|
|
|
 |
21.
YÜZYIL TÜRKİYE TOPLUMSAL YAPISI VE SOSYAL HİZMET İÇİN BİR ÖNGÖRÜ
Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
shuaziz@gmail.com |
Albert Schweitzer 1952’de Nobel barış ödülünü
almak üzere Oslo’ya geldiğinde, bütün dünyaya şöyle seslenmişti: “Olayları
oldukları gibi görmeye cesaret edelim. İnsan, insan üstüne yükselmiştir… Ama
insanüstü güce erişmenin gerektirdiği, insanüstü akılcılığı
gösterememektedir. Artık şu gerçeği itiraf etmenin zamanı gelmiştir sanırım:
Üstün insan, gücünün artmasıyla birlikte, gerçekte zavallı ve acınacak insan
haline gelmiştir… Uzun süredir anlamamız gereken bu gerçeği, şimdi lütfen
kabul edelim. Üstün insan olmakla, gerçekte, insan dışı bir varlık olduk
biz.”1
İnsanlar birçok şeyin farkında değil! İnsanlar gündelik kaygılarının kölesi,
hırslarının tutsağı oldu. Dünyanın değişebileceğinin bilincine varmadılar.
İnsanlık bu nedenle zarar görüyor. Adalet yok! İnsanlık adaletin ardından
gidemeyecek kadar silik. Tavırsız. İnsansızdır bu insanlık! Sevgisiz,
umutsuz; açbilaç. Bakın resmi verilere göre 1521 ile 1660 tarihleri arasında
Amerika’dan İspanya’ya 18 bin ton gümüş ve 200 ton altın taşındı. Başka
tahminler, transferin bunun iki katı olduğunu ileri sürüyor. Kristof Kolomb,
“Altın dünyanın en mükemmel şeyidir. O kadar ki, ruhları cennete bile
gönderebilir,” diyordu. Yüz yıldan biraz fazla bir zamanda, Meksika’da yerli
nüfusu %90 oranında (nüfusun 25 milyondan 1.5 milyona düştü) azaldı. Peru’da
%95 oranında, Las Casas’ın tahminine göre, 1495 ile 1503 arasında 3
milyondan fazla insan kayboldu, savaşta katliama uğradı, köle olarak
Kastilya’ya gönderildi ya da madenlerde veya başka işlerde telef oldu.2
21. yüzyıl savaşlarla dünyanın yüzünü kanatıyor, bu nedenle Dünya 1500
yıllarının insanına geri döndü. İçindeki vahşet çığlıklarına yenik düştü.
Yoksa bu yüzyılda da bombalar yağar mıydı çocukların, kadınların, korunmasız
insanların bedenlerine?
Sınırsız bir yaratma gücüne sahip olduğunu peşinen kabul etmiş olduğumuz
insan, kendi dışında olup bitenleri edilgin bir seyirci gibi nereye kadar
izlemeye devam edecektir? Kendisini diğer canlılardan ayıran özelliklerin
tahrip ve hattâ yok edilmesine sonuna kadar tahammül edebilecek midir? İnsan
olanaklarının yaratıcılığına ve sonsuzluğuna inanan bir kimse, insanın er ya
da geç bir gün kendi yok edilişine başkaldıracağını kolaylıkla öne
sürebilir. Zaten her tez bünyesinde kendi karşıtını, antitezini barındırmaz
mı?3 Evet karamsarlık ve umutsuzluk kol geziyor dünyada.
İnsanlığı yok eden tehdit radikalleşiyor, sosyal bilim dalı olarak sosyal
çalışma, egemenler ve eşitsizleştiriciler karşısında rahatsız ediciliğini
sürdürüyor…
Hiç şüphesiz kötümserliğe doğru hızla kayan bir dünyada yaşıyoruz. Dünya bir
mutsuzluğun avlusuna diz çöktü. Günümüzde insanlık, dünya barışına her
zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Yaşanabilir bir dünya kurmak için
çaba harcayan insanlar, yaşanan toplumsal sorunlar karşısında bir güç olup
dünyayı değiştirecek yeterliliğe ise henüz sahip görünmüyorlar. Ve ne yazık
ki, günümüz dünyasının gittiği yol, uygarlığa, hak edilmesi bile imkânsız
olan bir vahşeti / sefaleti kabul etmesi yönünde yaptırımlar dayatıyor.
İnsanlık özgürleşecek mi? Köleleşecek mi? Çözülmesi gereken temel sorun bu!
İnsanlığın sezgisi de bu yönde akmalıdır. 21. yüzyılın başında dünyadaki
gelişmelere yakından baktığımızda gördüğümüz şeyler, insanları tartışmasız
olarak dünyanın toplumsal amaçlı / insancıl / bütünsel bir demokratik
devrime gebe olduğu gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu amacı
gerçekleştirmek uğruna verilecek bir eşitlik ve özgürlük mücadelesi,
sefalete sürüklenen insan kitlelerinin benimseyeceği bir sosyal tasarıyı da
artık gün gibi vazgeçilmez kılıyor. Dünyanın yüzünün gülmesi buna bağlı.4
Şunu söylemek istiyorum: Bütün bu koşullarda sosyal çalışmacının temel
sloganı şu olmalıdır: Eşitsizlik kaynaklarını bil, ayrımcılığa karşı dur.
Dünyanın her neresinde bir insana zulüm yapılıyorsa sesini yükselt. Suskun
kalma!5 Yapılan onursuzluklara suskun kalan da yapanın yanında yer almaz mı?
Elbette alır!
21. yüzyıla girdi dünya. Çoğu ideologa göre ulus devlet miadını doldurmuş
gibi görünüyor. Çok kültürlülük yaşanması gereken bir zorunluluk olarak
insanlığa sunuluyor. 20. yüzyılın vardığı sonuç normatifleştirilen insan
hakları söyleminde bir anlam buldu. Ancak dizginsiz sömürü ağı en çokta
üzerine ahlaki bir zemin inşa edilen bu olguyu; yani insan haklarını, bunun
yanında özgürlük, eşitlik, demokrasi, kardeşlik gibi göreceli bir
tarihselliği olan kavramları aşındırdı.
Kısaca dünya daha adaletsiz bir sona doğru gidiyor… Dünya halklarının
ağzında kan tadı var!
Bu kanlı yüzyılda aydına düşen görev ise, “barış, özgürlük ve eşitlik”
savaşımını sürdürmesidir. Bu yolda her ne pahasına olursa olsun gerçeği
haykırmasıdır, öleceğini bilse de!
Türk aydınına ve sosyal çalışma intelijansiyasına düşen görev de bundan
farksız görünüyor.6
Türkiye için ise durum karşı karşıya olduğu güçler analizi açısından daha
bir üzerinde geniş durmayı gerektirecek kadar çetindir. Çünkü; Siyasal
İslam, Güneydoğu sorunu, kentleşme ve demokratikleşme süreci gibi egemen
süreçlerle etkileşim halinde olan 21. yüzyıl Türkiye’sini yönetecek olan
güçler üç büyük kurum olarak belirginleşmektedir. Birinci büyük güç, 2000’li
yıllarda artık iyice gelişmiş olan büyük sermayedir. Büyük sermaye 21.
yüzyıla kitle iletişim araçlarının mülkiyetini de ele geçirmiş olarak
girmekte ve böylece, toplumdaki en önemli ‘sosyalizasyon’ aracını doğrudan
denetleyerek, toplumu biçimlendirmekte en etkili güç olmaktadır. 21.
yüzyılda Türkiye’yi yönetecek olan ikinci büyük güç, PKK tehdidi ve siyasal
İslam’ın şeriat özlemleri sürdüğü sürece aktif politikadaki ağırlığını
koruyacak olan askeri bürokrasidir. Üçüncü etkili güç, küreselleşme
sürecinin de etkisiyle, Batı dünyasının lideri Amerika Birleşik Devletleri
olarak ortaya çıkmaktadır.7
Timur’a göre de Türkiye’nin 21. yüzyıldaki panoraması anlatılanlardan farklı
değildir; küreselleşme sürecine üç büyük sorunla katılan Türkiye’de,
küreselleşme bu üç büyük sorunu etkileyerek, şiddetlendirmekte,
şekillendirmektedir. Bu sorunlar iktisadi kriz, Kürt sorunu ve köktendinci
akımın giderek güçlenmesi ve yer yer şiddete başvurmasıdır.8
Türkiye insanı varlığını ve geleceğini bu anlatılanların ışığında
sınayacaktır, kuşkusuz sosyal çalışma da…
Dünya tükeniyor! Gözlerinde yaşlar… Gelecek için yeni başlangıçlar yapmaya
gereksinim var; hayat denen “süreci” onurlu ve refah içinde geçirmek için,
çocuklarımız, özlemlerimiz, aşklarımız, mutluluğumuz, yüreğimizdeki düşsel
şiirin dinmemesi için. Yaşamı güzelleştirecek bir mücadeleyi yaşamın her
alanında gerçekliğe yüreğimizle taşımamız gerekiyor…
İnsanlık değişecektir. Çektiği bütün acılara, kanlı savaşlara, silah
tacirlerinin kirli oyunlarına, yoksulluklara rağmen… Çünkü bugün artık
gezegenin ve insanlığın geleceği tehdit altında bulunuyor.9
Sosyal çalışmanın ortaya çıkışı, temelde, herkesin toplumdaki hizmet ve
olanaklardan eşit olarak yararlandırılması inancına dayanır.10 Ve şimdi bu
inancı sürdürmektir ve bunun mücadelesini yapmaktır asıl olan.
Toplumsal ve politika boyutunda önem taşıyan bu mesleğin temel ilkeleri;
gelir dağılımı, sosyal adaletin sağlanması, fırsat eşitliğinin oluşmasıdır.
Bu temel ilkeler zaten, bir toplumun siyasallaşmasının, ekonomik ve sosyal
politikasının ve gelişmesinin de temel ilkeleridir. O bakımdan sosyal
hizmeti sadece olanaksız olanlarla bağdaştırmak yanlış olur. Başlangıçta,
bilhassa feodalitenin çözülmesi, kentleşme sürecinin ya da endüstri öncesi
toplumların ortaya çıkması aşamasında, yeni oluşumlara uyum sağlayamayan
insanlarla çalışılması nedeniyle, yoksulluğun getirdiği sorunlara bir çare
olarak ortaya çıkmış ise de; kuramları, siyaseti ve ne tür hizmetler
verilmesi gerektiği saptanmış bir meslektir.11
Yoksul kitlelerin tarihsel özlemlerine yaptırımlar uyguluyor egemenler! 21.
yüzyılda insanı yönlendirme ihtiyaç olarak yeniden belirdi. İnsanoğlu
yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyor. Vahşi bir toplum modeli dayatılıyor;
savaşlarla, kanla, insanlık suçuyla övünen toplumlar isteniyor. Nükleer
savaş olasılığı, ekolojik yıkım, engellenemeyen nüfus patlaması, küresel
ekonomik mübadelenin çöküşü ve diğer gizil küresel felaketler herkes için
cesaret kırıcı bir tehlike ufku oluşturmaktadır.12
Ve sona doğru giderken: Zihinlerimizi özgürleştirmeliyiz.13
Yaşam tarzımızı, insanla dolu varlığımızı, umudumuzu, aşkımızı, emeğimizi
özgürleştirmeliyiz! Kaybetsek de! İstediğimiz ne ola ki, kuşkusuz, insanın
insanca yaşayacağı bir dünya! Aklın, bilimin, emeğin başköşeye oturtulduğu
bir dünya! Eşitliğin, kardeşliğin sömürüsüz ve barışçı dünyası! İçinde
yaşadığımız gerçekliğin doğruları bunlar.14
Yaşamak istediğimiz de bu!
Sosyal çalışmanın amaç diyalektiği; sefaleti / sadakayı / sosyal
dışlanmışlığı / ötekileştirmeyi yaşayanların psikososyal iç görülerini
geliştirmek, yaşadıkları toplumsal gerçeği değiştirmelerini, zorunluluğun
bilincinden hareket ederek sosyal işlev yüklenmelerine yol açarak mutluluğa
ve refaha giden sosyal mücadelede aydınlık dolu yolu görmelerini
kolaylaştırır. Bu minvalde, toplumsal mücadele güçlerini bir çatı altında
örgüleyerek sosyal devlet yapısını, sosyal yurttaşlığı güçlendirir.
Dipnotlar
1. Fromm, Erıch: Sahip Olmak Ya da Olmak. Çev. Aydın Arıtan. Arıtan Yay.
İstanbul, 1982, s. 19
2. Beaud, Michel: Kapitalizmin Tarihi. Çev. Fikret Başkaya. Dost Yay.
Ankara, 2003, s. 18-19
3. Tolan, Barlas: Çağdaş Toplumun Bunalımı (Anomi ve Yabancılaşma) AİTİA
Yay. 132. Ankara, 1980, s. 284
4. Şeker, Aziz: Sosyal Hizmette Paradigma Arayışları. Sabev. Ankara. 2006.
VII-VIII
5. Şeker, Aziz: Küreselleşen Dünya’da Geleceğin Sosyal Hizmeti (Meslek
Tartışmaları 2). Sabev Yay. Ankara, 2004, s. 38
6. Şeker, Aziz: A. g. e., 2004: 196
7. Kongar, Emre: 21. Yüzyılda Türkiye (2000’li Yıllarda Türkiye’nin
Toplumsal Yapısı) Remzi Kitabevi. İstanbul, 1999, s. 43-44
8. Timur, Taner: Küreselleşme ve Demokrasi Krizi. İmge Yay. Ankara, 1996, s.
141
9. Beaud, Michel: A. g. e., 2003: 290
10. Kongar, Emre: Sosyal Çalışmaya Giriş. Sosyal Bilimler Derneği Yay.
Ankara, 1972, s. 146
11. Dönümcü, Şadiye: Yaşamla Bütünleşen Bir Mesleğin Öyküsü. (Sema Kut ve
Sosyal Hizmet) SHUDGM Yay. Ankara, 2004, s. 160
12. Giddens, Anthony: Modernliğin Sonuçları. Anthony Giddens. Çev. Ersin
Kuşdil. Ayrıntı Yay. İstanbul, 2004, s. 127
13. Thompson, P.E: Teorinin Sefaleti. Çev. A. Fethi Yıldırım. Alan Yay.
İstanbul, 1994, s. 260
14. Tanilli, Server: Yaratıcı Aklın Sentezi. Adam Yay. İstanbul, 2003. s.
470
(Bu yazı
http://www.toplumvesiyaset.com/ yayınlanmaktadır)
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|