|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|
YETİŞTİRME YURDUNDA
KALANLARIN TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞME PROBLEMİ-II
|
Yrd.Doç.Dr. M. Cengiz YILDIZ
|
|
http://www.e-sosder.com |
Çocuklar; anne-babadan birisinin veya her ikisinin ölmesi, savaş,
doğal afet ya da anne-babanın ayrılmaları vs. nedenlerden dolayı
yetiştirme yurdunda kalabilmektedirler. Bu çalışmada, sadece öksüz ve
yetimler ele alınmıştır. Yetiştirme yurdundaki öksüz ve yetimlerin
dağılımı aşağıdaki gibidir.
Tablo 17: Anne-Babanın Hayatta Olma Durumu
---------------------------------------------------------
Yaşama Durumu----------------Sayı--------Yüzde
Anne-baba ölmüş----------------20----------27.0
Anne ölmüş----------------------18-----------24.3
Baba ölmüş----------------------36-----------48.6
Toplam---------------------------74----------100.0
-----------------------------------------------------------
Çocuklardan / gençlerden, babası ölmüş olanların oranı %48.6’dır. Hem
anne ve hem de babası ölmüşlerin oranı %27.0, sadece annesi ölmüşlerin
oranı ise %24.3 olarak gerçekleşmiştir. Buna göre, yetiştirme
yurdundan ayrıldıktan sonra bile, bir aile ortamına kavuşma olasılığı
olmayanlar, önemli bir kesimi (1/4’ten fazla) oluşturmaktadırlar. Aile
yokluğunun meydana getirdiği boşluğun, yetiştirme yurdu tarafından
doldurulamaması ve daha sonra da gidilebilecek bir aile ortamının
olmaması, çocuklarda / gençlerde, ümitsiz ve karamsar bir kişilik
yapısının oluşumuna neden olabilir.
Anne sevgisi ve yakınlığından mahrum ve sıcak ilgisini alamayan
çocuklarda, yoğun bir kişilik bozukluğu ve gelişim kusuru olduğu
yapılan araştırmalarda orta çıkmıştır [35]. Bu durum, bazı durumlarda,
sapma davranışlarına kaynaklık edebilmekte ve bu yaşam tarzının, ömür
boyu sürdürülmesine neden olabilmektedir.
Anne-babanın varlığı veya yokluğu, aynı zamanda, problemlerle başa
çıkmada başarılı ya da başarısız strateji kullanılmasıyla da doğrudan
ilgili olabilmektedir [36].
Aile yaşamında, anne-çocuk etkileşimi, baba-çocuk etkileşiminden daha
yoğun olduğundan dolayı [37], annesi ve anne-babası ölmüş çocukların,
sorun yaşama noktasında daha ileri düzeyde olacağı ileri sürülebilir.
Hayatta olan anne-babayla görüşüp-görüşmeme durumuna ait dağılım
aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo 18: Hayatta Olan Anne-Babayla Görüşme Durumu
--------------------------------------------------------------------
Görüşme Durumu----------------------------Sayı-----Yüzde
Hayır--------------------------------------------20-------27.02
Evet---------------------------------------------45-------60.81
Cevap yok--------------------------------------9---------12.16
Toplam-----------------------------------------74--------100.0
--------------------------------------------------------------------
Anne ya da babası hayatta olan çocukların / gençlerin %83.3’ü, anne ya
da babasıyla görüştüğünü ifade etmişlerdir. %12.6’lık bir kesim ise
cevap vermemiştir. Hayatta olan ebeveynleriyle görüştüğünü
belirtenler, bu görüşmelerin; yaz tatili, dönem arası tatili, resmi
tatil gibi zamanlarda olduğunu ifade etmişlerdir. Kimisi, izinli
gittiği aile ziyaretini “dört gözle” beklerden, kimisi, bu
ziyaretlerin bazen kötü sonuçlar verdiğini belirtmiştir. Üvey anne ya
da babası olanlardan bir kısmı ise, bu görüşmelerin çoğu zaman
tartışma ve bazen de kavgayla bittiğini ifade etmişlerdir.
Akraba / yakınlarla görüşülüp-görüşülmediğine ilişkin cevaplar
aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Tablo 19: Akraba / Yakınlarla Görüşme Durumu
----------------------------------------------------------
Görüşme Durumu-----------------Sayı------Yüzde
Hayır---------------------------------27--------36.5
Evet----------------------------------46--------62.2
Cevap yok---------------------------1---------1.4
Toplam------------------------------74-------100.0
---------------------------------------------------------
Akrabalarla / yakınlarla görüşen çocukların / gençlerin oranı %62.2
olarak gerçekleşmiştir. Akraba / yakınlarla hiç görüşmeyenler ise
%36.5 oranına sahiptir. Ebeveynlerinden hiçbiri hayatta olmayanlar,
özellikle akraba / yakın ziyaretini, biraz daha düzenli olarak yerine
getirirken, anne ya da babası olanlarda bu görüşme, biraz daha
düzensiz olabilmektedir. Anneanne, babaanne, dayı, amca, hala, teyze
gibi akrabaların ziyaret edildiği, hatta uzun süreli olarak da, bu
akrabalarda kalındığı ifade edilmiştir.
Çocuk yuvası ya da yetiştirme yurdunda kalan çocukların, toplumla
gerçek anlamda bütünleşebilmeleri için, varsa, akrabaları yanında kısa
süreli kalışlarının bile, olumlu birtakım sonuçları ortaya
çıkarabileceği söylenebilir.
Ailenin, çocuk yetiştirme anlayışı, çocuğa yönelik değerler, tutumlar
ve buna bağlı olarak somutlaşan davranışların, çocuğun muhtaç hale
gelmesinde önemli bir etkiye sahip olduğu bilinen gerçeklerdendir
[38]. Bundan dolayı, gelinen ailede, olumsuz duyguların dile
getirilmesinin incelenmesi gerekli gibi görülmektedir. Gelinen ailede,
olumsuz duyguların ifade ediliş biçimine ilişkin görüşlerin dağılımı
aşağıdaki gibidir.
Tablo 20: Ailede Olumsuz Duyguların İfade Biçimine İlişkin Dağılım
------------------------------------------------------------------------------------
Olumsuz Duyguların İfade
Biçimi------------------------Sayı-------Yüzde
Konuşarak ve olumlu şekilde tartışmak
suretiyle--------44----------59.5
Hakaret ve
dayakla------------------------------------------7-----------9.5
Tartışmalar, küskünlükler ve karşılıklı
suçlamalarla-----17---------22.97
Cevap
yok----------------------------------------------------6----------8.1
Toplam-------------------------------------------------------74--------100.0
-------------------------------------------------------------------------------------
Gelinen ailede, olumsuz duyguların “ideal” olandan uzak bir biçimde
ifade edildiğini belirtenlerin oranı 1/3 kadardır. Konuşarak ve olumlu
şekilde tartışmak suretiyle, olumsuz duyguların ifade edildiğini
belirtenlerin oranı ise %59.5 olarak gerçekleşmiştir. %8.1’lik oran
ise soruya yanıt vermemiştir.
Olumsuz duyguların, dile getirildiği bu “ideal” durumun devam
ettirilmesinin, aileden ayrı olarak yaşamanın meydana getirdiği
sıkıntılı ortamı biraz olsun hafifleteceği ve sağlıklı bir kişilik
oluşumunu sağlayacağı ifade edilebilir.
Gençlik dönemi olarak ele alınan 12-24 arası yaşlar; enerji, hırs,
başarı arzusu, farklı ilgi ve değerler gibi birtakım etkinliklerin
baskın olduğu bir dönemdir [39]. Dolayısıyla, bu ilgi ve etkinliklerin
doğru biçimde yönlendirilmesi, çocuğun gelecek hayatı adına büyük bir
önem taşımaktadır. Yetiştirme yurdu ve okul dışında birtakım yerlere
gidilmesi, çocuğun / gencin; toplumsallaşma, kişilik yapısı,
beceri-yetenek ve sapma davranışı gibi durumları hakkında bilgi
verebilir. Okul ve yetiştirme yurdu dışında gidilen yerlere ilişkin
dağılım aşağıdaki gibidir.
Tablo 21: Yurt ve Okul Dışında Gidilen Yerler
--------------------------------------------------------
Gidilen Yerler----------------Sayı----------Yüzde
Hiçbir yere gitmeyen---------19------------25.67
Sinema--------------------------8-------------10.81
Tiyatro--------------------------17------------22.97
Kütüphane----------------------8-------------10.81
Maç-----------------------------14------------18.91
Ev ziyareti---------------------22------------29.72
Diğer----------------------------5--------------6.75
--------------------------------------------------------
Not: Birden fazla seçenekle yanıt verilmiştir.
Ev ziyareti yapanların oranı en yüksek (%29.72) çıkmıştır. Anne-babası
yaşayan ve ulaşım olanakları kolay olan ailelere, çocukların /
gençlerin arkadaşlarıyla birlikte ziyarette bulundukları ifade
edilmiştir. Yine, evi yakın olan çocukların / gençlerin, aile ve
akrabalarının bazen ziyaret edildiği belirtilmiştir. Tiyatroya, sinema
ve maça gitme gibi aktivitelerin, yurt ve okul hayatı dışında önemli
bir yer tuttuğu da (%52.7) görülmektedir. Kütüphaneye gitme de uğraş
alanlarından birisini oluşturmaktadır.
Hiçbir yere gitmeyenlerin oranı 1/4 civarındadır. Bu oran, kurulan
arkadaşlık ilişkilerinin samimiyet derecesi ve sosyallik düzeyi
hakkında bilgi verebilmektedir.
Özellikle, bazı yıldönümleri ve bayramlar vesile bilinerek, çocukların
birtakım aktivitelerle iç içe girmeleri, bütünleşmeleri ve farklı
duyguları “tatma”ları sağlanabilir. Özellikle bayramlarda, farklı
mekanlara gidilmek suretiyle, çocuk ve gençlerin alternatif yaşam
biçimlerini tanımaları sağlanabilir.
“Ergenlik dönemi” olarak adlandırılan, 14-18 yaşları arasındaki
kişiler çok kaprisli ve hırçın olurken, bu dönemde, sıkıntı ve buhran
zirvede bulunmaktadır. Zeka, muhakeme, hafıza, dikkat, idrak
(kavrama), teessüriyat (hissetme), irade vs. unsurların en hızlı
gelişim dönemi bu dönemdir [40].
12-24 yaş arasındaki kişilerde, orijinal olma isteği”nin üst
düzeylerde olduğu bilinen gerçeklerdendir. Herhangi bir hobi
kazandırmak, kişinin orijinal olma isteğini doğru yolda kanalize
edilmesini sağlayabilir. Yoksa, “orijinal olma” [41] adına birtakım
sapma davranışlar içine girilmesi ve bu davranışların ileriki yaşamda
da sürdürülmesi ihtimali bulunmaktadır.
Yetiştirme yurdunda kalanların boş zamanlarını nasıl
değerlendirdiklerine ilişkin görüşlerin dağılımı aşağıdaki tabloda
gösterilmiştir.
Tablo 22: Boş Zamanların Değerlendirilme Biçimine İlişkin Görüşlerin
Dağılımı
------------------------------------------------------------------------------------------------
Faaliyet-------------------------------------------------------------------Sayı-------Yüzde
Kitap /
dergi-------------------------------------------------------------30----------40.54
Bilgisayar / internetle---------------------------------------------------6-----------8.1
Spor-----------------------------------------------------------------------37---------50.0
Ziyaret--------------------------------------------------------------------4-----------5.4
Müzik---------------------------------------------------------------------8----------10.81
Tek başına
dolaşma----------------------------------------------------10---------13.51
TV-------------------------------------------------------------------------9----------12.16
Arkadaşlarla
gezinme--------------------------------------------------15---------20.27
Gazete---------------------------------------------------------------------5----------6.75
Faaliyet yapacak imkan / yer
yok-------------------------------------7----------9.45
Yatma---------------------------------------------------------------------7----------9.45
Diğer----------------------------------------------------------------------26--------35.14
Cevap
yok----------------------------------------------------------------5----------6.75
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Not: Birden fazla seçenekle yanıt verilmiştir.
Kitap, gazete ya da dergi okuyarak boş zamanlarını
değerlendirdiklerini ifade edenler %47.29 oranına sahiptir. Okunan
kitaplar, ağırlıklı olarak; ders kitapları, roman, hikaye, şiir kitabı
vs. olmaktadır. Spor yaparak ve özellikle de futbol oynayarak boş
zamanlarını değerlendirenler ise, %50 oranına sahiptirler. Tek başına
dolaşarak ya da boş zamanı değerlendirecek imkan ve yer bulamayanların
oranı ise, yaklaşık olarak 1/5 oranına karşılık gelmektedir.
Arkadaşlarla dolaşma da, boş zamanı değerlendirmede önemli bir yere
(%20.27) sahiptir. Diğer seçeneği adı altında yanıt verenlerin bu
faaliyetleri ise; aileyi telefonla arama, tiyatroya ya da sinemaya
gitme biçiminde sıralanabilir.
Kurumdaki kol faaliyetlerinin, çocuğun zamanını verimli bir biçimde
geçirmesinde etkili olacağı ifade edilebilir. Kocacık’ın çalışmasında,
kurumdaki kol faaliyetlerine katılmayanların oranı, çok yüksek
(%87.62) çıkmıştır [42].
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların / gençlerin, okudukları şeylere
ilişkin dağılım aşağıda görüldüğü gibidir.
Tablo 23: Okunan Şeylere Göre Dağılım
-------------------------------------------------
Okunan Şeyler-------Sayı-----------Yüzde
Gazete-----------------14--------------18.9
Kitap------------------32--------------43.3
Dergi------------------1---------------1.4
Hepsi------------------25-------------33.8
Hiçbiri----------------2---------------2.7
Toplam---------------74-------------100.0
------------------------------------------------
En çok okunan şeyin kitap olduğu dikkat çekmektedir (%43.3).
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların / gençlerin tamamı okula
gitmektedirler ve kitapla olan münasebetleri bundan dolayı yoğun
olmaktadır. Hepsini okuyanlar ise, 1/3 gibi bir orana karşılık
gelmektedir. Gazete, okunan şeyler arasında %18.9’luk bir oran ile yer
almaktadır. Hiçbirini okumayanların oranı ise çok düşüktür (%2.7).
Ekonomik koşulların yetersiz olması, “korunmaya muhtaçlık” sorununu
ortaya çıkaran en önemli fonksiyon olarak ele alınabilir. Bu ekonomik
koşullar da, anne-babanın öğrenim durumu, meslek durumu ve
çalıştıkları işle yakından ilgilidir [43]. Ekonomik durum iyi olduğu
takdirde, anne-babanın her ikisinin ölümü dışındaki durumlarda,
çocuğun yetiştirme yurduna verilme olasılığının daha da düşeceği ileri
sürülebilir. Kocacık’ın yaptığı araştırmada, korumaya alınış nedenleri
içinde ilk sırayı (%42.97), ebeveynlerden birinin ölümü alırken,
ikinci sırada gelen (%19.87) neden olarak da fakirlik bulunmaktadır.
Fakirlik ve ebeveynlerden birinin ölümü biçiminde yanıt verenler de
(%10.74) bu orana eklendiğinde, yaklaşık olarak çocukların 1/3’ünün
maddi yetersizliklerle bağlantılı olarak yetiştirme yurduna verildiği
gerçeği ortaya çıkar [44]. Yetiştirme yurdunun verdiği dışında, para
alınan yerlere ilişkin dağılım aşağıdaki gibidir.
Tablo 24: Yetiştirme Yurdu Dışında Para Alınan Yerlere İlişkin Dağılım
---------------------------------------------------------------------------------------
Ele Geçen Para
Durumu---------------------------------------Sayı------Yüzde
Aile---------------------------------------------------------------18---------24.3
Akraba /
yakın---------------------------------------------------9-----------12.2
Diğer-------------------------------------------------------------16----------21.6
Cevap
yok-------------------------------------------------------31----------41.9
Toplam----------------------------------------------------------74----------100.0
---------------------------------------------------------------------------------------
Yetiştirme yurdunun verdiği dışında herhangi bir yerden para aldığını
belirtenlerin oranı %58.1 olarak gerçekleşmiştir. Ailesinden para
alınların oranı %24.3, akraba / yakınlardan alanların oranı %12.2, ek
olarak burs alanların oranı ise %21.6’dır.
İlköğretim birinci kademeye devam edenler, yurttan 9 milyon 7 yüz bin
lira, ilköğretim ikinci kademeye devam edenler 14 milyon 6 yüz elli
bin lira, liseye devam edenler ise 19 milyon 5 yüz bin lira para
almaktadırlar. Liseye devam edenlerin yaklaşık yarısı ise, 39 milyon
para aldıklarını ifade etmişlerdir. Bunlardan bir kısmı da burs
almaktadırlar. Kimileri, aylık olarak ele geçen paranın 50 milyonun
üzerinde olduğunu belirtmiştir.
Yetiştirme yurdunun çoğunlukla parayı gecikmeli vermesi, en çok
şikayet edilen konuların başında gelmektedir. Zaten, ihtiyaçlar için
yetersiz gelen paranın, bir de geciktirilmesinin, kendilerini çok
mağdur ettiği özellikle ifade edilmiştir.
Geleceğe bakışın rengi, hayatın anlamıyla doğrudan ilgili
olabilmektedir. Çocukların / gençlerin, geleceğe ilişkin görüşlerin
dağılımı Tablo 25’de olduğu gibidir.
Tablo 25: Gelecek Düşüncesine İlişkin Dağılım
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Gelecek
Düşüncesi-------------------------------------------------------Sayı------Yüzde
Gelecek, benim için umut dolu ve gelecekten endişem
yok--------22---------29.7
Gelecekten ümitsizim ve endişe
duyuyorum--------------------------9---------12.2
Gelecek, benim için umut dolu, ancak endişelerim
var--------------33--------44.6
Gelecekten çok endişeliyim ve oldukça
ümitsizim------------------10--------13.5
Toplam-----------------------------------------------------------------74--------100.0
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Yetiştirme yurdunda kalanların, toplam %70.27’sinin gelecekle ilgili
birtakım olumsuz duygular taşıdıkları görülmektedir. Çocuklardan /
gençlerden bir kısmını endişelendiren unsur tek iken, kimisi de birden
fazla unsurun, geleceği adına olumsuzluk doğurduğunu ifade etmiştir.
Geleceğe umutla bakan, ancak, birtakım endişelerinin de varolduğunu
belirtenlerin oranı en yüksek düzeye (%44.6) sahiptir. Çocuklar /
gençler, kendilerini bu ailesiz ortamda tutan en önemli faktörlerden
birisinin ümit olduğunu, ancak, bu ümitlerinin öğretmenler ve
özellikle “idare” tarafından her aşamada kırıldığını ifade
etmişlerdir. Gelecekten endişe duymayı gerektiren unsurlar ve oransal
dağılımları aşağıdaki gibidir: Maddiyat / para %25.67, yurt personeli
%22.97, işsizlik %8.1, ümitsiz yaşama %9.45, ailesizlik %16.21, eğitim
sistemi %10.81, toplum yapısı %8.1, sağlık problemi %4.05, arkadaşlar
%2.7, cevap yok %20.27.
Yurt şartları altındaki yetiştirme biçimi ve yönlendirme anlayışının,
genel anlamda, geleceğe ilişkin ümitsizlikler ortaya çıkardığı, elde
edilen değerlerin ise, evde kalan çocuklara nispeten daha yüksek
olduğu yapılan başka araştırmalarda da ortaya çıkmıştır [45].
Türk toplumunda, çocuğa bireysel yaşam tecrübesinin çok az
kazandırıldığı bilinmektedir. Çocuğun yurt gibi toplu yaşam
merkezlerinde barınmaya başlamasıyla, bağımsız bir yaşama atılma,
hayatı idare etme ve karar alma gibi konularda problem yaşaması
kaçınılmaz olabilmektedir [46].
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların / gençlerin hayalindeki
mesleklere ilişkin dağılım aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Tablo 26: İstenen Mesleğe Göre Dağılım
--------------------------------------------------
Meslekler-----------------Sayı--------Yüzde
Futbolcu--------------------7------------9.45
Devlet memuru-----------15----------20.27
Mühendis-----------------17-----------22.97
Doktor--------------------18-----------24.32
Polis------------------------9-----------12.16
Öğretmen------------------9-----------12.16
Diğer-----------------------16----------21.62
Cevap yok------------------3------------4.05
----------------------------------------------------
Not: Birden fazla seçenekle yanıt verilmiştir.
Doktor olmak isteyenlerin oranı %24.32, mühendis olmak isteyenlerin
oranı ise %22.97 olarak gerçekleşmiştir. Devlet memuru olmak
isteyenler 1/5 oranına sahiptir. Polis ve öğretmen olmayı isteyenlerin
oranı ise %12.16 olarak gerçekleşmiştir. %9.45’lik bir oran, futbolcu
olma niyetindedir.
Özellikle, elektronik ve bilgisayar mühendisi olmak isteyenlerin
sayısı fazladır. Gen mühendisi, endüstri mühendisi, makine mühendisi
gibi meslekler de seçenekler arasında yer almaktadır. Diğer seçeneği
içinde; gitarist, DJ, muhasebeci, işadamı, herhangi bir iş, veteriner,
bilim adamı, tüccar gibi yanıtlar vardır.
Öğretmen olmak isteyenlerin yaklaşık yarısı, “SHÇEK öğretmeni”
biçiminde bir tercihte bulunmuşlardır. Bunlardan bir kısmı, çocuklara
daha iyi davranmak için, bu mesleği istediklerini ifade etmişlerdir.
Birçok toplumbilimcinin üzerinde birleştiği gibi, farklı gençlik
gruplarının temelde ortak olan sorunlarının başında eğitim ve iş bulma
/ işsizlik gelmektedir [47]. Dolayısıyla, çocuk yuvaları, yetiştirme
yurtları, çocuk ıslahevleri gibi kurumlarda, temel eğitim ve özellikle
de mesleksel eğitime ağırlık verilmesi daha doğru bir uygulama
olabilir. Çünkü, yetiştirme yurdunda görüştüğümüz çocukların /
gençlerin önemli bir kısmı, en kısa sürede “ekmek parası” kazanma
peşinde olduklarını ifade etmişlerdir. Aynı görüş, öğretmenler
tarafından da dile getirilmiştir.
Cılga, kurum bakımı altında yetişen gençlere yönelik olarak
geliştirilen modellerden dolayı, ücretli işçilik ve memurluğa bir
yönelmenin olduğunu ifade etmektedir [48].
25.02.1988 tarih ve 3412 sayılı kanun ile getirilen bir yeniliğe göre;
kamu kurum ve kuruluşlarındaki serbest kadroların binde birine,
kurumlarda bakılan ve 18 yaşını doldurmuş çocuklar alınacaklardır
[49]. Ancak, bu oranın, geçim koşulları göz önüne alındığında çok
düşük düzeyde kaldığı söylenebilir. Yetiştirme yurdunda kalan
çocuklar, en kısa zamanda “hayata atılma” gibi bir amaç peşindedirler.
Hatta, çocukların önemli bir kısmı, “devlet memuru” olmayı, büyük bir
hedef olarak görmektedir.
Müller, mesleksel eğitimin, çocuğun ekonomik açıdan bağımsız olmasını
sağladığı gibi, bunun, çocuk üzerinde ahlaksal açıdan da terbiye edici
bir etki meydana getirdiğini ifade eder [50].
Hayatın anlamına ilişkin olarak, çocukların / gençlerin görüşlerinin
dağılımı aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Tablo 27: Hayatın Anlamına İlişkin Görüşlerin Dağılımı
----------------------------------------------------------------------------------------------------
Hayatın Anlamına İlişkin
Görüşler----------------------------------------Sayı-------Yüzde
Hayata bir anlam veremiyorum, her şeyi anlamsız
buluyorum--------18----------24.32
Hayat, bize tanınmış bir
fırsattır--------------------------------------------33---------44.6
Hayat, çoğu zaman bir yük ve hayal
kırıklığıdır-------------------------22---------29.72
Hayatın bir anlamı olup olmadığını
bilmiyorum-------------------------1-----------1.4
Toplam--------------------------------------------------------------------74----------100.0
----------------------------------------------------------------------------------------------------
Çocukların / gençlerin yaklaşık yarısı (%44.6), hayatın, insana
tanınmış bir fırsat olduğunu belirterek, bulunduğu ortamdaki bütün
olumsuzluklara rağmen, fırsatları değerlendirme ve olumsuz şartlarla
mücadele etmede kararlı olduklarını ifade etmişlerdir. Yaşanan
olumsuzlukları, büyük ölçüde önemseyen ve bir ümitsizlik içine
girenler ise, yaklaşık 1/3’lik orana karşılık gelmektedir. Hayata bir
anlam veremeyen ve herşeyi anlamsız bulan çocukların / gençlerin oranı
ise yaklaşık olarak 1/4 oranına sahiptir. Toplam olarak, %55.4 oranına
sahip kesimin, yaşamla ilgili olumsuz bir kanaat taşımaları ve
karamsar olmalarının, okuldaki başarıyı etkilemesi yanında, toplumsal
bütünleşme açısından da olumsuz sonuçlar vereceği söylenebilir.
Kültürel yapı, yakın çevre ve ailenin kazandırmış olduğu tutum ve
davranışlardan dolayı, özellikle yurt gibi ortamlarda, çocukların sık
sık engellenme ve zorlanmalarla karşılaşma ihtimalleri daha fazla
olabilmektedir. Bu durum, uyumsuzluğa etki edebildiği gibi, toplumun
gerçekçi olarak görülmesini engelleyebilir, kendine ve çevresindeki
insanlara, saygı ve sevgi kuralları çerçevesinde muamelede bulunmayan
ve sonuçta da içine kapanık ve kaygılı tiplerin ortaya çıkmasına neden
olabilir.
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların / gençlerin sorumluluk
üstlenmeleri, ilk dönemlerde yoğun şekilde uyum problemlerini
beraberinde getirebilir. Ancak, zamanla hayatın gerçeklerini gözönüne
alarak, akılcı çözümler üretmeleri ve hayatı, önlerine sunulmuş bir
fırsat olarak görmeleri de mümkündür.
Yetiştirme yurdundaki çocukların / gençlerin, buradan ayrıldıktan
sonra ne yapacaklarına ilişkin görüşlerinin dağılımı aşağıdaki tabloda
gösterilmiştir.
Tablo 28: Yetiştirme Yurdundan Ayrıldıktan Sonra Yapılacak Olan
Şeylere İlişkin Dağılım
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Görüşler------------------------------------------------------------------------------------Sayı-----Yüzde
Ailemin yanına dönmeyi
düşünüyorum-------------------------------------------------18-------24.3
Akraba / yakınlarımdan birinin yanına dönmeyi
düşünüyorum------------------------3---------4.1
Ailemden / yakınl. uzak şekilde, bir meslek sahibi olup çalışmayı
düşünüyorum---22-------29.7
Karar vermedim,
bilmiyorum-------------------------------------------------------------23-------31.1
Başka-----------------------------------------------------------------------------------------7---------9.5
Cevap
yok-----------------------------------------------------------------------------------1--------1.4
Toplam--------------------------------------------------------------------------------------74------100.0
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Aileden uzak bir biçimde, meslek sahibi olmayı ve yaşamını bu şekilde
sürdürmeyi düşünenlerin oranı, yaklaşık olarak, 1/3 civarındadır.
İleriki yaşam biçimiyle ilgili, kararsızlık içinde olan ve herhangi
bir planı olmayanlar ise, yine 1/3’e karşılık gelmektedirler. Yapılan
bir araştırmada, yurttan ayrıldıktan sonra yapılacak olanlar
konusundaki belirsizliğin; strese yol açması yanında, problemlerle
başa çıkmada başarısız stratejilerin kullanılmasına da neden olduğu
tespit edilmiştir [51].
Ailesinin yanına dönmeyi düşünenler, yaklaşık 1/4 oranına sahipken,
akrabalardan / yakınlardan birisinin yanına dönmeyi planlayanların
oranı ise %4.1’dir. “Yurt dışına –Amerika’ya– gitmek” (3 kişi),
“ailemle görüşebileceğim, ancak, onlardan ayrı olacağım bir meslek
edinmek”, “ailemin yanına dönüp orada yuva kurmak”, “tek başına
yaşamak”, “asıl amacım, ailemi mutlu edecek bir hayat kurmak” ve
“evlenip çocuklarıma sevgiyi anlatacağım, sevgisiz büyümesinler”
biçiminde yanıtlar da verilmiştir.
Yetiştirme yurdunda kalmanın, okuldaki arkadaşlık ilişkilerini
etkilemesi mümkündür. Bununla ilgili görüşlerin dağılımı aşağıdadır.
Tablo 29:Yurtta Kalmanın Okuldaki Arkadaşlık İlişkilerini Etkilemesine
İlişkin Görüşlerin Dağılımı
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Arkadaşlığı Etkileme
Durumu---------------------------------------------------------Sayı-----Yüzde
Olumlu
etkiliyor--------------------------------------------------------------------------33--------44.6
Olumsuz
etkiliyor------------------------------------------------------------------------33--------44.6
Cevap
yok---------------------------------------------------------------------------------8----------10.8
Toplam------------------------------------------------------------------------------------74--------100.0
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yurtta kalmanın, okuldaki ilişkileri olumlu etkilediğini
söyleyenlerle, olumsuz etkilediğini belirtenlerin oranı aynıdır
(%44.6). Cevap vermeyenler ise, %10.8 oranındadır.
Olumlu etkilediğini belirtenler, genel olarak; arkadaşları arasında
farklı durumlarının olmadığı, normal bir arkadaşlık ilişkilerinin
olduğu, arkadaşların çok iyi davrandıkları, “sıcak kanlı” olduğundan
herkesin kendisini sevdiği biçiminde yanıtlar da vermişlerdir.
Olumsuz etkilediğini ifade edenler, genel anlamda; kendini yabancı ve
yalnız hissettiklerini, yetim olduklarından birçok kimsenin
kendileriyle yakınlaşmak istemediğini, öğretmenlerin yetiştirme
yurdunda kalanları sevmediklerini ifade etmişlerdir. Ayrıca;
“yetimdir, öksüzdür diye acıyorlar”, “dalga geçiyorlar”, “başka gözle
bakıyorlar”, “saçma sapan sorular soruyorlar”, “giyim kuşamımız iyi
olmadığından acıyorlar” biçiminde yanıtların verildiği de görülmüştür.
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların / gençlerin yerine getirmiş
oldukları dinsel pratiklere ilişkin dağılım aşağıdaki tabloda
verilmiştir.
Tablo 30: Yerine Getirilen Dinsel Görevlere İlişkin Dağılım
------------------------------------------------------------------------
Dinsel Görevler-----------------------------Sayı-----------Yüzde
Oruç-------------------------------------------30--------------40.5
Namaz-----------------------------------------5---------------6.75
Arasıra namaz ------------------------------12--------------16.21
Sadaka vermek-------------------------------3---------------4.05
Hiçbiri----------------------------------------13--------------17.56
Cevap yok-----------------------------------19---------------25.67
------------------------------------------------------------------------
Not: Birden fazla seçenekle yanıt verilmiştir.
En çok yerine getirilen dinsel pratiğin oruç olduğu görülmektedir
(%40.5). Cevap vermeyenler ise, yaklaşık 1/4 oranındadır. Hiçbir
dinsel pratiği yerine getirmeyenler %17.56, arasıra namaz kılanlar
%16.21 oranına sahiptir. Sürekli namaz kılanlar %6.75, sadaka verenler
ise %4.05 oranına karşılık gelmektedir.
Ailenin; çocuğun / gencin, dinsel sosyalizasyonunda etkin bir yeri
olduğu varsayımından hareket edilirse [52], aile ortamından uzak
çocukların / gençlerin dinsel bilgi ve uygulama konusunda,
yaşıtlarından geri düzeyde bulunmaları kaçınılmaz olacaktır. Aynı
zamanda, aileden alınan yanlış dinsel bilgilenme de önemli problem
alanlarından birisini teşkil etmektedir. Nitekim, yetiştirme yurdunda
kalanlardan bazıları, ailelerinin dinsel bilgi eksikliği içinde
olduklarını ve kendilerini bu konuda bir “boşluk”ta hissettiklerini
ifade etmişlerdir.
Yerine getirilmek istenen dinsel pratiklere ilişkin görüşlerin
dağılımı da aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Tablo 31: Yerine Getirilmek İstenen Dinsel Görevlere İlişkin Dağılım
------------------------------------------------------------------------------------
Dinsel
Görevler-------------------------------------Sayı---------------Yüzde
Hepsi---------------------------------------------------8------------------10.81
Zekat---------------------------------------------------24----------------32.43
Herkese iyilik ve
yardım----------------------------12----------------16.21
Hac-----------------------------------------------------14----------------18.91
Namaz-------------------------------------------------13----------------17.56
Oruç----------------------------------------------------3-----------------4.05
Kur’an öğrenme ve
okuma--------------------------5-----------------6.75
Hiçbiri--------------------------------------------------6-----------------8.1
Cevap
yok--------------------------------------------20----------------27.02
-----------------------------------------------------------------------------------
Not: Birden fazla seçenekle yanıt verilmiştir.
Yerine getirilmek istenen dinsel pratikler içinde en büyük oran,
%32.43 ile zekata aittir. Herkese iyilik ve yardım etmek istediğini
belirtenler ise %16.21 oranına sahiptir. Buna göre, çocukların /
gençlerin yaklaşık yarısı, ileriki yaşamında, muhtaç insanlara yardım
etmeyi planlamaktadırlar. İçinde bulunulan maddi yetersizliklerin
bilincinde olarak, ileriki yaşamda, muhtaç insanlara yardım edecekleri
özellikle ifade edilmiştir. Yerine getirilmek istenen dinsel
pratiklerden, namazı belirtenler %17.56, Hac %18.91, Kur’an öğrenme ve
okuma %6.75, oruç %4.05 oranına sahiptir. Hepsini yerine getirmeyi
hedefleyenler %10.81, hiçbir dinsel pratiği yerine getirmek
istemeyenler %8.1, cevap vermeyenler ise %27.02 oranına sahiptir.
Sonuç ve Öneriler
Yapılan araştırmalarda, koruyucu aile bakımı için uygun olan yaşın, 13
ve daha aşağısı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yaşın üstündeki çocuklarda
kişilik oluşumu büyük oranda gerçekleşmiş ve aile sevgisi ve ilgisine
olan gereksinim azalmış olacağından, olumlu sonuçlar verme ihtimali
düşebilmektedir [53]. Buna göre, çocuk yuvası ve yetiştirme yurdunda
kalan çocuklardan hangisinin, koruyucu aile uygulamasından
yararlanmasının daha uygun olduğunun anlaşılabilmesi için, uzman
ekipler tarafından kişilik testleri uygulanabilir ve en çok ihtiyacı
olanlar, koruyucu aile bakımı hizmetinden yararlandırılabilir.
Çocuk yuvası ve yetiştirme yurtlarında kalan çocukların, hayatları
boyunca başarılı olmaları ve ailesizlikten dolayı ortaya çıkan
olumsuzluklardan minimum düzeyde etkilenmeleri için, bu kurumlara ilk
geldiklerinde yetenek ve eğilimlerinin gözönüne alınması suretiyle,
bir gruplaşmaya gidilmesi ve böylece mesleksel tercihlerin optimum
düzeyde yapılması sağlanabilir.
Çocuğun, bağımsız ve üretici olmasını hazırlayan bazı ön koşullar
bulunmaktadır. Bunlardan birisi de, “mekan kullanımı”dır [54].
Bağımsız davranma ve üreticilikte bireyselleşme, büyük bir önem
taşıdığı gibi, bireyselleşmede, kişinin kendine özgü bir mekanının
olması çok önemlidir. Yetiştirme yurtlarının, çocuğun bireyselleşmesi
için uygun fiziksel ve mekansal bir zemin hazırlamaktan uzak olduğu
söylenebilir. Her çocuğa ayrı bir mekan verilmesi, çok pratik gibi
görünmese de, en azından mekanı paylaşan kişi sayısının düşürülmesi
bir çözüm olarak düşünülebilir.
Yetiştirme yurdunda kalan ve “reşit yaş”a gelince de buradan ayrılması
kaçınılmaz olan çocukların, daha sonraki yaşamlarına ilişkin
öngörüleri, toplumsal bütünleşmelerini etkileyebilecek düzeydedir.
Bahsedilen kurumdan ayrılarak topluma katılan çocukların, “acınacak
kimseler” olarak toplumda yer edinmemeleri ve topluma
yabancılaşmamaları için, bu kesimin problemlerinin tespit edilip,
çözümler üretilmesi gerekmektedir. Bahsedilen adımların atılmasında
kamu kuruluşları yanında, özel kuruluşların ve yine sivil toplum
kuruluşlarının eşgüdüm halinde olmaları, bütünleşmenin en yüksek
düzeyde olmasını sağlayabilecektir.
Yetiştirme yurdunda kalan çocukların, toplumla bütünleşmeleri ve
“problem insan” olmaktan kurtulmaları için, imkanlar ölçüsünde yurtta,
“aile ortamı” oluşturulmalı, eğitimci ve uzmanlar, çocukların yaşamı
ile kendi yaşamını birleştirmeli, günün her vakti “ulaşılabilen
kişiler” olabilmelidirler.
Sosyal kolların işlevsel hale getirilmesi ve birtakım aktivitelerin,
hem kurum içinde ve hem de kurum dışını kapsayacak biçimde
düzenlenmesinin, çocukların / gençlerin sosyalleşmelerinde ve deneyim
kazanmalarında önemli bir fonksiyon üstleneceği ifade edilebilir.
Yetiştirme yurtlarında kalanlara verilen ve 9 milyonla 39 milyon
arasında değişen ödeneklerin, günümüz koşullarında yetersiz olduğu
inkar edilemez. Çocuklara / gençlere, kişilerin mağdur olmayacakları
düzeyde para verilebilmesi için, çocuk yuvası ve yetiştirme yurdunun
bulunduğu yere göre bir tespit yapılabilir ve optimum seviye
yakalanabilir.
Sosyal hizmet uzmanı sayısının arttırılması ve bunların
faaliyetlerinin yoğunlaştırılması sağlanabilir,
Yurt personeline; aldığı eğitime uygun görevler verilmesi ve
maddi-fiziksel durumun ideal düzeye yükseltilmesi sağlanabilir,
Yurtta hem personel ve hem de çocuklar / gençler arasında, grup
çalışmasını önplana çıkaran faaliyetlere ağırlık verilebilir,
Belli aralıklarla, yapılacak olan, görüşme ve anketlerle, problem
alanları tespit edilebilir ve buna göre bir strateji geliştirilebilir,
Boş zamanların en verimli şekilde değerlendirilmesi için, olanaklar
artırılabilir ve bu sayede çocukların / gençlerin, oyun vasıtasıyla
toplumsallaşması sağlanabilir,
Gelecek kaygısının yoğun biçimde yaşanmaması için, çocuğun / gencin
görüşü de alınmak suretiyle, mesleksel tercihler isabetli olarak
yapılabilir,
Yetiştirme yurdunda kalan gençlerin, geleceğe daha aydınlık
bakabilmeleri için, devletin, kamu kurum ve kuruluşlarında ayırmış
olduğu, binde birlik kadro oranı arttırılabilir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
[*] Bu çalışma, 31 Ekim-01 Kasım 2002’de, Marmara Üniversitesi
Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından düzenlenen, Savaş
Çocukları: Öksüzler ve Yetimler (Uluslararası) Sempozyumu’na bildiri
olarak sunulmuştur.
[**] Yrd.Doç.Dr., Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji
Bölümü, 21280, Diyarbakır, mcyildiz@dicle.edu.tr, mcyildiz@hotmail.com
[35] (Çelik,1987)
[36] (Şahin)
[37] (Erol,1993)
[38] (Cılga,1986)
[39] (Doğan,1991)
[40] (Çakmaklı,1991)
[41] (Çakmaklı,1991)
[42] (Kocacık,1984a)
[43] (Cılga,1986)
[44] (Kocacık,1984a)
[45] (Şahin)
[46] (Baran,1999)
[47] (Kasapoğlu,1991)
[48] (Cılga,1998)
[49] (Akyüz,1991)
[50] (Akyüz,1983)
[51] (Şahin)
[52] (Okçay,1992)
[53] (Bıyıklı,1983)
[54] (İmamoğlu,1991)
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kaynaklar
AKYÜZ, Emine, (1983), “Medeni Kanuna Göre Ana Babanın Çocuğu
Yetiştirme Görevi”, EBF (Eğitim Bilimleri Fakültesi) Dergisi, Ankara
Üniversitesi, C:16, S.1
AKYÜZ, Emine, (1991), “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu”,
Türk Aile Ansiklopedisi, C:3, T.C.Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu
Yay., Ank.
ALPER, Yusuf, (1991), “Korunmaya Muhtaç, Kimsesiz ve Sakat Çocuklarla
Yaşlıların Sosyal Güvenliği: Sosyal Refah Hizmetleri”, Türk Aile
Ansiklopedisi, C:3, T.C.Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ank.
AYDOĞAN, Feramuz, (1998), “Göçle Birlikte Aile Bireylerine İlişkin
Tutum ve Davranışlarda Gözlemlenen Değişmeler”, Cumhuriyet
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, S:20-21
BARAN, Gülen, (1999), “Yurtlarda ve Ailesiyle Birlikte Yaşayan
Gençlerin Problemleri”, Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, C:3, S:3,
Kasım
BIYIKLI, Latife, (1983), “Koruyucu Aile Bakımı”, EBF (Eğitim Bilimleri
Fakültesi) Dergisi, Ankara Üniversitesi, C:16, S.1
BİLGİN, Beyza, (1997), “Yetim ve Kimsesiz Çocuklarla İlgili Tesis
Kurmanın ve Yaşatmanın Önemi”, Diyanet İlmi Dergi, C:33, S:3,
Temmuz-Eylül
BUDAK, Selçuk, (2000), Psikoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yay., Ank.
CILGA, İbrahim, (1986), “Korunmaya Muhtaçlık Olgusunun Sosyolojik
Analizi”, Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal
Bilimler Dergisi, S:7, Kasım
CILGA, İbrahim, (1998), “Yetiştirme Yurdunda Yetişen Gençlerin Yaşam
Niteliği Göstergeleri”, Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Sosyal Bilimler Dergisi, S:20-21, Kasım
ÇAKMAKLI, Kemal, (1991), “Gençlik Döneminde Kimlik Arayışı”, Türk Aile
Ansiklopedisi, C:2, T.C.Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ank.
ÇAVUŞOĞLU, Turgay, (2001), “Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu’nun Aileye
Yönelik Hizmetleri”, 1. Ulusal Aile Hizmetleri Sempozyumu (2000’li
Yıllarda Aile Hizmetleri), 9-11 Mayıs 2001, T.C.Başbakanlık Aile
Araştırma Kurumu, Ank.
ÇELİK, Vehbi, (1987), “Türkiye’de Korunmaya Muhtaç Çocuklar Sorunu”,
Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C:1, S:2
DOĞAN, D.Mehmet, (1990), Büyük Türkçe Sözlük, Rehber Yay., Ank.
DOĞAN, İsmail, (1991), “Gençlik ve Gençlik Sorunları”, Türk Aile
Ansiklopedisi, C:2, T.C.Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ank.
EROL, Metin, (1993), “Aile İçi İlişkilerin Çocuğun Şahsiyet Gelişimine
Etkileri”, Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal
Bilimler Dergisi, S:16
GÜRSOY, Figen-Neriman ARAL, “Baba Yoksunluğu Olan ve Olmayan
Çocukların Bağımlılık Eğilimlerinin İncelenmesi”, 1. Ulusal Aile
Hizmetleri Sempozyumu (2000’li Yıllarda Aile Hizmetleri), 9-11 Mayıs
2001, T.C.Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ank.
HTTP://www.shcek.gov.tr
İMAMOĞLU, Olcay, (1991), “Çocuğun Aile İçinde Yetişme Ortamı ve
Toplumsallaşması”, Türk Aile Ansiklopedisi, C:1, T.C.Başbakanlık Aile
Araştırma Kurumu Yay., Ank.
KASAPOĞLU, Aytül, (1991), “Gençlik Sorunlarını Çözümleme Yaklaşımı”,
Türk Aile Ansiklopedisi, C:2, T.C.Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu
Yay., Ank.
KOCACIK, Faruk, (1984), “Korunmaya Muhtaç Çocuklar-Sivas Kız ve Erkek
Yetiştirme Yurtları-I”, Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Sosyal Bilimler Dergisi, S:2, Haziran
KOCACIK, Faruk, (1984a), “Korunmaya Muhtaç Çocuklar-Sivas Kız ve Erkek
Yetiştirme Yurtları-II”, Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, S:3, Kasım
MARSHALL, Gordon, (1999), Sosyoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yay., Ank.
NİRUN, Nihat (Ed.), (1986), 12-24 Yaş Gençlerin Sosyo-Ekonomik
Sorunları, MEB Yay., Ank.
OKÇAY, Hale, (1992), “Çocuğun Dinsel Sosyalizasyonunda Ailenin
İşlevi”, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi, S:3
OTO, Remzi, (1992), “Diyarbakır Yetiştirme Yurdu’nda Kalan Gençlerde
Ruhsal Belirti Dağılımı”, Dicle Tıp Dergisi, C:19, S:1-2
ÖĞÜLMÜŞ, Selahattin, (1991), “Yetiştirme Yurtları”, Türk Aile
Ansiklopedisi, C:3, T.C.Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ank.
ŞAHİN, Hülya, “Yetiştirme Yurtlarında Kalan ve Aileleriyle Yaşayan
Liseli Gençlerin Stresle Başaçıkma Stratejileri”, Burdur Eğitim
Fakültesi Dergisi, S:3, Yıl:3
ŞEKER, Mehmet, (1991), İslam’da Sosyal Dayanışma Müesseseleri, Diyanet
İşleri Başkanlığı Yay., Ank.
YALÇIN, Şenay vd., (2001), “Bursa SHÇEK Personelinin Aile Yapısı ve
Sosyal Hizmetle Karşılıklı Etkileşimi”, 1.Ulusal Aile Hizmetleri
Sempozyumu (2000’li Yıllarda Aile Hizmetleri), 9-11 Mayıs 2001,
T.C.Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ank.
YILMAZ, M. Niyazi, (1991), “Türkiye’de Sosyal Hizmetler”, Türk Aile
Ansiklopedisi, C:3, T.C.Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ank.
|
|
|
> > >
> >
>1 .BÖLÜME DEVAM EDİNİZ
KAYNAK :http://www.e-sosder.com


|
|