|
|
 
|
UTANGAÇ SOSYAL HİZMET, RADİKAL BİR MESLEK
OLABİLİR Mİ? YA DA SESSİZLİK SAĞLIK DEĞİLDİR; O ZAMAN YAŞASIN SOSYAL
HİZMET! YAŞASIN ONURLU BİR DÜNYA!...
Sosyal Hizmet Uzmanı
Aziz ŞEKER
Sitemiz Yazarı
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
shuaziz@gmail.com
ulaştırabilirsiniz. |
Sessizlik sağlık değildir…
Değerleri boşaltılan bir sosyal hizmet felsefesinin gereklilik duyduğu impetus;
yaşamı değiştirmek adına reel bir reflekstir. Ve 21. yüzyılda Türkiye’de; Sosyal
hizmet tanımlanmalıdır. Sosyal hizmet praksisinin yönünü çizmek artık zorunluluk
olmuştur. Bunu da bir mücadele / hak talep etme kanalına çekmek gerekmektedir.
Sosyal hizmet, değerleriyle, dünyaya bakarken, kendi dinamiğini açık açık nasıl
somutlaştırması gerektiğine karar vermeli ve bunu da dikkat çeken tonlamalarla
artık anlatmaya / hayata aktarmaya başlamalıdır. Çalışmalıdır... Bu nedenle
sessizlik sağlık değildir…
21. yüzyılda sosyal hizmetin kimlik olarak radikal bir tutum geliştirmesi
toplumsal sorunlarla mücadelede nasıl bir çözüme katkı sağlayabilir. Elbette
birçok toplumsal sorun karşısında bir ezber bozma süreci başlatabilir. Birçok
insanlık suçu toplumsal duyarlılığın duvarına çarpıp dağılabilir.
Sokak çocukları, “çocuk hayat kadınları” ötekilerin yaşam olanakları vb.
toplumsal sorun grupları öyle baş ağrıtan sosyal konular ki, uğraşanı değil
yalnızca, bu olgular hakkında az ya da çok bir şeyler bilen insanları da derin
bir vicdani sorumluluk altına ister istemez sürüklüyor. Belirlenecek tutum,
bunun yani vicdani sorumluluğun dışa yansımadır.
Günümüzde sosyal hizmet, sosyal hukuk devletinin normlarıyla hemzeminken, onunla
uygulanamadığı için ve dönemsel sorunlarından dolayı, insanlığın onursal
değerleri açısından eleştirilecek düzeyde problemler yaşamaktadır. Tutumsuz
bırakılmıştır.
Sosyal hizmet içinde hiçbir grup ayrıcalıklandırılmamalı… Hedef kitlesinin
özelliği sosyal hizmeti bütünsel kılmaya yetiyor ki de... Ama şu da var ki,
sosyal hizmette 21. yüzyılda Türkiye açısından “anlaşılması gerekenler” de
bilinmelidir. Sosyal hizmet dünya ölçeğinde sosyal hukuk devletinin, laik
demokratik cumhuriyetin toplumsal öğelerinin içeriğinde olan en önemli sosyal
mesleklerden birisidir. Yine her koşulda Türkiye insanı da gereksinim duyduğu
sosyal hizmet mevzuatını yurttaş olarak bilmelidir. Bu zeminde hak talebinde
bulunurken ancak daha işlevsel sonuçlara ulaşabilir. Bunu tam anlamıyla
anlatmayan sosyal hizmet profesyoneline karşı da durmalı, sosyal hizmet
statükosunu eleştirmeli ve de akabinde, değişimi için de kıvrak çağ yurttaşı
gibi davranmalıdır. Bu, birçok yönüyle toplumsal gerçeği ilgilendiren toplumsal
olgulara sistem dışından bakma yürekliliğini gerektirir.
Örneğin “insan haklarını” önyargısız savunmak konusunda sosyal hizmet çağımıza
kadar hep sonuçlarla ilgilenmiş ve bu nedenle hep “tutucu” kalmıştır.
Dolayısıyla sosyal hizmet öncelikle kendi gerçekliğine kendini inandırmalıdır.
Çünkü artık sosyal hizmet meslek ve disiplin olarak alternatifsiz değildir.
Eşitlik ve özgürlük olanaklarının artırımında / yaygınlaşmasında / mücadelesinde
kendisinden bekleneni verebilecek yeterlilikte bir aktör olamamasına rağmen.
Çağın toplumsal sorunları karşısında çağdaş diyalektik bir değerler dizgesi
üretememiştir. Kendisinden vazgeçmiş gibidir. Şu yıllarda bir paylaşıma sunulmuş
gibidir.
Sosyal hizmeti aşmak! Yalnızca sorgulamak değil, doğru kurgulamak, onu çağın
yıpranan yüzüne yansıtmakla mümkündür.
Özgürlük, eşitlik sorunsalının çözümlenmesi toplumsal muhalefetin odaklaştığı
bir toplumsal değişim / gelişimle mümkün olabilir. Sosyal hizmetin
radikalleşmesi öyle görünüyor ki, sistemin iyileşmesi için sosyal bir hap /
uyuşturucu rolündedir. Sistemin yaralarına merhem olmaya da bir çay ve kraker
sunumudur özce. Sosyal hizmetin “radikalleşme eğilimi” asla ekonomik-politik bir
yön almamıştır. Dolayısıyla söylem dışında apolitik tavır takınmamıştır. Öyle
ki, söylem dışında apolitik bir meslektir. Ki, toplumsal da şu görünümüyle bu
süreci desteklemekte / beslemektedir. Sosyal hizmet bu nedenle ne olsa gider
tarzında bir metafor olmuştur.
Yeni bir sosyal hizmet tasavvuruna gerekseme var. Yerelleşmeyi savunduğumuz da
çıkmasın bundan. Feodalitenin doğru manasıyla çözümlenmediği bir coğrafyada
yerelleşmeyi savunmak “gerçeğin” inkârıyla eştir. Değerleri boşaltılan bir
sosyal hizmet felsefesinin gereklilik duyduğu impetus; yaşamı değiştirmek adına
reel bir reflekstir.
Ve 21. yüzyılda Türkiye’de;
Sosyal hizmet tanımlanmalıdır.
Sosyal hizmet praksisinin yönünü çizmek artık zorunluluk olmuştur. Bunu da bir
mücadele / hak talep etme kanalına çekmek gerekmektedir.
Sosyal hizmet, değerleriyle, dünyaya bakarken, kendi dinamiğini açık açık nasıl
somutlaştırması gerektiğine karar vermeli ve bunu da dikkat çeken tonlamalarla
artık anlatmaya / hayata aktarmaya başlamalıdır. Çalışmalıdır...
Yoksa kestirmeden can sıkan bir dışavurumu şu şekilde yapıp köşeye
çekilebiliriz. Yani; “sosyal hizmet felsefesi, 12 Eylülleşti” diyebiliriz. Bu
nedenle sosyal hizmetle yakından uzaktan başlangıç ya da sonuç olarak ilişkide
olan her aktör, posizyonunu nasıl alması gerektiğini belirlemelidir. Yoksa
sosyal hizmet bilgisini üretmek adına bir savaşım içinde olmaya, hiç gerek yok.
Zaten sosyal hizmet ötelerden beri kendisini yeniden üreten bir özelliğe
sahiptir ki, olmayan bir şeylerin peşinden sürüklenmesinin de hiç gereği yok.
Beyhude aranır yoksa sosyal hizmet!…
Çığırından çıkmış sonu gelmiş rezilleştirilmiş dünyaya; dur demek için yeterli
olmasa da gerekli bir tokattır sosyal hizmet… Her sosyal hizmet uzmanı bu tokadı
hakkıyla savurmalıdır onurlu bir dünya kurmak adına… Yaşasın sosyal hizmet!
Yaşasın onurlu bir dünya kurma mücadelesi!...
|