|
|
Türkiye'de Yaşlılık ve Yaşlılara Verilen Hizmetler
Kurumsal Bakım (dünü - bugünü)
Ülkemizde yaşlılara verilen hizmetler iki alanda yürütülmektedir. Bunlar
sosyal güvenlik sistemi ve sosyal hizmet programlarıdır. Sosyal hizmet ve
sosyal sigorta konulan bir sosyal güvenlik sistemi içinde düşünülmelidir.
İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planında bunun gerekli olduğu vurgulanmıştır.
Sosyal hizmetin çeşitli gönüllü kuruluşlarla ve kamu kuruluşları
tarafından dağınık ve programsız yürütülmesi karşısında verilen
hizmetlerin bir şemsiye altına alınması amacıyla Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Kanunu çıkarılmıştır.
Türkiye'de yaşlılara götürülen çeşitli hizmetler uygulama alanında
bulunmaktadır. Yaşlıya yöneltilen belli başlı hizmetler, sosyal güvenlik
uygulamaları, kurumsal bakım ve sosyal yardım uygulamalarıdır.
a-Tarihsel Gelişim
Türklerde sosyal yardımla ilgili inanç ve geleneklerin öteden beri
varolduğu anlaşılmaktadır. Öteden beri ataya saygı duyulmuş, yaşlılar
korunmuştur. Tanrı adına yoksullara yardım etme çıplakları giydirme,
açları doyurma inancına İslamiyet öncesi Türk destanlarında
rastlanmaktadır. Eski Türklerde bey olmanın şartları arasında çıplakları
giydirme, açları doyurma vardı.
Türkler İslamiyet kabul etmelerinden sonra da dinsel inancın gereği olarak
muhtaç ve güçsüzlere yardım etmişlerdir. Fitre ve zekatın diğer gruplarla
birlikte öncelikle yaşlılara verilmesi bu yardımları daha anlamlı
kılmıştır. Kur`an’da yaşlıya, sakata yardımla ilgili ayetler vardır.
Yaşlılara verilen hizmetlerin tarihi incelendiğinde, yardım biçimlerinin
toplumların toplumsal ve kültürel yapılarına ve inançlarına göre
kalıplaştığı görülmektedir. Eski dönemlerde yaşlılar inançlara,
geleneklere dayalı ve toplumdan kaynaklanan destek yardımlarla
korunmaktaydı. Türk toplumunda her dönemde yaşlılara yardım edildiği,
yaşlıların korunmaya alındıkları eski kurumların varlıklarından
anlaşılmaktadır.
Yaşlıları koruma hizmetini veren ilk kurum Selçuklular döneminde 11.
yüzyılda kurulmuştur. Sivas'ta 11. yüzyılda Reha Oğulları tarafından
Darülreha (Huzurevi), Mısır'da Erbil Atabeyi Muzaffereddin Ebu Sait
tarafından yaptırılan Gökbörü tesisleri, dört darülaceze, dullar için
barınma tesisi bulduğu saptanmıştır. Memluklular döneminde 13. yüzyılda
Kahire'de açılan Seyfettin Kalavun Hastanesi ve tesisleri dul kadınlara ve
yaşlılara hizmet vermiştir.
Osmanlılar döneminde imarethaneler, aşevleri ve tekkelerin muhtaç
yaşlılara hizmet verdikleri bilinmektedir. Kurulan darül rehalar, yapılan
vakfiyeler ve hastaneler günümüzde yaşlı bakımı ile ilgili hizmetleri
yerine getiriyorlardı. Bilindiği gibi Osmanlılar döneminde sosyal
hizmetler 19. yüz yıla kadar vakıf kuruluşları tarafından veriliyordu. Bu
alanda hizmet veren kamu kuruluşları ve hayır kurumları 19. yüzyılda
kurulmaya başlanmıştır. Bu kuruluşlar diğer ihtiyaç gruplarının yanında
yaşlılara da hizmet götürüyorlardı. Bunların arasında yer alan 1868
yılında kurulmuş olan Kızılay Derneği ve 1895 yılında kurulmuş olan
Darülaceze Osmanlılar döneminde kurulup günümüze kadar yaşayan
kurumlardır. Darülaceze önce, sakat ve yoksul erkek, kadın ve kimsesiz
çocukları korumak için Abdülhamid II devrinde hizmete girmiştir. Bugün
İstanbul Belediyesine bağlı, döner sermaye ile yönetilen bir kurumdur.
Amacı din ve ırk ayrımı gözetmeden, düşkünleri barındırmak, çalıştırmak,
ümitsizlikten kurtarmak, rahat bir yaşam sağlamaktır.
b-Günümüzde Durum
Günümüzde Türkiye'de yaşlıların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çeşitli
uygulamaların yanı sıra bakıma muhtaç yaşlıların korunması, tedavisi ve
rehabilitasyonu, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla
kurulmuş hizmet veren kurumlar vardır.
Cumhuriyet döneminde yaşlılara bakım ve yardım görevi 1930 yılında
çıkarılan Belediyeler Kanunu ile belediyelere verilmiştir. Belediyeler
düşkünlere ve yaşlılara yaptıkları diğer yardımların yanı sıra onu
barındıracak huzurevleri açmaya başlamışlardır.
1963 yılında çıkarılan kanun ile Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü kurulmuş
ve Sağlık ve Sosyal Bakanlığı'na bağlanmıştır. Bu tarihten itibaren
yaşlılarla ilgili hizmetleri planlama, programlama ve yürütme görevini
doğrudan devlet üstlenmiştir. 1983 yılında 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurum Kanunu kabul edilmiştir: Bu kanunla kurum yaşlı
refahı ile ilgili tüm görevleri üstlenmiş ve buna bağlı yeni bir idari
yapı kurulmuştur.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun amacı korunmaya,
bakıma ya da yardıma muhtaç aile, çocuk, sakat, yaşlı ve diğer kişilere
götürülen sosyal hizmetler ve bu faaliyetlerin düzenlenmesidir. Aynı
kanunda yaşlıların barınıp korundukları huzurevleri için şöyle bir tanım
yapılmıştır: Muhtaç yaşlı kimseleri huzurlu bir ortamda korumak, bakmak
sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan yatılı
sosyal hizmet kuruluşlardır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
Kanununun öngördüğü genel esaslar doğrultusunda yaşlı hizmetleri tüm ülke
çapında yeniden gözden geçirilerek mevcut hizmetlerin iyileştirilmesi ve
yeni hizmetlerin başlatılmasıyla ilgili çalışmalar yapılmıştır. Bu
çalışmaların başında huzurevleri açmak gelmektedir: Huzurevleri açma
politikasında sosyal ekonomik ve kültürel yapı dikkate alınarak bu
kuruluşların büyük kentlerde yatırım programlarına konmasına çalışılmakta,
kamu ve özel kesim teşvik edilip kendilerine rehberlik yapılmaktadır.
Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nın 1989 yılı programında yaşlı
bakımında yaşlıyı evinde, aile ortamında maddi ve manevi desteklemek temel
ilke olarak benimsenmiştir. Yaşlı nüfus ve bu nüfusun değişen toplum
yapısı içindeki sorunları ve ihtiyaçları artma eğilimi göstermektedir.
Milletlerarası göstergelere göre yaşlı nüfusun en az yüzde 3.0'nün
korunmaya ve bakıma muhtaç olduğu dikkate alındığında 1988 yılında 60 ve
daha yukarı yaş grubundan yüz dokuz bin yaşlının acil ve uzun dönemli
bakım hizmetlerinden yararlandırılması gereği ortaya çıkmaktadır. Bu
durumda, bakıma muhtaç yaşlıların yüzde 6.5'una hizmetin ulaşabildiği
görülmektedir. Bu alandaki temel ilke, yaşlıyı aile ortamında ve kendi
evinde maddi ve manevi desteklemektir. Yatağa bağımlı yaşlılar için mevcut
huzurevlerinin bir bölümünün tahsisi ailelerin yükünü hafifletecek, sağlık
tesislerinin yatak işgal oranları düşecektir.
Huzurevleri sosyal ve ekonomik bakımdan yoksulluk içinde bulunan devamlı
yatarak tıbbı tedavi ve bakıma ihtiyacı olmayan, beden fonksiyonlarında
kendi ihtiyacını karşılamasına engel olacak arızası, sakatlığı ve bir
hastalığı bulunmayan, koruma ve bakıma muhtaç yaşlıların bir ev ortamı
içinde bakılı korunması ve her türlü ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla
açılmaktadır.
SHÇEK Yaşlı Hizmetleri Dairesi'nin huzurevlerinde kalan yaşlıların yaş
eğitimine gelir durumlarıyla ilgili 1992 yılı Aralık ayında yaptığı
inceleme huzurevlerinde kalanlarla ilgili bir kesit vermektedir.
Huzurevlerinde erkek yaşlılar kadın yaşlılardan daha fazladır. Yaşlıların
yarısından çoğu ücretli bakılmaktadır. Üç büyük ilde, Ankara İstanbul,
İzmir bulunan huzurevlerinde kalan yaşlıların çoğu kurum hizmetlerinden
ücretli yararlanmaktadır. Ücretsiz kalan yaşlılardan ihtiyaç belirtenlere
Huzurevleri yönetmeliğinin 41. maddesi gereğince memur maaş katsayısının
60 gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktar kadar aylık harçlık
verilmektedir. Huzurevlerinde kalan yaşlıların yarısına yakını okur-yazar
değildir. Huzurevlerinde kalan yaşlılarda yüksekokul bitirmiş olanların
oranı çok düşüktür. Kadınlarda okur-yazar olmayanların oranı erkeklerden
daha fazladır. Huzurevlerinde ücretli kalan yaşlıların gelir kaynağı
sosyal güvenlik kuruluşlarından aldıkları aylıklar oluşturmaktadır. Halen
mevcut olan kurum hizmetlerinin yanı sıra yaşlıların toplumla iç içe ve
kendi ailelerinin yanında bakımlarının sağlanması açısından yeni hizmet
modelleri geliştirilmeye çalışılmaktadır.
Yaşlıya evinde hizmet vermek amacıyla SHÇEK 1994 yılında bakacak kimsesi
olmayan yaşlılara kendi evlerinde eğitimli yardımcılarla bakma olanağını
sağlayan bir projeyi uygulamaya koymuştur. İl Sosyal Hizmet Müdürlüğü
tarafından yürütülen ve henüz sadece Ankara, İstanbul, İzmir'de uygulanan
bu projenin yaygınlaştırılması öngörülmektedir.
Yaşlılık hizmetleri için de yaşının eğitimi önemli bir konudur. Çağımızın
yaşlı insanı için yaşlılığa uyum ve sosyal katılımı sağlama açısından
sistemli serbest zaman etkinlikleri yapılmaktadır. Ayrıca kişisel ve
toplumsal olarak yaşlılar yaşam içinde kendilerini pasif ve yeteneklerini
yitirmiş görme eğilimindedirler. Bu ruhsal inancın kaldırılmasında sosyal
güvenlik, tıbbi bakım ve gözetim sistemleri tek başına yeterli
olamamaktadır. Bu sebeple soruna çözüm getirebilecek yolun eğitim olduğu
kanısına varılmıştır. Yanı sıra yaşlıları toplumsal etkinliklere katılmaya
alıştırmanın onlara yaşama uyum sağlama olanağı vereceği görüşü, güç
kazanmıştır. Yaşlıların yetenek ve el alışkanlıklarını geliştirmek,
böylece onları toplumsal yaşamlarında üretici duruma getirmekle mümkün
olacaktır.
Yaşlı eğitimi açısından ülkemizde neler yapılabilir sorusuna ülke şartları
göz önüne alınarak bazı öneriler getirilebilir.
Yaşlı eğitiminde, okuma öğretimi, serbest zamanı yaratıcı amaçlarla
kullanılma, emekliliğe hazırlanma, mesleki ve teknolojik uyum sağlama
amaçlarıyla eğitilmenin özel bir önemi vardır.
- Yetişkin eğitimi ömür boyu eğitimi çerçevesinde yaygınlaştırıl malıdır.
Eğitim, yaşlanma ve yaşlılara ilişkin her politikanın temel yönü olmalı ve
yaşlılık sorunu ile birlikte ele alınmalıdır.
-Yaşlıların yerine getirecekleri görevlere uygun öğretim ve eğitimi görmüş
olmaları üretici ve örnek işlevlerinin ötesinde gençlere öğretme
yeteneklerini geliştirme açısından özel bir .önem taşımaktadır.
-Açık öğretim hizmeti veren üniversite ya da yüksek öğretim kurumlarından
bazıları yaşlı eğitimine yönelik programlar çerçevesinde kuramsal ve
uygulamalı bilgilendirme yapabilirler.
-Düşük gelirli yaşlıları yardımcı görevler için eğitme ve onları yarım
günlük işlere yerleştirmeyi amaçlayan programlar düzenlenebilir: 1982
yılında Viyana da yapılan yaşlanma üzerine Birleşmiş Milletler Dünya
Kurultayına UNESCO tarafından hazırlanan Eğitim ve Yaşlanma adlı rapor
sunulmuştur. Yaşlanmaya ilişkin milletlerarası eylem planında eğitimin
seçkin bir yer tutması gerektiği anlaşılmış olduğundan, her yaştan
herkesin eğitime ve kültüre ulaşabilmesinin devredilemez bir insan hakkı
olduğu temel düşüncesi, eğitimin yalnızca insancıl bir ödev olan sonucunu
doğurmamalıdır. Tersine eğitime “yaşlıların temsil ettiği sayısız
değerden, ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişme bakımlarından
yararlanmanın aracı gözüyle bakılmalıdır” görüşü kabul görmüştür.
KAYNAK: http://www.elele.gen.tr/yaslilik

|
|