|
|
İnsanların bir kısmı yaşamlarını doğduğu yerde noktalamamakla birlikte çoğu
zaman memleketlerinden uzak yerlerde yaşamaktadırlar. Hatta bununla ilgili
çok kullandığımız bir sözümüz de vardır: ‘Doğduğum yer değil doyduğum yer…’
Bunun da ötesinde çoğu insan yaşamının bir bölümünde yabancı olduğu bir
şehre(ülkeye, ilçeye, vb.) bir tür sebepten(iş, eğitim, seyahat, vb.)
mutlaka gitmiştir. Ülkemizin büyük çoğunluğunun memur olduğunu düşünecek
olursak bu durum zaten kaçınılmazdır. Tarihe bir göz attığımızda ülke olarak
çok göç vermiş olduğumuz açıktır. Bunun yanı sıra İstanbul’a olan göçlerin
oluşturduğu aile içi ve toplumsal çatışmalar kitaplara ve filmlere çokça
konu olmuştur.
Peki, sadece çantamıza kıyafetlerimizi, cebimize paramızı koyup arkamızda
birilerini bırakarak mı gidiyoruz başka yerlere? Elbette hayır. Gittiğimiz
yerlerde bambaşka sorunlar bizi beklemektedir. Bizim şehre ne kadar uyum
sağladığımız ve şehrin, insanların, onlara göre yabancı olan bizi, misafiri,
ne kadar kabul ettiği oldukça önemelidir.
Başarılı olmak, sevmek-sevilmek ya da bunların da ötesinde mutlu olabilmek
için bir çevreye nasıl uyum sağlayabiliriz?
İlk olarak gittiğimiz çevrenin özelliklerini, gerek fiziksel- coğrafik gerek
kültürel-ekonomik yapısını, bilmemiz şarttır. Orada insanlar hangi dili
kullanır? , Ne yerler? , Nasıl giyinirler? , Nelere kıymet verip neleri
yadırgarlar? ve daha birçoğu… Bu bilgilerin birçoğunu internet, kitap vb.
kaynaklardan öğrenebilmekteyiz. Ancak bazı şeyleri gözlemleyerek ya da
bizzat yaşayarak öğrenebilmekteyiz. Uyum, yaşanılan yerin özelliklerini
bilmekle o özelliğe olan tavrımızdan sonra başlıyor. Ancak şu ayrımı iyi
yapmakta fayda vardır. Uyum, o çevrenin özelliklerine bürünmekten
geçmemektedir. Sözüm ona o çevrede genellikle et yenmesi, inanışların
konuşmaların farklı olması bizim de alışkanlıklarımızı değiştirmemizi
gerektirmez. Bunun temelinde insanların farklı özellikleri olduğunu bilip
onları oldukları gibi kabul etmek vardır. Yani temel sorunumuz, hayata
geçirmekte zorlandığımız ‘saygı duymak’ .
Misafiri kabul ederken yani şehrimize yeni gelmiş bir öğrenciyi, bir
öğretmeni ya da bir gezgini karşılarken de saygı temelini korumakta yarar
vardır. Ancak gelenleri kabul edenlere daha büyük sorumluluklar düşmektedir.
Çünkü gelenin şehir hakkındaki izlenimleri insanların davranışlarıyla
şekillenmektedir. Elbette tek amacımız gelende olumlu izlenimler oluşturmak
değil yardım etmenin ya da bir insanı anlamanın hazzı olmalıdır. Bu en küçük
yapıdan yani evimizden mahallemize, ilçemizden şehrimize hatta ülkemize gelmiş
her insan için geçerlidir.
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.
|