Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

Toplumun derinlerinde çalışmak.
 
 Prof. Dr. Şükrü Hatun

 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
 
Öğretim Üyesi



Onlarla zaman zaman  çalıştıkları çocuk yuvalarından  korunmaya muhtaç çocukları muayene için  getirdiklerinde karşılaşıyordum ve yüzlerinde  hiçbirimizin tanık olmadığı acılara-çocukların  acılarına- tanıklık etmiş insanların kederini  görüyordum ama esas onlarla İzmit'te deprem sonrası  kurulan çadır kentlerde karşılaştım. Çoğu kadın  yüzlerce sosyal hizmet uzmanı ve onlarla birlikte  psikologlar, çocuk gelişim uzmanları, hemşireler
 çadırkentlerin hemen yakınlarına kurulan çocuk bakım  birimlerinde o kadar büyük bir özveri ve ışıkla  çalıştılar ki biraz da onların sayesinde  kentin ama  en çok da çocukların üzerine çöken o büyük acı  bulutu zamanla uzaklara ötelenebildi.Ben de  ülkemizde mesleklerinin misyonuna bu kadar bağlı, bilgili ama bir o kadar da insancıl ve esas önemlisi  sızlanmadan, lafazanlık yapmadan yaşamı kurmaya  çalışan   bu kadar çok sosyal hizmet uzmanı olduğunu  ilk o zaman görmüştüm.

 Onlar,Sosyal Hizmetler ve  Çocuk Esirgeme Kurumunun (SHÇEK) çocuk bakım evleri, ıslahevleri, kimsesiz çocuklar koruma merkezleri,
 spastik çocuklar merkezleri, huzurevleri, çocuk  yuvaları,cezaevleri gibi toplumun derinlerinde  çalışıyorlardı ve bu nedenle de bir çoğumuzda bir
 tanesinin bile   geceleri kabuslar görmesine neden   olacak binlerce travmatize edici yaşam olayıyla  karşılaşmaktan doğan gözlem keskinliğine sahiptiler.  Hem bu özelliklerinden hem de  piyasa ekonomisinin   ezdiği milyonlarca  insanın en yakınında bir  yerlerde çalıştıklarından bazen bir toplantıda söz  alıp  " Evet ülkemizde özürlülere yapılan devlet  desteğinin kötüye kullanıldığını, kamu kaynaklarının  gözlerini para hırsı bürümüş açıkgöz girişimcilerin  elinde çar çur edildiğini her gün görüyoruz ve bu  acımasızlığa isyan ediyoruz " diyerek ya da  İstanbul'da kap/kaç olaylarının yaygınlaştığı
günlerde gazetelere "Çocuklara yönelik şiddet, çocukların yöneldiği şiddetle geri dönüyor. Artık ne  bir sokak çocuğu, ne de bir çocuk sorunu ile karşı
 karşıyayız. Bugün izlediğimiz şey yoksulların top   yekûn saldırısıdır"  cümlelerini yazarak bize  gerçeğin sesini duyurmaya çalışan da onlardı.Kamuoyu  ise onları ya  Barbaros Çocuk Köyü olayında olduğu  gibi birikmiş ihmalkarlıkların sorumlusu gibi gösteren yönetici tutumlarına pirim vererek ya da  Malatya'daki çocuklara yönelen şiddet olayında  olduğu gibi onların önemini utangaçça kabul ederek  hatırlıyor. Oysa onlar, çocuk bakım evlerindeki  gündelik şiddetin gerisinde  buraların  40-40 çocuğa  bir görevlinin baktığı yerler olmasına göz yuman  kamu anlayışının olduğunu, esas önemlisi insanı  sarsan acımasızlıklarıyla teşhir edilen    görevlilerin de kurban sayılması gerektiğini  binlerce kez söylemişlerdi.
 
 Ülkemizdeki sosyal hizmet uzmanlarının hemen hepsi  1961'de kurulan Sosyal Hizmetler Akademisin devamı  olan Hacettepe Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu'nda  yetişiyor. Bugüne kadar 3000 civarında mezun veren   bu okulun geçen haftalarda düzenlediği "Türkiye'de  Çocuğun Korunması" konulu sempozyumda " Yoksulluk ve  Çocuklar üzerine etkileri" başlıklı bir konuşma  yapmak için katıldım ve bir kez daha salonu dolduran
 600 kişinin ülkemizin gizli yaralarını sarmak için  hazırlandığını gördüm. Sempozyum, yakın zamanda  yitirilen ve  bu okulun ilk mezunlarından ve sosyal  hizmetler alanında yurt dışında ilk master yapan  Elkin Besin'in anısına düzenlenmişti. Ben de hem  Okul Müdürü Prof.Dr. Sevil Atauz'un konuşmasından  hem de Elkin Besin'in arkadaşlarının anılarından  ülkemizde ilk okul öncesi eğitim merkezini kuran, sosyal hizmet mesleği ve çocuk eğitimi konusundaki  temel eserleri Türkçe'ye kazandıran ("Benliğini  arayan çocuk" bunlardan birisi) ama esas önemlisi  arkadaşlarının deyimiyle "sosyal hizmeti uzmanı gibi  yaşayarak 4 çocuğa-Perihan, Sakine, Oya ve  Ebru-koruyucu annelik yapan" bir örnek insanın  yaşamını öğrendim. Bir kez daha toplumun  derinlerinde çalışmanın ancak böyle bir insanlık  birikimi ile mümkün olabileceğini düşündüm  ve  toplantının atmosferinde bu okulun yalnızca meslek  eğitimi değil insanlık eğitimi yaptığı görülüyordu  ve ben de esas bundan etkilenmiştim.

 Benden sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi  Çocuk ve Ergen Ruh  Sağlığı öğretim üyesi Prof.Dr. Ferhunde Öktem "Koruya koruya." başlıklı
 konuşmasında  uzun yıllardır çocuk koruma ve bakım  evlerinde sürdürdükleri araştırmaları sanki   oralarda karşılaştığı bütün çocuk yüzleri gözünün
 önünden geçiyormuş gibi her şeyi bize duyuran bir  dille anlattı. Binlerce yaralı çocuğa yakın olmanın  dillendiği bir lirizmle " Yuvalarda geceler çok
 hüzünlüdür", " Zihinsel özürlü olsa bile bir annesi  olan ve onun tarafından bağrına basılan bir çocuk  için en önemli besin işte bu sevgidir", " Bazı  çocuklar bakıma muhtaç olabilirler ama evde  annelerine bakıyor  olabilirler; onları annelerinden  koparmak insafsızlıktır, esas aileyi desteklemek  gerekir bu durumda" gibi yüzlerce cümle ile  yüreklerimize dokundu. Ben de onu dinlerken  TV'lerdeki abuk-sabuk bir sürü program yerine o her sabah ülkemizdeki annelere o iyileştiren sesiyle  konuşsa, çocukları, hayatımızı, hatalarımızı,  yaşamından derlediği öyküleri anlatsa  bu ülke daha  yaşanılası  olur diye düş kurdum. Şimdi de bu yazıyı  duyarlı bir TV yöneticisi okur ve ona "Ferhunde  Öktem'le çocuklar için" isimli bir program önerir diye düşlüyorum. Neden olmasın?