çizelgeden takip edilmektedir. Diyeceksin ki insan hayatı plansız
programsız olmaz. Buna diyeceğim yok ama bizim adımıza yapılan planlarda
bizimle ilgili hiçbir söz hakkımız yok, benim anlamlandıramadığım ve
kızdığım bu. Günümüz planlanmış yani bu plan dışında özel bir yaşamız yok.
Kurma kolu kurulmuş oyuncaklar gibi, zemberek boşanana kadar dönüp
duruyoruz.
Aslında işler hiç de sanıldığı gibi plan ve programlara uygun olarak
gitmiyor. Plan ve programların yapılmış olmak için yapıldığını düşünüyorum.
Çocuklar için birileri tarafından düzenlenmiş bir plan var mı var! Neyse
plan konusuna fazla girmeden, planda hiç taviz verilmeyen şu etüt meselesi
üzerinde durmak istiyorum. Her akşam tekrarlanan etüt ritüelimizi bir de
benden dinle.
Okul ve yurt diye ikiye bölünmüş bir hayat bizimki. Okuldan yurda geldikten
sonra çantaları ve okul eşyalarını bir yere atıyoruz. Ertesi gün okula
gidene kadar okul çantamız atıldığı yerde hiç kıpırdamadan kaderine terk
edilmiş vaziyette bekler. Okul çantalarımız atıldıkları yerde bekleye
dursun.
Günlük yaşam planında koyu renk ile yazılmış ve her akşam iki saat yapılması
gereken etüt çalışması vardır. Yazının koyulaştırılmasının amacı etüdün
zorunlu ve kaçınılmaz olduğuna vurgu yapmak için. Gizli mesajı doğru
alıyoruz.
Akşam yemeğinden sonra merdiven boşluğu ve koridor duvarlarında çınlayan
“herkes etüde” narası kadar çocukları sarsan bir söz yoktur. Bu naranın
şimşek hızı ile odaları dolaşmasıyla birlikte bütün hepimizin davranışlarına
bir ağırlık çöker. Etüde çağıran ses kadar itici bir ses daha yoktur bizim
lügatte. İşte her akşam tekrarlanan kara mizah hikâyelerine başlangıçtır bu.
Etüt salonuna üç beş dakika daha geç gidebilmek için hepimizin bahaneleri ve
alicengiz oyunları vardır. Son dakikada ihtiyaçlar ortaya çıkar; kimi kalem
defter peşine düşer, kimini tuvalet derdi sarar. Usta etütçü öğretmenlerimiz
hiçbir numaramızı yemezler ve hepimizi eksiksiz olarak etüt salonuna
doldururlar. Bu da onların gözünde başarıdır.
Etüt salonu kocaman bir salon. Masa ve sandalyeler var. Hepimiz kendimize
uygun ya da kafa dengi arkadaşlarımızla aynı masalarda oturmanın uyanıklığı
ve işgüzarlığı ile salonu doldururuz. Öğretmenlerimiz şöyle seslenir
“çıkarın kitaplarınızı, defterlerinizi sessizce ödevlerinizi yapın.” Biz
ödevlerimizi -sözde- yaparken onlar da başımızda bizi izlemeye koyulurlar.
Etüt salonunda ders çalışan arkadaşlarımı izlemeye başlarım. Birçoğunun
önünde ders kitabı yerine ya atlas ya da kütüphane raflarından idareten
aldığı kendisiyle alakasız kalın bir ansiklopedi vardır. Sanırım bu durum
etüt görevlilerince de pek yadırganmaz zaten amaç günlük yaşam planında yer
alan o iki saatlik etüt ritüelini yerine getirmektir. Ayin başlıyor.
Karşı masada Ahmet ile Müjdat isim-şehir oynuyorlar. Bir harf söyleyip, o
harf ile hızla isim-şehir-hayvan adlarını türetiyorlar. Arka masalarda
Cevdet ve Rıza rakamlarla trencilik oynuyorlar. Etüt saatlerinin popüler
oyunlarından biri de atlastan ülke ya da ırmak bulmak. Üç beşi de ülke ve
ırmak bulma telaşında. Metin yarış arabalarına meraklı, matematik defterinin
arka sayfaları kendi eli ile çizdiği jet motorlu ferrarilerle dolu. Salih’in
önünde açık duran kitap kendisinden birkaç sınıf yukarıda olan birine ait.
Nereden düşürdüyse? Süleyman ansiklopediden resim tarıyor faltaşı
gözleriyle. Hikmet’in eli yine çenesinde, gülümsediğine göre etüt sonrasına
muziplikler planlamaktadır. Yüksel adamı öldürür, tek kelime Almancası yok
ama Almanca bir kitabı nasılda dikkatle okuyor numarasında. Ben de bir
yandan Kamil ile SOS oynuyorum bir yandan da ayindeki arkadaşları izliyorum.
Etüt saatinde görevli üç öğretmen, salonun kapısı önünde kendi aralarında
sohbet ediyorlar. Bazen yüksek perdeden gülüyorlar, demek onlarda işin
gırgırında.
Bizim öğretmenleri kandırmamız bizce kolay ya da onlar da kanmaktan memnun
gibi. Bir şekilde herkes halinden memnun; bizler etüt yapıyor görünmekten
onlar da etüt yaptırıyor görünmekten. Durumdan şikayet eden yok nasıl olsa,
her şey yolunda görünüyor.
Etüt kelimesini merak edip sözlükten anlamını buldum. Ön çalışma, bir konuda
ön hazırlık olarak tanımlanmış. Bizim hangi konuda ön hazırlık yaptığımızı
düşünüyorum. Herkes harıl harıl ön hazırlık yapmakta. Yiğidi öldür ama
hakkını yeme demiş atalarımız. Osman ve Altan etüdün hakkını gerçekten
veriyorlar. Onları da yurdumuzun inekleri ilan ettik çoktan. Belki de
başarılı olmalarını kıskandığımız için inek diyoruz.
Yıllardır, istisnasız her akşam etüt yapılır bizim yurtta. Bu kadar düzenli
ve istikrarlı yapılan etüt çalışmalarından da beklenen çocukların başarılı
olmasıdır. Her birinin bu kadar etüt çalışmasından sonra dahi olması
beklenir. Müdür babanın okumaktan başka çareniz yok nasihatlerine
kulaklarımız hep tıkalı kalsada.
Sevgili Güncem, müsadenle hasbel kadar okul ve eğitim konusundaki
görüşlerimi açıklamak istiyorum sana. Şaka bir tarafa okul ve dersleri daha
ciddiye almamız gerekiyor. Hakikaten Müdür babanın dediği gibi hayatta başka
çaremiz mi var okumaktan ve okuyup adam olmaktan başka. Şu etüt meselesinde
yanlış giden bir şeyler var bence. Bir kere bu kadar kalabalık bir ortamda
derse konsantre olmak ve istekle ders çalışmak zor. Her kafadan bir ses
çıkıyor, gürültüyü bastırmak isteyen öğretmeninde narası tam ödev yapmaya
yoğunlaştığında bomba etkisi yaratıyor. Bizde herhangi bir ortamda
çocukların gürültüsünü ya da seslerini kesmelerini istiyorsan onlardan daha
çok gürültü yapman ve bağırman gerekiyor. Bunu yurtlarda çalışanlar kısa
zamanda öğreniyorlar.
Çoğumuz okulda bize anlatılanlarla sınırlı kalıyoruz. Okul öğretmenimizin
kırk dakikalık ders boyunca anlattıkları sınıf duvarları arasında kalıyor.
Okulda öğrendiklerimizi yurda taşıyamıyoruz. Bir gün bu konuyla ilgili
olarak etütte, Kerim öğretmene nasıl ders çalışmamız gerektiğini, etüdün
nasıl yapılacağını, programlı ve etkili ders çalışmanın yöntemlerini
sormuştum. Kerim öğretmen, sanki kendisini diğer çocukların yanında bozma
maksadıyla konuşuyormuşum gibi bana kızdı ve “ukala herif otur çalış”
demişti. İyi de aslında temel problemlerimizden biri birçok arkadaşım daha
nasıl ders çalışması gerektiğini bilmiyor. Geçen yıl karnesinde altı tane
sıfırı olan Salih’in söyledikleri aklımda. Salih de diğer yurt
arkadaşlarımız gibi sınıfın en arka sıralarında, sıkıntıyla dersin bitmesini
bekleyenlerden. Ders çalışmak istediğini ama nasıl yapacağını bilmediğini
söylemişti.
Komiser lakaplı matematik öğretmeni Erkan beye, çözemediğim bir matematik
problemini sormuştum. Erkan bey, yazdı çizdi, uğraştı ve içinden çıkamadığı
problemi okuldaki öğretmenime sormamı salık verdi çözüm olarak. Okuldaki
matematik öğretmeni ile yurttaki matematik öğretmeni arasındaki fark neydi?
Sınıf öğretmenimiz anlatmıştı. Okuldaki öğretmenler de bildiklerini
unutmamak için öğrenciler gibi sürekli ders çalışırlarmış. Kullanılmayan
bilgi çabuk unutulurmuş öğretmenlerimizin de bizim gibi ders çalıştıklarını
öğrendiğimde ne yalan söyleyeyim çok şaşırmıştım. Demek ki Erkan Bey, hiç
ders çalışmadığı için bildiklerini unutmuş. Bize ders çalışmamızı söyleyip
kendisi çalışmıyor işe bak. Bizim yurttaki öğretmenlerimizin ders
çalıştıklarını hiç görmedim doğrusu. Bir Veysi Bey var, sürekli olarak
elinde gazete, kâğıt, kalem bir takım rakamlar yazıyor, sonra onları
topluyor. Sonradan elindeki kâğıtların at yarışı kuponları olduğunu
öğrenmiştim. Yurttaki öğretmenlerimiz eşya, harçlık dağıtmaktan ve bizim
başka işlerimizle uğraşmaktan ders çalışamıyor olmalılar. Haklılar…
Vallahi kaç yıldır yurttayım ve her akşam etüde giriyorum ama etüdün
okuldaki derslere bir etkisini görmedim. Ya biz ya da etüdü yaptıranlar
yanlış yapıyorlar. Sınav zamanlarında ya da ödev yapmam gerektiğinde etüdün
bitmesini bekler, herkes dağıldıktan sonra ortalık sakinleşince işlerimi
yapıyorum. Birçok arkadaşım da benim izlediğim yolu izliyor.
Hal böyleyken etüt saatleri daha değişik ve bizim için de verimli olacak
faaliyetler için kullanılamaz mı? Sabahtan akşama kadar okuldayız, grup
öğretmenizi ve diğer çalışanları sadece etüt saatinde görüyoruz. Gün
içerisinde kısıtlı olarak bir araya gelebildiğimiz bu saatleri sohbet
ederek, sorunlarımızı ya da dertlerimizi paylaşarak geçirsek olmaz mı? Bu
bir araya gelişlerde yaşama dair şeylerden konuşsak fena mı olur? Böyle
söylesem eminim kızarlar bana, zaten düşündüklerimi ifade ettiğim zaman
sivri dilli ve ukala olduğumu söylüyorlar. Bu yüzden ben de düşündüklerimi
özgürce sana anlatıyorum Günce Arkadaşım.
Yurt çocukları olarak Hababam Sınıfı adlı filmlere bayılıyoruz. Belki
defalarca izledik ama her seferinde filmi izlerken sanki ilk defa
izliyormuşuz gibi gülmekten katılıyoruz. Sanırım Hababam Sınıfının
öğrencileri ile kendimizi özdeşleştiriyoruz. Onların haylazlıkları,
yaramazlıkları, hayata dair olan dalgaları bizde de mevcut. Hababam
Sınıfının Mahmut Hocasının bir sözünü hiç unutmuyorum. Öğrencilerin
velilerine çocukların karnelerini verip, beyler-bayanlar bu karnede yazan
notlar çocuklarınızın değil sizin demişti. Her toplantı da “biz bir aileyiz,
aile demek her şeyi paylaşandır” diye söze başlayan müdür babaya söylemek
lazım.
Biz bir aileysek, bizim karnelerde parlayan sıfırlar biraz da sizin oluyor
galiba.
Sevgili Güncem, aman ha sana anlattıklarım aramızda kalsın, yoksa…
|