|
|
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE TÜRKİYE’DE SOSYAL HİZMETLER
( YEREL YÖNETİMLER YASA TASARISININ SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME
KURUMUNA YANSIMALARI )
“SHÇEK Genel Müdürlüğü taşra teşkilatının görev ve yetkileri ile huzurevi,
çocuk yuvası, kreş gibi tesisleri ile bina araç ve gereci, taşınır ve
taşınmaz malları alacak ve borçları bütçe ödenekleri ve kadroları ile
birlikte olmak üzere personelinin belediye sınırları içinde belediyelere,
belediye sınırları dışında il özel idarelerine devredileceği...”Yasa
tasarısının geçici 1. maddesi
Sosyal hizmetlerin, Kamu Yönetimi Reformu ile yerel yönetimlere devrinin
süreç ve dinamiği; IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütünün ekonomi
politikalarının bir getirisi olan küreselleşmeyle bağlantılı olarak yani,
yaşanan yüzyılın ilintili olduğu sosyoekonomik ve tarihsel ilişkilerin
bütünsel yapısı ile ilişkilendirilerek açıklana bilir ancak. Bütünselliği
göz ardı etmek şüphesiz üzerinde çalıştığımız olgunun parçalarını da
anlamsızlaştıracaktır.
Sosyal hizmet düşüncesinin ortaya çıkışında sanayi devriminin büyük etkisi
olmuştur. Sosyal hizmet düşüncesi dünya uluslarına XIX. yüzyılın
dönüşümler ve değişimler perspektifinin bir getirisidir. Sanayi devrimi,
batı toplumsal yapısında önemli toplumsal değişimler yarattığı gibi
endüstrileşmenin getirisi olan toplumsal sorun alanları da yaratmıştır.
İşte sosyal hizmet, büyük oranda bu sorun alanlarının çözümüne yanıtlar
aramıştır. Sosyal hizmetin bir disiplin ve meslek anlayışında
şekillenmesinde, toplumsal yapıdaki bu mikroskobik ve mikroskobik
problemlerin çözümüne sunmuş olduğu sosyal refah modelleri etkili
olmuştur. Bu süreçte sosyal hizmet disiplininin ve mesleğinin
parametreleri olarak demokrasi, laiklik, akıl, bilim, hümanizma, sosyal
hukuk devleti, ulus gibi belirleyiciler de büyük önem kazanmıştır.
Yüzyılımız “neo emperyalizmin” kanlı yüzyılıdır. Küreselleşme,
emperyalizmin; yani kapitalizmin gömlek değiştirmiş halidir, ufak bir
benzetmeyle yüzü güzel bir vampirdir küreselleşme. Biliyoruz ki sosyal
hizmet modernitenin bir ürünüdür. Modernlik projesinin bir kurumudur.
Modernlik ise aydınlanma düşüncesine bağlı olarak gelişen bir toplumsal
tasarı biçimi. Küreselleşme kültürel yönleriyle postmodernizm, demokrasiye
- ulus devlete, sosyal hizmet düşüncesine karşı bir başkaldırı biçimidir.
Küreselleşme argümantasyonunun ana hatları kapitalizmin değerlerinde, emek
- sermaye çelişkisinde, yoksullaşan halk kitlelerinde, sömürüde...hayat
bulur. Toplumsal bütünleşmeyi dinamitleyen bir süreçtir küreselleşme. İşçi
sınıfının dayanışmasını parçalar, böler ve atomize eder. Farklılaşma adına
Ulusları mikro milliyetçilik anlayışı altında bir savaşımla karşı karşıya
bırakır. Aynı coğrafyada hukuksal eşitlik, vatandaşlık tümleyenlerine
sahip Ulus devlet biçimlenişini yok eder. Küreselleşme işsizliktir.
Emperyalizmin esnemesi olarak tabir edilen küreselleşme dünya halklarına
yoksulluk, kitlesel işsizlik, göç, ayrımcılık, ırkçılık, etnik çatışmalar
ve sayısız toplumsal sorunlar getirmiştir. Hemen bir örnek verelim,
“Gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 4,5 milyar kişi arasında her beş
kişiden üçü temel altyapı hizmetlerinden yararlanamıyor: üçte bir içecek
su bulamıyor, dörtte biri ev demeye layık bir yerde oturmuyor, beşte biri
sıhhi ve tıbbi hizmetlerden hiç yararlanmıyor. Beş çocuktan biri herhangi
bir okula 5 yıl bile gitmiyor; sürekli beslenenlerin oranı da aynı.
Gelişmekte olan 100 ülkeden, 70-80’inde kişi başına düşen ortalama gelir
bugün on, hatta oyuz yıl öncekinden bile daha düşük.”( Bauman, Zygmunt
2000, Siyaset Arayışı, Çev: T.Birkan. Metis Yay.İstanbul. )
Küreselleşme bir kaos durumudur. Varlığını, üstyapısal kurumu görünümünde
olan postmodern söylemlerle besler. Toplumsal gerilimleri artırır.
Toplumsal sorunların çözümü için yapısal öneriler getirmez. Dünya
halklarını yoksullaştırır. Ulusların sosyal hizmet uygulamalarını
işlevsizleştirir. Sosyal bilimler arasındaki ayrımcılığı körükler. Sosyal
bilgiyi parçalara böler. Sosyal devletin toplumsal koruma dizgelerini
piyasanın vahşetine terk ederek sosyal devlet olgusunu içeriksizleştirir.
Kapitalizmin yeni formu olan küreselleşme ve postmodernizm, sosyal devlet
anlayışını geriletmiştir, geriletmeyi de sürdürecektir. Ve bu nedenle
sosyal hizmet de gerileyecektir, ticarileşecektir. Küresel mantık, sosyal
hizmet çalışanlarının örgütlenmesini engelleyecek, iş güvencesini yok edip
çalışanların sosyal - özlük haklarını kısıtlayacaktır.
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU
24. 5.1983 tarihinde 2828 sayılı kanunla kurulan katma bütçeli ve tüzel
kişilikli bir kamu kurumu statüsünü taşıyan Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumunun amacı, korunmaya muhtaç çocuklara, özürlülere,
yaşlılara, ailelere ve gereksinim duyan insanlara ayni ve nakdi nitelikte
geçici ve sürekli sosyal hizmetler sunmaktır. Sosyal hizmetler,
“İnsanların sağlık ve iyilik halinin geliştirilmesinde, insanların
kendilerine daha yeterli hale gelmelerinde, aile bağlarının
güçlendirilmesinde, bireylerin, ailelerin, grupların veya toplulukların
sosyal işlevlerini başarıyla yerine getirmelerinde yardımcı olmak
amacıyla, sosyal hizmet uzmanları ve diğer meslek mensupları tarafından
yürütülen etkinlik ve programların bütünü” olarak tanımlanmaktadır.
Kuşkusuz sosyal hizmet program ve politikalarının başarısı da uygulandığı
devlet yapısının niteliklerine bağlıdır. Türkiye Anayasasının 61’inci
maddesinde bu durum somutlanır, her ne kadar uygulamalarda büyük sorunlar
yaşansa da, “Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle,
malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi
sağlar. Devlet, sakatların korunmaları ve toplum hayatlarına intibaklarını
sağlayıcı tedbirleri alır. Yaşlılar, devletçe korunur. Yaşlılara devlet
yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir.
Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü
tedbiri alır. Bu amaçla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar ve kurdurur”
Bu maddenin işleyişine ilişkin Türkiye’deki sosyal hizmet uygulamaları
daha çok bir toplumsal koruma dizgesi olarak işlev veren SHÇEK’nun
kuruluşlarında işlevsellik kazanır. Bunun dışında Türkiye’de diğer sosyal
güvenlik uygulamalarına da rastlanmaktadır: Sosyal sigortalar, sosyal
yardım büroları, yeşil kart uygulamaları gibi. Zaten sosyal hizmetin
ilgili alanlarını; eğitim, sağlık, adalet, sosyal güvenlik çatısı altında
değerlendirmekteyiz. Türkiye’deki sosyal hizmet prizmasının varlığını
hissettirdiği kuruluşların başında, çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları,
huzurevleri, toplum merkezleri, rehabilitasyon merkezleri, sığınma evleri
gibi sosyal hizmet kuruluşları gelmektedir. Günümüze ulaşan rakamlar göz
önüne alındığında 20 bine yakın çocuğun korunmaya muhtaçlık kapsamında
olduğunu kimi verilere dayanarak ifade edebiliriz. Ayrıca sosyal yardım
bürolarına başvuranları saymazsak, 20 bine yakın insan da SHÇEK’dan,
çeşitli sosyal ekonomik nedenlerden ötürü sosyal yardım almaktadır. Sosyal
devletin anlam ve önemini yitirdiği küresel yüzyılda sosyal hizmet
uygulamalarına daha az ödenek ayrılırken, sosyal hizmet uygulamalarının
bir kısmı da nasıl bir kuramdan beslendikleri belli olmayan sivil toplum
kurumlarına kaydırılmaya çalışılmıştır. Sivil toplum örgütlerinin çoğunun
da arkasında Avrupa’nın, Amerika’nın, Dünya Bankası’nın olduğunu da, az
çok düşünen her varlık biliyor.
Sosyal hizmetlerin yerel yönetimlere bağlı olduğu ülkelerin çoğunda
demokratik bir kültür, güçlü bir işçi sınıfı, hukuk devletinin gereklerini
yerine getiren bir kamu idaresi ve sosyal refahı önemseyen demokratik
çağdaş bir ulus devlet yapılanması vardır. Sosyal hukuk devletinin
gereklerini dahi tam anlamıyla yerine getiremeyen, demokratik işleyişin
olgunlaşmadığı ülkemizde sosyal hizmet alanlarını yerel yönetimlere
devretmek; yerel yönetimlerin hizmet alanlarına terk etmek sosyal hizmetin
bir politika olarak yaygınlaşmasını aksatacağı gibi, sosyal hizmetleri
yerel unsurların etkisinde siyasallaştıracaktır. Öyleki sosyal hizmet
alanlarında çalışan meslek elemanları olan sosyal çalışmacıların ( Sosyal
hizmet uzmanları ), ülkenin sosyal boyutunun yerel yönetimlere
devredilmesiyle mesleki örgütlenmelerinin seyri de aksayacak, yerel
bürokratik bir anlayış içinde meslek kültürlerinin gelişimi de
gerileyeceklerdir. Böylelikle iş uyumu ve iş yaşamı bozulacağı gibi,
sözleşmeli istihdam, norm kadro, performansa bağlı ücret, esnek çalışmanın
olumsuzluklarını taşıyan iş koşulları, henüz daha patronaj ilişkilerini
terk edemeyen bir coğrafyada, hem çalışanlar hem de sosyal hizmet
kuruluşlarından hizmet alan insanlar açısından yerel inisiyatiflerin
etkisi altında kalacaktır. Bu durum sosyal hizmetlerin adil ve insani
dağılımında zaten varolan dengesizliğe yeni dengesizlikler ekleyecektir.
Küreselleşme sürecinin getirisi olan sosyal ekonomik politikalar, ulusal
kalkınma ve ulusal gelişimi güçsüzleştirir. 24 Ocak 1980 ekonomik
istikrar(!) kararlarını uygulamaya başlayan Türkiye’de liberal ekonomik
politikaların halka getirmiş olduğu yoksulluk ve sefalet açmazını
anımsayacak olursak yine yerel yönetimlere devredilmeye çalışılan sosyal
hizmetlerle de kapitalizm, 21. yüzyılda Türkiye’deki nihai amacına
yaklaşmış olacaktır.
Türkiye gibi ülkelerde sosyal hizmet politika ve uygulamaları bütüncül bir
anlayıştan hareket edilerek değerlendirilmelidir. Sosyal hizmet
çalışanlarına, sosyal hizmet okullarına düşen görev sosyal hizmet disiplin
matrisinin temel unsurlarına sahip çıkarak, sosyal ekonomik hakları
kısıtlayıcı her türlü müdahaleye, küreselleşmenin getirisi olan her türlü
politika ve uygulamalara örgütlenerek karşı çıkmaktır. Unutulmamalıdır ki,
sosyal devlet olmadan sosyal hizmetin yaşaması mümkün değildir.
Türkiye’de, kamu yönetim reformunun, personel yönetim yasasının, yerel
yönetimler yasa tasarısının yaşam bulması demek toplumsal mücadele
kaynaklarının infilak etmesi, neo liberal politikaların, posmodernizmin
yaşam bulması demektir. Bu ekonomik politik durum mikro
milliyetçiliklerin, fundemantalizmin önünü de açacaktır. Küreselleşme,
ulusların iç dinamikleriyle oynamaktadır. Sermayenin uluslar
arasılaşmasıdır, küreselleşme ulusal birlikteliği bölgesel ve özerk
yapılanmalar altında sarsacak, sosyal hizmet uygulamalarının yapısal
yanını göz ardı edip yerelleştirecektir. Bu yerelleşme olgusu neo liberal
saldırının karanlık yüzüdür. Uluslar arası sermaye hiçbir koşulda
kendisine engel teşkil edecek bir yapı görmek istemediğindendir ki
demokratikleşme adı altında yerelleşme olgusuna yatırım yapmaktadır. Bu
süreç mevcut sosyal devlet yapılanmasını da ortadan kaldıracaktır.

|
|