|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|

YENİ ÜNİVERSİTE AÇMADA ISRARIN
PARADOKSU
Mehmet Taki YILMAZ
OMU Sinop Eğitim Fakültesi

“Bilimden Gidilmeyen Yolun Sonu Karanlıktır”.
Hacı Bektaşi Veli
Türkiye’de son zamanlarda üniversiteleri, bilim insanlarını ve nesnel
sonuçlarıyla bilimi dışlama, yok sayma ve gündelik yaşantımızdan
uzaklaştırma çabaları hız kazanmıştır. Bilimi gündelik yaşamdan kasıtlı
olarak uzaklaştırmaya çalışan anlayış, bilimden geriye kalan bu boşluğu
bilimsellikten uzak ve çağın çok gerisinde bir toplum kafası yaratacak boş
inançlarla (hurafelerle) doldurmaya çalışmaktadır. Gıdaların helal-haram
olarak belirlenmesi, alkollü içecekler için kırmızı bölgelerin
oluşturulması, tarikat şeyhlerinin rüyaları, danışma yeri olarak din
ulemalarının adres gösterilmesi, televizyon haberlerinde, diğer programlarda
sunulan ilgili ilgisiz konularda daha çok din görevlilerinden yada
ilahiyatçılardan görüş alınması, imam hatipler, türban vb. gibi. Kamuoyunda
tartıştırılan bu konularla ulaşılmaya çalışılan şey, gündelik yaşamı dinin
kurallarına göre şekillendirmektir.
Bu yazının amacı kamuoyunda olur mu olmaz mı diye gündeme getirilen kalıp
sosyolojik konuları tartışmak değildir. Üniversitelerimizin ve bilim
insanlarımızın uyarılarını yok sayıp bildiklerini(!) uygulayan ve
felaketlere yol açanların, diğer yandan üniversite kurma ısrarlarındaki
paradoksu ortaya koymaktır.
Bir üniversitenin var oluş nedenlerinden biri, birlikte yaşadığı toplumun
karşılaşabileceği olası ya da var olan sorunlarının nedenlerini tespit edip
onlara çözümler üretmektir. Bu anlamda üniversitelerimiz ve bu
üniversitelerde görev yapan bilim insanlarımız evrensel anlamda kendi var
oluşuna uygun görevleri yerine getirmişlerdir.
Normal Trenin Adı
Hızlandırılmış tren "Normal tren"in eskimiş rayları ve eskimiş teknolojisi
üzerinde sadece “hızlandırın!” talimatıyla adı değiştirilerek 4 Haziran
2004’te uygulamaya konulmuştu.
Yıldız Teknik Üniversitesi Ulaştırma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın
EREL başta olmak üzere birçok uzman projeye karşı çıkmış, karşı çıkma
nedenlerini 5 Temmuz’da İstanbul’da Ulaştırma Bakanının da katıldığı bir
toplantıda gerekçeleriyle açıklamışlar, kaza olabileceği uyarısını yaparak,
eldeki bilgilerden hareketle hızlı tren seferlerinin durdurulmasını
istemişlerdi.
Uzmanların açıklamalarında ve uyarılarında geçen merkezkaç kuvvet, hız,
direnç, raylar, alt yapı, üst yapı, genleşme gibi kavramları yok sayan TCDD
yetkilileri, hattın, lokomotiflerin ve vagonların hızlı tren seferleri
yapmaya uygun olduğunu ve hızlandırılmış seferlere devam edeceklerini
ısrarla belirtirler.
Eski teknolojinin eski rayları üzerinde trenin hızlandırılabileceği
bilgisini yeterli bulan ve fazlasını reddeden anlayış, bu hızlı bilgiyle 22
Temmuz 2004 Perşembe günü Fiziğin hız ve merkezkaç kuvvet yasasıyla
savruldular. Haydarpaşa -Ankara seferini yapmakta olan Yakup Kadri
Karaosmanoğlu Ekspresi adlı, "Hızlandırılmış(!) Tren" Sakarya Pamukova"da
raydan çıkarak devrildi. Bu devrilme sonucu meydana gelen kazada resmi
açıklamalara göre 37 kişi yaşamını yitirdi, 81 kişi de çeşitli yerlerinden
yaralandı.
Bilim insanlarının açıkladıkları bilgiyle hareket edilseydi ne olurdu?
“Fotoğraftaki Su Temiz!”
Aynı formatta yaşanan ikinci somut olay, Malatya’da içme suyuna karışan
mikroplar sonucunda birçok vatandaşımızın ishal olmasıyla karşımıza çıktı.
İnönü Üniversitesi Rektörü Sayın Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu, Malatya’da
“yaşanan olayın salgın bir hastalık” olduğu açıklamasını yaptı. Önlem
alınmazsa kirli suyla çeşitli bir çok hastalığın bulaşabileceği uyarısında
bulundu. Sayın Prof. Hilmioğlu çözüm önerileriyle halk sağlığını korumayı,
sorunun nedenlerine bağlı olarak yetkililerin hangi önlemleri almaları
gerektiğini ve üniversite olarak her türlü bilimsel bilgi desteğine hazır
olduklarını belirtti. Sayın Prof. Hilmioğlu bu destek önerisiyle
üniversitenin bir kurum olarak var oluş nedenini de ortaya koymuş oluyordu.
Üniversitenin yerine getirdiği bu evrensel görevine karşın Belediye Başkanı
H.Cemal Akın, suyun incelendiğini ve bir sorun tespit edilmediğini söyledi
ve suyun kirliliğinin lokal (sınırlı) kaynaklı olduğunu belirtti. Bu arada
salgın hızla yayılıp, hastaneler dolup taşarken Belediye başkanı, Sayın
Prof. Hilmioğlu’nun açıklamalarını reddederek üniversitenin “konuya siyasi
yaklaştığı” açıklamasını yaptı.
Olaydan bir süre sonra Türk Tabipler Birliği’nden bir heyetin sunduğu rapor
karşısında da benzer tutumunu sürdüren Belediye Başkan’ı duvardaki su
kaynağı resmini göstererek heyete, suların temiz aktığını kanıtladı!
Buradaki çatışmaya kaynaklık eden ana sorun “akan su kir tutmaz.” diyen
Ortaçağ mantığı ile “Hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) ilimdir,
fendir.” anlayışı arasında bir tercih yapma sorunudur. Yapılan tercih
binlerce insanımızın hastalanmasına neden olmuştur.
Üniversitenin açıklamaları ve uyarıları dikkate alınsaydı ne olurdu?
Bunlar pozitif bilimin kurallarına uyulmadığında ortaya çıkabilecek somut
sonuçlardır.
Hükümetin Üniversite Kurma Israrı
Hükümetin 15 ilde yeni üniversite kurma kararlılığıyla bir ishal salgını
yada bir tren kazası daha “geliyorum!” diyor.
Meclis Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, YÖK'ün bu konuda
gerekçeleriyle birlikte olumsuz görüş bildirmesine rağmen, Hükümetin 15 yeni
üniversite kurulmasına ilişkin kanun tasarısını kabul etti.
YÖK ve bu konuya duyarlı bilim çevreleri alt yapısı yeterince oluşturulmadan
(benzer açıklamalar aynı cümlelerle hızlandırılmış tren projesi için de
yapılmıştı) üniversite kurulmasının sakıncalarını açıklayarak tepkilerini
dile getirmektedirler.
Kendisi de bir akademisyen olan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Meclis
Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda tasarıyı sunarken,
objektif kriterlerle hareket ettiklerini, yeni kurulacak üniversitelere
kadro tahsisi yapıldığını hatırlatarak, bu üniversitelerin zaman içinde
kendilerini geliştireceklerini söylüyor.1
Sosyal bilimlerde özellikle eğitim bilimlerindeki yanlış kararların
sonuçları pozitif bilimlerin sonuçları kadar somut değildir. Yukarıda
anlattığımız ve 21. yüzyılda ülkemizde tanık olduğumuz bu olayların somut
sonuçlarını hemen görebilmek olasıdır. Örneğin, zaman içinde kendilerini
geliştirecek olan bu üniversitelerden eğitim alarak yetişecek bir inşaat
mühendisinin yapmış olduğu bir binanın, köprünün çökmesi yetersiz eğitimin
somut sınırlı sonuçlarını bize gösterebilir. Ama kendilerini zaman içinde
geliştirecek olan bu üniversiteler gelişinceye kadar, bu üniversitelere ait
eğitim fakültelerinden öğretmenler de mezun olacaktır. Yetersiz zamanlarda
yetişmiş onbinlerce öğretmenin, yaklaşık 30 yıl boyunca yetiştireceği
öğrencilerin toplumun geleceğinde yaratacağı olumsuz sınırsız sonuçlarını,
pozitif bilimlerdeki kadar somut görebilmemiz olası değildir.
Sonuç
İçinde yaşadığı toplumun sorunlarına karşı var oluş sorumluluğunu evrensel
anlamda bir yönüyle yerine getiren üniversitelerimizin dünyanın ilk 500
üniversitesi sıralamasına girmemesi bir anlam ifade etmemektedir.
Üniversitenin ürettiği bilgiye ve bilime sırt çevirerek yaşayanların almış
oldukları kararların sonuçlarını yurttaşlarımız ödemektedir.
Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Yönetmeliğinin 2. maddesi, Yetiştirme
Yurtlarının görevini; “korunmaya muhtaç çocukları korumak, bakmak ve bir iş
veya meslek sahibi edilmeleri ve topluma yararlı kişiler olarak
yetişmelerini sağlamak” olduğunu açıklamaktadır. Bu göreve rağmen; Davranış
Bilimleri, Çocuk Psikolojisi gibi bilim dallarına rağmen, Sosyal Hizmetler
gibi bir mesleğe rağmen “Ziyaret ettiğim kurumların hepsinde şu anda en az
4’er muhbirim var.”2 diyen bir bakanın bulunduğu hükümet üniversite kurmakta
ısrarlıdır.
Yaşamı bilginin ışığından kaçarak örmeye çalışanların üniversite kurma
ısrarları bir paradoks değil midir?
DİPNOTLAR
1-http://www.cnnturk.com.tr/HABER/haber_detay.asp?PID=318&HID=1&haberID=
143033 (1 Aralık, 2005 12:17:00 )
2- http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3489504.asp?m=1&yazarid=71&gid=78
(Yener SÜSOY 7 Kasım 2005)

|
|