|
|
TÜRKİYE'DE SOSYAL HİZMET MESLEĞİNİN
TEMEL SORUNLARI
Ramazan Altunöz
Sosyal Hizmet Uzmanı
Resmi olarak yarım asırlık geçmişiyle temel
taşları oturmuş sağlam bir yapı haline gelmesi beklenen sosyal hizmet mesleği
maalesef henüz emekleme evresinde ilerleyişine devam etmektedir. Etkinlik,
üretim, örgütlenme, bütünleşme ve en önemlisi bütün bunlara bağlı olarak hizmet
sunma açışından bu ülkede varlığını henüz ortaya koyamamıştır. İsmi dahi
dillerde yeni yeni telaffuz edilmeye başlamıştır. Buda maalesef yapılan olumlu
işlerle, projelerle değil daha çok sosyal hizmet kurumlarında patlak veren
skandalların medyaya yansıması yoluyla olmuştur. Her meslek elemanı gibi benimde
gönlümden geçen ve olması için çaba harcadığım durum elbette bu değildir. Bizim
arzuladığımız mesleğin bütün alanlarıyla topluma yaptığı ve yapmaya devam ettiği
olumlu katkılarla gündeme gelmesidir.
Bugün sosyal hizmet mesleğinin önünü
tıkayan ve yeni açılımlar yapmasını engelleyen temel sorunlardan birisi ETKİNLİK
sorunudur. Bilindiği üzere etkin olabilme durumu belirli bir konuda, bir alanda,
bir işte , bir kararda veya uygulamada istenilen yönde etkili olabilme, müdahale
edebilme ve değişim yaratabilme gücüdür. Bu açıdan bakıldığında Türkiye de
sosyal hizmet mesleği zayıf kalmıştır. Bu güne kadar sosyal hizmet mesleğiyle
ilgili politikaların, yasaların oluşturulmasında, mesleki hakların korunmasında,
mesleki kuralların işletilmesinde, mesleki sınırların belirlenmesinde ve
bunların doğrultusunda müracaatçılara götürülecek hizmetlerde ve bu hizmetlerin
götürülüş biçiminde etkin olamadığını görüyoruz.. Daha doğrusu misyonunu,
işlevini, kendisini topluma anlatamamış ve benimsetememiştir. kendini
anlatamayan, kendi uğraş alanı konularda müdahil olamayan, kendisiyle ilgili
hiçbir konuda etkin olamayan bir mesleğin iyi tanınmasını beklemek sanırım
iyimserlik olur.
Mesleğin öncelikle bu durumu
aşması, üzerindeki ölü toprağını atması lazım. Bunun için de örneğin sosyal
hizmet okulları ve sosyal hizmet uzmanları derneği ilk öğretimlerde, liselerde,
üniversitelerde sivil toplum kuruluşlarında, medyada mesleki seminer ve
konferans dizileri organize edip bunları hayata geçirebilir. Yine sosyal
hizmetler işkolunda faaliyet gösteren sendikaların hepsi sosyal hizmet uzmanları
ve diğer çalışanların katılımıyla hizmet üretiminden gelen güçlerini kullanarak
meslekteki bürokratik tıkanıkların aşılmasında, meslek elemanlarının ve
müracaatçı haklarının korunmasında, ilgili yasaların çıkarılmasında ve
uygulanmasında etkin olabilmeyi deneyebilirler. Bunun için meclise yürüyebilir,
ilgili bakanla ve başbakanla görüşebilir, medyayı etkin kullanabilir ve iş
yavaşlatabilirler. Kısaca halihazırdaki sorunların çözümü için somut adımlar
atılıncaya kadar kararlı bir biçimde etkinliklerini sürdürebilirler. Bunlar
benim aklıma gelenler. Diğer meslektaşlarımızın fikirsel ve ameli katkıları
mesleği şu an içinde bulunduğu durumdan çok daha öteye taşıyabilir. Dinamik bir
sürece sokup etkinleştirebilir.
Mesleğin temel sorunlarından
biride ÜRETİMDİR. Belki de üretimsizlik veya kısırlık demek daha doğru olabilir.
Mesleği besleyecek geliştirecek bilginin üretimi, mesleğin önünü açacak hizmet
ekol ve felsefelerinin oluşturulması başarılamamıştır. Eğer bugün hala
ülkemizdeki yersiz yurtsuz insanlar sokaklarda dolaşarak her an ölümü
bekliyorlarsa, kadınlara, çocuklara uygulanan şiddet ve gerçekleştirilen
istismar sonucunda oluşan vaka ve ölümler katlanarak devam ediyorsa, özürlüler
ve ailelerine yönelik hizmetlerde (ki harcanan ve harcanmaya devam eden onca
paralara rağmen) daha bir arpa boyu yol alınmadığı gibi bu işler daha da
karmaşık bir hal almışça, sosyal hizmet kurumlarında hem hizmet alanlar hem de
hizmet verenler durumdan şikayetçiyse, sosyal hizmet kurumları(genel müdürlükte
buna dahil) alanı tanımayan kişiler tarafından yönetiliyorsa ve buna hala hiç
kimse ses çıkaramıyorsa, sosyal riskler( çeşitli nedenlerden dolayı suç
örgütlerine bulaşma,fuhuşa sürüklenme, çocukları sokağa bırakma, sokakta
çalıştırma, okuyamama, insan ticareti, vb..)ciddi biçimde artarak devam
ediyorsa, vesaire . bütün bunların oluşumu ve gelişimin sürecinde sosyal
hizmet yüksek okulunda yardımcı doçent, doçent, profesör aşamasına gelmiş ve
olmuş herkesin, mesleğin herhangi bir alanında on sene ve daha fazla çalışan
sosyal hizmet uzmanları ve bugüne kadar son 50 yıldır işbaşına gelen bütün
hükümetlerin ciddi bir kusuru vardır. Akademisyenler bu sorunların araştırılması
ve çözüm planları oluşturup uygulama yönünde hükümetleri ikna edip işbirliğine
yöneltememe konusunda, uygulayıcı meslek elemanları deneyimlerini yazılı ve
görsel basın yoluyla halk ve meslektaşlarıyla yeterince paylaşmadığından,
hükümetler ise duruma samimi ve kalıcı bir sistem ve çözüm aramama konusunda
kusurludur. Bütün bunların varlığı şu ana kadar ülkemizde üretilen sosyal hizmet
bilgisinin uygulamaya yönelik olmadığı kütüphane raflarında çürüdüğü aynı
zamanda uygulayıcı meslek elemanlarının da literatür oluşturma gibi bir dertleri
olmadığı sonucuna doğru götürmektedir.
Akademisyenlerin çalışmalarında daha titiz ve ses getirebilecek söz konusu
sorunlara çözüm üretebilecek araştırmalara ve projelere imza atmasının, meslek
elemanlarının mesleki deneyim ve bilgilerini toplumla daha etkin biçimde
paylaşabilmelerinin yanısıra bu işlerin planlama sürecine de etkin biçimde dahil
olmalarının, hükümetlerin de artık SHÇEK’i siyasi çiftleri olarak görmekten
vazgeçip, geçici popüler ve ranta dayalı politikaları terk ederek
üniversitelerin ilgili bölümleri ve mesleğin diğer örgütleriyle koordineli bir
biçimde çalışmaları durumunda sorunlara karşı etkili çözüm üretilmesi mümkün
olabilecektir.
Türkiye de sosyal hizmet mesleğinin
yine en önemli sıkıntılarında biride ÖRGÜTLENME sorunudur. Hizmet verme
anlamında SHÇEK çatısıyla bütün illere ve bazı büyük ilçeler ulaşmasına karşın
sosyal hizmetler diğer çatılarda, milli eğitim bakanlığında sağlık bakanlığında,
üniversitelerde, adalet bakanlığında, sivil savunma müdürlüklerinde, yerel
yönetimlerde henüz kendi varlığını tam olarak ortaya koyamamıştır. Söz konusu
çatılarda yasal olarak onyıllardan yeri olmasına karşın buralarda (bir iki kurum
hariç)bir türlü işlevsel hale gelememiştir. Bunun temel nedeni de gerek mesleğin
gerekse meslek elemanlarının çıkarlarını koruyacak olan dernek, oda, sendika vb
örgütlenmelerdeki başarısızlık veya dağınıklıktan dolayı etkin bir güç
olamamaktan ileri gelmektedir. Diğer bir deyişle mesleğin kendi sosyal
aksiyonunu sağlayamamasındandır.
Burada kusurun büyük çoğunluğunu da meslek örgütü olan derneğe meslek
elemanlarının yeterli desteği vermemesinin yanı sıra yine sosyal hizmet
çalışanlarının büyük çoğunluğunun mesleğin diğer örgütü olan sendikada tercihini
suya sabuna dokunmayan ve genelde hükümetlerin güdümündeki muhalefet yapmayan
tarafı destek vermesinden kaynaklanmaktadır. Sendikaların kuruluş dönemlerinde
yapılan girişim ve eylemlere karşı çıkan, fakat yasal zemin sağlandıktan sonra
mücadele eden insanların emekleri üstüne konarak bu gücün önünü kesmek ve sadece
ekonomik söylemler kullanarak yola çıkan hükümet güdümündeki sahte sendikaların
devlet gücünü dolaylı yollardan kullanıp sahte vaatler vererek çoğunluğu elde
etmesiyle sosyal hizmet çalışanları etkin bir güç olma şansını zayıflatmıştır.
Sosyal hizmet çalışanlarının büyük çoğunluğu derneğe üye olup aktif biçimde
çalışırsa ayrıca içi boş, iktidar güdümündeki sendikalara değil de mesleğin ve
meslek elemanlarının hakkını koruyan ve bu yönde politika geliştiren sendikalara
destek verirse gerçekten bir gücü örgütlemiş olarak ortaya çıkabilir.
Sosyal hizmet mesleğinin ülkemizdeki en büyük sorunlarında biride BÜTÜNLEŞME
sorunudur. Diğer bir değişle de kendini gerçekleştirememesidir. Yıllar boyunca
hizmetlerini sadece SHÇEK çatısı içine sıkıştırmış ve burada gerçekten sıkışık
bir hizmet yürüterek mesleği geliştirme ve yeni ivmeler kazandırmaya yönelik
zaman ve çaba ayırmayı sanırım unutmuştur. Kendi amortismanını oluşturmayı
unuttuğundan ileriye gidememiş kendini yenileyememiş aksine tıkanmış ve tükenme
noktasına gelmiştir. Gerek akademik anlamda gerek hizmet anlamında branşlaşmayı
ve uzmanlaşmayı bir türlü gerçekleştirememiştir. Bu yüzden de şu ana kadar ana
çalışma alanı olarak görülen SHÇEK’te gerekse diğer çatılarda mesleki
otoritesini tam olarak ortaya koyamamıştır.
Kadrosunun bulunduğu bir
sürü kurumda görev tanımı ve mesleki sınırlar tam olarak ortaya konulamamış veya
bunlar korunamamıştır. Sosyal hizmet mesleğinin nerede neler yapabileceğini,
neler yapması gerektiğini ve neler yaptığını sadece kendi meslek elemanları
değil, toplumun büyük çoğunluğu bilmelidir. Ki öncelikli olarak hizmet alacak
olanlar sonra da SHÇEK dışında kalan ve sosyal hizmet mesleğinin uğraş alanı
içinde yer alan kurum yöneticileri ve çalışanları gelmelidir. Böylelikle o
kurumlardan birine yeni atanacak bir sosyal hizmet uzmanı sen ne iş yaparsın ,
bunu yapmaz mısın, şunu yapsan olmaz mı gibi gereksiz soru ve tavırlarla karşı
karşıya gelmez. Bu durum birçok genç meslektaşımızın başına gelmiş ve söz konusu
yöneticilerle kendini mesleğiyle ilgili pazarlık masasında bulmuştur. Bunların
altında yatan nedenlerden en önemlisi dağınıklıktır. Mesleğin kendi içinde
bütünleşememesidir. Bunların sonucunda da sosyal hizmet mesleği topluma ve diğer
mesleklere çok karışık ve anlaşılmaz bir meslek gibi yansımaktadır.
Sosyal hizmet mesleği doğrudan ideolojiye yani ekonomik ve siyasi erklere
bağımlı olduğundan ülkemizde dinamik bir süreç değil statik bir süreç
geçirmiştir. Göstergelerde bu durumun bir süre daha böyle gideceğini gösteriyor.
Ülkemizdeki siyasi ve ekonomik erkler bu güne kadar sosyal hizmet mesleğine
gereken önemi verip yeterli kaynak ve imkanları sağlamadığından; çağdaşlaşmayı,
hümanizmi ve demokrasiyi benimsemiş sosyal hizmet çalışanlarının beklentileri
biraz ütopik kalmaktadır. Bu inanca sahip meslek elemanları zaman zaman hayal
kırıklığına uğrayıp yıpranmaktadır. www.sosyalhizmetuzmani.org sitesinde yer
alan sosyal hizmet teorisinin ülkemiz adına havada kalıp ütopikleşmesinin önüne
geçmek için mesleğin kendi içindeki açmazları çözüp kendini gerçekleştirerek,
bilgi üretimini uygulamaya yönelik çözüm odaklı geliştirerek, gücünü etkin
olabilecek doğrultuda örgütleyerek siyasi ve ekonomik erkleri etkilemelidir.
Bunları başaramadığımız müddetçe maalesef çok doğru ve güzel olarak ortaya
konmuş bu teori Türkiye gerçeğine uzak kalacaktır.
|