|
M. Cengiz YILDIZ [**]
Abstract
The phenomenon about the necessity of growing child in such a family
consists of mother, father and brothers or sisters due to physically,
intellectually and psychologically healthy of child is emphasized by
scientists from various disciplines. As a consequence of lack of
family love, sincerity, compassion and hotness; character defeats,
lack of social adaptation and some physical defects for children are
unavoidable.
Children may be deprived of family because of dying one or both of
mother and father, divorcement, war or natural disaster etc. Children,
suffered from this situation, take up such an insufficient position
from the point of love, care, living environment and education etc.
Bearing these deficiencies, for children, to behave certain number of
behavior disorder (personal / ordinary crime, common crime / terror,
burglary, drug addiction etc.) and to be a burden for other people
throughout his or her life is inevitable.
As a result of dying one or both of mother and father, to gain
children in need of guarding back to society various techniques are
used. These are institutional care, group houses, protective houses,
adoption of a child and providing services near by families and close
relatives.
Likewise most of the countries, institutional care application is
common in our country, too. Nursery schools and orphan asylums under
supervision of Society for Social Utilities and Protection of Children
aim to serve most of orphan children. Nevertheless, it is a fact that
even the most perfect nursery school and orphan asylum cannot give the
atmosphere existing in a family. Nitschke indicates there is no
‘entrance’ to come into world for a child who didn’t found mother
compassion and care.
Social integration of orphans as subject matter of this study,
children live in Diyarbakır Society for the Protection of Children
whose one or both of mother and father died will be dealt with.
Possible further and current social integration problems of these
children will be examined. Although they are in an environment more or
less socially adapted (friend, teacher etc.), it’s a fact that an
unfamiliar environment/society is waiting for them when they left
these institutions. Not being lived in this natural environment
results in possibility of different response to the norms and values
of this environment from which we accustomed to and so being in
relatively discrepancy manner.
Children, live in orphan asylum but inevitably leave when they come
into adult age, respect such a view related to their further life in
level will be able to affect their social integration. It’s a
necessity that problems must be determined and solutions must be
derived for these children not to make them pity and peculiar after
they leave these institutions and take part into society. To take a
step mentioned above, private institutions beside official
institutions and their coordination will be able to satisfy this
integration at the highest level.
Giriş
İnsanın bedensel, zihinsel ve ruhsal açıdan sağlıklı bir gelişim
gösterebilmesi için; anne, baba ve kardeşlerden oluşan aile içinde
yetişmesinin gerekli olduğu biçimindeki olgu, farklı dallardaki bilim
adamları tarafından ortaya konulmaktadır. Aile yuvasının yakınlığı,
sevgisi ve anne-babanın şefkat ve sıcak ilgisinden yoksun kalan
çocukların, şahsiyet gelişimi bozukluklarına maruz kalmaları, topluma
uyum sağlayamamaları ve yine gelişme açısından birtakım eksiklikleri
üzerlerinde barındırmaları kaçınılmazdır.
Çocuklar; anne-babadan birisinin veya her ikisinin ölmesi, savaş,
doğal afet, anne-babanın ayrılması, yurt dışına gidilmesi, evlilik
dışı ilişkilerin varlığı vs. nedenlerle aile ortamından
uzaklaşabilirler. Bahsedilen durumlara maruz kalan çocukların; sevgi,
ilgi, yaşama ortamı, eğitim vs. açısından yetersizlik içinde
bulunmaları ise kaçınılmaz olacaktır. Bu eksiklikleri üzerinde
barındıran çocukların, ileriki yaşamlarında birtakım sapma
davranışlarda (ferdi/adi suç, yaygın suç/terör, hırsızlık, uyuşturucu
madde kullanımı vs.) bulunmaları ve ömrü boyunca başka insanlara “yük
olma”ları ihtimali bulunmaktadır.
Anne, baba ya da hem anne ve babanın ölmesi sonucu korunmaya muhtaç
olan çocukların topluma kazandırılması yönünde farklı teknikler
kullanılmaktadır. Bunlar; kurum bakımı, grup evleri, koruyucu evleri,
evlat edinme ve çocuklara kendi aileleri / yakın akrabaları yanında
hizmet sağlanması biçiminde sıralanabilir.
Aile ortamından uzak kalan çocukların, toplumsallaşmaları için farklı
teknikler varken, bunlardan en başarılı olanın koruyucu aile bakımı
olduğu, yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Koruyucu aile bakımı,
her ne kadar ülkemizde çok uygulanan bir teknik olmasa da, gelişmiş
ülkelerin çoğunluğu bu alanda yoğunlaşma göstermektedirler. Spitz,
Bowlby, Aubry gibi bilim adamları, çocuklar üzerinde yaptıkları
araştırmalarda, anne sevgisinden mahrum olarak yetişen çocukların, ruh
sağlığının ileride telafi edilemeyecek düzeyde bozulduğunu ifade
etmektedirler [1].
Koruyucu aile bakımı, çocuk için uygun bir ortam meydana getirme
yanında, ailesizlikten dolayı olumsuzluklar yaşamış çocuklar için,
“yeniden uyum sağlama” (readaptation) gibi bir işlev de görmektedir
[2].
Ülkemizde yapılan birçok araştırmada; çocuk yuvası, yetiştirme yurdu,
ıslahevi gibi kurumlarda kalan çocukların zihinsel, psikolojik ve
toplumsal açıdan uyum problemleri içinde oldukları ortaya çıkmıştır
[3].
12-24 yaş arası gençlerin en çok; psiko-fizyolojik ve cinsel gelişim,
kişilik yapısı, ekonomik durum ve boş zamanların değerlendirilmesi
açılarından sorun yaşadıkları bilindiğinden [4] birçok araştırmanın bu
problem alanını esas aldığı dikkat çekmektedir.
Dünyada birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de kurum bakımı
uygulaması yaygındır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun
denetimi altında olan çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları,
ailesinden ayrılmak durumunda kalan çocukların büyük bir kısmına
hizmet vermeyi amaçlamıştır. Ancak, en mükemmel yetiştirme yurdu ve
çocuk yuvasının bile, ailedeki “hava”yı veremediği bir gerçektir.
Çocuk yuvası ve yetiştirme yurdu biçimindeki oluşumların, insanların
toplumsallaşması ve bireysel gelişimini sağlamasından dolayı, “tampon
kurum” [5] olarak nitelendirilmesi mümkündür.
Öksüz ve yetimlerin sosyal bütünleşmelerinin konu edinildiği bu
çalışmada, Diyarbakır Yetiştirme Yurdu’nda kalan; annesi, babası ve
hem annesi hem babası ölmüş çocuklar ele alınacaktır. Bahsedilen
çocukların, şu an devam edegelen ve ileride görülmesi muhtemel olan
toplumsal bütünleşme problemleri üzerinde durulacaktır. Çocuklar şu
anda, az-çok adapte oldukları bir sosyal çevre (yurt arkadaşı,
öğretmen vs.) içinde bulunuyor olsalar da, bu kurumdan ayrıldıktan
sonra, onları, “yabancı” bir çevrenin / toplumun beklediği bir
gerçektir. Bahsedilen bu doğal çevre içinde yaşanmadığından dolayı,
bahsedilen kişilerin, buranın değerleri ve normlarına karşı
“alışılmışın dışında” bir karşılık vermeleri ve bundan dolayı da
göreli bir uyumsuzluk hali içinde olmaları olasıdır.
Öksüz ve Yetim Kavramları
Öksüz; annesini kaybetmiş, annesi ölmüş çocuk, anasız, hem annesini,
hem de babasını kaybetmiş çocuk biçiminde tanımlanabilirken, yetim
ise; babası veya hem babası, hem annesi ölmüş çocuk olarak ele
alınmaktadır [6]. Günlük kullanışta öksüz, annesini kaybeden çocuk,
yetim ise, babası olmayan çocuk anlamında kullanılmaktadır.
Kur’an’ın birçok ayetinde (Bakara:215, Bakara:220, Nisa:2-3, Nisa:6,
Nisa:8-10, Nisa:36, Nisa:127, Nisa:152, Enfal:41, İsra:34, Kehf:82,
Haşr:7, Gaşiye:17, Fecr:17, Beled:14-16, Duha:6, Duha:9), öksüz ve
yetimlerin korunması, onlara haksızlık edilmemesi gibi konular
işlenirken, İncil’de, Yakup’un Mektubuna Giriş 1:27’de, kişinin
öksüzlerle dulları ziyaret etmesi ve onlarla ilgilenmesi, dindarlığın
en önemli ölçütlerinden birisi olarak ele alınmaktadır.
Toplumsal Bütünleşme
Kişinin sosyalleşmesinde; aile, okul, iş, oyun, arkadaş grubu, akran,
kitle iletişim araçları, sanat ürünleri vs. unsurlar etkin rol
oynarken, yetiştirme yurdu ve çocuk yuvası da, bir yönüyle ailenin
görevini, bir yanıyla da okulun işlevini tamamlamaktadır. Bahsedilen
işlevin gereğince yerine getirilmesinin ölçüsü, yurt ya da yuvanın
aile ortamına benzeme derecesidir. Bu kurumlarda, “aile havası”
yakalanabildiği ölçüde, toplumsal açıdan bütünleşme problemi yaşamayan
veya bu problemi “çok hafif atlatan” kişilerin topluma
kazandırılmaları mümkündür.
Toplumsallaşmada, önemli olan kurumların etki dereceleri ve
öncelikleri de önemli bir konudur. Toplumsallaşmada, birinci derecede
önde olan kurum aile olmalıdır. Bunu okul, iletişim aracı, çevre gibi
unsurlar takip etmelidir. Bahsedilen sıralamanın gerçekleşmemesi,
sosyalleşmenin ya da toplumsal bütünleşmenin sağlıklı olduğu konusunda
birtakım şüpheleri akla getirmektedir.
Sosyalleşmek kısaca, “benimsemek” olarak ele alınabilir. Toplumun
düşünce kategorilerine, fikir sistemine, inançlarına, geleneklerine,
ahlaksal değerlerine uyum sağlanılması, toplumsal bütünleşme
çerçevesinde ele alınabilir. Aynı zamanda, bir grup ya da topluluğun
yaşam biçiminin ve davranış örüntülerinin öğrenilmesi; değer, norm ve
beklentilerin benimsenerek kişilikle bütünleştirilmesi de bu çerçevede
değerlendirilebilir. Toplumun yaşama biçimi, bilgi birikimi ve
deneyimleri, becerileri, alışkanlıkları, ilgileri, değer yargıları,
inanç sistemi, yaptırımları, davranış kalıpları, beklentileri,
idealleri gibi unsurlar, bütünleşme ya da toplumsallaşmada önemli
faktörler olarak ele alınabilir [7]. Sosyalleşme, ayrıca; “bireyin,
içinde yaşadığı toplumun, normlarını, değerlerini, kendisinden
beklenen rolleri, tutumları ve davranış yapılarını, toplumsal
etkileşim için gerekli becerileri, benlik ve kimlik duygusunu kazanma,
içinde yaşadığı kültürü içselleştirme süreci” [8] olarak da
tanımlanabilir. Marshall, toplumsallaşma-toplumsal bütünleşme
kavramını şöyle ele alır; gerek toplumun norm ve değerlerini
içselleştirerek, gerekse toplumsal rolleri (işçi, arkadaş, yurttaş
vb.) yerine getirmeyi öğrenerek, toplum üyeleri haline gelmeyi öğrenme
süreci [9].
Bu çalışmada, toplumsal bütünleşme; sosyalleşme, toplumsallaşma ya da
sosyalizasyon gibi kavramlarla eş anlamlı olarak kullanılacaktır.
Bütünleşme kavramı çerçevesinde kişinin; bedensel, duygusal, sosyal,
ahlaksal, dinsel, eğitsel, mesleksel, ekonomik, zihinsel vs.
özellikleri ele alınacak ve bu özellikler açısından kişinin gelişim
düzeyi hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.
Türkiye’de Korunmaya Muhtaç Çocuklarla İlgili Kurumların Kısa Tarihi
Türk dünyasında yardımlaşma amaçlı vakıfların temelinin, Uygur
Türkleri tarafından atılmış olduğu, yapılan araştırmalarda ortaya
çıkmıştır [10]. Türk insanı, yardımlaşma ve muhtaçların korunmasını,
dinsel bir görev gibi bilmiş ve geçmişten günümüze kadar, bu görevi
vakıflar aracılığıyla yerine getirilmesini sağlamıştır [11].
Vakıf sisteminin, İslam’ın kuruluş dönemlerinden itibaren oluşmaya
başladığı görülmektedir. Osmanlı’da kurulan vakıfların en önemlileri
Fatih Vakıfları olurken, bu vakıflarda, çocukların korunmasına ilişkin
özel hükümler bulunmaktadır. 18. yüzyılın başlarında, kimsesiz
çocuklara verilmek üzere, hayvan sahiplerinden, tacirlerden ve maden
sahiplerinden vergiler alınmıştır. 1860’lı yıllardan sonra, bakımsız,
yetim ve öksüzler için yuvalar açılmıştır. Bu yuvalarda, çocukların
durumuna uygun birçok sanat öğretilmiş [12] ve bu sayede, bu
çocukların / gençlerin kısa sürede “hayatını kazanmaları”
sağlanmıştır.
Osmanlı’da kimsesizlerin, yoksulların, talebelerin, misafirlerin vs.
kalabilecekleri mekanlar, genel olarak imaret adı altında ele
alınabilir. Evliya Çelebi, 18 krallık ve padişahlık gezdiğini ve
Osmanlı’daki kadar imarete hiçbir yerde rastlamadığını ifade
etmektedir [13].
1873’te Darüşşafaka, 1896’da Darülaceze, 1899’da [14] sadece çocuklara
bakmak üzere kurulan ve ücretsiz olan Şişli Çocuk Hastanesi, 1915’te
ise Darüleytamlar açılmaya başlanmıştır. Himaye-i Etfal Cemiyeti,
Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda 1921’de kurulmuştur. Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ise, 24.05.1983 tarihinde çıkarılan
2828 sayılı yasa ile, ilgili kurumların bir devamı olarak faaliyete
başlamıştır [15].
Korunmaya muhtaç çocuk kavramı, kanunda (SHÇEK Kanunu, m.3/b); “beden,
ruh ve ahlak gelişimleri ve şahsi güvenlikleri tehlikede olup, ana
veya babasız, ana ve babasız, ana veya babası veya her ikisi birden
terkedilen, ana veya babası tarafından ihmal edilip, fuhuş,
dilencilik, alkollü içkileri veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi
her türlü sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız
bırakılan ve başıboşluğa sürüklenenler” [16] biçiminde
nitelendirilmiştir.
Korunmaya muhtaç çocukların; “Türk örf, adet, inanç ve milli ahlakına
sahip, kendisine güvenen, insan sevgi ve saygısıyla dolu, Atatürkçü
düşünceye uygun olarak yetiştirilmeleri, bir iş ve meslek sahibi
yapılmaları, koruma kararı kalktıktan sonra da, toplum içinde
izlenmeleri ve imkanlar ölçüsünde desteklenmeleri”nin, devletin bir
görevi olduğu kanunla belirlenmiştir [17].
1990’lı yıllarda, 150 civarında yuva ve yetiştirme yurdu ve buralarda
kalan 15.000 civarında çocuk / genç bulunmaktadır [18].
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, 81 İlde İl Müdürlükleri ve
bağlı kuruluşları ile, ülkemizde korunmaya muhtaç çocuk, genç, yaşlı,
özürlü kişi ve ailelere gündüzlü ve yatılı hizmet götüren en büyük
aile olarak görülmektedir. Korunmaya muhtaç çocuklara ilişkin
hizmetler ise, kurumun öncelikli hedefleri arasında yer almaktadır
[19].
Çocuk yuvalarının en genel amaçları; 0-12 yaşları arasındaki korumaya
muhtaç çocukların, bedensel ve psiko-sosyal gelişimlerini sağlamak,
onların eğitilmesine imkan tanımak, sağlıklı bir kişilik ve iyi
alışkanlıklar kazandırmak biçimindedir [20].
Yetiştirme yurdunun amaçları ise; çocukları korumak, bakımını temin
etmek, bir iş ve meslek edinmelerini sağlamak ve topluma yararlı
kişiler olarak yetiştirmek biçiminde sıralanmıştır [21].
Türkiye genelinde 107 yetiştirme yurdu ve 82 adet çocuk yuvası
bulunurken [22], çocuk sitesi, karma ve kız-erkek ayrı ayrı olmak
üzere, toplam 101 kuruluşta 9.758 korunmaya muhtaç çocuğa / gence
hizmet verilmektedir. Kuruluşlarda korunma altında bulunan çocuklardan
7047'si ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarında
eğitimlerine devam etmekte, 340’ı, çeşitli meslek edindirme
programlarından, kamu, özel sektör işletmelerinde iş ve meslek
öğrenmekte, özel iş yerinde ve kuruluş atölyesinde çalışmakta, 444
çocuk da, özürleri sebebiyle alt özel sınıflara ve eğitilebilir iş
okullarına devam etmekte, gidecek yeri bulunmayan, 18 yaşın altında
bulunan, iş bekleyen 626 çocuğun, kuruluşlardaki korunma ve bakımları
sürdürülmektedir.
Çocukların en iyi bakılıp korunacağı yer, sağlıklı bir aile ortamıdır
düşüncesi ile, 780 çocuk ayni-nakdi yardımla desteklenerek, ailesi ya
da yakınları yanında bakılmakta, 75 çocuk ise koruyucu aile
hizmetinden yararlanmaktadır. 2001-2002 eğitim-öğretim döneminde,
toplam 359 genç, üniversite öğretimine devam etmekte, bunlardan 18
tanesi, yurt dışındaki çeşitli üniversitelerde eğitimlerini
sürdürmektedir [23].
Yöntem
Araştırmanın evrenini, Diyarbakır Yetiştirme Yurdu’nda kalan çocuklar
/ gençler oluşturmaktadır. Yurtta barınan çocuk / genç sayısı 110’dur.
Yurttaki çocukların / gençlerin tamamına anket uygulanmıştır. Alan
çalışması, Ekim 2002 ayı içinde gerçekleştirilmiştir.
Bilgi toplama tekniği olarak yalnızca anket kullanılmamış, gözlem ve
özellikle de enformel görüşme tekniği kullanılarak birçok bilgiye
ulaşılmıştır.
Diyarbakır Yetiştirme Yurdu’nda; 1 sosyal hizmet uzmanı, 4 öğretmen, 5
memur, 4 hizmetli, 4 aşçı, 2 şoför, 2 bekçi, 1 müdür, 2 müdür
yardımcısı, 3 hemşire, 1 terzi, 1 kaloriferci, 1 sofracı, 1
kütüphaneci ve 1 çamaşırcı bulunmaktadır.
Yurtta şu anda 110 öğrenci barınırken, bu sayı yaz aylarında 30-40’a
kadar düşebilmektedir.
Varsayım
Aile ortamından uzak bir şekilde yaşayan çocukların / gençlerin;
bedensel, duygusal, sosyal, ahlaksal, dinsel, eğitsel, mesleksel,
ekonomik, zihinsel vs. alanlarda yaşadığı problemlerin,
toplumsallaşmaya engel olma ihtimali bulunmaktadır. Bahsedilen
alanlardaki problemlerin uzun süreli olması, kişilik yapısını
etkileyebilir ve toplumsallaşamama durumunun akut hale gelmesi, ferdin
ya pasif ya da agresif bir kişilik yapısına sahip olması sonucunu
doğurabilir.
Toplumsal bütünleşmeyle ilgili olduğu varsayılan; aile, gelecek
duygusu, okul ve arkadaşlık ilişkileri, kişisel ve sağlık
(bedensel-duygusal) durumları, temel değişkenler olarak ele
alınmıştır.
Bulgular ve Değerlendirme
Bu bölümde, bazı değişkenlerle ilgili bilgiler betimsel olarak
verilecek ve çocuğun / gencin sosyal bütünleşmesinde etkili olduğu
varsayılan unsurlarla ilgili bilgilerin değerlendirilmesi yoluna
gidilecektir.
Yaş, kişilerin toplumsal ilişkilerini belirleyen temel değişkenlerden
birisi olarak kabul edilmektedir. SHÇEK’e bağlı kurumlar olan Çocuk
Yuvası ve Yetiştirme Yurdu’na çocuklar / gençler yerleştirilirken, yaş
unsuru gözönüne alınmakta ve yine bu kurumlardan ayrılmada yaş, önemli
bir faktör olarak görülmektedir. Yetiştirme yurdunda kalanların
yaşlarına ilişkin dağılım aşağıdaki gibidir.
Tablo 1: Öksüz ve Yetimlerin Yaş Durumuna Göre Dağılımı
-------------------------------------------------------------------------
Yaş Durumu-------------------------------------Sayı-------Yüzde
12 yaş-----------------------------------------------4----------5.4
13 yaş-----------------------------------------------7----------9.45
14 yaş----------------------------------------------12--------16.21
15 yaş----------------------------------------------27--------36.45
16 yaş---------------------------------------------13---------17.56
17 yaş----------------------------------------------7----------9.45
18 yaş----------------------------------------------4----------5.4
Toplam-------------------------------------------74---------100.0
-----------------------------------------------------------------------
Yaş dağılımına bakıldığında, en büyük oransal paya (%36.45) sahip
yaşın, 15 yaş olduğu görülmektedir. 12 yaş ve 18 yaşa doğru
gidildikçe, oranlarda bir düşme gerçekleşmektedir. Yetiştirme
yurdunda, hem çok büyük yaşta ve hem de çok küçük yaşta olanların
paralel bir dağılım göstererek, oransal olarak düştükleri, asıl
yığışmanın ise, 14-16 yaşları arasında olduğu dikkat çekmektedir.
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların / gençlerin doğum yerleri,
onların ileriki yaşamları için önemli bir kriter olarak ele
alınabilir. Doğum yeri, bazen, belli anlayışların oluşumunu ve
değişmezliği durumunu ortaya çıkaracağından, önemli görülmektedir.
Doğum yerine ilişkin dağılım şu şekildedir.
Tablo 2: Doğum Yerine İlişkin Dağılım
------------------------------------------------
Doğum Yeri--------------Sayı-----Yüzde
İl merkezi-----------------23-------31.1
İlçe merkezi--------------15-------20.3
Kasaba---------------------2--------2.7
Merkez köy--------------10--------13.5
İlçe köy-------------------23--------31.1
Diğer-----------------------1--------1.4
Toplam-------------------74--------100.0
----------------------------------------------
Doğum yerinde en büyük oransal paylar (%31.1), “il merkezi” ve “ilçe
köy”e aittir. Toplam oranlara bakıldığında ise, doğum yeri itibariyle
kır ve kent arasında bir eşitlik olduğu görülmektedir. Buna göre,
yetiştirme yurdunun, hem kırsal ve hem de kentsel alanda doğan
çocuklara / gençlere, eşit biçimde, hizmet vermekte olduğu
görülmektedir.
Doğum yeriyle, gelinen yerleşim birimi arasında doğrudan bir ilişki
bulunduğu söylenebilir. Kişiler, göç yoluyla, doğum yerinden
ayrılabilmekte ve yeni bir yerleşim biriminin bir üyesi
olabilmektedirler. Yetiştirme yurdundaki gençlerin, gelmiş oldukları
yerleşim birimlerine ilişkin dağılım aşağıdaki gibidir.
Tablo 3: Gelinen Yerleşim Birimine İlişkin Dağılım
--------------------------------------------------------------
Gelinen Yer------------------------Sayı----------Yüzde
İl merkezi---------------------------29-------------39.2
İlçe merkezi------------------------16-------------21.6
Kasaba-------------------------------2--------------2.7
Merkez köy------------------------12-------------16.2
İlçe köy-----------------------------15-------------20.3
Toplam-----------------------------74------------100.0
------------------------------------------------------------
Doğum yeriyle, gelinen yerleşim birimi arasında, oransal açıdan büyük
bir benzerlik olduğu dikkat çekmektedir. Doğum yerine göre, il
merkezinin oranında bir artış görülmekte, ilçe köy oranında bir düşme
olmaktadır. Bu veriler, ilçe köyden, ilçe merkezine ve özellikle de il
merkezine doğru bir göçün olduğunu akla getirmektedir. Hem doğum yeri
ve hem de gelinen yerleşim birimine bakılarak, yetiştirme yurdunda
barınan çocukların birtakım durumları (eğitim, kültür, inanç, anlayış,
zihniyet vs.) hakkında bazı çıkarımlarda bulunmak olası hale
gelebilmektedir.
Kırsal ve kentsel kesim, hem sosyo-kültürel ve hem de fiziksel özellik
bakımından birbirinden çok farklı özellikler göstermektedirler [24].
İletişim ve ulaşım teknolojilerinin yaygınlaşmasına rağmen, bu
farklılık, ancak bir ölçüde azalmıştır. Buna göre, uzun süre kırsal
kesimde (köy, kasaba) kalan çocukların, şehir ortamında yetişenlere
göre, yetiştirme yurdunda daha fazla problem yaşamaları ihtimali
bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda, kırsal kesimde uzun süre
kaldıktan sonra, yurt hayatı gibi ortamlara yerleşen çocukların,
diğerlerine oranla daha fazla uyum problemi yaşadıkları görülmüştür
[25]. Buna göre, yaklaşık %40’lık bir oranın, diğer çocuklara
nispetle, daha fazla problem yaşamasının olası olduğu söylenebilir.
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların / gençlerin öğrenim durumlarına
ilişkin dağılım aşağıdaki tabloda görüldüğü gibidir.
Tablo 4: Yetiştirme Yurdu Öğrencilerinin Öğrenim Durumuna Göre
Dağılımı
---------------------------------------------------------------------------------------------
Öğrenim
Durumu----------------------------------------------------Sayı-------Yüzde
İlköğretim birinci
kademe-------------------------------------------4-----------5.4
İlköğretim ikinci
kademe-------------------------------------------31----------41.9
Lise--------------------------------------------------------------------39----------52.7
Toplam----------------------------------------------------------------74---------100.0
--------------------------------------------------------------------------------------------
Yetiştirme yurdunda kalanların yarısından fazlası (%52.7), liseye
devam etmektedir. İlköğretim ikinci kademeye devam edenler %41.9,
ilköğretim birinci kademede bulunanlar ise %5.4 oranına sahiptir.
İlköğretim birinci kademeye devam edenlerin tamamı, öğrenime geç
başlayanlardan oluşmaktadır. Öyle ki, 12 yaşında olmasına rağmen,
ilköğretim birinci kademe 3. sınıfa gidenler bile bulunmaktadır.
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların sergilemiş oldukları tavır ve
davranışların gerçekçi bir şekilde anlaşılabilmesi için, daha önce
kalınan kurumun varlığı, önemli bir değişken olarak ele alınabilir.
Çocuğun bazı olguları, “problem” olarak görüp-görmemesi, daha önce bu
durumla karşı karşıya gelmiş olmasıyla ilgilidir. Kişi için bu durum,
kanıksanabilir ve problem olmaktan çıkabilir. Yetiştirme yurdundaki
çocukların / gençlerin, daha önce başka kurumlarda kalmalarına ilişkin
bilgiler aşağıdaki tabloda verilmektedir
Tablo 5: Daha Önce Başka Bir Kurumda Kalma Durumuna Göre Dağılım
-----------------------------------------------------------------------------------------
Kalma
Durumu----------------------------------------------------Sayı-----Yüzde
Hayır-----------------------------------------------------------------24--------32.4
Evet------------------------------------------------------------------50--------67.6
Toplam--------------------------------------------------------------74--------100.0
-----------------------------------------------------------------------------------------
Daha önce başka bir kurumda kalan kişilerin oranı yaklaşık olarak
2/3’dir. Buna bakılarak, çocukların önemli bir kesiminin, yetiştirme
yurdundaki mevcut problemleri, daha önce de yaşama ihtimalinin olduğu
söylenebilir. Çocuk yuvasında; 1-2 yıl arasında kalanlar %10.81, 3-4
yıl arasında kalanlar %21.62, 5-6 yıl arasında kalanlar %5.4, 7-8 yıl
arasında kalanlar %9.45, 9-10 yıl arasında kalanlar %6.75, 10 yıl ve
daha fazla kalanlar ise %4.04 oranlarına sahiptirler.
Daha önce, yatılı ilköğretim bölge okulunda (YİBO) kaldığını ifade
eden birkaç öğrenci de bulunmaktadır.
Çocuk yuvası ve yetiştirme yurdu gibi kurumlarda uzun süre kalmanın,
bu kurumlara özgün birtakım problemlerin zamanla kanıksanmasına ve bir
problem olarak görülmemesine neden olduğu ifade edilmişti. Bu, bir
yönüyle olumlu gibi görülebilirken, diğer yandan, aile ortamından uzun
süre uzak kalmanın getirdiği problemlerin (sevgisizlik, ilgisizlik,
şefkatsizlik vs.) akut hale gelmesine ve kişilik bozukluklarının
ortaya çıkmasına neden olabilir.
Çocuk yuvası ya da yetiştirme yurdunda önceden kalan çocukların /
gençlerin diğerlerine oranla bulundukları yere, daha kolay adapte
oldukları ve daha önce başka bir kurumda kalma durumunun, ruhsal
sağlık açısından olumlu sonuçlar doğurduğu tespit edilmiştir [26].
Yetiştirme yurdundaki kalış süresi, lokal olarak varolan bazı
alışkanlıklara ya da problemlere yabancılığın ortadan kalkması ve yine
belli bir arkadaş grubunun oluşumuyla yakından ilgili olabilmektedir.
Yetiştirme yurdunda kalanların, bu kurumda bulunma sürelerine ilişkin
dağılım şöyledir.
Tablo 6: Yurtta Kalış Süresine Göre Dağılım
-------------------------------------------------------
Yurtta Kalma Süresi-----------Sayı------Yüzde
1 yıldan az------------------------13--------17.6
1-2 yıl arası-----------------------25--------33.8
3-4 yıl arası-----------------------28--------37.8
5-6 yıl arası------------------------5---------6.8
7-8 yıl arası------------------------3---------4.1
Toplam----------------------------74-------100.0
------------------------------------------------------
Yurtta kalış süresine ilişkin dağılımda, en büyük oranı (%37.8), 3-4
yıl arası kalanlar ile, 1-2 yıl arası kalanlar (%33.8)
oluşturmaktadır.
Daha önce çocuk yuvası, yetiştirme yurdu ya da yatılı ilköğretim bölge
okulu vs. kurumlarda kalmamış olan ve yetiştirme yurdunda, 1 yıl ve
daha az kalmış öğrencilerin, diğer yurt öğrencilerine oranla daha
fazla problem yaşamaları ya da diğer çocuklar için problem olarak
görülmeyen unsurların, bunlar için sorun olması, ihtimal dahilindedir.
Çocuk yuvası gibi, ortak yaşam mekanlarında, ilk dönemin geçirilmesi,
çocuk üzerinde olumsuzlukların daha da yüksek düzeyde olmasına neden
olur. Yapılan araştırmalarda, yaşamının ilk beş yılını geçiren
çocukların, yüksek düzeyde toplumsal uyumsuzluk içinde oldukları
ortaya çıkmıştır [27].
Yetiştirme yurduna farklı yollarla gelme olasılığı bulunmaktadır. Bu
durumla ilgili dağılım aşağıda verilmiştir.
Tablo 7: Yetiştirme Yurduna Girişte Aracılara Göre Dağılım
-------------------------------------------------------------------------
Aracı Olan Kişi---------------------------------Sayı--------Yüzde
Aileden biri--------------------------------------28----------37.8
Akraba / yakınlardan biri----------------------12----------16.21
Zabıta / polis-------------------------------------5-----------6.8
Muhtar--------------------------------------------2-----------2.7
Çocuk yuvasından nakil------------------------23---------31.1
Diğer----------------------------------------------3----------4.05
Cevap yok----------------------------------------1----------1.4
Toplam------------------------------------------74---------100.0
-----------------------------------------------------------------------
Yurda girişte, ailesinin etkili olduğunu belirtenlerin oranı %37.8
olarak gerçekleşmiştir. Daha sonraki oransal payı ise (%31.1), “çocuk
yuvasından nakil” biçiminde yanıt verenler oluşturmaktadır. Anne ya da
babadan birisinin ölümünden sonra, hayatta kalan ebeveynlerden veya
akraba / yakınlardan birisinin, çocuğu yurda yerleştirme çabası içine
girebileceği ifade edilebilir (%54.05). Diğer biçimde gelenler ise;
yurt hocalarından birinin aracı olduğunu, SHÇEK personellerinden
birinin devreye girdiğini ve belediye başkanının yardımcı olduğunu
ifade etmişlerdir.
Yetiştirme yurtları, ailesi olmayan veya ailede kalamayan kişiler için
bir “sığınak” olarak ele alınabilir. Bu durumda, uzun vadeli
kalabilecek gençlerin, kurumdan memnuniyet durumlarının, onların;
sosyal, eğitsel, psikolojik vs. yapılarını doğrudan etkileyebileceği
söylenebilir. Diyarbakır Yetiştirme Yurdu’nda kalan gençlerin, buradan
memnuniyet duyma durumlarına ilişkin dağılım aşağıdaki gibidir.
Tablo 8: Yetiştirme Yurdundan Memnuniyet Durumu
----------------------------------------------------------------
Memnuniyet Derecesi------------------Sayı--------Yüzde
Yüksek-------------------------------------23----------31.1
Orta-----------------------------------------20----------27.0
Düşük---------------------------------------31---------41.9
Toplam-------------------------------------74---------100.0
-----------------------------------------------------------------
Memnuniyet derecesine ilişkin dağılıma baktığımızda, en büyük oranı
(%41.9), memnuniyet düzeyi düşük olanların oluşturduğunu görmekteyiz.
Orta ve düşük kategorisinin toplam oranı ise 2/3’den daha fazladır.
Çocukların / gençlerin büyük bir kısmının, yurttan memnun olmadıkları
buna bakılarak söylenebilir. Anket uygulaması sırasında, yurt
görevlilerinin de bulunması, bu konuda kişilerin çekingen tavırlar
sergileyebileceklerini akla getirmektedir. Dolayısıyla,
memnuniyetsizlik oranının daha da yüksek çıkma ihtimalinin olduğu
ifade edilebilir.
Çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarında verilen hizmet; zaman içinde
kurumsallaşmaya ve ideal ölçülere ulaşmasına rağmen, yurdun, “kışla
havası”nda olması [28], aile ortamının aranmasına neden olabilir.
Yetiştirme yurdunda kalan gençlerin, “çevrenizdekilerle arkadaşlık
ilişkileriniz nasıldır?” biçimindeki soruya verdikleri yanıtlara
ilişkin görüşlerinin dağılımı şöyledir.
Tablo 9: Arkadaşlık İlişkilerine İlişkin Görüşlerin Dağılımı
----------------------------------------------------------------------------------------------
Arkadaşlık
Durumu--------------------------------------------------Sayı------Yüzde
Sevinç ve kederimi paylaşabileceğim birçok arkadaşım
var----37---------50.0
Sevinç ve kederimi paylaşabileceğim arkadaşım pek
yok-------34--------45.9
Başka--------------------------------------------------------------------2----------2.7
Cevap
yok--------------------------------------------------------------1----------1.4
Toplam-----------------------------------------------------------------74---------100.0
---------------------------------------------------------------------------------------------
Anket uygulanan çocukların / gençlerin %50’si, “sevinç ve kederini
paylaşabileceği” arkadaşlarının olduğunu ifade ederken, çocukların /
gençlerin yaklaşık yarısı da (%45.9), arkadaşı olmadığını ifade
etmiştir.
Arkadaş grubu, kişilerin toplumsallaşmasında önemli unsurlardan
birisidir. Yetiştirme yurdunda, aileden uzak bir yaşam
sürdürülmesinden dolayı, arkadaş ilişkileri daha bir önem kazanmakta,
adeta, ailenin eksikliğinden dolayı ortaya çıkan boşluğu doldurma
işlevini görmektedir.
Bu verilere bakılarak, aileden uzak olan çocukların / gençlerin,
yaklaşık yarısının, sevinçlerini ve kederini paylaşabilecekleri bir
arkadaşlık ortamından uzak olmalarından dolayı, kişilik problemleri
yaşamaları, içine kapanık olmaları ve bir yönüyle de toplumdan
soyutlanma durumunda bulunmalarının sözkonusu olabileceği ifade
edilebilir.
Sevgiden ve ilgiden yoksun olarak büyüyen çocuk / genç, gelişim için
gerekli olan deneyimleri kazanmada daha zorlanmakta ve çekingen, içine
kapanık bir kişilik sergileyebilmektedir [29]. Dolayısıyla,
arkadaşlıktan yoksun olmada, sevgi ve ilgi unsurlarının yokluğu, en
önemli yön olarak ele alınabilir. Yetiştirme yurdunda kalanlardan
birisinin, “en büyük problem; sevgisizlik, sevgisizlik, sevgisizlik,
ilgisizlik” biçiminde bir ifade kullanmış olması da, bu duygunun
eksikliğini en iyi şekilde ortaya koymaktadır.
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların / gençlerin, bu kurumdan
ayrılıp-ayrılmamalarına ilişkin düşüncelerinin dağılımı aşağıdaki
gibidir.
Tablo 10: Yetiştirme Yurdundan Ayrılma Düşüncesine İlişkin Dağılım
-------------------------------------------------------------------------------------
Ayrılma
İsteği------------------------------------------------Sayı-------Yüzde
Evet-------------------------------------------------------------31---------41.89
Hayır------------------------------------------------------------43---------58.1
Toplam---------------------------------------------------------74---------100.0
-------------------------------------------------------------------------------------
Araştırma kapsamına alınanların 2/5’sinden fazlası, yurttan ayrılmak
istediğini ifade etmiştir. Ayrılmak istemeyenlerin oranı ise %60’a
yakındır. Ayrılma-ayrılmama nedenlerine ilişkin bilgilerde; yurttaki
ortamın “kötü” olduğu, “sevgiden mahrum” olunduğu, sorunlara karşı
“ilgisizlik” olduğu ve “ev sıcaklığı”nın hiç olmadığı yer almaktadır.
Ayrılmak istemeyenlerin 2/3’si, gidecek yerinin bulunmaması, yurdun
düzenli bir çalışma ortamı sağlaması gibi nedenlerden dolayı burada
kalmayı tercih etmektedirler. Bir yönüyle, “mecbur” olunduğundan
dolayı, yurtta kalındığı biçimindeki bir anlayış, çocuklar / gençler
arasında yaygın olarak bulunmaktadır.
Ailesinden uzak bir şekilde yetişen gençlerin, bulundukları yetiştirme
yurdunda, sevgilerini, bir kişiye ya da birkaç kişiye yöneltmeleri
mümkündür. Yurtta kalan çocukların / gençlerin, “yurtta en çok
sevdiğiniz kişi kimdir?” biçimindeki soruya verdikleri yanıtların
dağılımı aşağıdaki gibidir.
Tablo 11: Yetiştirme Yurdunda En Çok Sevilen Kişiye İlişkin Dağılım
-------------------------------------------------------------------------------------
Sevilen
Kişi--------------------------------------------------Sayı------Yüzde
Bir
arkadaş---------------------------------------------------50---------67.56
Öğretmenlerden
biri----------------------------------------10---------13.51
Hizmetlilerden
biri------------------------------------------8----------10.81
İdarecilerden
biri--------------------------------------------4-----------5.4
Uzmanlardan
biri--------------------------------------------3----------4.05
Diğer----------------------------------------------------------6-----------8.1
------------------------------------------------------------------------------------
Not: Birden fazla seçenekle yanıt verilmiştir.
Yetiştirme yurdunda en çok sevilen kişinin (%67.56) arkadaş olduğu,
verilerden anlaşılmaktadır. Kocacık’ın araştırmasında da, “en çok
sevilen kişi”nin (%50.42) arkadaş olduğu sonucu çıkmıştır [30].
Özellikle “oda arkadaşlığı”nın önemi vurgulanmış ve bu arkadaşlığın en
büyük teselli kaynağı olduğu ifade edilmiştir. Öğretmenlerden
birisini, en çok sevdiğini belirtenler %13.51 oranına sahiptir. Bazı
çocuklar / gençler, istenmemesine rağmen, özellikle bazı öğretmenlerin
isimlerini vererek onları sevdiklerini ifade etmişlerdir. Dikkat çeken
durum ise, çocuklarla / gençlerle en çok iç içe olan / olması gereken
uzmanın / uzmanların pek sevilen kişiler arasında yer almamasıdır.
Yine, en çok eleştiri getirilen kesim olan idareciler de, çok az
sevilenler arasında yer almaktadırlar.
Çocukların / gençlerin kişilik yapılarıyla ilgili bazı görüşlere
katılma durumlarını gösteren ve “aşağıdaki ifadelerden hangisine
katılıyorsunuz?” biçimindeki soruya verilen yanıtların dağılımı
aşağıdaki gibidir.
Tablo 12: Kişilikle İlgili Görüşlere Katılım Durumu
-------------------------------------------------------------------------
Görüşler-----------------------------------------Sayı-------Yüzde
Kendimi değersiz hissediyorum---------------7------------9.5
Kendimi boş ve gayesiz hissediyorum--------5-----------6.8
Fiziksel görünümümü beğenmiyorum--------8-----------10.8
Kendimi beceriksiz, suçlu hissediyorum-----5-----------6.8
Kendimi, yalnız ve yabancı hissediyorum---35---------47.29
Kendimden nefret ediyorum-------------------3-----------4.1
Cevap yok----------------------------------------11---------14.9
Toplam-------------------------------------------74---------100.0
------------------------------------------------------------------------
Çocukların / gençlerin yaklaşık yarısı, “kendimi, yalnız ve yabancı
hissediyorum” biçiminde yanıt vermişlerdir. Kişiler, çevresinde her ne
kadar arkadaşlar, öğretmenler, uzmanlar, idareciler varsa da, aileden
uzak olmadan dolayı, bir yabancılık ve yalnızlık içindedirler. Kendini
değersiz hisseden, boş, beceriksiz, gayesiz, suçlu gören ve kendinden
nefret edenlerin oranı, azımsanamayacak (yaklaşık 1/4) düzeydedir.
Anket formuna yazılan ifadelere göre; yurttan kaçmak istediğini,
ancak, gidecek başka bir yer olmadığından dolayı, çaresizlikten burada
kaldığını, üzüntüden dolayı ders çalışamadığını, intihar etmek
istediğini (3 kişi), çok uzaklara gitmeyi arzuladığını belirtenlerin
oranı hiç de azımsanacak düzeyde değildir.
Yuva ve yurtlarda kalan çocuklarda, kişilik ve davranış bozuklulukları
daha sık olmaktadır. Yetiştirme yurdunda kalan çocukların / gençlerin;
toplumsallaşma, uyum, sorumluluk, dil gelişimi ve bağımsız etkinlik
gibi alanlarda, yaşıtlarından geri oldukları tespit edilmiştir.
Çevrelerinde çok sayıda kişi bulunmasına karşın, insanlarla daha az
ilişkiye girdikleri ortaya çıkmıştır. Diğer ülkelerde yapılan
araştırmalarda da, benzer sonuçların çıktığı dikkat çekmektedir [31].
“Nasıl birisi olmak isterdiniz?” biçimindeki soruya, çocukların /
gençlerin vermiş oldukları yanıtların dağılımı aşağıdadır.
Tablo 13: Olunmak İstenen Kişilik Yapısı
----------------------------------------------------
Görüşler----------------Sayı------------Yüzde
Kaygısız-----------------1-----------------1.4
Kararlı-----------------17----------------22.97
Sabırlı-------------------33---------------44.59
Neşeli-------------------17---------------22.97
İyimser-----------------21----------------28.37
Bencil-------------------1----------------1.4
Şakacı-------------------4----------------5.4
Sert, katı----------------3----------------4.05
Sakin--------------------6----------------8.1
Diğer--------------------2----------------2.7
--------------------------------------------------
Not: Birden fazla seçenekle yanıt verilmiştir.
Kişiler, daha çok (%44.59) “sabırlı” olmak isteriklerini
belirtmişlerdir. Özellikle, maddi sıkıntı içinde, ilgisiz, ailesiz ya
da aileden uzak bir biçimde yaşandığından dolayı, sabrettikleri,
anketlerde dile getirilmiş ve görüşmeler sırasında da ifade
edilmiştir.
Kararlı bir kişilik yapısına sahip olmak isteyenler %22.97 oranına
sahiptirler. Ebeveynleri hayatta olan bazıları ise, “ailesine
verdikleri sözü tutma” kararlılığında olduklarını ifade etmişlerdir.
İyimser olma, en çok istenen (%28.37) kişilik yapıları arasında yer
almaktadır. Neşeli olmak da, çokça (%22.97) tercih edilmiştir.
Problem çözmede kullanılan tekniğe ilişkin olarak, “bir insanla
aranızda problem çıktığında, nasıl davranmayı uygun görürsünüz?”
biçimindeki soruya, çocukların / gençlerin verdikleri cevaplar
aşağıdaki şekildedir.
Tablo 14: Problem Çözme Tekniğine İlişkin Dağılım
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Problem Çözme
Tekniği--------------------------------------------------------------Sayı-----Yüzde
İçimden geleni, karşıdakine
söylerim------------------------------------------------17--------23.0
İçimden geleni karşıdakine söylemek yerine, sorunu içime atıp
unuturum------7---------9.45
Kendimi, karşıdaki insanın yerine koyup, onu anlayarak, problemi
çözerim---50--------67.6
Toplam------------------------------------------------------------------------------------74-------100.0
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
“Kendini, karşıdaki insanın yerine koyma ve onu anlayarak problemi
çözme”yi, en ideal problem çözme tekniği olarak görenlerin oranı
2/3’den daha fazladır. İçinden geleni karşıdakine söyleme oranı %23.0
iken, sorunun dile getirilmemesi ve kişinin bunu içine atarak unutması
biçimindeki yolu benimseyenler ise %9.45 oranına sahiptirler.
Yetiştirme yurdunda kalan gençlerin, evde kalanlara kıyasla,
problemler karşısında daha az başarılı olan stratejiler geliştirmiş
oldukları yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Cinsiyet açısından
bakıldığında ise, bayanların ve erkeklerin, problemle başa çıkmada
eşit biçimde başarılı strateji kullanmalarına karşılık, bayanların,
duygu merkezli, yani başarısız olma olasılığı yüksek stratejileri
kullanmaya daha yatkın oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca, yaşın da,
problemin çözümünde, başarılı strateji kullanımını etkilediği ortaya
çıkmıştır. Yurtta kalan küçük yaştaki çocukların, evde kalanlara
oranla başarısız strateji kullandıkları ortaya çıkarken [32], yurtta
kendinden yaşça büyük olanlara göre, başarısız strateji kullanma
düzeylerinin de yüksek olacağı ifade edilebilir.
Çocuklara / gençlere, “haksız bir durum karşısında sizce ne
yapılmalı?” biçiminde soru sorulmuş ve alınan yanıtlar aşağıda
gösterilmiştir.
Tablo 15: Haksız Durum Karşısında Yapılacak Şeylere İlişkin Görüşlerin
Dağılımı
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Görüşler------------------------------------------------------------------Sayı--------Yüzde
Güç kullanarak, karşıdakinin yanlışı
düzeltilmeli------------------6-------------8.1
Tartışarak-konuşarak sorun
halledilmeli-----------------------------44-----------59.5
Belli birliktelikler-gruplar oluşturularak durum
düzeltilmeli-----17-----------23.0
Emniyet güçlerine
başvurmalı-----------------------------------------1-------------1.4
Başka----------------------------------------------------------------------4-------------5.4
Cevap
yok----------------------------------------------------------------2-------------2.7
Toplam------------------------------------------------------------------74-----------100.0
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Haksız durum karşısında nasıl bir tavır sergileneceğine ilişkin
görüşlerin ele alındığı tablodaki yanıtlarda, en büyük oranı (%59.5),
problemin, tartışarak ve konuşarak halledilmesi gerektiğini
belirtenler oluşturmaktadır. Belli birliktelikler oluşturulmak
suretiyle sorunun üzerine gedilmesi gerektiğini belirtenler ise
azımsanamayacak orandadır (%23.0).
Tartışarak ve konuşarak ve belli birliktelikler oluşturulması yoluyla
problemin halledilmesi gerektiğini belirtenlerin yaklaşık 1/3’i, bu
yolun yurtta pek geçerli olmadığını, çünkü, idarenin hiçbir şekilde
problemlerle ilgilenmediğini ve “umursamaz” bir tavır sergilediğini
ifade etmiştir. Problemin çözümü konusunda “ideal” olan teknik /
teknikler bilinmesine ve uygulanmak istenmesine rağmen, bu şekildeki
davranışlardan sonuç alınamamasının farklı yollara (agresif olma ya da
içe kapanma) başvurulma ihtimalini ortaya çıkarabileceği söylenebilir.
Ortaya çıkan bir problemin çözülebilmesi için, bazı çabalar içine
girilmesi gerekli bir durumdur. Çevredeki insanlara konunun
anlatılması da, problem çözümünde önemli aşamalardan birisi olarak
kabul edilmektedir. Aşağıdaki tabloda, yetiştirme yurdunda kalan
çocukların / gençlerin, bir problemle karşılaştıklarında, konuyu ilk
olarak kime açtıklarına ilişkin yanıtların dağılımı verilmiştir.
Tablo 16:Bir Problem Durumunda Konunun İlk Kez Kimlere Açıldığına
İlişkin Görüşlerin Dağılımı
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Konunun Dile Getirildiği
Kişiler----------------------------------------------------Sayı--------Yüzde
Arkadaş-----------------------------------------------------------------------------------32----------43.24
Hiç kimseye söylemem, içime
atarım------------------------------------------------17----------22.97
Öğretmen--------------------------------------------------------------------------------12----------16.21
Aile---------------------------------------------------------------------------------------13----------17.56
Uzman------------------------------------------------------------------------------------3------------4.05
İdareye------------------------------------------------------------------------------------4------------5.4
Yakınlara---------------------------------------------------------------------------------5------------6.75
Grup
sorumlusuna-----------------------------------------------------------------------3-----------4.05
Cevap
yok--------------------------------------------------------------------------------7------------9.45
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not: Birden fazla seçenekle yanıt verilmiştir.
Problemi ilk olarak dile getirdikleri kişinin, arkadaş olduğunu
belirtenlerin oranı %43.24 olarak gerçekleşmiştir. Hiç kimseye
söylemeyip de içine atanların oranı ise %22.97’dir. Tablo 15’te,
problemin halledilmesi için konuşma ve tartışma, önemli bir çözüm yolu
olarak ortaya konulmuştu. Ancak, konuşulması ve tartışılmasına rağmen,
problemin halledilmemesi durumunda, daha sonraki aşamalarda kişilerin,
bunu içlerine atmaları ve kimseye söylememeleri kaçınılmaz olmaktadır.
Öğretmen ve aile, problemlerin dile getirilmesinde önemli bir unsur
olarak ortaya çıkmaktadır (%16.21 ve %17.56). Uzman ve idareye
problemin anlatılmaması ise, bunların çözüm konusunda başvurulan ve
güvenilen merciler olmadığını akla getirmektedir.
İki kişi ise; “hiç kimseye, çünkü beni anlayan kimse yok” ve “kimseye
açmam, halledebilirsem kendim hallederim” biçiminde de yanıt
vermiştir.
Yetiştirme yurdunda, gençlerle zıtlaşma içine girilebilecek
durumlardan kaçınmalı ve güçlü bir diyalog ağı oluşturulmalıdır.
Yanlış tutum ve davranışlar sonucu; agresif-vurucu-kırıcı ya da
sinmiş-bastırılmış-pasif bir kişiliğe sahip gençlerin yetişmeleri
kaçınılmaz olacaktır.
Yurtta kalanların problemlerinin zamanında çözümlenmemesinin,
problemlerin yığışmasına ve bunun da karamsar bir kişilik yapısının
oluşmasına neden olabileceği ileri sürülebilir.
Yetiştirme yurdundaki personelin; çocukların / gençlerin
problemleriyle yakından ilgilenmesinin önünde birtakım engellerin
olduğu söylenebilir. Bunlar; alınan eğitimin yapılan iş için uygun
olmaması, alınan eğitimin, görev yapılan kuruluştaki yaş grubuna uygun
olmaması, idarenin müdahalesi [33], personelin az olması, ücretin
tatmin edicilikten uzak olması biçiminde sıralanabilir. Yine, bu gibi
yerlerde bürokratik ilişkilerin; aile ortamında gelişen bağların,
sevginin, ilginin yerini alamadığı ve otorite, denetim ve baskının
doğal olarak ortaya çıktığı dikkat çekmektedir [34]. Çocukların /
gençlerin problemlerini, yurttaki personele açabilmesi ve çözüm
üretilebilmesi için, yukarıda sayılan sorunların giderilmesi gerekli
gibi görülmektedir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
[*] Bu çalışma, 31 Ekim-01 Kasım 2002’de, Marmara Üniversitesi
Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından düzenlenen, Savaş
Çocukları: Öksüzler ve Yetimler (Uluslararası) Sempozyumu’na bildiri
olarak sunulmuştur.
[**] Yrd.Doç.Dr., Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji
Bölümü, 21280, Diyarbakır, mcyildiz@dicle.edu.tr, mcyildiz@hotmail.com
[1] (Bıyıklı,1983)
[2] (Bıyıklı,1983)
[3] (Akyüz,1991)
[4] (Nirun,1986,5-8)
[5] (Oto,1992)
[6] (Doğan,1990)
[7] (Güler,1991)
[8] (Budak,2000)
[9] (Marshall,1999)
[10] (Bilgin,1997)
[11] (Yılmaz,1991)
[12] (Öğülmüş,1991)
[13] (Şeker,1991,157-163)
[14] (Bilgin,1997)
[15] (Kocacık,1984;Çavuşoğlu,2001)
[16] (Alper,1991)
[17] (Yılmaz,1991)
[18] (Yılmaz,1991)
[19] (www.shcek.gov.tr)
[20] (Akyüz,1991)
[21] (Akyüz,1991;www.shcek.gov.tr)
[22] (www.shcek.gov.tr)
[23] (www.shcek.gov.tr)
[24] (Aydoğan,1998)
[25] (Baran,1999)
[26] (Oto,1992)
[27] (Akyüz,1991)
[28] (Akyüz,1991)
[29] (Gürsoy-Aral,2001)
[30] (Kocacık,1984a)
[31] (Öğülmüş,1991)
[32] (Şahin)
[33] (Yalçın vd.,2001)
[34] (Cılga,1986)
>
> >
> >
>2 .BÖLÜME DEVAM EDİNİZ
|