|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|

Toplumun derinlerinde
çalışmak.
Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Öğretim Üyesi
Onlarla zaman zaman çalıştıkları çocuk yuvalarından korunmaya muhtaç
çocukları muayene için getirdiklerinde karşılaşıyordum ve yüzlerinde
hiçbirimizin tanık olmadığı acılara-çocukların acılarına- tanıklık
etmiş insanların kederini görüyordum ama esas onlarla İzmit'te deprem
sonrası kurulan çadır kentlerde karşılaştım. Çoğu kadın yüzlerce
sosyal hizmet uzmanı ve onlarla birlikte psikologlar, çocuk gelişim
uzmanları, hemşireler
çadırkentlerin hemen yakınlarına kurulan çocuk bakım birimlerinde o
kadar büyük bir özveri ve ışıkla çalıştılar ki biraz da onların
sayesinde kentin ama en çok da çocukların üzerine çöken o büyük acı
bulutu zamanla uzaklara ötelenebildi.Ben de ülkemizde mesleklerinin
misyonuna bu kadar bağlı, bilgili ama bir o kadar da insancıl ve esas
önemlisi sızlanmadan, lafazanlık yapmadan yaşamı kurmaya çalışan
bu kadar çok sosyal hizmet uzmanı olduğunu ilk o zaman görmüştüm.
Onlar,Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumunun (SHÇEK) çocuk bakım evleri, ıslahevleri, kimsesiz
çocuklar koruma merkezleri,
spastik çocuklar merkezleri, huzurevleri, çocuk yuvaları,cezaevleri
gibi toplumun derinlerinde çalışıyorlardı ve bu nedenle de bir
çoğumuzda bir
tanesinin bile geceleri kabuslar görmesine neden olacak
binlerce travmatize edici yaşam olayıyla karşılaşmaktan doğan gözlem
keskinliğine sahiptiler. Hem bu özelliklerinden hem de piyasa
ekonomisinin ezdiği milyonlarca insanın en yakınında bir
yerlerde çalıştıklarından bazen bir toplantıda söz alıp " Evet
ülkemizde özürlülere yapılan devlet desteğinin kötüye kullanıldığını,
kamu kaynaklarının gözlerini para hırsı bürümüş açıkgöz girişimcilerin
elinde çar çur edildiğini her gün görüyoruz ve bu acımasızlığa isyan
ediyoruz " diyerek ya da İstanbul'da kap/kaç olaylarının yaygınlaştığı
günlerde gazetelere "Çocuklara yönelik şiddet, çocukların yöneldiği şiddetle
geri dönüyor. Artık ne bir sokak çocuğu, ne de bir çocuk sorunu ile
karşı
karşıyayız. Bugün izlediğimiz şey yoksulların top yekûn
saldırısıdır" cümlelerini yazarak bize gerçeğin sesini duyurmaya
çalışan da onlardı.Kamuoyu ise onları ya Barbaros Çocuk Köyü olayında
olduğu gibi birikmiş ihmalkarlıkların sorumlusu gibi gösteren yönetici
tutumlarına pirim vererek ya da Malatya'daki çocuklara yönelen şiddet
olayında olduğu gibi onların önemini utangaçça kabul ederek
hatırlıyor. Oysa onlar, çocuk bakım evlerindeki gündelik şiddetin
gerisinde buraların 40-40 çocuğa bir görevlinin baktığı yerler
olmasına göz yuman kamu anlayışının olduğunu, esas önemlisi insanı
sarsan acımasızlıklarıyla teşhir edilen görevlilerin de kurban
sayılması gerektiğini binlerce kez söylemişlerdi.
Ülkemizdeki sosyal hizmet uzmanlarının hemen hepsi 1961'de kurulan
Sosyal Hizmetler Akademisin devamı olan Hacettepe Sosyal Hizmetler
Yüksek Okulu'nda yetişiyor. Bugüne kadar 3000 civarında mezun veren
bu okulun geçen haftalarda düzenlediği "Türkiye'de Çocuğun Korunması"
konulu sempozyumda " Yoksulluk ve Çocuklar üzerine etkileri" başlıklı
bir konuşma yapmak için katıldım ve bir kez daha salonu dolduran
600 kişinin ülkemizin gizli yaralarını sarmak için hazırlandığını
gördüm. Sempozyum, yakın zamanda yitirilen ve bu okulun ilk
mezunlarından ve sosyal hizmetler alanında yurt dışında ilk master
yapan Elkin Besin'in anısına düzenlenmişti. Ben de hem Okul
Müdürü Prof.Dr. Sevil Atauz'un konuşmasından hem de Elkin Besin'in
arkadaşlarının anılarından ülkemizde ilk okul öncesi eğitim merkezini
kuran, sosyal hizmet mesleği ve çocuk eğitimi konusundaki temel
eserleri Türkçe'ye kazandıran ("Benliğini arayan çocuk" bunlardan
birisi) ama esas önemlisi arkadaşlarının deyimiyle "sosyal hizmeti
uzmanı gibi yaşayarak 4 çocuğa-Perihan, Sakine, Oya ve
Ebru-koruyucu annelik yapan" bir örnek insanın yaşamını öğrendim. Bir
kez daha toplumun derinlerinde çalışmanın ancak böyle bir insanlık
birikimi ile mümkün olabileceğini düşündüm ve toplantının
atmosferinde bu okulun yalnızca meslek eğitimi değil insanlık eğitimi
yaptığı görülüyordu ve ben de esas bundan etkilenmiştim.
Benden sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh
Sağlığı öğretim üyesi Prof.Dr. Ferhunde Öktem "Koruya koruya." başlıklı
konuşmasında uzun yıllardır çocuk koruma ve bakım evlerinde
sürdürdükleri araştırmaları sanki oralarda karşılaştığı bütün
çocuk yüzleri gözünün
önünden geçiyormuş gibi her şeyi bize duyuran bir dille anlattı.
Binlerce yaralı çocuğa yakın olmanın dillendiği bir lirizmle "
Yuvalarda geceler çok
hüzünlüdür", " Zihinsel özürlü olsa bile bir annesi olan ve onun
tarafından bağrına basılan bir çocuk için en önemli besin işte bu
sevgidir", " Bazı çocuklar bakıma muhtaç olabilirler ama evde
annelerine bakıyor olabilirler; onları annelerinden koparmak
insafsızlıktır, esas aileyi desteklemek gerekir bu durumda" gibi
yüzlerce cümle ile yüreklerimize dokundu. Ben de onu dinlerken
TV'lerdeki abuk-sabuk bir sürü program yerine o her sabah ülkemizdeki
annelere o iyileştiren sesiyle konuşsa, çocukları, hayatımızı,
hatalarımızı, yaşamından derlediği öyküleri anlatsa bu ülke daha
yaşanılası olur diye düş kurdum. Şimdi de bu yazıyı duyarlı bir TV
yöneticisi okur ve ona "Ferhunde Öktem'le çocuklar için" isimli bir
program önerir diye düşlüyorum. Neden olmasın?

|
|