|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|

Sitemizin Yazarları
|
 |
Ulusal
Basın Açısından Sokak Çocukları Problemi
Suphi ÖZSÜER |
ÖZET
Sokak çocukları, Türkiye’nin gündeminde yakın zamanlarda yer almış önemli
toplumsal problemlerden birisidir. Bu problemin çözümü için yürütülecek
çalışmalar birçok açıdan incelenebilir. Ancak çözümün öncelikli şartının,
problemin doğru algılanmasıyla ilgili olduğu açıktır. Problemin yanlış
algılanması, yanlış çözümler üretecek bu da problemi daha ciddi boyutlara
taşıyacaktır. Sokak çocuklarının kamuoyunda doğru algılandığını söylemek pek
mümkün değildir. Bunda, ulusal basının payı ise son derece yüksektir.
Bu çalışmada, sokak çocuklarına ilişkin olarak medyaya konu olan haberlerde,
ulusal basının kullandığı dil ve haber verme tarzı eleştirel bir bakış açısı ile
analiz edilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda, ulusal basının sokak çocuklarına
ilişkin haberlerde kullandığı dilin, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dil olduğu
ileri sürülebilir.
ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sokak çocukları, Ulusal basın
ABSTRACT
Street children issue is one of the important social problems that have
taken place in Turkey's agenda recently. The solution of this problem
can be investigated from many perspectives. However, it is clear that
the primary condition of the solution is related to understanding the
reasons of the problem correctly. Perceiving the problem wrongly will
lead to wrong solutions and, thus, this will make the problem more
complex. It is not possible to say that street children are perceived
appropriately in the public view. There is a big affect of national mass
media in this. Therefore, fist of all, the national media should be
careful about the language they use related to problem and use an
appropriate language that will describe the problem correctly.
Sokakta çalışmak zorunda kalan veya aileleriyle birlikte yaşamaktan uzaklaşıp
sokakta yaşamayı tercih eden çocuklar, her geçen gün şiddeti daha da artan
toplumsal bir problem olarak Türkiye’nin gündeminde yer almaya başladı. Ne var
ki sokak çocukları olarak isimlendirilen söz konusu çocukların gündemdeki
yerleri çoğu zaman yaşama mekânıyla ilgili tercihleri bağlamında
şekillenmektedir. Onların çocuk oldukları, sokakta yaşamak veya çalışmak zorunda
kaldıkları, bazılarının ailelerinden uzaklaştıkları veya uzaklaştırıldıkları,
çocukluklarını yaşayamadıkları ve tüm bunların kişiliklerinin gelişiminde derin
izler bıraktığı gibi özellikler üzerinde durmak gerekirken; sokak çocukları,
kamuoyunda hemen her zaman suçla irtibatlı bir konu olarak düşünülür olmuştur.
Sokak çocukları denilince akıllara suç ve suçlular gelir olmuştur. Bu düşünce
kendisini; sokak çocuklarından bazılarının hırsızlık, kap-kaç, insanlara veya
eşyalarına zarar verme gibi suçlarla irtibatlı olmalarıyla haklılaştırmaktadır.
Ne kadarının söz konusu suçlarla ilgili olduğuna ilişkin bilinçli bir ayrım
gerçekleştirmeden, tüm sokak çocuklarını suçlayan bir anlayışın toplumda
yaygınlık kazanmasının daha farklı problemlere neden olması ya da mevcut
problemin çözüm yollarını yanlış yönlere sürüklemesi kaçınılmaz bir sonuçtur.
Temelde ilgiye, sevgiye ve en önemlisi psiko-sosyal açıdan kapsamlı bir tedaviye
ihtiyaçları olan bu çocukların, neredeyse tamamını fiili veya potansiyel suçlu
olarak gören bir anlayışa sebebiyet veren en önemli unsurlardan birisi de;
basın-yayın organlarının, konuya yaklaşım tarzları ve yaşanan bireysel
problemleri kamuoyuna sunuş biçimleridir.
Türkiye’nin Sokak Çocukları Problemi
Sokak çocukları konusu, Türkiye’nin gündeminde son yıllarda güçlü bir şekilde
yer tutan önemli problemlerden birisini ifade etmektedir. Sokakta çalışanlar ve
sokakta yaşayanlar olmak üzere iki ana grupta kategorize edilen sokak
çocuklarının sokakta çalışanlar kısmı, temelde daha eski zamanlardan bu yana
Türkiye’nin gündeminde yer alan bir konudur. Dar gelirli ailelerin, özellikle
yaz aylarında, okulların tatil zamanında çoğunlukla aile bütçesine katkıda
bulunmaları için çocuklarını sokak işlerinde çalıştırmaları, bir anlamda
geleneksel nitelik kazanmış bir durumdur. Çocuğun bu şekilde sokakta çalışması
büyük oranda, hatta tamamen aile büyüklerinin isteği ile gerçekleşmektedir.
Ancak, eğitim-öğretim faaliyetine devam eden çocukların yaz tatillerinde
çalıştırılmaları, sadece aile bütçesine katkı amacından da
kaynaklanmayabilmektedir. Çocuğun hayatı tanıması, boş gezmemesi, kötü arkadaş
edinmemesi için, bazı aileler çocuklarının tatillerde çalışmasını isteyebilmekte
ve çoğu zaman da iş yeri olarak sokak tercih edilmektedir. Ayakkabı boyacılığı
çoğunlukla tercih edilen bir iş koludur. Su, limonata gibi içeceklerin yanı
sıra, sakız, mendil, jeton satışı da çoğu zaman tercih edilen işler arasında yer
almaktadır. Bunlara bir oranda da tartıcılığı eklemek gerekmektedir. Ancak
yaklaşık son yirmi yılda önemli değişiklikler gerçekleşti ve artık bazı çocuklar
neredeyse tamamen aile bütçesine katkı sağlamak amacıyla sokakta
çalışmaktadırlar. Üstelik bu çocuklar için sokakta çalışmak, okullarından arta
kalan zamanda gerçekleştirilen bir faaliyet olmaktan çıkıp, büyük bir
çoğunluğunun asıl işi haline gelmiştir. Bunda hiç kuşkusuz kırsal kesimden kente
göçün neden olduğu, hızlı toplumsal değişimin payı oldukça büyüktür.
Sokakta çalışan çocuklar olgusu, Türkiye’nin uzun zamandır hatta Osmanlıdan bu
yana tanık olduğu bir durumu ifade etmektedir. Ancak geçmişte hiçbir zaman
bugünkü kadar yaygınlaşmadığı da yadsınamaz bir gerçektir. Bugün ,büyük
kentlerin, hatta birçok küçük kentin sokaklarının ailesine ekonomik katkı
sağlamak için çalışmak zorunda kalan çocuklarla dolu olduğunu görebiliriz.
Özellikle de kırdan kente göç olgusundan en çok etkilenen üç büyük kentin yanı
sıra Diyarbakır, Adana, Mersin, Gaziantep’in sokakları da çalışan çocuklarla
dolmuş durumdadır.
Sokakta yaşayan çocuklara gelince; bazı çocukların yaşam alanı olarak sokakları
seçmeleri ve günlerinin tüm saatlerini sokakta geçirmeleri, sokakta çalışan
çocuklara oranla son zamanlarda Türkiye’nin gündemine gelmiş ve yerleşmiş bir
olgudur. Elbette ki sokakta çalışan çocuklar ile sokakta yaşayanların toplumsal
problemlere kaynaklıkları veya bireysel bir problem olarak ifade ettikleri düzey
aynı değildir. Ancak, ikisi arasında güçlü bir ilişki olduğu da kesindir.
Elbette ki bu tek yönlü bir irtibattır; birinden diğerine bir geçiş söz konusu
olabilmektedir. Geçişin hemen her zaman sokakta çalışanlardan sokakta
yaşayanlara doğru olduğu, artık birçok araştırmanın da tespitleriyle kanıtlanan
ve bilinen bir durumdur. Bu durum, genelde sokak çocukları, özelde ise alt
kategorilerin her biri için geliştirilecek çözüm tekniklerinin ve yürütülecek
çabaların, ayrıca söz konusu geçişkenliği önleme noktasının da dikkate alınması
gerektiğinin ortaya konulması açısından önemlidir.
Sokakta çalışan çocukların bir kısmının sokakta yaşamayı tercih eder duruma
gelmesini önlemenin öncelikli yolu, iki kategorinin en temel ayrım noktasını
belirlemekten geçmektedir. Ayrım noktasını ise çocukların aileleriyle
iletişimlerinin var olup-olmaması oluşturmaktadır. Sokakta çalışan çocuklar
aileleriyle bağlarını koparmamış, iş saatleri dışında ailelerinin yanında kalan
çocuklardır. Bu çocukların aileleriyle ilişkileri devam ettiği için ailenin
kontrolü altındadırlar ve dolayısıyla toplumsal bir problem olarak ifade
ettikleri anlam çok önemli bir sosyal problemi ortaya koymaktadır. Üstelik
bunlar çoğunlukla ailelerinin bütçelerine katkı amacıyla çalıştıkları için
ailelerine yönelik ekonomik katkıları çocukların hiç zorlanmadan sokaktan kopup
okula gitmelerine, düzenli öğrencilik yaşamına sahip olmalarına imkân
sağlayabilmektedir. Fakat sokakta yaşayan çocuklar için durum böyle değildir.
Sokakta yaşayan çocukların aileleriyle ilişkiler hiç kalmamış veya çok
seyrekleşmiş durumdadır. Bu çocuklar ya ailelerini terk etmiş ya da aileleri
tarafından terk edilmiş çocuklardır. Çoğunlukla çift taraflı terk söz konusu
olduğu için de, çocuğun konuyla ilgili kurum çalışanları veya emniyet mensupları
tarafından ailesine teslim edilmesi bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü, çocuk
en kısa zamanda ailesini terk etmekte ya da aile en kısa zamanda çocuğu dışlayıp
tekrar sokağa itmektedir. Dolayısıyla, toplumsal kontrolün en önemli
araçlarından biri olan aile kontrolünün altında bulunmamaktadırlar. Bu durum çok
kolaylıkla suç işlemelerine veya suç örgütlerinin elemanı olmalarına fırsat
verebilmektedir.
İster sokakta çalışsın, isterse sokakta yaşasın, sokağı bir yaşam alanı olarak
görmeye başlayan çocuk ,kendisi gibi sokağı yaşam alanı olarak gören veya
sokakta yaşayan çocuklarla birincil düzeyde toplumsal ilişkiler geliştirmekte ve
böylelikle bir toplumsal grup olarak kentin bünyesinde yerlerini almaktadırlar.
Söz konusu çocukların oluşturup geliştirdikleri toplumsal ilişkiler ve inşaa
ettikleri toplumsal gruplar daha başlangıçta her türlü toplumsal kontrolün
dışında yer almaya aday oldukları da bir gerçektir..Temelde sokakta yaşayan
çocuklar toplumsal kontrolün dışında, kendi aralarında oluşturdukları farklı
toplumsal ilişkiler ağının mensupları halinde yaşamlarını sürdürmektedirler.
Önemli olan ve durumu toplumsal bir probleme dönüştüren tarafı ise,
oluşturulup-geliştirilen ilişkilerin toplumun yapısında problemlere neden olacak
nitelikte olmasıdır. Kap-kaç suçları, tinerci çocuklar, çocuk dilenciler, çocuk
çeteleri gibi tanımlamaların sokakta yaşayanlarla ilişkili olması bir rastlantı
değildir. Daha da önemlisi terör örgütlerinin sokakta yaşayan çocukları
potansiyel elemanları olarak görmeleri ve her türlü suç girişimlerinin aleti
olarak kullanmaktan çekinmemeleridir. Tüm bunlar Türkiye’nin önünde duran,
sokakta çalışan veya yaşayan çocuklar olgusunun her geçen gün kapsamı ve içeriği
gittikçe büyüyen önemli bir toplumsal problem olduğunu göstermesi ve acil çözüm
üretilmezse kentlerin birçok sokaklarının girilemez hale geleceğini göstermesi
açısından önemlidir. Hatta bugün itibariyle büyük kentlerin bazı sokakları,
özellikle bayanların veya elinde kamera, fotoğraf makinesi, evrak çantası gibi
değerli eşya taşıyan kimselerin giremedikleri veya girmeye cesaret edemedikleri
yerler haline gelmiş bulunmaktadır.
Sokak Çocuklarına İlişkin Toplumsal Algı ve Tutum
Sokak çocukları, her geçen gün kapsamı ve şiddeti daha da artan bir problem
olarak Türkiye’nin gündeminde yer almaktadır. Problemin gittikçe artan kapsamı
ve şiddeti, her zamankinden daha kapsamlı ve köklü çözüm, imkân, araç ve
tekniklerini oluşturmayı ve geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Problemin
işaretlediği toplumsal durumlar, bu problemin bir an önce ve mümkün olabilecek
en titiz çabalarla çözümünü gerektirmektedir. Ancak tüm bunların olabilmesi için
her şeyden önce problemin doğru teşhis edilmesi zorunludur. Doğru teşhis
edilemediği için yanlış veya eksik olarak değerlendirmeye alınan bir problemin,
ya hiçbir şekilde çözümü mümkün olmayacak ya da çözüm yönündeki çabalar başka
açılardan problemin büyümesine; daha başka zeminlere kaymasına imkân
sağlayacaktır. Bu açıdan problemin doğru ve tam teşhisi için neler yapılması
gerektiği, öncelikle üzerinde durulması gereken bir durumu ifade etmektedir. Söz
konusu durumun açıklığa kavuşturulması ise bunun gibi bir makalenin hacmini
fazlasıyla aşacağı her türlü kuşkunun üstündedir. Burada sadece problemin
teşhisinde dikkate alınması gereken ve son derece önemli bulunan bir noktaya
dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Bu, sokak çocukları probleminin toplumda
algılanışı ve bu algı bağlamında geliştirilen tutumların kaynaklarıyla
ilgilidir. Unutulmamalıdır ki; herhangi bir problem kapsamında, toplumda egemen
algı ve tutumlar dikkate alınmadan ve bu alanlarda bir yanlışlık varsa onu
düzeltmeden, toplumsal bir problemin çözümü pek mümkün olmaz. Bu açıdan toplumun
sokak çocukları problemini nasıl algıladığı ve ne tür tutumlar geliştirdiğini
dikkate almak gerekmektedir. Kolaylıkla belirtebiliriz ki, toplumdaki sokak
çocuklarına ilişkin algının olumlu olduğunu söylemek mümkün değildir.
Dolayısıyla tutumlar da olumlu değildir. Toplumsal bellekte sokak çocukları
başta kapkaç olmak üzere hırsızlık, gasp, tecavüz, cinayet, çete grupları gibi
kavramla ilişkilendirilmektedir. Tiner, baly gibi madde kullanımları da aynı
şekilde sokak çocukları bağlamında algılanan durumları ifade etmektedir. Toplum
kesimleri, sokak çocukları denildiğinde endişe, korku gibi olumsuz duygulara
kapılmakta ve tüm bunlar çok kolaylıkla katı, şiddetli cezaların bir an önce
uygulamaya konması gerektiğine ilişkin tutumlar biçiminde kendisini açığa
vurmaktadır.
Sokak çocukları, kamuoyunda hemen her zaman suçla irtibatlı bir konu olarak
düşünülür hale gelmiştir. Bu düşünce kendisini sokak çocuklarından bazılarının
hırsızlık, kap-kaç, insanlara veya eşyalarına zarar verme gibi suçlarla
irtibatlı olmalarıyla haklılaştırmaktadır. Ne kadarının söz konusu suçlarla
ilgili olduğuna ilişkin bilinçli bir ayrım gerçekleştirmeden tüm sokak
çocuklarını suçlayan bir anlayışın toplumda yaygınlık kazanmasının daha başka
bazı problemlere neden olacağında veya en azından mevcut problemin çözüm
çabalarını yanlış yönlere sürüklemesi kaçınılmaz bir sonuçtur.Temelde ilgiye,
sevgiye ve en önemlisi psiko-sosyal açıdan kapsamlı bir destek ve tedaviye
ihtiyaçları olan bu çocukların neredeyse tamamını fiili veya potansiyel suçlu
olarak gören anlayışın önemli araçlarından birisi de basın-yayın organlarıdır.
Basın yayın organlarının konuya yaklaşım tarzı ve yaşanan bireysel problemleri
sunuş biçimi toplumsal algının şekillenmesinde etkili olmaktadır.
Ulusal Basının Dili ve Sokak Çocukları Problemi
Medya, bir konu veya problem bağlamında kamuoyu oluşturmak ya da mevcut
kamuoyunu etkileyip yönlendirmek açısından güçlü bir araçtır. Medya ve bu
bağlamda makalemizin ilgi konusunu oluşturan ulusal basın, çok kolaylıkla
toplumsal algıları yönlendirebilmekte ve söz konusu algıyla irtibatlı tutumların
şekillenişinde başat belirleyiciliğe sahip olabilmektedir. Genel olarak
medyanın, özel olarak da ulusal basının kamuoyundaki algı ve tutumu oluşturma ve
şekillendirme gücü kullandığı dilden beslenmektedir. Bu dil çoğu zaman
başkalaştırıcı, çatışmacı, ayartarak kontrol ve kolonize edici bir dildir.
Relativizmi idealleştiren, bağlamı unutan ve unutturan, diyalojik konuşmayı
değil, monolojik dayatmayı esas alan, dolayısıyla söylemsel şiddeti hem
kışkırtan, hem de meşrûlaştıran bir dildir. Bu dil ile kamuoyunu bir noktaya
odaklama; ele alınan problem veya konuyu o konu veya problemin parçasına mahkûm
etme; sebepleri göstermeme ve düşünceleri sadece sonuçlara yönlendirme veya
tersi; problemin ikincil, üçüncül derecede önem ifade eden sebeplerini birincil
önemde sebep olarak gösterme gibi yanlış yönlendirme, yanlış bilinçlendirme veya
yanlış bilgilendirme fonksiyonunu yerine getirmektedir. Bu ise hem konuyu
objektif olarak görme şansını yitirtmekte ve hem de mevcut problemi adeta
çözümsüz hale getirebilmektedir. Çünkü yanlış algı ve tutumlar yanlış çözüm
tekniklerine kaynaklık etmekte ve yanlış çözüm teknikleri problemi çözemediği
gibi kapsamının ve derinliğinin büyümesine de yol açabilmektedir.
Ulusal basında kasıtlı veya kasıtsız gerçekleştirilen kamuoyunu yanlış
yönlendirme, yanlış bilinçlendirme veya yanlış bilgilendirme durumunun tipik
örneği sokak çocukları problemdir. Türkiye’deki ulusal basının sokak çocuklarını
konu edinen haberlerindeki dil, maalesef çoğu zaman problemli bir dildir. Ulusal
basında sokak çocukları problemi hemen her zaman bir suç bağlamında konu
edinilmektedir. Sokak çocuklarından birisinin suçu, çok kolaylıkla
genelleştirilip sokak çocuklarının tümünün suçu haline getirilebilmektedir. Bu
konuda yığınla örnek zikretmek mümkündür. Aşağıdaki konu bağlamında rast gele
seçilmiş haber başlıklarına göz atıldığında sokak çocuklarının doğrudan suç
çeteleri, profesyonel suçlular, yaşamları suç ile şekillenen kimseler, ayrılıkçı
terörün araç veya mensupları olarak takdim edildikleri görülmektedir. Hiçbir
başlıkta açıkça belirtilmemiş olsa bile, adeta toplumsal bir linçe davetiye
çıkarılmakta ve ancak bu linç gerçekleşirse kentlerin sokakları tekrar
yaşanabilir hale gelir anlayışını destekler bir yaklaşım sergilenmektedir.
Kimsesiz Çocuklardan “Esrar Şebekesi” Kurdu. Milliyet- 29/12/2003
Tarihi Yapılar Tinerci İşgalinden Kurtarılacak, Zaman- 14/3/2005
O Kızın Yaşı: 14 Sabıka Sayısı 176, Gözcü- 10/02/2005
Sokaklarda “Büyüyen” Tehlike, Cumhuriyet- 10/02/2005
Şiddete Geçit Yok, Star- 07/02/2005
Kapkaççıyı Yakalatana Para Ödülü, Akşam-11/01/2005
Sokak Çocuklarının %35’i Bağımlı, Akşam-09/01/2005
Kapkaç Timi Geliyor, Star-05/01/2005
Kürt Sorunu ve Sokak Çocukları, Radikal- 26/12/2004
Çocuklara Gece Sokağa Çıkma Yasağı Getirilsin!, Vatan-21/12/2004
Çocuk ve Şiddet: Çozüm: Kurşuna Dizelim!, Evrensel-12/12/2004
Çocuklara Bizans Sürgünü: Yassıada’nın Yeni Mahkumları, Birgün- 2/12/2004
Kırkbin Harami!, Halka ve Olaylara Tercüman-27/11/2004
Güneydoğudan Çocuk Çeteleri Geliyor, Cumhuriyet- 16/11/2004
Velisiz Çocuk İstanbul'a Girmesin, Milliyet-16/11/2004
Tinerci Değil "Çeteci", Dünden Bugüne Tercuman- 15/11/2004
Son derece olumsuz çağrışımlarda bulunacak, yanlış algıların ve tutumların
şekillenmesine doğrudan veya dolaylı katkı sağlayacak bu manşetlerin ve haber
başlıklarının yanı sıra, probleme doğru bir yaklaşım sergileyen, problemi
sunuşta dikkatli bir dil kullanan, bireysel veya toplumsal sorumluluğu
hatırlatan, sokak çocuklarını dışlamayanan, ötekilemeyen, potansiyel suçlu
olarak görmeyen bir dili de yine aynı ulusal basının sayfalarında bulmak mümkün
olmaktadır. Bu konuda örnek olarak şunlar verilebilir:
Sokağa Acil Çözüm Şart, Radikal- 15/02/2005
Çocuklar Neden Sokaklarda, Türkiye -09/01/2005
İnsanlık, Hürriyet-07/01/2005
Sokak Çocuklarını Birlikte Kurtaralım, Yeni Şafak-03/01/2005
Uyan Artık Türkiye Bu Çocuklar Senin!, Radikal- 25/12/2004
İlgilenen Yok Şikayetçi Çok!, Radikal- 21/12/2004
Tinerci Dediğimiz Bu Çocuklar Kim?, Birgün-19/12/2004
Acı Gerçek, Dünden Bugüne Tercüman-09/12/2004
Dikkat; Ateş Bacayı Sarıyor, Sabah-04/12/2004
Onları Parçalanan Aile ve Şiddet Sokağa İtiyor.****
Suçun Kurbanı Yine Çocuklar, Halka ve Olaylara, Tercüman-13/12/2003
Sokak çocuklarına ilişkin ulusal basının dili ile ilgili bu iki örnek grubu ile
daha da iyi anlaşılmaktadır, ulusal basının konu bağlamındaki yanlışı bilinçli
değildir. Problem bilinçli bir tercihle yanlış bir dilin konusu olarak ele
alınmamaktadır. Toplumda sokak çocuklarına ilişkin yanlış algı ve tutumların
oluşturulması planlanmış değildir. Çünkü aynı ulusal basın, zaman zaman son
derece olumlu tutumlar sergileyebilmekte, problemi ele alırken kullandığı dilini
titizlikle oluşturabilmektedir. Bu ise yanlışlık ve aksaklığın konunun önemini
bilmeyen veya anlayamayan muhabirlerin ürünü olduğunu göstermektedir.
Değerlendirme
Görülen ve anlaşılan o ki, ulusal basında çalışan bazı kimseler sokak
çocuklarına karşı şu veya bu düzeyde bazı önyargılara sahiptirler. Bu da
kullanılan dil ile gerçekleşen olayları sunuş biçimiyle kamuoyunun kestirme
yargılara varmasına yol açabilmektedir. Ulusal basın öncelikle ve özellikle
sokak çocuklarıyla ilgili haberlerdeki dilini gözden geçirmek ve yanlışlıkları
düzeltmek zorundadır. Bu çocuklara bir tehdit kaynağı olarak değil, savunmasız,
kendileri tehdit altında insanlar olarak odaklanması gerekmektedir. Hâlbuki şu
an için ulusal basın, söz konusu çocukların risk altında oldukları ve bu nedenle
korunmaları gerektiği gerçeğine odaklanma açısından büyük oranda doğru konumda
değildir. Ulusal basın bu çocukları topluma yönelik bir tehdit olarak
sunmamalıdır. Bu sunumu bir an önce terk etmelidir. Konunun uzmanlarınca tekrar
tekrar dile getirildiği üzere; sokak çocukları için barınaklar açılması,
aileleriyle ilişki kurulması, ailelerine maddi yardım yapılması, çocukların ve
ailelerinin temel sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması,
sokaklarda yaşayan veya çalışan çocukların korunmalarına ve desteklenmelerine
yönelik olarak uygulanması gereken stratejilerdir. Bu çocukları toplumla yeniden
bütünleştirmek, onları sokağın getirebileceği olumsuzluklardan korumak için yeni
stratejiler de geliştirilmesi bir zorunluluktur. Bunu başarma yolunda atılacak
ilk adımlardan birisi ulusal basına aittir. Ulusal basının ilk adımını ise
öncelikle bu çocuklarla ilgili haber yaparken doğru konumda yer alması
oluşturmaktadır. Belki de ulusal basının bu konumdaki çocuklarla ilgili özel
muhabirler yetiştirmesi gerekmektedir. Aslında suç işlemeye zorlanan veya bu
duruma getirilen bir çocuk tehdit altındadır. Oysa günümüzün ulusal basın
standartları bu çocuğu suçlu olarak sunmaktadır. Bu konuda bir anlaşmaya
varılması gerekir. İvedilikle yapılması gereken, medyanın bütün kesimlerini bir
araya getirerek bu konuda ortak bir açıklamada ve taahhütte bulunmalarını
sağlamaktır. Bu, medyanın çocukları herhangi bir biçimde istismar etmesini
önleme ve çocuklar açısından etkili bir savunma mekanizması oluşturması
açısından önemli bir adım oluşturacaktır.
Kaynaklar
Atauz, Sevil, (2001), “Sokak Çocukları”, Sosyal Hizmetler Sempozyumu 99, Ankara.
Beritan, S. Cem, (2003), “Sokağın Yoksul Çocukları: İstanbul Örneği”, Yoksulluk-
Yoksulluk Sempozyumu Bildirileri, C.III, İstanbul.
Bostancı Ege, Göknur, (2002), “Çalışan Çocuk Kimdir?” Türkiye’de Çalışan
Çocuklar Semineri-2001, Ankara.
Gürçay, Cemile; Handan Kumaş, (2002), “Dünyada ve Türkiye’de Çalış(tırıl)an
Çocukların Profili”, Türkiye’de Çalışan Çocuklar Semineri-2001, Ankara.
http://www.shcek.gov.tr/portal/dosyalar/projeler/ProjeAydin/ProjeAydin.asp
http://www.zhsyo.nigde.edu.tr/cocuk-istismari.ppt
Kahramanoğlu, Ertan, (1996), Türkiye’de Çalışan Çocuklar Sorunu ve Çözüm
Yolları, Ankara.
Karatay, Abdullah, (1999), “İstanbul’un Sokakları ve Çalışan Çocuklar”, I.
İstanbul Çocuk Kurultayı Araştırmalar Kitabı, İstanbul.
Karatay, Abdullah; Arif Laçin, Talip Yiğit, Hayrettin Pala, (2003), “Beyoğlu
Bölgesinde Yaşayan Yoksul Aileler ve Sokakta Çalışan Çocuklar”, Yoksulluk-
Yoksulluk Sempozyumu Bildirileri, C.III, İstanbul.
Konanç, Esin, (1993), Korunmaya Muhtaç Kent Çocukları, İstanbul.
Kulca, Yusuf Ahmet, (1998), “Sokak Çocukları”, Emniyet Genel Müdürlüğü Küçükleri
Koruma Hizmetleri Yönetici Semineri, Ankara.
Kulca, Yusuf Ahmet; Ümran Korkmazlar, (2003), “Yoksulluk ve Sokak Çocukları”,
Yoksulluk- Yoksulluk Sempozyumu Bildirileri, C.III, İstanbul.
Özyapılı, Önder, (1981), Toplum ve İletişim, Ankara.
Polat, Oğuz, (2002), Sokak Çocukları, İstanbul.
SHÇEK Dergisi, (1997), “Sokak Çocukları Özel Sayısı”, C.I, S.5., Ankara.
Tatlıdil, Ercan, (1989), Kentleşme ve Gecekondu, İzmir.
Türkmen, Z.;B. İlik, (1994), Sokakta Çalışan Çocuklar, Ankara.
UNICEF, (1998), Sokak Çocukları ve Çalışan Çocuklar, Ankara.
Zeytinoğlu, Sezen, (2001), Çalışan Çocukların İstismarı ve İhmali, İzmir.
eğitim
modeline geçilebilmesi çok önemli.

|
|