|
|
|
|
|
DERLEME : YAŞ – YAŞAM – YAŞLILIK ( 1 )
|
|
İHTİYAR |
Yaşlı, kocamış olan (kimse) “Pavli Dayı buruş buruş bir ihtiyardır” (O.Kemal)
|
|
İHTİYAR |
Baba yada anne
|
|
İHTİYAR |
Seçme
|
|
İHTİYAR ETMEK |
Seçmek, yeğ tutmak “Zaruretsiz, cihanda kimse gurbet ihtiyar etmez” (Şinasi) |
|
İHTİYAR ETMEK |
Katlanmak “İhtiyar ettiği bunca hizmetler....”
|
|
İHTİYARİ |
İsteğe bağlı,seçmeli olan, seçimlik...
|
|
İHTİYARLAMA |
İhtiyarlama eylemi, yaşlanma
|
|
İHTİYARLAMAK |
Yaşı ilerlemek, yaşlanmak, kocamak, ihtiyar görünüşü almak, ihtiyar görünmek. “Ağlamaktan gözleri şişmiş, zavallı yüzü on sene birden ihtiyarlamıştı.” (H.E.Adıvar)
|
|
İHTİYARLATMAK |
İhtiyar duruma gelmesine neden olmak
|
|
İHTİYARLIK |
İhtiyar olma durumu, yaşlılık
|
|
KOCA |
Yaşlı, ihtiyar
|
|
KOCAKARI |
Yaşlı kadın, anne
|
|
KOCALMAK |
Yaşlanmak, kocamak
|
|
KOCALTMAK |
Kocamasına yol açmak,yaşlandırmak
|
|
KOCAMAN |
Yaşça büyük olan |
|
KOCAMAK |
Yaşı ilerlemek, yaşlanmak, ihtiyarlamak “Çok kocamıştı fukara, son zamanlarda iki kulağı da işitmez olmuştu” (A.İLHAN)
|
|
YAŞ |
Dirlik, sağlık, gelişme ve büyüme Pazarlık, aydınlık, ısıma Örtme, gizleme, saklama Islaklık, su, hayat, verimlilik
|
|
YAŞ |
Yaşamın çeşitli evrelerinden her biri, çağ. “Genç yaşında......”
|
|
YAŞ |
Doğuştan beri geçen ve yıl birimiyle ölçülen zaman. “....Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.”
|
|
YAŞ |
Ağlamayla gözlerden akan, berrak sıvı, göz yaşı |
|
YAŞ |
Kötü, korkulu, zor (Argo)
|
|
YAŞ |
Bir kurum, kuruluş, düzen vb. kurulduğundan bu yana geçen zaman. “Yetmiş beş yaşına basan Türkiye Cumhuriyeti”
|
|
YAŞ |
Nemli, ıslak, yaş çamaşır.
|
|
YAŞ |
Kendi suyunu, canlılığını yitirmemiş, kurumamış, kurutulmamış, taze, yaş meyva, yaş ağaç.
|
|
YAŞAMAK |
Sürmek, devam etmek. “Onun anısı yaşayacak”
|
|
YAŞAMAK |
Bir durumu yaşar gibi olmak, bir durumla özdeşleşmek, duymak, hissetmek. “O gün yaşadıklarımı bir bilsen.....Öldüm, öldüm, dirildim adeta..”
|
|
YAŞAMAK |
Varlığını, hayatını sürdürmek, sağ olmak... “Hiçbir şey yaşamaktan daha önemli değildir.”
|
|
YAŞAMSAL |
Yaşamla ilgili, dirimsel, hayat.
|
|
YAŞLI |
Yaşla dolmuş, yaşlı gözler |
|
|
|
|
YAŞLICA |
Biraz yaşlı olan
|
|
YAŞARMAK |
Yeşermek, ıslanmak, nemlenmek.
|
|
YAŞARMAK |
Yeşermek, ıslanmak, nemlenmek.
|
|
YAŞAMCA |
Yaşadığı kadar, yaşama süresince,”kaydı hayatla” “Yaşamca aylık bağlamışlar”
|
|
YAŞLIK |
Yaş olma durumu, yaş yer, ıslaklık, rutubet.
|
|
YAŞMAK |
Kadınların ferace ile birlikte kullandıkları örtü. |
|
YAŞIMAK |
Parlamak
|
|
|
|
|
YAŞIL |
Yeşil
|
|
YAŞILLIK |
Yeşillik
|
|
YAŞANTI |
Yaşanılan bir an, yaşamın bir bölümü; “Bu dört buçuk yıllık zaman benim ömründe normal akıp geçen ve yıl yada aylarda ölçülen bir yaşam değil; kimi zaman saat, hatta dakikalarla bile ölçülemeyen heyecan ve mutluluklarla dolu bir yaşantılar zinciridir.”
|
|
YAŞARLIK |
Canlılığını sürdürmek durumu, hayatiyet.
|
|
YAŞATAĞI |
Yaşamın sürmesini, büyümeyi, çoğalmayı sağlayan
|
|
YAŞATMA |
Yaşatma eylemi
|
|
YAŞATMAK |
Yaşamasını sağlamak yada yaşamasına olanak vermek, sürdürmek, devam ettirmek.
|
|
YAŞAYIŞ |
Yaşayış eylemi yada biçimi. “Yaşayışı, hikayelerin kişileri arasında onlardan biri olarak geçti.”
|
|
YAŞIT |
Yaşları birbirine eşit olan, aynı yaşta olan kimselerden her biri.
|
|
YAŞITLIK |
Yaşıt (akran) olma durumu.
|
|
YAŞANTI |
Yaşanılanlardan, görülenlerden, duyulanlardan, edinilenlerden sonra kişide kalan şey, yaşam deneyimi.
|
|
|
|
|
|
|