|
|
TÜRKİYEDE ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN DURUMU
Doç.Dr Ayşe OCAKÇI
Toplumsal, fiziksel, ekonomik ve kişisel yönleriyle iş, insana özgü bir
faaliyettir ve kimin kim için çalıştığı, kimin hangi araçları kullandığı
hesaba katılmadan anlaşılmaz. İş, çevreyle bütünsel bir ilişkinin bir
parçasıdır. Olumlu yönde sosyalleşmeyi ve yetenek kazanmayı
sağlayabileceği gibi, çocuğun zihinsel ve eğitime yönelik potansiyelini
sınırlayan, bedensel ve ruhsal gelişimine ket vuran ve bazı tehlikeli
koşullarda yaralanma, hastalık hatta ölümle sonuçlanabilen, kölelik ve can
sıkıntısıyla geçen upuzun yıllar anlamına da gelebilir.
Çocuklar arasında fabrikalarda ya da madenlerde ücretli işçi olarak
çalışanlar bulunduğu gibi,sokak arası ticarette kendi hesabına çalışan
işçi konumunda olanlar da vardır. Bazıları işyerinin eklerinde çalışırken,
yine bazıları gezginci mevsimlik işçi olarak çalışır. Çoğu bir dizi
yüklenici tarafından yapılmakta olan işlerin en son halkasını oluşturan
işlerle ilişkilidir. Bazıları ücretlerinin bir bölümünü mal olarak
alırken, diğer bazılarına parça başı esasına göre ücret ödenir. Çoğu,
ücret almaz ve kan bağı içinde oldukları kimseler hesabına ev ya da
tarlada çalışır. Çocukların çalışması verimli ya da verimsiz olabilir veya
başkalarına verimli işler yapma olanağını hazırlayacak bir nitelikte
olabilir. Örneğin, çocuklar evdeki günlük işleri ve çocuk bakımını
üstlenip, öylelikle büyüklerin ücretli işlerde çalışmak suretiyle serbest
kalmalarını sağlayabilirler. Çocuğun çalışması tam günlük bir çalışma
olabileceği gibi ayrı - zamanlı bir çalışma da olabilmektedir. Ayrıca,
çocuk işçilerin önemli bir bölümü okula da devam etmekte, o nedenle de
resmi istatistiklerde işçi yerine öğrenci olarak yer almaktadırlar.
Bazı çocuklar işi, okulu, eğlenceyi birleştirmeyi becerirler. Bazıları ise
evde ve dışarıda çok ağır iş yükü altındadır. Bundan dolayı, bırakın boş
zamanlarını değerlendirmeyi, okul için bile çok az enerjileri kalır.
Genelde bunlar paraya en çok muhtaç olan çocuklardır (Ennew 1998).
Cumhuriyetin ilanını izleyen 1927 yılında yapılan sanayi sayımında çocuk
işçilerin çokluğu dikkat çekmektedir. Bu yıllarda tarımda çalışanların
yarıdan çoğunun %51.5 inin çocuk olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte
üretim alanlarında çocuk istihdamı zamanla azalmıştır. Sanayide çocuk işçi
istihdamı 1927 yılında %15.4 düzeyinde iken 1934’de %2.7’ye inmiştir.
Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından Ekim 1992’de yapılan Hane Halkı
İşgücü Anketi sonuçlarına göre 12 – 19 yaş grubunun %36.6’sı işgücüne
katılmaktadır. İşgücüne katılan 12 – 19 yaş grubundaki 3 milyonu aşan
kişiden %23’ü ücretli işçi, %10.1’i mevsimlik işçi, %62.2’si ücretsiz aile
işçisi olarak, %3.7’si işveren ya da kendi adına çalışmaktadır (Bilir,
Yıldız 1998).
Beyoğlu – İstiklal Taksim bölgesinde sokakta çalışan çocukların ağırlıklı
olarak kağıt mendil satış işinde çalıştıkları ve medyada ‘selpakçı
çocuklar’ olarak tanımlandığı bilinmektedir. Bu bölgede yapılan bir
araştırmada, 120 çocuktan %45inin kağıt mendil satışında çalıştıkları
tespit edilmiştir. Geri kalan kesimin arabaların camlarının silinmesi,
tebrik kartı satılması, boyacılık, çiçekçilik gibi çok çeşitli işlerde
çalıştıkları görülmektedir. Çocukların cinsiyet dağılımı incelendiğinde
erkek çocukların %74, kız çocukların ise %26 oranında olması çocukların
ağırlıklı olarak kız çocukların çalışmasına karşı olan geleneksel
değerlere sahip ailelerden gelmeleri ile açıklanmıştır (Karatay, Demir,
Aksüt, Gümüş, Ertaş 1999).
Tablo 1 – Türkiye’de Ekonomik İşlerde Çalışan Çocukların Yaş Grubu,
Cinsiyet ve Çalışma Nedenine Göre Dağılımı*
*Çocuk İşgücü( 1994). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Yayın
no: 1997. S: 24.
Tablo 1’de Türkiye’de ekonomik işlerde çalışan 6 – 14 yaş grubundaki
çocukların yaş grubu, cinsiyet ve çalışma nedenlerinin dağılımı
görülmektedir. Kendi gereksinimlerini karşılamak için %3.78 (67 492) çocuk
çalışırken, aileleri istediği için %21.32 (308 980) çocuk çalışmaktadır.
1999 yılında yürürlüğe konan Türk Ceza Kanununun 473 ve 474. Maddelerine
göre çocukların zorla çalıştırılması suç sayılmaktadır (TCK ).
Çocuklar mecbur oldukları için (yoksulluk, okul yokluğuyla birlikte eğitim
yetersizliği, kırsal kesimlerden şehirlere göç, sosyal ve kültürel
sorunlar gibi nedenlerle) çalışırlar. İşverenler, çocukları yumuşak
başlılık, sürat, keskin görüş yeteneği gibi doğuştan gelen ve öyle olduğu
kabul edilen özellikleri, ayrıca düşük ücretle çalışabilir oldukları ve
istikrarsız ya da değişen piyasa koşullarında esneklik sağlamaları için
tercih ederler ( Bequele, Boyden1995).
Tablo 2 –Türkiye’de Ekonomik İşlerde Çalışan Çocukların Yaş grubu,
Cinsiyet ve İşteki Durumlarının Dağılımı**
** Çocuk İşgücü (1994). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Yayın No: 1997. Ankara. s: 31
Tablo 2’de Türkiye’de ekonomik işlerde çalışan çocukların yaş grubu,
cinsiyet ve işteki durumlarının dağılımı görülmektedir. Buradan, %10.19
(102 754) çocuğun ücretli /maaşlı,%9.05( 91 216) çocuğun yevmiyeli, %1.37
(13 891) çocuğun kendi hesabına, %0.08(853) çocuğun çırak olarak, ücretsiz
aile işçisi olarak çalıştıkları görülmektedir. Çocuklar çalışmalarının
sosyal ve ekonomik bir işlevi olduğu için çalışırlar. Buna karşın,
çocukların yaptıkları işler sosyal açıdan takdir görmezken, ekonomik
açıdan çocuk emeğinin değerinin altında görülmesine yönelik belirgin bir
eğilimde mevcuttur. Çocuklar ancak nadiren asgari ücret düzeyine yaklaşık
bir gelir elde ederler ve aynı işi yaptıkları yerlerde bile gelirleri,
yetişkinlerinkinin sürekli gerisinde kalır. Ayrıca hiçbir sosyal yardım,
sigorta ya da sosyal sigorta ödentisi almazlar; bu da elbette işverenler
için ek bir tasarruf olur. Çalıştıkları saat tutarı ile gelirleri arasında
da bir bağlantı yoktur. Çocuk işçilere ödenen ücretlerin düşüklüğü,
işverenlere hem iç hem de dış pazarlarda rekabet üstünlüğü sağlar.
Dolayısıyla, işverenleri çocuk işçi çalıştırmaya iten yalnızca geçici
işgücüne bağımlılık değil, aynı zamanda maliyet unsurudur (Bequela, Boydeb
1995).
Çocukta zorlanmaya yol açan etkinliklerin toplam yükü, çocuğun yaşı ve
üstlendiği görevin ağırlığı göz önünde bulundurularak
değerlendirilmelidir. Çalışma süresi aynı olan; örneğin bir köşe başında
oturarak günde 12 saat sigara, kibrit satan bir satıcı çocuğun işgücü ile
dar, loş, nemli ve havasız bir atölyede günde 12 saat tezgah başında
eğilmiş, halı dokuyan 7 yaşındaki bir kız çocuğunun işgücü aynı değildir.
Erkek çocuklarda 41 – 49 saat çalışan %2.36 (23 804) oranındaki yevmiyeli
işçi çocuklar dikkat çekerken, kızlarda kendi hesabına çalışan ve ücretsiz
çıraklık yapanların olmayışı geleneksel aile yapısında yaşayan kız
çocukların ev dışı çalışmalarına sıcak bakılmaması görüşü ile
açıklanabilir (Çocuk İşgücü 1997).
Çocuğun çalışması okullaşmasına her zaman engel oluşturmaz. Örneğin, çocuk
kırsal kesimde ve okulu bırakmak zorunda kalmadan, evsel ve tarımsal
etkinliklere katılabilir. Ancak, sıklıkla çocuğun çalışması eğitiminin
önüne geçer. Çalışan çocuk daha baştan, onu çalışmaya zorlayan ekonomik ve
ailesel baskı ile öğrenme isteği ve gereksinimi arasında ikilem yaşar. Her
ikisi de zaman gerektiren bu iki karşıt etkinliği sürekli uzlaştırma
arayışı, bu dayanılmaz gerilimin okulun sonsuza dek terk edilmesiyle
çözümleneceği güne kadar sürer (Boidin 1995 ).
Türkiye’de 6 – 14 yaş grubundaki çocukların kardeş sayısı, cinsiyet,okul
ve çalışma durumuna göre dağılımı incelendiğinde, okula devam eden
çocukların %19.78‘i (2 352 396) ev işlerinde çalışmakta, okula devam
etmeyenlerde ise ev işlerinde çalışanların oranı %4.10 (487 415) dur.
Türkiye’de zorunlu eğitimin 1998 yılında sekiz yıl olmasının okullaşma
oranını artıracağı düşünülebilir. Çalışmayan çocuk oranı, okula devam eden
grupta % 63.95 (7 603 727), okula devam etmeyen grupta ise %3.68 (437 756)dir
(Çocuk İşgücü).
Bu durum, Türk ailesinde okuyan çocuktan eğitiminin dışında başka bir iş
beklentisinin az olduğu görüşü ile açıklanabilir. Kardeş sayısının her iki
cinste de okula devam eden grupta fazla olmasını bir anlamda okuyan çocuğa
diğer kardeşin destek olduğu şeklinde de yorumlamak olasıdır.
Yetişkinler tarafından yapılması gereken işleri çocukların yapmasına izin
vermek, çocukların sağlığı ve gelişimi açısından ciddi tehlikeler arz
eder. Yapılan araştırmalarda, okula giden çocuklara oranla çalışan
çocuklar arasında adale, göğüs, baş ve karın ağrısı, yüksek ateş ve baş
dönmesinin daha yaygın olduğu anlaşılmıştır. Öksürük, soğuk algınlığı,
nefes darlığı ve grip gibi solunum bozuklukları ile ishal, kabızlık,
sindirim güçlüğü, bulantı, kusma ve iştah kaybı gibi gastro – entestinal
bozukluklar da çocuk işçilerde fazla görülmektedir (Bequele, Boyden 1995 )
“Oynamıyorum, çalışıyorum.’’ Gelişmekte olan ülkelerde, pek çok çocuk “Ne
yapıyorsun?” sorusuna bu yanıtı verir. Çalışmaya ve diğer etkinliklere
ayırdıkları süreler toplanırsa, bu çocukların oynamaya zaman bulamadıkları
ya da çok az zaman ayırabildikleri görülecektir. Yürüttükleri
etkinliklerde ise, yaratıcılığa ve hayallere hemen hiç yer yoktur;
kişiliklerinde temel oluşturacak bu boyut elbette eksik kalacaktır (Derrien
1994).
Çocukların fiziksel açıdan çabuk etkilenir olmaları, yetişkinlerden çok
farklı kapasiteye ve gereksinimlere sahip bulunmaları ile yakından
ilişkilidir. Ekonomik ilişkilerinin türü, yaptıkları işin kapsamı ve çoğu
zaman karşı karşıya oldukları çalışma koşulları, çocukları iş güvenliği ve
sağlığı açısından ciddi tehlikelerin hedefi yapar. Çocukların çalışma
yaşamındaki güçlüklere katlanmaları, küçük yaşta, büyüklerin dünyasında
ayakta durabilmek için çeşitli savunma mekanizmaları geliştirmeleri boşuna
değildir. Bu savunma mekanizmalarından biri, erken yaşta sigara içmeye
başlamadır. Madde bağımlılığının ilk adımı olan sigaraya 15 yaşına kadar
başladığını söyleyen çocukların oranı, %39’dur ( Fişek 1998).
Türkiye’de iş sağlığı konularında çözümü beklenen konularla ilgili olarak
Cumhuriyetin 50. Yılında yapılan bazı saptamaların halen geçerli olduğu
görülmektedir. İşçi sağlığı – iş güvenliği konularında 1973 yılında
belirtilen ve günümüzde de sürmekte olan sorunların başlıcaları şöyle
özetlenebilir (Topuzoğlu 1973 ).
*Sağlık hizmeti yalnızca 50 ve daha çok işçinin çalışmakta olduğu
işyerlerinde verilmektedir. Böylece sanayi işlerinde çalışanların yarıya
yakın bir bölümü yasa ile bu hizmetlerin kapsamı dışında tutulmaktadır.
Sanayi dışı işlerde çalışanlar, özellikle tarım çalışanları ise tümü ile
kapsam dışındadır.
*İşyerlerinde ‘’iç denetim mekanizması’’ olan işçi sağlığı ve iş güvenliği
kuralları da 50 ve daha çok işçinin çalıştığı işyeri için söz konusudur.
Bunun sonucu olarak işyerlerinde hizmetlerin düzenlenmesi bakımından
tarafları bir araya getirebilecek olan bu kurul da işyerlerinin çok büyük
bir bölümünde oluşturulmamaktadır.
*İşyeri denetimleri yeterli olarak yapılmamaktadır.
*İşyeri sağlık hizmetlerinin ağırlıklı olarak ‘’koruyucu’’ hizmetler
olması öngörülmekle birlikte, uygulamalarda tedavi hizmetlerinin ön plana
çıktığı ve koruyucu uygulamaların aksadığı gözlenmektedir.
*İşe giriş ve aralıklı kontrol muayeneleri yalnızca ‘’ağır ve tehlikeli’’
işlerde çalışanlara uygulanmaktadır.
*İşyerlerinde sağlık ve güvenlik önlemleri bakımından danışmanlık ve bu
konudaki teknik destek hizmetlerinde eksiklikler vardır.
*İş sağlığı hizmetleri genel sağlık hizmetleri ile eşgüdüm içinde
değildir.
*İş kazası ve meslek hastalıkları konusu başta olmak üzere genel anlamda
iş sağlığı konularında istatistik bilgiler bakımından önemli eksiklikler
vardır.
*İşçi sağlığı – iş güvenliği alanında eğitilmiş insan gücü bakımından
yetersizlikler vardır.
*Bir yandan işsizlik önemli bir sorun olarak varlığını sürdürürken diğer
yandan çocukların çalıştırılması da devam etmektedir.
*İş sağlığı hizmetleri bütün çalışanları kapsamamaktadır.
Sonuç olarak, çocuklar çok değişik nedenlerle, çok değişik çalışma
koşulları altında çalışmaktadırlar. Ancak, çocuk istihdamının özellikle
rahatsızlık veren ve politika belirleme ve yasa çıkarma açısından öncelik
alması gereken üç yönü vardır. Birincisi, önemli sayıda ve yüksek oranda
çocuğun çok genç yaşta işe başlamasıdır. İkincisi, bir çok çocuğun (ev
hizmetleri görenler ve borç bağımlılığı altında çalışanlar gibi ) sömürü
ve istismara son derece açık bir istihdam ilişkisi içinde çalışmak zorunda
kalmış olmasıdır. Son olarak, daha bir çok çocuğun çok uzun saatler
çalışmakta, yeterli besin, sağlık hizmeti ve eğitim olanaklarından çok
ender yararlanmakta ve çoğunlukla çok düşük ücret almakta olduğu da
bilinmektedir.
Ancak, iş sağlığı uğraşlarının, uluslararası ve ulusal düzeydeki işbirliği
ve işyeri düzeyindeki çalışmalarla başarıya ulaşacağı düşüncesi umut
vericidir. İş Sağlığı Hemşirelerinin yaygınlaştırılarak iş yerinde çalışan
çocukların sağlıklarının korunması, bakım ve rehabilitasyonlarının
sağlanması için çalışmalar yapılmakta olup iş yeri hemşireliği kavramı
işlenmeye başlamıştır.
Bu yazı sitemize aittir.

|
|