Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

NOT: araştırma dersinde araştırma önerisi olarak hazırlanmıştır. Uygulanmamıştır


TÜRKİYE’DE SON 20 YIL İÇERİSİNDE KIRSAL ALANLARDAN KENT MERKEZLERİNE YAPILAN GÖÇLERİN ÇOCUK SUÇLULUĞU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ NELERDİR?

 Sosyal Hizmet Uzmanı. Cesur CEYLAN
  Sitemiz Yazarı

  PROBLEM:

Giderilmek istenen her türlü güçlük “ problem”dir. Bir durumun problem olarak kabul edilmesi için, en az şu iki koşulu karşılaması gerekir:

1. Kararsızlık durumu
2. Birden çok olası çözüm yolu

Herhangi bir durumda kararsızlık olması için, ilgilenilen konuda bilinmek istenilen fakat bilinmeyen yönlerin bulunması ve bu nedenlede konu hakkında verilecek kararın ertelenmesi yada karanlıkta verilme zorunluluğunun olması gerekir. Aynı şekilde, kararsızlık anında bile, durumun problem sayılabilmesi için, mutlaka birden çok olası çözüm yolu olması ve bunların görülebilmesi, gerçekleştirilmek üzere istek uyanması gerekir. Yalnızca bir çözüm yolu düşünülebiliyor ve bu da zaten mevcut durum ise, yani ikinci bir çözüm yolu belirtilemiyor ya da çeşitli nedenlerle (özellikle değer yargılarıyla ilgili kararlarda) araştırmacı tarafından başka bir çözüm yolu kabul edilmiyorsa, problemin varlığından söz edilemez. Özetlenecek olursa, bireyi fiziksel yada düşünsel yönden rahatsız eden kararsızlık ve birden çok çözüm yolu olasılığı görülen her durum bir problemdir.

Araştırılabilecek pek çok problem vardır.Ancak,bunlardan birinin seçilebilmesi için onun önemli ölçüde hissedilmesi (duyulması), bir başka deyişle, “problemin çarpması“ gerekir. Problemi duyabilmek özel bir çaba, merak ve duyarlılık ister.

Araştırma problemi olmaya aday konularda alanyazın (literatür) taraması adeta kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bu yolla hem problem daha iyi tanınmış olur hemde özellikle bu alanda yapılan (varsa) öteki araştırmalar değerlendirilmiş, onlardan yararlanılmış olur. Böylece daha verimli bir çalışma düzeni gerçekleştirilir.

Araştırma problemini seçerken dikkate alınması gereken bazı ölçütler geliştirilmiştir. Bunlar:

1. Genel ve
2. Özel olmak üzere iki ana grupta toplanabilir.

Genel ölçütler araştırma probleminin kendisinden gelen olası sınırlılıklarını dikkate almak için geliştirilen ölçütlerdir. Genel ölçütler :çözünebilirlik, önemlilik, yenilik, yerleşik etik kurallara uygun olarak araştırılabilirlik’ tir.

Özel ölçütler araştırmacının kendi özel durumundan kaynaklanabilecek olası sınırlılıkları dikkate almak üzere geliştirilen ölçütlerdir. Özel ölçütler : alanda yeterlik, yöntemde ve teknikte yeterlik, veri toplama izni zaman ve olanak yeterliği, ilgi yeterliği’dir.

Araştırma problemininin tanımlanması onun nicel ve nitel ayrıntıları ile araştırılacak biçimde ifade edilmesidir.

Problemler üç aşamalı bir yaklaşımla tanımlanabilir. Bunlar: bütünleştirme, sınırlandırma, tanımlama aşamalarıdır. Bu bilgiler ışığında bu araştırma önerisinin problem tanımı aşşağıdaki gibi verilmeye çalışılmıştır.

İnsanoğlunun yüzyıllardır edindiği tecrübe, kendisine kalan kültürel miras, ne yazık ki toplumsalın ‘ortak iyi’yi belirlemesindeki yeteneğine çok az yansımıştır. Sosyalizasyonun ömür boyu devam eden bir süreç olarak var olması da insanın çevresi ile kendisi arasında kurduğu ilişkinin hep bir zaafı barındırdığı anlamına gelir ve bu zaafımızın kaynağına yönelik sorular aynı zamanda suçun da kaynağına yönelik sorulardır. Bilindiği gibi insanın doğayla, toplumlar ve birbiriyle ilişkileri-çelişkileri sonucu ortaya çıkan suç olgusunun oluş koşullarının sosyal çevre tarafından mı belirlendiği yoksa bireylerin doğuştan mı suça eğilimli oldukları konusu suç sosyolojisi literatüründe üzerinde oldukça tartışılan bir problemdir.(Erkan ve diğerleri, 2001, s.51)

Özellikle sanayi devrimi ve kentleşmenin artması ile birlikte geleneksel kalıplara bağlı aile yapısı bozulmaya başlamış ve aile içinde bir statü belirsizliğine bağlı olarak mevcut norm ve değer biçimlerinde bir çöküntü yaşanmıştır. Esasen toplumsal değer ve normların bütünlüğünün bozulması ve yeni değer ve norm sistemlerinin yapılandırılmasına gidilememesi bireylerin toplumla barışık ve uyum içinde olmalarını sekteye uğratabilir. Bu durumdan da özellikle sosyalizasyonu en yoğun yaşayan küçük yaş gurubundaki çocukların etkilenmesi kaçınılmazdır. Nitekim son zamanlarda çocuk suçluluğu üzerine yapılan araştırmalarda ailenin çocuk üzerindeki sosyal kontrolünün azlığı, suç sebebi olarak dikkat çekmektedir.(Erkan ve diğerleri, 2001, s.52)

Suçluluk (criminalite), kişiyi toplum halinde yaşayan öteki bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmanın ürünüdür. Ceza hukuku’nun tanımına göre “suç” yasanın cezalandırdığı harekettir (Yavuzer, 1988, s.27). Toplum bilimlerine göre “suç” toplumsal, kültürel koşulların ve bireyin içinde yaşadığı çevrenin kötü etkilerinin bir sonucudur (Özsever, 1979, s.243). Suçluluk, insanoğlunun gruplar halinde yaşamasından bu yana var olagelen bir sorundur (Uluğtekin, 1985, s.197).

Suçluluk incelemeleri biyolojik yapı itibariyle çocuk suçluluğu, yetişkin suçluluğu gibi alanlara ayrılabilmektedir. Bugün çağdaş toplumların yasalarında çocuk suçlularla yetişkin suçlular bazı faktörler açısından birbirinden ayrılır. Bunların başında yaş gelmektedir. Belli bir yaşın altında suç oluşturan eylemi gerçekleştirdikleri için çocukların, yetişkinlere göre ceza sorumlulukları hafifletilmiştir (Şensoy, 1949, akt: Uluğtekin,s.198). Türkiye’de bu yaş sınırı 18 olarak belirlenmiştir. Suçlu davranışın kapsamı, çocuk suçlularla yetişkinler arasındaki bir diğer farkı oluşturmaktadır. Bazı ülkelerde yetişkin için suç sayılan fiil ve hareketler aynen çocuklar için de geçerlidir. Bazı ülkelerde ise bunların yanı sıra, çocukları suça götürebilecek başka davranışların da suç kapsamına alındığı görülmektedir. Türkiye’de çocuklarla yetişkinler için suç sayılan fiiller aynıdır (Uluğtekin, 1985, s.199).

Çocuk suçluluğu sadece hukuki değil, sosyolojik ve psikolojik yönü de olan bir olgudur.Çocuk ne doğuştan kötü ne de iyi olan bir varlıktır. O da her canlı varlık gibi değişen, çevresi ile etkileşen ve gelişen bir bireydir. Onun iyi ya da kötü olmasını belirleyen eğitim ve yaşantılarıdır. Bu da çocuk suçluluğunun kökeninin hukuksal olmaktan öte psikolojik ve sosyolojik olduğunu gösterir.
Çocuk suçluluğu ile ilgili kavramlar ve tanımlar şunlardır:
1- Suça Yönelen Çocuk: Sosyal çevreleri, ana- baba tutumları, kişisel özellikleri nedeniyle suç işlemeye yatkın ve suç işleme tehlikesi içinde bulunan çocuklardır.

2- Potansiyel Suçlu Çocuk: Henüz suç işlememiş, fakat yaşadığı ortamın koşulları gereği suç işlemeye meyilli çocuklardır.(Aydın ve diğerleri, 1984: s,1)

3- Suçlu Çocuk: Kanunlarca suç sayılan fiilleri işleyerek, kanunun cezai hükümleri kapsamına giren çocuklardır.

4- Çocuk Suçluluğu: Bir çocuktaki anti-sosyal eğilimlerin yasa müdahalesi gerektirecek bir duruma dönüşmesidir.

Çocuk suçluluğunu etkileyen birçok faktör vardır. Tarihsel süreç içerisinde farklı boyutlar kazanmış olan çocuk suçluluğu, sanayileşme ile orantılı olarak artış göstermiştir. Sanayileşme sonucu hızlı ve düzensiz kentleşme, işsizlik, gelir dağılımında eşitsizlik ve geleneklerde sarsılma oluşur.

Bu etkenler, aile ve bireylerde suça yatkınlığa neden olur.

Kırdan kente göç eden aileler kent çevresine oluşturdukları ‘gecekondu’ olarak nitelendirilen alt yapısı eksik, fiziki şartları olumsuz olan yerleşim bölgelerinde yaşamlarını zor şartlar altında sürdürmeye çalışırken, çocuklar hem bu zor şartlarda yetişmekte hem de aileler ile birlikte kente uyum güçlükleri çekmektedirler. Eğitim düzeyi düşük olan ebeveynler çoğu zaman vasıfsız işlerde çalışarak düşük ücret almakta ve yeterli geliri elde edemeyen aileler çocuklarının eğitim ve öğrenim ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadırlar. Bu nedenle aileler çocuğun emeğinden yararlanma yoluna gidebilmekte yada çocuk aile bütçesine katkıda bulunabilmek için çalışmak zorunda kalabilmektedir. Ekonomik yoksulluk, işsizlik ve eğitimsizlik nedeniyle sağlıksız aile ortamında yetişen çocuğun aile bütçesine katkı sağlaması beklenilmekte ve çocuk yaşına uygun olmayan ruhsal ve fiziksel sağlığını tehlikeye sokan işlerde çalıştırılmaktadır. Bu çocuklardan bir kısmı da sokaklarda çeşitli marjinal işlerde çalışmaktadırlar. Çocuğun sokakta bulunması onun fiziksel ve sosyal gelişimini olumsuz etkileyebileceği gibi ailedeki itici faktörlerle birleştiğinde çocuk sokak yaşamına doğru adım atabilmektedir.(Yılmaz, 1998, s.64)

Köy ve kentteki insan ilişkileri, değer yargıları farklıdır. Bu iki yerleşim biriminin gerektirdiği beceri, bilgi ve deneyimler birbirine uymaz. Kente gelen köy çocuğunun kent güçlüğünü yenmesi, engelleri aşması güçtür.

Kırdan kente yaşanan göçlerin oluşturduğu kültür çatışmaları, gecekondulaşma, yöresel gelenek ve görenekler, ekonomik bunalımlar, çocuğun erken yaşta çalışmak zorunda kalması, parçalanmış aileler, ailede suçlu birey örnekleri, çocukları suça iten nedenler arasında sayılabilir.

Daha iyi yaşama özlemi içinde şehre göç eden aile geldiği yerde tam olarak umduğunu bulamamakta, şehirde yeni ve katlanılması güç sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Örf ve adetlerine sadık, kapalı ve özel bir toplumsal yaşam biçimine sahip gecekondunun çekirdek ailesi geniş kırsal aileden de, kentin modern çekirdek ailesinden de farklı bir kültüre sahiptir. Göç ettiği şehre uyum güçlüğü içindedir. Özellikle işsizlik ve yetersiz gelir düzeyi bu uyumu daha da zorlaştırmaktadır. Kentin insan yaşamını kolaylaştıran konforunun çekiciliğine özenmekte, ancak kentteki gelenek ve göreneklerin kırsal kesimdekilere uymaması nedeniyle aynı zamanda kent değerlerini yadırgamaktadır. Erkek otoritesini yitirmekten korkmakta, kadın ve çocuklar daha bağımsız olmak istemektedirler. Bu kültür çatışması en çok genç kuşakları etkilemektedir. Kent yaşamına hazır olmayan çocuklar bir yandan da dışarıdan göç edenlere karşı kentlilerin önyargıları yüzünden soyutlanmaktadır. Bu uyumsuzluklara tepki olarak kendini kanıtlama, kentli yaşıtlarına özenme ve otoriteye baş kaldırma gibi etkenler özellikle çocukları suça yöneltmektedir. Toplumsal yalnızlık çeken ailede çocuk suçluluğu çoğunlukla bir baş kaldırma ve çevreye karşı çıkma girişimi olarak belirmektedir.
Göçlerin ve gecekondulaşmanın büyük şehirlerde sosyal gerilimlere, sosyal gruplar arası çatışmalara sonuç olarak çocuk suçlarının özellikle mala yönelik suçların artmasına neden olduğu belirtilmektedir. Kentlerdeki yaşam koşullarının zorluğu etraflarını saran gecekondu bölgelerine yansımaktadır. Geleneksel aile çevreye direnemez olduğunda gevşeme ve serbestleşme olmakta, bunu hisseden çocuğun ilk tercihi sokak olmaktadır .
Ekonomik güçlükler nedeniyle çocukların okula gönderilmeleri ikinci planda kalmakta, ekonomik yönden aileye katkıda bulunma zorunluluğu onların öğrenim çağında para kazanma çabası içinde bulunmalarına sebep olmaktadır. Sonuçta çocuklar ya ayakkabı boyacılığı, hamallık, midyecilik gibi niteliksiz işler yapmakta ya da dilencilik, tombalacılık, kaçak sigara satma gibi işlere karışmaktadırlar. Çocuğun erken yaşta çalışmak zorunda kalması hem eğitimini aksatmakta, hem de iş çevresinde zararlı alışkanlıklar kazanabilmesine yol açmaktadır.
Göç olayını yaşayan çocuklar daha çok hırsızlık ve yaralama suçlarını işlemektedirler. Yaralama suçlarının toplumsal uyumsuzluk kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Hırsızlığın ilk planda daha çok ekonomik zorluklar nedeniyle yapıldığı, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için bu yola başvurduğu düşünülebilir. Gerçekte nedenlerin ve tehlikenin en büyüğü ana babanın sevgi, şevkat ve bakımından yoksun olmaktır. Hırsızlık yapan çocuk bu yolla maddi gereksinimini gidermekten çok ailenin ve okulun denetiminden uzak kalmanın verdiği bir başıboşluk içinde suça yönelmekte, sevgi ve sevecenlik eksikliğini gidermek için bu yola başvurmaktadır.
AMAÇ:

Araştırmanın en somutlaştığı yer amaçlardır. Amaçlar ‘’Ne?, Nasıl? ve Niçin?’’ gibi sorularla ilgili olup, aydınlatılmak istenen değişkenleri ve ilişkilerini sorgulama ifadeleridir. Ayrıca iyi hazırlanmış araştırma başlığının da açılımıdır. Araştırma temelde sistemli olarak soru sormalardan oluşur. İyi sorular sorabilmek ya da denenceler geliştirebilmek, onları cevaplamak yada sınamaktan daha güçtür.
Araştırmada Türkiye’deki kent merkezlerinin gecekondu bölgelerinde yaşayan ve son 20 yıl içerisinde göç ederek bu bölgelere yerleşmiş olan aileler ve bu ailelerin çocukları ele alınacaktır. Bu doğrultuda bu araştırma ile Türkiye’de kırsal bölgelerden kentlere yapılan göçlerin çocuk suçluluğu üzerindeki etkileri ve bu etkilerin yoğunluğu belirlenmeye çalışılacaktır.
Araştırmada yukarıda ifade edilen ana amaç doğrultusunda alt amaçlar olarak şu sorular cevaplandırılmaya çalışılacaktır.
• Göç olgusunun suçluluk üzerindeki etki boyutu nedir?
• Eğitim düzeyi düşük ailelerle çocuk suçluluğu arasında bir ilişki var mıdır?
• Ailelerin ekonomik düzeyi ile çocuk suçluluğu arasında bir ilişki var mıdır?
Göç sonucu gecekondu bölgelerine yerleşmiş olan ailelere yönelik alt amaçlar;
• Bazı sosyo-demografik özellikleri nelerdir?
• Sosyo-ekonomik yapıları nasıldır?
• Eğitim düzeyleri ne boyuttadır?
• Göçe karar verme sebepleri nelerdir?
• Göç sürecinde yaşadıkları sorunları nelerdir?
• Göç sonrası yaşadıkları bazı uyum zorlukları nelerdir?
• Göç sonrası oluşan beklentileri nelerdir?
• Göç sonrası çocuklarında gözlemledikleri davranış farklılıkları nelerdir?
Göç sonucu gecekondu bölgelerine yerleşmiş olan ailelerin çocuklarına yönelik alt amaçlar;
• Genel karakteristik özellikleri nelerdir?
• Hayattan beklentileri nelerdir?
• Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorlar?
• Okuldaki ve çevrelerindeki diğer arkadaşlarıyla ilişkileri ne düzeyde?
• Suçluluk hakkındaki bilgileri ne düzeyde?
• Suçluluk hakkındaki düşünceleri nelerdir?
• Yaşadıkları bölge ve çevreden memnuniyetleri ne derecede?
ÖNEM:
Bir araştırmanın önemi; araştırma amaçları doğrultusunda toplanan verilerin hangi kuramsal ya da pratik sorunun çözümünde ve nasıl kullanılabileceğinin açıklanması olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle araştırmanın önemi; araştırmacının kendi amacının ortaya konmasıdır, araştırmacının çalışmayı neden yaptığını tanımlamasıdır.(Özdemir, 2000, s.36)
Türkiye’de birçok nedenden dolayı kırsal alanlardan kent merkezlerine doğru yoğun bir göç hareketi yaşanmaktadır. Bu sebeplerden bazıları; yönetimlerin tarım ve çiftçi politikaları, kan davaları ve son 20 yıldır yaşanan terör olaylarıdır. Türkiye’nin büyük kentlerinde bu şekilde göç eden ve göç etmek zorunda kalan ailelerin sorunları ve sayıları giderek artmaktadır. Bu ailelerin sorunları arttıkça bu ailelere mensup çocuklar da bu sorunlardan paylarını almakta bazen sokağa itilmekte bazen de suçluluğa yönelmektedir.
Diyarbakır’da yapılan bir araştırmaya göre; araştırmanın en önemli sonuçlarından biri, göçün sokak çocukluğunu oluşturan en önemli faktör olmasıdır. Çünkü gurubun tamamına yakınının Diyarbakır’a sonradan göç edenler olduğu görülmüştür. Diyarbakır’da yapılan diğer sosyolojik araştırmalarda da direkt olarak kendini hissettiren göç olgusu bu çalışmamızda da en belirleyici faktör olarak ortaya çıkmıştır. Her ne kadar davranış kalıplarını aileler göç ettikten sonra fazlaca değiştirmeseler de kent yapısı gereği aile içi denetimin sağlanmadığının sonuçları ortaya çıkmıştır. Anomik diye adlandırabileceğimiz bir kentleşme sürecini yaşayan Diyarbakır’a olan göçlerin yine yoğun bir kısmının kırsaldan yapılmış olması, kırsala ait davranış kalıplarının kentte de devam ettirilmesinin söz konusu sorunlara neden olduğu görülmüştür. Çünkü kırsala ait davranış kalıplarını sürdüren bir çevrenin varlığının devamı sağlanmıştır. (Erkan ve diğerleri, 2001, s.73)
Çocukları suça iten nedenler sürdükçe ve gerekli önlemler alınmadıkça sorun ilerde şiddetini daha da artırarak tüm toplum için aşılması çok zor olan boyutlara varacak ve yeni sorunlara neden olacaktır. Bu sebeple araştırma ile toplanacak verilerle göçün çocuk suçluluğuna olan etkilerinin neler olduğu ve bu etkilerin yoğunluğunun ne boyutta olduğu ortaya çıkarılarak yapılacak ve götürülecek hizmetlerde ilgili kişi kurum ve kuruluşların bu etkenleri göz önünde bulunduracağı umulmaktadır.

SAYILTILAR:

Araştırmada bazı başlangıç noktalarının, ayrıca kanıtlanmasına gerek görülmeden doğru olarak kabul edilmesi gerekebilir. Bu kabule sayıltı (varsayım) denir. (Karasar, 1991, s.71)

Bu araştırmada aşağıdaki varsayımlardan hareket edilecektir.

• Göç olgusunun suçluluk üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir.
• Araştırmada kırsal alanlardan kent merkezlerine yapılan göç sonucu gecekondulaşmanın yayıldığı varsayılmıştır.
• Ailelerin göç sonrası birtakım uyum sorunları yaşadığı ve bu uyum sorunlarının çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yarattığı varsayılmıştır.
• Gecekondu bölgelerinde yaşayan çocukların suç işleme riskinin yüksek olduğu düşünülmektedir.
• Dar gelirli ailelerin çocuklarının suç işleme bakımından risk gurubu oluşturduğu varsayılmıştır.

SINIRLILIKLAR:

Araştırmacının ideal gördüğü ve normal olarak yapmak isteyip de çeşitli nedenlerle vazgeçmek zorunda kaldığı şeyler araştırmanın sınırlılıklarıdır. (Karasar, 1991, s.73)

Araştırma belirlenen problem odağı ve araştırma amaçları ile sınırlıdır.

Araştırma gurubu; kırsal alanlardan yapılan göç sonucu oluştuğu düşünülen ve gecekondu bölgelerinden olan Ankara ili Keçiören ilçesi Çiçekli, Yayla, Uyanış ve Şenyuva mahallelerine son 20 yıl içerisinde göç ederek yerleşmiş olan aileler ve bu ailelerin 8-18 yaş arası çocukları ile sınırlıdır.

TANIMLAR:

Göç: Kişinin yeni koşullara daha iyi uyum sağlayabilmek amacıyla ya da doğal, ekonomik, siyasal vb. zorunluluklar sonucunda yaşadığı topluluğu değiştirmesidir. Göçü toplumdaki öteki yer değiştirmelerden ayıran başlıca ölçüt, göç edenin eski toplumsal ilişkilerini değiştirmesi, yeni yerleşim yerinde yeni toplumsal ilişkiler kurmasıdır. Bu nedenle kısa süreli ve mevsimlik yer değiştirmeler göç sayılmaz; bir yer değiştirmenin göç sayılabilmesi için süresinin en az bir yıl olması gerektiği düşünülür. Yer değiştirenin yaşamını sürdürmek için seçtiği yeni yerleşme yeri aynı ülkenin sınırları içinde ise ‘iç göç’, ülke sınırları dışında ise ‘dış göç’ terimi kullanılır.(Ana Britannica, 9.c. s.571)

Suç: Hukuk kurallarının toplum için zararlı ve tehlikeli görerek yasakladığı ve cezai yaptırıma bağladığı eylemlerdir.(Ana Britannica, 20.c. s.104)

Çocuk Suçluluğu: Erinlik çağına gelmemiş bireylerin suç niteliği taşıyan eylemleridir. Toplumun koyduğu hukuk ve ahlak kurallarına uymayan bütün davranışları kapsamakla birlikte genellikle ergin bir kişinin işlemesi durumunda ceza gerektirecek eylemleri belirtmek için kullanılır. Hukukta erginliğin başladığı yaş ülkelere göre 15 ile 18 arasında değişir.(Ana Britannica, 6.c. s.502)

YÖNTEM

ARAŞTIRMA MODELİ:

Araştırma tarama modelindedir.

Tarama modelleri, geçmişte ya da halen var olan bir durumu varolduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımlarıdır. Araştırmaya konu olan birey ya da nesne, kendi koşulları içinde ve olduğu gibi tanımlanmaya çalışılır. Onları herhangi bir şekilde değiştirme, etkileme çabası gösterilmez. Bilinmek istenen şey vardır ve oradadır. Önemli olan onu uygun bir biçimde ‘gözleyip’ belirleyebilmektir.(Karasar, 1991, s.77)

Bu araştırmada ilk olarak gecekondu bölgelerinde yaşayan ailelerin sosyo-demografik özellikleri ile göç nedenleri ve göç sonrası yaşanılan sorunlar incelenecektir. İkinci aşamada ise bu ailelerin çocuklarının yaşam durumları ele alınacak ve bu çocukların suç eğilimleri gözlemlenmeye çalışılacaktır.

EVREN VE ÖRNEKLEM:

Türkiye’de kırsal alanlardan kent merkezlerine doğru yapılan göç sonucu oluşan gecekondu bölgeleri araştırmanın evrenini oluşturmaktadır.

Çalışma evreni; Ankara Keçiören ilçesinde bulunan ve kırsal alanlardan yapılan göç sonucu oluştuğu düşünülen gecekondu bölgelerinden Çiçekli, Yayla, Uyanış ve Şenyuva mahalleleri olarak düşünülmektedir.

Araştırmanın örneklemi ise; bu mahallelerde yaşayan ve son 20 yıl içerisinde buralara göç ederek yerleşmiş olan aileler ve bu ailelerin çocuklarından oluşmaktadır.

VERİLERİN TOPLANMASI:

Veri bilindiği gibi bir sonuca varabilmek için gerekli olan ilk bilgi olarak biçimlendirilmekte tanımlanmaktadır.(Özdemir, 2000, s.47)

Veriler önceden muhtarlıklar aracılığı ile tespit edilecek adreslerde yaşayan aile ve bu ailelerin çocuklarına uygulanacak anketlerden elde edilecektir. Anket iki bölümden oluşacaktır. X sorudan oluşan birinci bölümde ailenin toplumsal ekonomik düzeyleri, aile yapısı, göç nedenleri ve göç sonrası yaşanılan sorunlara ilişkin sorular bulunacaktır. X sorudan oluşan ikinci bölümde ise ailedeki çocuklara yönelik yaşayış biçimleri, eğitim durumları, hayattan beklentileri vb. konulara ilişkin sorular yer alacaktır.

VERİLERİN ÇÖZÜMÜ VE YORUMLANMASI:

Veriler anketler aracılığı ile araştırma örneklemini oluşturan ailelerden sağlanacaktır. Bu verilerin değerlendirilmesinde SPSS programı kullanılacaktır.

Ayrıca araştırmada istatiksel analize tabi tutulacak tüm veriler şu konudaki soruları kapsamaktadır;

• Ailenin sosyo-ekonomik yapısına ilişkin sorular
• Ailenin kültürel yapısına ilişkin sorular
• Ailenin göç nedenlerine ilişkin sorular
• Ailenin göç sonrası yaşamlarına ilişkin sorular
• Çocukların eğitim durumlarına ve yaşayış biçimlerine yönelik sorular
• Çocukların beklentilerine yönelik sorular
• Çocukların suç ve suçluluk hakkındaki bilgi düzeylerine ve düşüncelerine ilişkin sorulardır.


SÜRE VE OLANAKLAR:

Araştırma X tarihinde başlayıp Y tarihinde sona erecek şekilde toplam Z aylık bir sürede gerçekleştirilecektir.