|
|

YAŞLILIKTA BAKIM ÜZERİNE (6)
BAKILAN YAŞLILAR VE YAŞLILARA BAKANLAR ANLATIYOR
Şadiye DÖNÜMCÜ / Sitemiz yazarı
dosadoster@gmail.com
Evinde yaşam
sürdüren yaşlılara ilişkin sorunları bakanlar ve bakılanların ağzından yorumsuz
olarak dinleyelim.
71 yaşında, iki çocuklu, evinde yalnız yaşayan bir yaşlı anlatıyor:
“Başkalarının yardımına /desteğine gereksinim duymak beni üzüyor, etkiliyor.
Hastaneye yalnız gidemiyor, alışveriş torbalarını taşıyamıyorum. Faturaları
komşum yatırıyor. Her geçen gün daha da yalnızlaşıyorum.
Çalan kapı zili, çalan telefon yüreğimi hoplatıyor. Niye? Mutluluktan. İnsanın
arayanı-soranı olmalı. Apartman görevlisinin geldiğinde, bir-iki laf etmeyi
seviyorum. Kızımın biri her sabah, yurt dışındaki haftada bir "Anne, ne
yapıyorsun?" diye arar. Ölen eşimi özlüyorum. O evin içinde konuşulacak
paylaşılacak hatta tartışılacak bir nefesti. Yalnızlığı sevmiyorum ama
geldiğinde torunumun müzik dinlemesine de tahammül edemiyorum.
Konuşacak birini bulduğumda sürekli konuştuğumun farkındayım. Karşımdaki beni
dinlemediğinde, üzülüyorum. Bir şey anlatacakken torunum "Tamam, anane.
Biliyorum sonunda ne olduğunu" diyerek lafı ağzıma tıkıyor.
Hayatın benim dışımda akıyor, sanki. Düşüp, bir yerimi kırmak en büyük korkum.
Artık yardımsız iş yapamaz oldum. Komşuyu çağırıp, banyo yapıyorum.
Başkalarına bağımlı yaşama düşüncesi beni ürkütüyor. Bakılma sorunum olmaz;
bakıcı / refakatçi bulunur elbette.”
78 yaşında annesi olan bir yaşlı yakını anlatıyor:
“Babam öldükten sonra evinde yalnız yaşayan annemin bastığı sebze kabuğu
hepimizin hayatını kaydırdı. Ameliyat başarılı geçti ama başlangıçta destekle
yürüyecekti.
O hastanedeyken evi, odasını düzenledik. Hastane tipi hareketli ve korkuluklu
karyola, üç parçalı yatak, yürüteç, havalı yatak, tekerlekli sandalye, yatak
koruyucu(alez) aldık. Odasındaki halı dahil, onun yürüyüş yolundaki tüm
engelleri kaldırdık. Banyo ve tuvalete tutamak yaptırdık. Klozete adaptör
koyduk. Anneme 24 saat eşlik etmesi için emekli bir hemşire ayarladık.
Eve geldiğinde yapılanlar onu mutsuz etti. Altının petlenmesinden hoşlanmadı.
Annemi değil oturtmak, ayağa kaldırmak yatakta bile oturtamaz olduk. Solunum
egzersizlerini yapmadı. Açlık grevine girdi; su bile içmez oldu. Kabız oldu.
Uyumaz oldu. Nasıl anlatayım?
Depresyona girdi. Hepimiz için hayat o denli zorlaştı ki; anlatamam.”
Annesi yatağa bağımlı olan yaşlı yakını anlatıyor:
“Annem öyle inatçı ki. Adeta tercih ettiği yatağa bağlanmayı. Oysa sınırları
dahilinde hareket etmesi gerek. Hareketsizlik kalp yükünü arttırarak kalp
yetmezliğine yol açarmış. Kan akımı yavaşlayarak damar içinde göllenip,
pıhtılaşır, sonra da kopan bir pıhtı damarları tıkayabilirmiş.
Çok yavaş hareket ettiriyoruz ki; tansiyonu düşmesin. Uzun süreli yatılırsa;
göğüs kafesi genişlediğinden yeterli solunum yapılamazmış. Rahat balgam atsın
diye sürekli sırt üstü yatırmamaya çalışıyoruz.
Devamlı yatma; belli bölgelerde basınç yaratıp, deri beslenmesini engelleyerek
yatak yaralarına neden olurmuş. Bu yüzden kemik çıkıntısı olan yerlere her gün
yağlı kremle masaj yaptık. Sırtına, riskli bölgelere pudra sürdük. Ciğerlerini
pıtpıtladık. İki saatte bir pozisyon değiştirttik. Ayaklarının altına topukluk
koyduk. Poposunun altına terlemesini önleyen küçük bir parça koyun postu koyduk.
Topuğunda açılan yarayı temiz ve kuru tutmaya çalışarak, düzenli pansuman
yaptık. Haftada iki kez gelen fizyoterapistin verdiği egzersizleri sürdürdük.
Ayak, bacak ve kalçasını yastıklarla destekledik. İnanın bebekten farkı yok.”
Annesi demans hastası olan bir yaşlı yakını anlatıyor:
Zihinsel fonksiyonlarını yitirdi annem. Beyni yeni bilgileri kabul etmiyor.
Demans yani. Torununun adını hatırlayamıyor, kalabalıktan ürküyor, gürültü
sevmiyor, ilaç içmiyor, bağırıyor, ağlıyor, inatlaşıyor, yalan söylüyor, iftira
atıyor, mantık dışı konuşuyor. Beynindeki saat bozuk ya; geceler de kabus
Geçenlerde bakıcısının kolunu ısırmış. Bazen mırıl mırıl bilmediğimiz bir dille
konuşuyor. Söylediklerimizi anlamıyor. Kupasını tutamıyor. Zamanı algılayamıyor.
Öne eğik, yavaş ve güç yürüyor. Tehlikelerin ayrımında değil. Ütü, üçlü priz,
bıçak, makası saklıyoruz. LPG tüpünü kapatıp, ilaçları saklıyoruz. Çaydanlığı
ocakta bırakmıyoruz.
Yıkanmak istemiyor. İdrar-dışkı kontrolü yok, petliyoruz. Evin kapısını çifte
kilitli tutmasak, kaçacak. Yeni modası; herkesin içinde soyunmak. Zorlanıyoruz.
Canım annemin bu durumu içimi acıtıyor.”
Bir yaşlı yakını annesini anlatıyor:
“Demans hastalarının sık sık bakıcı ve mekan değiştirmemesi gerekirmiş. Bizim,
her dem onun yanında olmamız mümkün değil. Bakıcı tuttuk zorunlu. Titizlendik
bakıcı ararken. Şanslıyız: Bergüzar Hanım çok iyi.
Olanaklarımız bakıcı tutmaya izin vermeseydi; ne yapardık? Çünkü 24 saat
demanslı biriyle beraber olmak kolay değil. Annem ona neler yapıyor bir
bilseniz.
Zaman zaman bakıcının sabrının tükendiğini, öfkelendiğini fark ettiğimizde ona
teneffüs olanağı yaratıyoruz. Çünkü annem ve o, dış dünyadan izole. Annem
uyumazsa, o da uyumuyor. Şimdilik bakımevi düşünmüyoruz. İleride ne olur
bilemem. Zaten çoğu huzurevi, demans hastalarını almıyormuş.”
92 yaşındaki annesini huzurevine yerleştirme kararı
veren bir yaşlı yakını anlatıyor:
Dört yıldır yatılı, öncesinde de gündüz bakıcısı olan annemin bakım sorunuyla
ilgili neler yaşamadık ki... Artık iyice yaşlandı. Durgun, her şeye ilgisiz ve
isteksiz. Unutkan.
İştahsız. Zor yürüyor. Kırılgan.
Koşullarımız, kendi evimizde bakmaya uygun olmadığından erkek kardeşimle
“huzurevine yerleştirsek mi?” diye düşündük. Ablam ‘Hayır:Dörder aylığına
bakalım hepimiz’ deyince ‘ Sürekli mekan değiştirmek, her evin düzenine uyum
sağlamak annem çok zor. Ya ev, ya huzurevi’ dedik.
Anneme düşüncemizi açtığımızda nemli gözlerle ‘Alışmak kolay olmaz, zorlanırım.
Siz iyi çocuklarsınız. Ne yapalım ki koşullarınız uygunsuz. Denerim, alışmak
için çaba harcarım. Yalnız evimi dağıtmayın.’ dedi.
Şimdi huzurevinde: mutlu. Evi de duruyor. “
Komşum Mukadder Hanım:
Fizik tedavi gördüğü merkeze götürmem için isteyince gittim elbette. Daha
başlangıçta; apartmanın ara kattaki asansörüne ulaşma çabası onu yordu. Bina
girişindeki dokuz basamaklı, çok geniş, alçak tırabzanlı, merdiven işkence aracı
gibiydi.
Merdivenin bir bölümü rampalı olsaydı; iniş-çıkışı kolaydı.
Otoparkı olmayan apartmanın önündeki ve sokaktaki arabaların arasından taksiye
binerken kaldırımın oynak bordür taşı yüzünden düşüyordu. Araçtan inişimiz de
zor, merkeze girişimiz tekerlekli sandalye desteğiyle kolay oldu. Dönüşümüzde
ağlamaklı: “21 seanslık tedavi, 21 işkence seansına dönüşecek” dedi.”
Fazla söze gerek yok. “İşte yaşlı olmak, evde bakılan yaşlı olmak, yaşlı yakını
olmak böyle bir şey.” diyerek ve “Kaliteli bir yaşlılık dönemi için önceden
hazırlık yapılmalı” önerimizi yineleyerek bu yazıyı da noktalayalım.
*Şadiye Dönümcü. Sosyal Hizmet Uzmanı.
dosadoster@gmail.com
©Bu sitede yer alan yazılar kaynak gösterilmeden,
kısmen de olsa kullanılamaz. Yasal hakları saklıdır.
|
|