|
|
|
|
|
DERLEME
: YAŞ – YAŞAM – YAŞLILIK ( 7 )
|
| ATAOL BEHRAMOĞLU YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR Yaşadıklarından öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa, Yaşamak yer yüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bi kum tanesi gibi, bir yaprak gibi Bir taş gibi dinleyeceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına. Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak Arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmesin Mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle Dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgulaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara göğe, Bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey Hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana YAHYA KEMAL BEYATLI ( EYLÜL SONU ’NDAN ) “Günler kısaldı, Kanlıca’nın ihtiyarları Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları... Yalnız bir semti sevmek için ömrümüz kısa Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...” A.AYTEK İHTİYARLIK Gencim, yaşamın yazındayım şimdi, Bir sıcak ki vıcık vıcık. Bir enerji ki taşın suyunu sık. Ama, güneş bunaltınca beni, Bir ulu ağaç gölgesinde alıyorum soluk. Sen de: Bir ulu ağaç kadar köklü Bir ulu ağaç kadar bilgili kılacaksan beni, Kapımı çabuk çal, İHTİYARLIK E. KADEROĞLU 69.SOKAK Kaç kere geçtim bu yollardan. Bazen çamurlu, Bazen dümdüz. Kaç kere düştüm, kaç kere kalktım. Her seferinde yenilmemi beklediler. Yılmadım, yıkılmayacağımda. Üstüm kirlense bile aldırmıyorum. Gene devam edeceğim, “Hayat” denilen bu yola, Sizi de bekliyorum, HAYAT caddesinin 69.sokağında Aysel AYTEK HUZUREVLERİ Gençtin, şaka yaptım “Muzur” dur dediler. Büyüdüm, “İş Tut Hazırdır” dediler. Yaşlandım, “Artık Huzur Bul” dediler. İyi ki hazırda, Huzurevleri vardır. (Bu dörtlük Ankara Seyranbağları ve Ümitköy Huzurevlerine ithaf edilmiştir.) Aysel AYTEK TANRI MİSAFİRİ Davetlim bile değildi ama, Çaldı kapımı. “Tanrı Misafiridir” diye İçeri aldım biraz. Öylesine yerleşti kaldı ki; İnanın, hiç bir misafir YAŞLILIK kadar arsız olamaz. ALİ ERKAN GÜNERİ Gözlerimin önünde akıp giden, Tarih Geçmiş günleriniz, Anılarınız. Yavrularınız Yaşadıklarınız geliyor aklıma. Aklıma bu günü hazırlamanız geliyor Dünden, Yarına Bende yaşayacak umudunuz Gözümde Işığınız var. (ŞAİRİ BİLİNMİYOR) El öpenlerin çok olsun yavrum, Bizden geçti artık, siz okuyun, adam olun... Yalnız gitmeden bir tek şey istiyorum, Gözlerinden bir damla ışık, yüreğinizden bir yudum sevgi... Gençlik mi? Gençlik istemiyorum... Verdiğiniz o ışık, o sevgi zaten gençliğimin iksiri... ( Bu şiir ; İskoçya’da bir bakımevinde ölen bir yaşlı kadının eşyaları toplanırken bulunmuştur.) BUNU HUYSUZ BİR YAŞLI KADIN YAZDI Ne görüyorsunuz hemşire, Ne görüyorsunuz ? Bakarken düşünüyor musunuz ? Bana Pek bilge olmayan, huysuz bir yaşlı kadına Sağlığından kuşkulu, bakışları uzakta Yemekleri ağzından dökülen, Ve yüksek sesle Cevap vermeyen, Yaptıklarınızı fark etmiyor gibi görünen Sonsuza dek çorabını ya da ayakkabısını Kaybeden İstese de istemese de Dilediğinizi yapmanıza izin veren, Beslenerek ve banyo yaparak, Uzun günü dolduran Düşündüğünüz bu mu ? Bu mu gördüğünüz ? Öyleyse gözlerinizi açın hemşire Siz beni görmüyorsunuz, Sizin emrinizle kalkar, sizin emrinizle yerken, Burada sessiz otururken, Anlatacağım size kim olduğumu, On yaşındaki küçük çocuğum ben, Bir ana ve babanın, Kız ve erkek kardeşler, birbirini seven, 16 yaşında bir kız Kanat takmış, Her an bir sevgiyle, Karşılaşmayı hayal eden, 20’sinde bir gelin, Yüreği hoplayan Tutmaya söz verdiği Evlilik yeminlerini hatırlayınca Şimdi 25’indeyim. Benimde bir küçüğü var, Güvenli ve mutlu Bir yuva bekleyen Şimdi 30’unda bir kadın Küçüklerim hızla büyüyor Birbirlerine sımsıkı bağlı 40’ında oğullarım büyümüş ve gitmişti Ama yanımdaydı erkeğim Ve yas tutmadım 50’imde bir kez daha Bebekler belirdi dizlerimin etrafından Yeniden tanıdık çocukları Sevdiğim ve ben Kara günler çöktü üstüme Kocam öldü Geleceğe bakıyorum Korkuyla ürperiyorum Gençler kendi yavrularını yetiştiriyorlar Ve ben yılları sevgililerimi düşünüyorum Doğa acımasız Şimdi yaşlı bir kadınım ben Beden yıprandı, cazibe ve enerji gitti Bir taş var şimdi Bir zamanlar yüreğimi taşıdığım yerde Ama hala genç bir kız yaşıyor Bu kalıntının içinde Ve şimdi yeniden kabarıyor yıpranmış yüreğim Hatırlıyorum yılları acıyı hatırlıyorum Seviyorum ve yılları yeni baştan yaşıyorum Sayılı ve çok hızlı geçen seneleri düşünüyorum Kabulleniyorum, katı gerçeği Hiçbir şeyin sonsuz olmadığını Açın gözlerinizi hemşireler Açın ve görün Huysuz ve yaşlı kadını değil Yakından bakın beni görün Ali CENGİZKAN “ Nice susuzluklar ve nice açlıklar bilir Nice yorgunluk ve nice ayrılıklar Nice yoksulluklar ve nice varsıllıklar Nice küskünlükler ve nice coşkunluklar bildirir ki sevgidir ömrüm yüksüğü, Bana düğmeler dik ve ilikle yüreğimin yakasını, gitmeden önce Hem bahaneyle denizi gör ve sevmeye devam et, beni de” Rıfat ILGAZ Nasıl mı yaşıyorum ? Bu da mı sorun ! Yaşıyorum ya siz ona bakın ! Gençken bir şiirimde “İş doğmakta değil” demiştim “Gelmişken yaşamakta” Dekart gibi düşünüp Dekart gibi konuşursam eğer; Yaşıyorum… “Eee şu halde ? Canım anlayıverin gerisini Hiç kuşkunuz olmasın ki, “Varım” Rıfat ILGAZ AVDAN YAŞLISI Ben çok eskiyim, ben yepyeni Kuru bir ağaç, sonra dağ çiçeği, Gözlerim çok eski yazıtlar gibi: Kıranlar, kıtlıklar, savaşlar. Sakarya boylarında yirmi gün yirmi gece, Çakmaklı tüfeklerle, Vuruştuk Mustafa Kemal ardınca, Neler uğuldar kulaklarımda. Eski ormanlarda ağaçların sohbeti, Gelin türküleri, ninniler, ağıtlar, Açarım sessiz sularla geleceğin vadilerini. Halk dağının kuytusundan çıkarak, Çok eski sularla…. en yeni! Kemalettin KAMU “Odamda iki kardeş, Biri dün,biri yarın, Ve ben aralarında Bir köprüyüm onların. NAZIM HİKMET TARANTA-BABU’YA BEŞINCI MEKTUP ..... Yaşamak ne güzel şey TARANTA-BABU! Yaşamak ne güzel şey Anlayarak bir usta gibi. Bir sevda şarkısı gibi duyup Bir çocuk gibi şaşarak YAŞAMAK ...... Yaşamak; birer birer ve hep beraber ipekli bir kumaş dokur gibi..... Hep bir ağızdan sevinçli bir destan okur gibi YAŞAMAK ...... YAŞAMAK ...... Ne acaip iştir ki Bu ne mene gidiştir ki TARANTA-BABU! Bugün bu “bu inanılmayacak kadar güzel “ bu anlatılmayacak kadar sevinçli şey; böyle zor bu kadar dar böyle kanlı bu denlü kepaze NAZIM HİKMET FEVKALEDE MEMNUNUM DÜNYAYA GELDİĞİME Fevkalede memnunum dünyaya geldiğime, toprağını, aydınlığını,kavgasını ve ekmeğini seviyorum. Kutrunun ölçüsünü santimine kadar bilmeme rağmen Ve meçhulüm değilken güneşin yanında oyuncaklığı dünya, inanılmayacak kadar büyüktür benim için.........” NAZIM HİKMET “Unut yaşını koru kendini bitten bir de bahar akşamlarından bir de ekmeği son lokmasına dek yemeyi bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman ......“ NAZIM HİKMET “ ......esefsiz, güvenle emniyetle gölgeli bir bahçeye girer gibi girebilmek usulca ihtiyarlığa...... “ BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR İKİ SES Dışarıdan herkes:--Görmemiş ol, savuş..... İçimden bir ses:--Konuş! Konuş! Konuş! Dışarıdan herkes:--Böyle uslu, yavaş..... İçimden bir ses:--Savaş! Savaş! Savaş! Dışarıdan herkes:--Tıkırında işin..... İçimden bir ses:--Düşün! Düşün! Düşün! Dışarıdan herkes:--Bugüne uy, barın..... İçimden bir ses:--Yarın! Yarın! Yarın! YAŞAR NABİ NAYIR “......En güzel rüyaların bile bir sonu vardır; Bir bahar rüzgarından alarak bir sabah hız Mevsimlerin ömrünü yaşamıştı aşkımız. Onu şimdi kaybettim ve şimdi sonbahardır.” Ahmet Muhip DRANAS BİRAZ DAHA Yaşlandım; güneşim batıyor.Gece Yaklaşmada sinsi, sessiz ve sonsuz. Biliyorum; her şeysiz sensiz, bensiz. Yiteceğim karanlıklar içinde. Biraz daha her şeyle haşır neşir, Biraz daha kendimle bilişmemiz, Biraz daha seninle baş başa, bir.... Biraz daha gök, biraz daha deniz. Ziya Osman SABA İHTİYAR,ÇOCUK, HİZMETÇİ V.S. Değneğini taşlara kakar, Beli bükülmüş toprağa bakar, İhtiyar.... Yeni başlamış yolculuk, Yalınayak,benzi uçuk Çocuk. Tatmamış baharı, bilmiyor sevinci; Şu kızların en genci; Hizmetçi. Esmer güzeli hemşirem, Gidecek, sürmeden bir dem; Verem. Akşam oldu, gözlerini yum, Sen herşeyden mahrum Yavrum. Ziya Osman SABA NEFES ALMAK Nefes almak, içten içe derin derin, Taze, ılık, serin, Duymak havayı bağrında. Nefes almak, her sabah uyanık, Ağaran güne penceren açık, Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında. Üstünde gökyüzü ufuklara karşı, Senin her yer;Caddeler, meydan, çarşı Kardeşim, nefes alıyorsun ya! Koklar gibi maviliği, rüzgarı öper gibi Ananın sütünü emer gibi, Kana kana, doya, doya.... Nefes almak, kolunda bir sevgili, Kırlarda, bütün bir Pazar tatili. Bahar, yaz, kış. Nefes almak, akşam, iş bitince, Çoluk çocuğunla artık bütün gece, Nefesin nefeslerine karışmış. Yatakta rahat, unutmuş, uykulu, Yanında karına uzatıp bir kolu, Nefes almak. O dolup boşalan göğse.... Uyumak, sevmek nefes nefese, Kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak. Sürahide ışıl ışıl, içilecek su. Deniz kokusu,toprak kokusu, çiçek kokusu, Yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses. Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes.... Anlıyorum, birbirinden mukaddes, Alıp verdiğim her nefes . Cahit Sıtkı TARANCI ABBAS Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam, Kur bakalım çilingir soframızı, Dinsin artık bu kalp ağrısı.Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Aya haber sal çıksın bu gece; Görünsün şöyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye. Göster hükmettiğini mesafeye Ve zamana. Katıp tozu dumana, Var git, Böyle ferman etti Cahit, Al getir sevgiliyi Beşiktaş’tan; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan. Fazıl Hüsnü DAĞLARCA SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ Söyle sevda içinde türkümüzü Aç bembeyaz bir yelken Neden herkes güzel olmaz Yaşamak bu kadar güzelken? İnsan dallarla, bulutlarla bir, Aynı maviliklerden geçmiştir. İnsan nasıl ölebilir Yaşamak bu kadar güzelken? Fazıl Hüsnü DAĞLARCA “.....Farkında değil gönül, Sanki hep divane; İçimizden dışımızdan Geçer vakit Zalim, zalimane! Baki Süha EDİPOĞLU MEZARLIK Dün akşam gün batmadan, Yaşlı ölülerin arasına Bir küçük misafir geldi. Çocuk bahçesinde kovası kalmış, Kumların üstünde küçük küreği. Besbelli çok yorgun, hemen uyudu. Doğruldu yerinden yaşlı bir ölü Örttü üstünü; Madem ki burda annesi yok Bu küçük kız bize emanet. İlerde yatan bir başka ölü Yavaşça seslendi; Başındaki kurdelayı çözüp katlayın Ütüsü bozulmasın. Suat TAŞER “.....Ummaktır yaşamak İbret al, ders al geceden Çevir başını gökyüzüne Yıldızlara bak Güneşli sabahların umududur yıldızlar.......” |
|
|
|
|
|
|