|
|
|
BABALARA GELDİK (YURT GÜNLÜĞÜ 10)
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
dastanilyas@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
|
Sevgili Güncem, senin kaç tane
baban oldu diye sorsam ağzın bir karış açık kalır, gözlerin futbol topu
kadar büyürdü herhalde! Sen de biliyorsun ki yurtlarda müdürlük yapanlara
biz baba diyoruz. Benim şimdiye kadar kaç babam oldu sayamadım. İçlerinde
unutulmaz olanları aklımda kaldığı kadarıyla sana anlatayım. Sürekli değişen
müdür babalardan dolayı biz de babalara geliyoruz.
Neden bu kadar sıklıkla müdür baba değişiyor dersin, benim çocuk
aklım şimdilik bunu kavrayamıyor. Değişen müdür babalar birbirlerinden o
kadar farklı ve enteresan ki daha birinin huyuna suyuna alışmadan diğeri
çıkıp geliyor.
Yurda geldiğim yılda tanıdığım ilk müdür baba Tarık Kara’ydı. Kayıt
işlerinden sonra beni karşısına aldı ve artık senin evin burası ben de
babanım demişti. Olan biten karşısında dilim tutulmuş ölü balıkgözlerimle
onun hareket eden kocama ağzına bakıyordum.
Tarık baba, kalın sesli, göbekli bir adam. Karşısındakini konuşurken ses
tonu ile döven biri. Kendisi lisede tarih öğretmeni iken bizim yurda müdür
olarak atanmış. Onun idareciliği sırasında Atatürk’ün ne kadar ünlü sözü
varsa öğrendik. Hem kendisi kullanırdı bu sözleri, bununla da yetinmez
çerçeve yaptırıp boş bulduğu duvarlara astırırdı. Bir de pek anlamadığımız
emperyalist güçlerden söz ederdi. Ne zaman toplantı yapsa her cümlesinde
emperyalizm kelimesini kullanırdı. Kendisi emperyal müdür babamızdı.
Tarık babanın kendisinden yarım metre önde giden göbeğinin çok içki
içmesinden kaynaklandığı söylenirdi. Kendisini ne zaman görsem gözleri kızıl
iplerle örülmüş örümcek ağını andırırdı. Korku filmlerinin kızıl gözlü
vampir adamları gibi yüreğimize korku salardı.
Tarık babadan sonra müdür babalık koltuğuna Cengiz Ceviz oturdu. Ankara’dan
sürgün olarak gelmiş biri. Ufak tefek, sarkık bıyıklı çocuk kadar bir adam.
Ne zaman konuşmaya başlayacak olsa önce uzunuzun boğazındaki balgamı
temizler. İki yıl süresince kaldığı müdürlük koltuğunda boğazındaki balgamı
temizleyemedi.
Cengiz babayı koltuğundan kaldırmak için odasına bir kaldıraç düzeneği
kurmak gerekiyordu. Cengiz baba oturduğu yerden kalkmaz, saatlerce koltukta
oturmaktan pantolonun arkası dümdüz olurdu. Babalar çocuklarına hiç küser
mi? Ama Cengiz baba, belki de Ankara’dan sürgün edildiği için bütün
çocuklara küs gibi davranırdı.
Can Savaş baba sporcu kişiliği ile hatırımda kalmış. Kendisi
eski tekvandoculardanmış. Can baba sinirlendiğinde tekmeleri havada kuş gibi
dönerdi. Bir keresinde okula geç kaldığım için sırtıma yediğim tekmesinin
acısın gün boyu çekmiştim.
Vehbi Aslan, hiç de soyadına çekmemiş bir adamdı. Pire gibi zıplayıp
dururdu. En komik hali de kendisinden uzun çocuklara tokat atmaya çalışırken
ortaya çıkardı. Havaya zıplar ve tokat atmak için kısa bacakları üzerinde
debelenirdi. Yerden bitme, boyu standartların altında olduğundan aramızda
lakabını pire koymuştuk. Vehbi baba hiç evlenmemiş. Oysa bize müdür
olduğunda bir anda yetmiş tane çocuğu oldu.
Nasuhi Bıçak, silik bir müdür, daha sonra müdürlüğü
yardımcısına kaptırdığı söylendi. Çünkü kendisi birkaç gün sonra müdür
yardımcı koltuğuna oturdu. Çocukların harçlıklarının uzunca bir dönem
ödenmemesinden ve yurda alınan kömür yolsuzluğunun baş aktörü olarak
soruşturma geçirdi. Babalıktan alındı.
Osman Beren’in, iri kıyım, babayiğit, sarı ve gür bıyıkları, beyaz saçları
vardı. Otoriter ses tonu ile kendisini çocuklara dinletirdi. Yemekhanede
yaptığı konuşmalarda verdiği örnekler hep çocukların yararına ve onların
hayatta başarılı olmalarına dair idi. Çocuklarım, gelecekte masa silen
olmayın, masada oturan masanızı sildiren olun, cebinizde kalem ile gezmek
varken elinizde saplı çalı süpürgesi ile ortalıkta dolaşmayın diye onca dil
döktü.
Müdür babaları birbirinden ayıran temel özelliklerinin başında bıyıkları
geliyor. Bazıları kalın bıyıklı, bazıları ince bıyıklı, bazılarının
bıyıklarının ucu uzundu. En komiği de Vehbi babanın bıyığıydı. Boyu kısa
olduğundan dudaklarını kapatan kocaman bıyıkları sanki yüzüne birisi
tarafından özensizce iliştirilmiş gibiydi. Yürürken birazdan bıyıkları
düşecek ve ağzı kabak gibi açılacak sanıyordum. Çok komik bir hali vardı.
Bu arada babaların ceza verme yöntemi de birbirini tutmazdı.
Tarık baba saçlarımızdan çeker, Vehbi baba kısa bacakları ile diz
kapaklarımıza vurur, Osman baba tek ayaküstünde dakikalarca bekletir, Nasuhi
baba ise kulaklarımız kopacak kadar asılırdı. Sürekli olarak da seni kepçe
kulak yapacağım diye tıslardı.
Günce Dostum, biz yurt çocuklarına üvey evlat muamelesi yapan müdür babalara
boş ver. Yurtta asıl baba hizmetli Süleyman ağabeydir. Bütün çocuklar
tarafından sevilir ve kendisine baba Süleyman diye hitap edilir. Süleyman
baba, elinde çalı süpürgesi bahçe temizliği yaparken hepimiz ona yardım
etmek için sıraya girerdik.
Biz çocuklar için Süleyman baba arkadaş gibidir. Bütün hepimizin en yakın
dostudur. Büyük küçük ayrımı yapmadan hepimizin ayrı ayrı gönlünü
fethederdi. Onunla dertleşiriz, sohbetler ederiz. Maaş aldığında mutlaka
çocuklara çay ısmarlardı.
Bir gün Süleyman baba ile sohbet ederken yurda müdür olmak
için ne gerekiyor demiştim. O da bana üniversite mezunu olmak gerekir
demişti. Ülkede siyasi iradenin değişmesi ile müdürlerin şekillendiğini
söyledi ama bu son dediğinden bir şey anlamadım.
Oysa Süleyman baba ilkokul mezunu olmasına rağmen bütün üniversite mezunu
müdür babalardan daha babacan bir insandı. Müdür babalar çocuklar tarafından
seçilmiş olsaydı bütün çocukların Süleyman babaya oy vereceklerine adım gibi
eminim.
Azimli ve kararlı bir insan olan Süleyman babamız şimdi açık liseye kayıt
yaptırdı. Lise diplomasını aldıktan sonra üniversite okumak istiyor. Keşke
bütün bunlar bir an önce olsa da daha fazla babalara gelmeden Süleyman Bey
yurda müdür baba olsa…
Sevgili Güncem, çocukların duası kabul olurmuş, ben de her akşam Süleyman
baba için dua ediyorum.
|