NOT: araştırma dersinde araştırma önerisi olarak hazırlanmıştır.
Uygulanmamıştır
TÜRKİYE’DE SON 20 YIL İÇERİSİNDE KIRSAL ALANLARDAN KENT
MERKEZLERİNE YAPILAN GÖÇLERİN ÇOCUK SUÇLULUĞU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ NELERDİR?
Sosyal Hizmet Uzmanı.
Cesur CEYLAN
Sitemiz Yazarı
PROBLEM:
Giderilmek istenen her türlü güçlük “ problem”dir. Bir durumun problem olarak
kabul edilmesi için, en az şu iki koşulu karşılaması gerekir:
1. Kararsızlık durumu
2. Birden çok olası çözüm yolu
Herhangi bir durumda kararsızlık olması için, ilgilenilen konuda bilinmek
istenilen fakat bilinmeyen yönlerin bulunması ve bu nedenlede konu hakkında
verilecek kararın ertelenmesi yada karanlıkta verilme zorunluluğunun olması
gerekir. Aynı şekilde, kararsızlık anında bile, durumun problem sayılabilmesi
için, mutlaka birden çok olası çözüm yolu olması ve bunların görülebilmesi,
gerçekleştirilmek üzere istek uyanması gerekir. Yalnızca bir çözüm yolu
düşünülebiliyor ve bu da zaten mevcut durum ise, yani ikinci bir çözüm yolu
belirtilemiyor ya da çeşitli nedenlerle (özellikle değer yargılarıyla ilgili
kararlarda) araştırmacı tarafından başka bir çözüm yolu kabul edilmiyorsa,
problemin varlığından söz edilemez. Özetlenecek olursa, bireyi fiziksel yada
düşünsel yönden rahatsız eden kararsızlık ve birden çok çözüm yolu olasılığı
görülen her durum bir problemdir.
Araştırılabilecek pek çok problem vardır.Ancak,bunlardan birinin seçilebilmesi
için onun önemli ölçüde hissedilmesi (duyulması), bir başka deyişle, “problemin
çarpması“ gerekir. Problemi duyabilmek özel bir çaba, merak ve duyarlılık ister.
Araştırma problemi olmaya aday konularda alanyazın (literatür) taraması adeta
kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bu yolla hem problem daha iyi tanınmış olur hemde
özellikle bu alanda yapılan (varsa) öteki araştırmalar değerlendirilmiş,
onlardan yararlanılmış olur. Böylece daha verimli bir çalışma düzeni
gerçekleştirilir.
Araştırma problemini seçerken dikkate alınması gereken bazı ölçütler
geliştirilmiştir. Bunlar:
1. Genel ve
2. Özel olmak üzere iki ana grupta toplanabilir.
Genel ölçütler araştırma probleminin kendisinden gelen olası sınırlılıklarını
dikkate almak için geliştirilen ölçütlerdir. Genel ölçütler :çözünebilirlik,
önemlilik, yenilik, yerleşik etik kurallara uygun olarak araştırılabilirlik’
tir.
Özel ölçütler araştırmacının kendi özel durumundan kaynaklanabilecek olası
sınırlılıkları dikkate almak üzere geliştirilen ölçütlerdir. Özel ölçütler :
alanda yeterlik, yöntemde ve teknikte yeterlik, veri toplama izni zaman ve
olanak yeterliği, ilgi yeterliği’dir.
Araştırma problemininin tanımlanması onun nicel ve nitel ayrıntıları ile
araştırılacak biçimde ifade edilmesidir.
Problemler üç aşamalı bir yaklaşımla tanımlanabilir. Bunlar: bütünleştirme,
sınırlandırma, tanımlama aşamalarıdır. Bu bilgiler ışığında bu araştırma
önerisinin problem tanımı aşşağıdaki gibi verilmeye çalışılmıştır.
İnsanoğlunun yüzyıllardır edindiği tecrübe, kendisine kalan kültürel miras, ne
yazık ki toplumsalın ‘ortak iyi’yi belirlemesindeki yeteneğine çok az
yansımıştır. Sosyalizasyonun ömür boyu devam eden bir süreç olarak var olması da
insanın çevresi ile kendisi arasında kurduğu ilişkinin hep bir zaafı
barındırdığı anlamına gelir ve bu zaafımızın kaynağına yönelik sorular aynı
zamanda suçun da kaynağına yönelik sorulardır. Bilindiği gibi insanın doğayla,
toplumlar ve birbiriyle ilişkileri-çelişkileri sonucu ortaya çıkan suç olgusunun
oluş koşullarının sosyal çevre tarafından mı belirlendiği yoksa bireylerin
doğuştan mı suça eğilimli oldukları konusu suç sosyolojisi literatüründe
üzerinde oldukça tartışılan bir problemdir.(Erkan ve diğerleri, 2001, s.51)
Özellikle sanayi devrimi ve kentleşmenin artması ile birlikte geleneksel
kalıplara bağlı aile yapısı bozulmaya başlamış ve aile içinde bir statü
belirsizliğine bağlı olarak mevcut norm ve değer biçimlerinde bir çöküntü
yaşanmıştır. Esasen toplumsal değer ve normların bütünlüğünün bozulması ve yeni
değer ve norm sistemlerinin yapılandırılmasına gidilememesi bireylerin toplumla
barışık ve uyum içinde olmalarını sekteye uğratabilir. Bu durumdan da özellikle
sosyalizasyonu en yoğun yaşayan küçük yaş gurubundaki çocukların etkilenmesi
kaçınılmazdır. Nitekim son zamanlarda çocuk suçluluğu üzerine yapılan
araştırmalarda ailenin çocuk üzerindeki sosyal kontrolünün azlığı, suç sebebi
olarak dikkat çekmektedir.(Erkan ve diğerleri, 2001, s.52)
Suçluluk (criminalite), kişiyi toplum halinde yaşayan öteki bireylerin karşısına
çıkaran bir çatışmanın ürünüdür. Ceza hukuku’nun tanımına göre “suç” yasanın
cezalandırdığı harekettir (Yavuzer, 1988, s.27). Toplum bilimlerine göre “suç”
toplumsal, kültürel koşulların ve bireyin içinde yaşadığı çevrenin kötü
etkilerinin bir sonucudur (Özsever, 1979, s.243). Suçluluk, insanoğlunun gruplar
halinde yaşamasından bu yana var olagelen bir sorundur (Uluğtekin, 1985, s.197).
Suçluluk incelemeleri biyolojik yapı itibariyle çocuk suçluluğu, yetişkin
suçluluğu gibi alanlara ayrılabilmektedir. Bugün çağdaş toplumların yasalarında
çocuk suçlularla yetişkin suçlular bazı faktörler açısından birbirinden ayrılır.
Bunların başında yaş gelmektedir. Belli bir yaşın altında suç oluşturan eylemi
gerçekleştirdikleri için çocukların, yetişkinlere göre ceza sorumlulukları
hafifletilmiştir (Şensoy, 1949, akt: Uluğtekin,s.198). Türkiye’de bu yaş sınırı
18 olarak belirlenmiştir. Suçlu davranışın kapsamı, çocuk suçlularla yetişkinler
arasındaki bir diğer farkı oluşturmaktadır. Bazı ülkelerde yetişkin için suç
sayılan fiil ve hareketler aynen çocuklar için de geçerlidir. Bazı ülkelerde ise
bunların yanı sıra, çocukları suça götürebilecek başka davranışların da suç
kapsamına alındığı görülmektedir. Türkiye’de çocuklarla yetişkinler için suç
sayılan fiiller aynıdır (Uluğtekin, 1985, s.199).
Çocuk suçluluğu sadece hukuki değil, sosyolojik ve psikolojik yönü de olan bir
olgudur.Çocuk ne doğuştan kötü ne de iyi olan bir varlıktır. O da her canlı
varlık gibi değişen, çevresi ile etkileşen ve gelişen bir bireydir. Onun iyi ya
da kötü olmasını belirleyen eğitim ve yaşantılarıdır. Bu da çocuk suçluluğunun
kökeninin hukuksal olmaktan öte psikolojik ve sosyolojik olduğunu gösterir.
Çocuk suçluluğu ile ilgili kavramlar ve tanımlar şunlardır:
1- Suça Yönelen Çocuk: Sosyal çevreleri, ana- baba tutumları, kişisel
özellikleri nedeniyle suç işlemeye yatkın ve suç işleme tehlikesi içinde bulunan
çocuklardır.
2- Potansiyel Suçlu Çocuk: Henüz suç işlememiş, fakat yaşadığı ortamın koşulları
gereği suç işlemeye meyilli çocuklardır.(Aydın ve diğerleri, 1984: s,1)
3- Suçlu Çocuk: Kanunlarca suç sayılan fiilleri işleyerek, kanunun cezai
hükümleri kapsamına giren çocuklardır.
4- Çocuk Suçluluğu: Bir çocuktaki anti-sosyal eğilimlerin yasa müdahalesi
gerektirecek bir duruma dönüşmesidir.
Çocuk suçluluğunu etkileyen birçok faktör vardır. Tarihsel süreç içerisinde
farklı boyutlar kazanmış olan çocuk suçluluğu, sanayileşme ile orantılı olarak
artış göstermiştir. Sanayileşme sonucu hızlı ve düzensiz kentleşme, işsizlik,
gelir dağılımında eşitsizlik ve geleneklerde sarsılma oluşur.
Bu etkenler, aile ve bireylerde suça yatkınlığa neden olur.
Kırdan kente göç eden aileler kent çevresine oluşturdukları ‘gecekondu’ olarak
nitelendirilen alt yapısı eksik, fiziki şartları olumsuz olan yerleşim
bölgelerinde yaşamlarını zor şartlar altında sürdürmeye çalışırken, çocuklar hem
bu zor şartlarda yetişmekte hem de aileler ile birlikte kente uyum güçlükleri
çekmektedirler. Eğitim düzeyi düşük olan ebeveynler çoğu zaman vasıfsız işlerde
çalışarak düşük ücret almakta ve yeterli geliri elde edemeyen aileler
çocuklarının eğitim ve öğrenim ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadırlar. Bu
nedenle aileler çocuğun emeğinden yararlanma yoluna gidebilmekte yada çocuk aile
bütçesine katkıda bulunabilmek için çalışmak zorunda kalabilmektedir. Ekonomik
yoksulluk, işsizlik ve eğitimsizlik nedeniyle sağlıksız aile ortamında yetişen
çocuğun aile bütçesine katkı sağlaması beklenilmekte ve çocuk yaşına uygun
olmayan ruhsal ve fiziksel sağlığını tehlikeye sokan işlerde çalıştırılmaktadır.
Bu çocuklardan bir kısmı da sokaklarda çeşitli marjinal işlerde
çalışmaktadırlar. Çocuğun sokakta bulunması onun fiziksel ve sosyal gelişimini
olumsuz etkileyebileceği gibi ailedeki itici faktörlerle birleştiğinde çocuk
sokak yaşamına doğru adım atabilmektedir.(Yılmaz, 1998, s.64)
Köy ve kentteki insan ilişkileri, değer yargıları farklıdır. Bu iki yerleşim
biriminin gerektirdiği beceri, bilgi ve deneyimler birbirine uymaz. Kente gelen
köy çocuğunun kent güçlüğünü yenmesi, engelleri aşması güçtür.
Kırdan kente yaşanan göçlerin oluşturduğu kültür çatışmaları, gecekondulaşma,
yöresel gelenek ve görenekler, ekonomik bunalımlar, çocuğun erken yaşta çalışmak
zorunda kalması, parçalanmış aileler, ailede suçlu birey örnekleri, çocukları
suça iten nedenler arasında sayılabilir.
Daha iyi yaşama özlemi içinde şehre göç eden aile geldiği yerde tam olarak
umduğunu bulamamakta, şehirde yeni ve katlanılması güç sorunlarla karşı karşıya
kalmaktadır. Örf ve adetlerine sadık, kapalı ve özel bir toplumsal yaşam
biçimine sahip gecekondunun çekirdek ailesi geniş kırsal aileden de, kentin
modern çekirdek ailesinden de farklı bir kültüre sahiptir. Göç ettiği şehre uyum
güçlüğü içindedir. Özellikle işsizlik ve yetersiz gelir düzeyi bu uyumu daha da
zorlaştırmaktadır. Kentin insan yaşamını kolaylaştıran konforunun çekiciliğine
özenmekte, ancak kentteki gelenek ve göreneklerin kırsal kesimdekilere uymaması
nedeniyle aynı zamanda kent değerlerini yadırgamaktadır. Erkek otoritesini
yitirmekten korkmakta, kadın ve çocuklar daha bağımsız olmak istemektedirler. Bu
kültür çatışması en çok genç kuşakları etkilemektedir. Kent yaşamına hazır
olmayan çocuklar bir yandan da dışarıdan göç edenlere karşı kentlilerin
önyargıları yüzünden soyutlanmaktadır. Bu uyumsuzluklara tepki olarak kendini
kanıtlama, kentli yaşıtlarına özenme ve otoriteye baş kaldırma gibi etkenler
özellikle çocukları suça yöneltmektedir. Toplumsal yalnızlık çeken ailede çocuk
suçluluğu çoğunlukla bir baş kaldırma ve çevreye karşı çıkma girişimi olarak
belirmektedir.
Göçlerin ve gecekondulaşmanın büyük şehirlerde sosyal gerilimlere, sosyal
gruplar arası çatışmalara sonuç olarak çocuk suçlarının özellikle mala yönelik
suçların artmasına neden olduğu belirtilmektedir. Kentlerdeki yaşam koşullarının
zorluğu etraflarını saran gecekondu bölgelerine yansımaktadır. Geleneksel aile
çevreye direnemez olduğunda gevşeme ve serbestleşme olmakta, bunu hisseden
çocuğun ilk tercihi sokak olmaktadır .
Ekonomik güçlükler nedeniyle çocukların okula gönderilmeleri ikinci planda
kalmakta, ekonomik yönden aileye katkıda bulunma zorunluluğu onların öğrenim
çağında para kazanma çabası içinde bulunmalarına sebep olmaktadır. Sonuçta
çocuklar ya ayakkabı boyacılığı, hamallık, midyecilik gibi niteliksiz işler
yapmakta ya da dilencilik, tombalacılık, kaçak sigara satma gibi işlere
karışmaktadırlar. Çocuğun erken yaşta çalışmak zorunda kalması hem eğitimini
aksatmakta, hem de iş çevresinde zararlı alışkanlıklar kazanabilmesine yol
açmaktadır.
Göç olayını yaşayan çocuklar daha çok hırsızlık ve yaralama suçlarını
işlemektedirler. Yaralama suçlarının toplumsal uyumsuzluk kaynaklı olduğu
düşünülmektedir. Hırsızlığın ilk planda daha çok ekonomik zorluklar nedeniyle
yapıldığı, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için bu yola başvurduğu
düşünülebilir. Gerçekte nedenlerin ve tehlikenin en büyüğü ana babanın sevgi,
şevkat ve bakımından yoksun olmaktır. Hırsızlık yapan çocuk bu yolla maddi
gereksinimini gidermekten çok ailenin ve okulun denetiminden uzak kalmanın
verdiği bir başıboşluk içinde suça yönelmekte, sevgi ve sevecenlik eksikliğini
gidermek için bu yola başvurmaktadır.
AMAÇ:
Araştırmanın en somutlaştığı yer amaçlardır. Amaçlar ‘’Ne?, Nasıl? ve Niçin?’’
gibi sorularla ilgili olup, aydınlatılmak istenen değişkenleri ve ilişkilerini
sorgulama ifadeleridir. Ayrıca iyi hazırlanmış araştırma başlığının da
açılımıdır. Araştırma temelde sistemli olarak soru sormalardan oluşur. İyi
sorular sorabilmek ya da denenceler geliştirebilmek, onları cevaplamak yada
sınamaktan daha güçtür.
Araştırmada Türkiye’deki kent merkezlerinin gecekondu bölgelerinde yaşayan ve
son 20 yıl içerisinde göç ederek bu bölgelere yerleşmiş olan aileler ve bu
ailelerin çocukları ele alınacaktır. Bu doğrultuda bu araştırma ile Türkiye’de
kırsal bölgelerden kentlere yapılan göçlerin çocuk suçluluğu üzerindeki etkileri
ve bu etkilerin yoğunluğu belirlenmeye çalışılacaktır.
Araştırmada yukarıda ifade edilen ana amaç doğrultusunda alt amaçlar olarak şu
sorular cevaplandırılmaya çalışılacaktır.
• Göç olgusunun suçluluk üzerindeki etki boyutu nedir?
• Eğitim düzeyi düşük ailelerle çocuk suçluluğu arasında bir ilişki var mıdır?
• Ailelerin ekonomik düzeyi ile çocuk suçluluğu arasında bir ilişki var mıdır?
Göç sonucu gecekondu bölgelerine yerleşmiş olan ailelere yönelik alt amaçlar;
• Bazı sosyo-demografik özellikleri nelerdir?
• Sosyo-ekonomik yapıları nasıldır?
• Eğitim düzeyleri ne boyuttadır?
• Göçe karar verme sebepleri nelerdir?
• Göç sürecinde yaşadıkları sorunları nelerdir?
• Göç sonrası yaşadıkları bazı uyum zorlukları nelerdir?
• Göç sonrası oluşan beklentileri nelerdir?
• Göç sonrası çocuklarında gözlemledikleri davranış farklılıkları nelerdir?
Göç sonucu gecekondu bölgelerine yerleşmiş olan ailelerin çocuklarına yönelik
alt amaçlar;
• Genel karakteristik özellikleri nelerdir?
• Hayattan beklentileri nelerdir?
• Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorlar?
• Okuldaki ve çevrelerindeki diğer arkadaşlarıyla ilişkileri ne düzeyde?
• Suçluluk hakkındaki bilgileri ne düzeyde?
• Suçluluk hakkındaki düşünceleri nelerdir?
• Yaşadıkları bölge ve çevreden memnuniyetleri ne derecede?
ÖNEM:
Bir araştırmanın önemi; araştırma amaçları doğrultusunda toplanan verilerin
hangi kuramsal ya da pratik sorunun çözümünde ve nasıl kullanılabileceğinin
açıklanması olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle araştırmanın önemi;
araştırmacının kendi amacının ortaya konmasıdır, araştırmacının çalışmayı neden
yaptığını tanımlamasıdır.(Özdemir, 2000, s.36)
Türkiye’de birçok nedenden dolayı kırsal alanlardan kent merkezlerine doğru
yoğun bir göç hareketi yaşanmaktadır. Bu sebeplerden bazıları; yönetimlerin
tarım ve çiftçi politikaları, kan davaları ve son 20 yıldır yaşanan terör
olaylarıdır. Türkiye’nin büyük kentlerinde bu şekilde göç eden ve göç etmek
zorunda kalan ailelerin sorunları ve sayıları giderek artmaktadır. Bu ailelerin
sorunları arttıkça bu ailelere mensup çocuklar da bu sorunlardan paylarını
almakta bazen sokağa itilmekte bazen de suçluluğa yönelmektedir.
Diyarbakır’da yapılan bir araştırmaya göre; araştırmanın en önemli sonuçlarından
biri, göçün sokak çocukluğunu oluşturan en önemli faktör olmasıdır. Çünkü
gurubun tamamına yakınının Diyarbakır’a sonradan göç edenler olduğu görülmüştür.
Diyarbakır’da yapılan diğer sosyolojik araştırmalarda da direkt olarak kendini
hissettiren göç olgusu bu çalışmamızda da en belirleyici faktör olarak ortaya
çıkmıştır. Her ne kadar davranış kalıplarını aileler göç ettikten sonra fazlaca
değiştirmeseler de kent yapısı gereği aile içi denetimin sağlanmadığının
sonuçları ortaya çıkmıştır. Anomik diye adlandırabileceğimiz bir kentleşme
sürecini yaşayan Diyarbakır’a olan göçlerin yine yoğun bir kısmının kırsaldan
yapılmış olması, kırsala ait davranış kalıplarının kentte de devam
ettirilmesinin söz konusu sorunlara neden olduğu görülmüştür. Çünkü kırsala ait
davranış kalıplarını sürdüren bir çevrenin varlığının devamı sağlanmıştır.
(Erkan ve diğerleri, 2001, s.73)
Çocukları suça iten nedenler sürdükçe ve gerekli önlemler alınmadıkça sorun
ilerde şiddetini daha da artırarak tüm toplum için aşılması çok zor olan
boyutlara varacak ve yeni sorunlara neden olacaktır. Bu sebeple araştırma ile
toplanacak verilerle göçün çocuk suçluluğuna olan etkilerinin neler olduğu ve bu
etkilerin yoğunluğunun ne boyutta olduğu ortaya çıkarılarak yapılacak ve
götürülecek hizmetlerde ilgili kişi kurum ve kuruluşların bu etkenleri göz
önünde bulunduracağı umulmaktadır.
SAYILTILAR:
Araştırmada bazı başlangıç noktalarının, ayrıca kanıtlanmasına gerek görülmeden
doğru olarak kabul edilmesi gerekebilir. Bu kabule sayıltı (varsayım) denir. (Karasar,
1991, s.71)
Bu araştırmada aşağıdaki varsayımlardan hareket edilecektir.
• Göç olgusunun suçluluk üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir.
• Araştırmada kırsal alanlardan kent merkezlerine yapılan göç sonucu
gecekondulaşmanın yayıldığı varsayılmıştır.
• Ailelerin göç sonrası birtakım uyum sorunları yaşadığı ve bu uyum sorunlarının
çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yarattığı varsayılmıştır.
• Gecekondu bölgelerinde yaşayan çocukların suç işleme riskinin yüksek olduğu
düşünülmektedir.
• Dar gelirli ailelerin çocuklarının suç işleme bakımından risk gurubu
oluşturduğu varsayılmıştır.
SINIRLILIKLAR:
Araştırmacının ideal gördüğü ve normal olarak yapmak isteyip de çeşitli
nedenlerle vazgeçmek zorunda kaldığı şeyler araştırmanın sınırlılıklarıdır. (Karasar,
1991, s.73)
Araştırma belirlenen problem odağı ve araştırma amaçları ile sınırlıdır.
Araştırma gurubu; kırsal alanlardan yapılan göç sonucu oluştuğu düşünülen ve
gecekondu bölgelerinden olan Ankara ili Keçiören ilçesi Çiçekli, Yayla, Uyanış
ve Şenyuva mahallelerine son 20 yıl içerisinde göç ederek yerleşmiş olan aileler
ve bu ailelerin 8-18 yaş arası çocukları ile sınırlıdır.
TANIMLAR:
Göç: Kişinin yeni koşullara daha iyi uyum sağlayabilmek amacıyla ya da doğal,
ekonomik, siyasal vb. zorunluluklar sonucunda yaşadığı topluluğu
değiştirmesidir. Göçü toplumdaki öteki yer değiştirmelerden ayıran başlıca
ölçüt, göç edenin eski toplumsal ilişkilerini değiştirmesi, yeni yerleşim
yerinde yeni toplumsal ilişkiler kurmasıdır. Bu nedenle kısa süreli ve mevsimlik
yer değiştirmeler göç sayılmaz; bir yer değiştirmenin göç sayılabilmesi için
süresinin en az bir yıl olması gerektiği düşünülür. Yer değiştirenin yaşamını
sürdürmek için seçtiği yeni yerleşme yeri aynı ülkenin sınırları içinde ise ‘iç
göç’, ülke sınırları dışında ise ‘dış göç’ terimi kullanılır.(Ana Britannica,
9.c. s.571)
Suç: Hukuk kurallarının toplum için zararlı ve tehlikeli görerek yasakladığı ve
cezai yaptırıma bağladığı eylemlerdir.(Ana Britannica, 20.c. s.104)
Çocuk Suçluluğu: Erinlik çağına gelmemiş bireylerin suç niteliği taşıyan
eylemleridir. Toplumun koyduğu hukuk ve ahlak kurallarına uymayan bütün
davranışları kapsamakla birlikte genellikle ergin bir kişinin işlemesi durumunda
ceza gerektirecek eylemleri belirtmek için kullanılır. Hukukta erginliğin
başladığı yaş ülkelere göre 15 ile 18 arasında değişir.(Ana Britannica, 6.c.
s.502)
YÖNTEM
ARAŞTIRMA MODELİ:
Araştırma tarama modelindedir.
Tarama modelleri, geçmişte ya da halen var olan bir durumu varolduğu şekliyle
betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımlarıdır. Araştırmaya konu olan birey ya
da nesne, kendi koşulları içinde ve olduğu gibi tanımlanmaya çalışılır. Onları
herhangi bir şekilde değiştirme, etkileme çabası gösterilmez. Bilinmek istenen
şey vardır ve oradadır. Önemli olan onu uygun bir biçimde ‘gözleyip’
belirleyebilmektir.(Karasar, 1991, s.77)
Bu araştırmada ilk olarak gecekondu bölgelerinde yaşayan ailelerin sosyo-demografik
özellikleri ile göç nedenleri ve göç sonrası yaşanılan sorunlar incelenecektir.
İkinci aşamada ise bu ailelerin çocuklarının yaşam durumları ele alınacak ve bu
çocukların suç eğilimleri gözlemlenmeye çalışılacaktır.
EVREN VE ÖRNEKLEM:
Türkiye’de kırsal alanlardan kent merkezlerine doğru yapılan göç sonucu oluşan
gecekondu bölgeleri araştırmanın evrenini oluşturmaktadır.
Çalışma evreni; Ankara Keçiören ilçesinde bulunan ve kırsal alanlardan yapılan
göç sonucu oluştuğu düşünülen gecekondu bölgelerinden Çiçekli, Yayla, Uyanış ve
Şenyuva mahalleleri olarak düşünülmektedir.
Araştırmanın örneklemi ise; bu mahallelerde yaşayan ve son 20 yıl içerisinde
buralara göç ederek yerleşmiş olan aileler ve bu ailelerin çocuklarından
oluşmaktadır.
VERİLERİN TOPLANMASI:
Veri bilindiği gibi bir sonuca varabilmek için gerekli olan ilk bilgi olarak
biçimlendirilmekte tanımlanmaktadır.(Özdemir, 2000, s.47)
Veriler önceden muhtarlıklar aracılığı ile tespit edilecek adreslerde yaşayan
aile ve bu ailelerin çocuklarına uygulanacak anketlerden elde edilecektir. Anket
iki bölümden oluşacaktır. X sorudan oluşan birinci bölümde ailenin toplumsal
ekonomik düzeyleri, aile yapısı, göç nedenleri ve göç sonrası yaşanılan
sorunlara ilişkin sorular bulunacaktır. X sorudan oluşan ikinci bölümde ise
ailedeki çocuklara yönelik yaşayış biçimleri, eğitim durumları, hayattan
beklentileri vb. konulara ilişkin sorular yer alacaktır.
VERİLERİN ÇÖZÜMÜ VE YORUMLANMASI:
Veriler anketler aracılığı ile araştırma örneklemini oluşturan ailelerden
sağlanacaktır. Bu verilerin değerlendirilmesinde SPSS programı kullanılacaktır.
Ayrıca araştırmada istatiksel analize tabi tutulacak tüm veriler şu konudaki
soruları kapsamaktadır;
• Ailenin sosyo-ekonomik yapısına ilişkin sorular
• Ailenin kültürel yapısına ilişkin sorular
• Ailenin göç nedenlerine ilişkin sorular
• Ailenin göç sonrası yaşamlarına ilişkin sorular
• Çocukların eğitim durumlarına ve yaşayış biçimlerine yönelik sorular
• Çocukların beklentilerine yönelik sorular
• Çocukların suç ve suçluluk hakkındaki bilgi düzeylerine ve düşüncelerine
ilişkin sorulardır.
SÜRE VE OLANAKLAR:
Araştırma X tarihinde başlayıp Y tarihinde sona erecek şekilde toplam Z aylık
bir sürede gerçekleştirilecektir.