BİR
YURTTAŞLIK HAKKI OLARAK SAĞLIK HİZMETİ ÜZERİNE…
SHU.Aziz ŞEKER
Sitemiz Yazarı
Sağlıkta yaşanan
yapısal sorunlar; halkın sağlık gereksinimi; fizyolojik, psikolojik, sosyal
iyilik hali olarak içerikleştirilen sağlığın tanımına bir de “ekonomik”
iyilik halinin eklenmesini zorunlu kılmıştır. Bunun yanı sıra yoksulluğun,
gelir dağılımındaki adaletsizliğin günbegün arttığı Türkiye’de sağlık
alanında yaşanmakta olan sorunlar önümüzdeki yıllarda da, reel bir sosyal
devlet paradigması yaşama geçirilmedikçe yoğunlaşacak gibi görünmektedir.
Yakın bir geçmişte sağlık çalışanları ile hasta ve hasta yakınları karşı
karşıyayken, şimdilerde çatışma halindeler. Performans puanlarının baş
döndüren sarhoşluğu süre dursun, sağlık maliyetindeki artış, paket
programının uygulanması, sağlıkta özelleştirme ve sürekli çoğalan hasta
sayısıyla duyulan gurur perdeye akseden görüntünün bir süre sonra ne kadar
da anlamsız olduğunu sergilemiştir.
Sağlık bir yaşam hakkıdır. Bu yaşam hakkına eğitimden, beslenmeden,
konuttan, sosyal güvenlikten ve sosyal refahtan gidilerek ulaşılır. Yaşam
hakkına gidilen yolda bu sözü edilen unsurlarla ulaşmada insanlar ciddi
sosyal sorunlar yaşıyorsa; yurttaşlık için sağlıklı yaşam hakkı önce
kendisini yanlışlıyor diyebiliriz. Buna ek olarak hastane kapılarında
biriken ve iyileşemeyen, sağlık sisteminde ilaç tekellerinin istemlerine
bağlı değişen ilaç bağımlısı geniş bir insan kitlesinin varlığını da
unutmamak gerekiyor.
Yaşanan süreçte sağlık sisteminin önemli bir aktörü konumunda olan hasta,
hastalıkla mücadelesinde sağlık sisteminden beklentilerinde, yurttaş olarak
devletin, kendisine “eşitlik” temelinde sunması gereken zorunlu hizmetlere
ulaşmada “şükür” dolayımına kaçmadan tepkilerini örgüleyebilmesi henüz
aşılması gereken bir sorunsalken, tam karşısında daha çok küresel piyasanın
ekonomik liberalizminin arzuladığı bir kazanç alanında vurdumduymazlığın
nimetleriyle de büyüyen bir sağlık çalışanı camiasının ise sorunlarına
duyarsız kalmayı şimdilik başarıyor olması, sağlık hizmetinde artık
kırılması zorlaşan bir kısır döngüyü de su yüzüne çıkarmıştır.
İlaç yazan, sevk yapan sağlık memuru gibi söylemlerle “doktorluk” mesleğinin
menteşeleriyle oynanmaya başlandığı bu dönemde; sağlık sisteminin işini
layıkıyla yapabilmesi için temel yaşam olanaklarını yükselten sağlık ve
sosyal hizmetlerin yurttaşlık vurgusuyla erişilebilen bir noktada olmasının
yanında mesleğinin gereklerini, meslek kültürünün etik değerlerini
benimseyerek yapmaya çaba sarf eden sağlık çalışanlarının sayısının
çoğalması aslında sorunun çözümü için bizleri doğru kapıya götürebilir.
Türkiye’de ciddi sağlık sorunları yaşanmaktadır. Bu hem sağlık hizmetlerine
ulaşmada hem de sosyo-ekonomik yaşam olanaklarından yararlanmada
gözlemlenebilmektedir. Toplumsal eşitsizlikler dolayısıyla sağlığa
yansılamalarını daha bir derinden hissettirmektedir. Toplumsal duyarlılığa
ve dayanışmaya acilen gereksinim duyan sağlık alanı ancak kolektif bir
çabayla sorunlarına çözüm arayarak girmiş olduğu belirsiz yoldan
çıkarılabilir. Ticarileşen sağlık sistemi yerine sağlıkta eşitsizliklerin
giderilmesi ve sağlık hizmetinin ücretsizlendirilmesi hedeflenerek sağlık
hizmetinin insancıl bir yöne çekilmesi yaşadığımız şu yıllarda bir
gereklilik olarak kabul edilmelidir.