Ölümünü şakağında hisseden insan aslında hayatın en büyük
değerini anlayandır.
Dostoyevski
Yalancı tanıklar kahvesi
romanı ve Sonbahar filmi, bugün halen acısı devam eden bir hatırlatma
yapıyor. Bu acı içine aşkı,devrimi,yenilgiyi,ölümü,politik duruşu görüyoruz.
Kemal GÖKCAN
 |
Yılmaz GÜNEY’İN, ölümünün
ardından ülkemizde toplumsal sinema örneği sayısı onları geçmemektedir.
Hem sanatsal olarak iyi ama toplumsal bir film yapmak oldukça zor olması
gereken bir çalışmadır. Özcan Alper'in yaptığı, başrolü Onur Saylak'ın
oynadığı 'Sonbahar' adlı filmi işte bu filmlerden biridir. Bu başarısı 15.
Altın Koza Film ödülü kazandırmıştır.
Sonbahar Filmi,19 Aralık 2000'de, ülke çapında 20 cezaevinde ''Hayata
Dönüş'' adıyla eşzamanlı düzenlenen ve bu cezaevlerinden bir olan
"Ulucanlar" cezaevinde yapılan Operasyonu'nun görüntüleriyle
başlamaktadır. |
Yusuf, hayatının en güzel
dönemindeki’ 10 yılı cezaevinde geçirmiştir. 19 Aralık operasyonu ve Ölüm
oruçları sonucunda düştüğü hastalık nedeniyle serbest bırakılıp, Hemşin’deki
köyüne annesinin yanına dönmüştür. Sovyetlerin yıkılmasından sonra para
kazanmak için küçük kızını Gürcistan’da bırakıp Hopa’ya gelen ve burada
“nataşalık” yapmak zorunda kalan Elka’yla kesişiyor. Yaşamının üç ay sonra
sonlanacağını biliyor. Ölümünü saklayan biri, Karadeniz’in muazzam doğal güzelliğini, umutsuzluğun
yoğun olduğu sonbahar günlerinde başlayan bu öykü, Karadeniz’in hırçınlaşan
dalgalarla birlikte umudu ve aşkı getiriyor. Film politik bir mesaj
vermesine rağmen ajitasyona kaçmayan bir özelliğe sahip.
 |
Filimde en çarpıcı diyalog,
Sovyetleri yaşamış bir ülkeden gelen Elka’nın, şaşkınlıkla “En güzel
yıllarını sosyalizm için mi verdin?” sorusuna karşılık Yusuf’un
sessizliği… |
Sessizlik bazen çok şey anlatır.
Bu sessizliği ile sanki yenilirsin ama bu yenilgi kaybetmek anlamına
gelmez der gibi. Neyi konuşabilir ki, Öleceğini nasıl anlatabilir
ki…
 |
Ve Yalancı Tanıklar Kahvesi
Romanı...
Vedat Türkali’nin, Türkiye’yi, T. K. P tarihini anlatan Güven Romanı,
ardından Doktor Nahit Kotar yıllar süren siyasal sürgünden, tutkuyla bağlı
olduğu İstanbul'una döndüğünde Devrimci bir emeklilik yaşam çizgisi
çekmiştir kendince. İstanbul'a özlemini anlatan Kayıp Romanlar eserlerinin
ardından, zaman kesiti olarak 1960’lardan 1980 askeri darbesine kadar
uzanan; Yalancı Tanıklar Kahvesi romanı geldi. |
1970'lerin ikinci yarısını, 1980
darbesine kadar olan süreci konu edinmiş. Çoğunlukla Ankara'da geçiyor.Roman
kahramanı, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisi
Muhsin, üniversiteden tanıdığı arkadaşı Salih, İngiliz Edebiyatında,
ikisi de okumaktan çok Türkiye Devrimini nasıl gerçekleştireceklerinin
telaşı, arayışı içine düşmüş gençlerden sadece ikisi…
Muhsin, muhafazakar bir aileden, babası güneyden bir kasabada ağa.
Üniversitede bulunduğu ortamın etkisiyle de, çokta farkına varmadan,
sosyalist çizgide yerini almakta, sürekli Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin
yakınlarında FİDE adında bir kitapçıya gitmektedir. Sıkıldığı zaman
Mülkiyeliler Birliğine gitmekte, büyük aşkı Azeri kızı Reyhan…
Romanın bilge kişisi Nedim Hoca aracılığıyla ülkenin yaşamak zorunda kaldığı
olaylara yorumlar getirir. Nedim Hoca, okuldan atılmış bir felsefe
öğretmenidir. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin yakınlarında FİDE adında bir
kitapçı dükkânı işletir. Yazar, Türkiye sol hareketi ile ilgili
saptamalarda bulunur. Özellikle Türk komünist liderlerinden Dr. Hikmet
Kıvılcımlı'nın öğretisine göndermeleri bulunmaktadır. Türkiye’deki sol
hareketteki hataları vurgulamakta, özellikle solun dine yaklaşım biçimi ve
bu hatalı yaklaşımdan dolayı halktan kopukluğu getirdiği vurgulanmakta.
Geri planda, siyasi cinayetlerle, faili meçhullerle, provokasyonlarla 1980
askeri darbesine sürüklenen ülkenin içine düşürüldüğü duruma göstermektedir.
Salih ise bu çatışma durumunda öldürülmüştür…
Bu yazımda, Yalancı Tanıklar Kahvesi romanın bütünsel eleştirisi, nede,
sonbahar filimi ile ilgili yorum getirmek değil sadece iki farklı sürecin
birleştiği ortak çizgiyi göstermektir.
Temmuz 1968’de İstanbul’a gelen
6.filoyu protesto gösterilerinde öldürülen Vedat Demircioğlu başlayan,
Taylan Özgür’ün öldürülmesi ile Türkiye’de cinayetlerle dolu yeni bir dönem
açılmıştır. Bu dönemler Ülkeyi 12 Mart ve 12 Eylül’e götürmüştür.
Yalancı tanıklar kahvesi romanı ve Sonbahar filmi, Türkiye’de ki Sol
harekettin içinde olan gençlerin yaşadıkları acılar, baskılar, işkencelere
rağmen durdukları politik duruşu son derece yalın, ajitasyondan uzak bir
duygu ile anlatmaktadır.
Her iki süreç arasında 20 yıl vardır. Fakat sorun aynıdır. Geçen 20 yıla
rağmen, uygulanan yöntemde bir değişme söz konusu olmadığı, demokratik tutum
ve demokratik empatinin gelişmediği vurgulanmıştır.
Her iki eseri de sorgulama söz konusudur. Neden, niçinler duygu ile
birleştirilmiştir. Korkuyu hissedebilirsiniz, fakat korkaklık hiç
göremeyeceksiniz. Aşk, çok farklı bir çizgide verilmiş. Devrime
olan inancı yenilgide de yitirilmediğini göreceksiniz.
Vedat Türkali’nin diğer romanlarına göre Yalancı Tanıklar Kahvesi romanı
biraz dağınık gibi değerlendirebilirsiniz. Fakat okurken hiç
sıkılmayacağınızı söyleyebilirim. Muhsin’in iç dünyasına girdiğinizde kendi
iç dünyanızdan da kesitler bulabilirsiniz.
Sonbahar filmi,harika bir müzik,müthiş doğa güzellikleri,oyuncuların
performansı,acıyı ve aşkı yoğun duygulara kapılarak izleyeceğinize eminim.