|
|
|
|
|
TOPLUM ELEŞTİRİSİNİN
ÖNEMİ
İnsanların kendilerine nesnel yaklaşmaları oldukça zor bir iştir. Çevremizde de bu yaklaşıma sahip fazlaca insan göremiyoruz. Aslına bakılırsa çoğunlukla karşılaştığımız manzara, olaylara her zaman için kendi açısından bakan ve karşı tarafı 'nesnel olmadıkları' gerekçesiyle suçlayan kişilerdir. Ancak, insanların bireysel düşünceye yaklaştıklarını ve buna bağlı olarak ellerinde kalan kısıtlı 'özel alanları' ödün vermeksizin savunduklarını ortaya koyarken dikkat edilmesi gereken nokta, kişinin kendisine nesnel yaklaşmasının, kişinin içinde yaşadığı topluma eleştirel yaklaşmasından sonra gelen daha ileri bir aşama olduğudur. Genelde 'insanın önce kendisine bakması' kabul gören bir ifadedir. Ne var ki, bir insanın kendisine dışarıdan bakma bilinci, görece yüksek bir bilinçtir. Dolayısıyla önce kişinin içinde yaşadığı toplumu anlaması ve onu bir kabuller kümesi olarak değil, sürekli değişen dinamik bir yapı olarak algılaması gerekir. Eğer toplum bir kez bu eleştirel bakışla kavranacak olursa, onun içinde doğumundan bu yana yetişen ve birçok etkiye maruz kalan insan, kendisine, yani kabullerine, değerlerine ve inançlarına daha eleştirel yaklaşabilir. Bu anlamda eleştirel yaklaşım, hem toplumsal hem bireysel açıdan yok edici değil geliştirici bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Hayatın her alanını ve toplumun her kurumunu kıyasıya eleştirebilen ve çözüm üretebilen bireyler, kendi yaşantıları hakkında da daha fazla öngörüye sahip olurlar. İlk bakışta oldukça kişisel görünen problemlerin kaynağının toplumsal örüntüler taşıdığını kavrarlar. Eğer bu eleştirel ifade özgürlüğü bireylere verilirse, hem bugünkünden daha sağlıklı toplum düzenleri oluşturulabilir hem de birey olarak insanın değeri artar. Bugün ise insanların böyle bir yaklaşım şansları yoktur. İnsanlara olanlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmamakta, bunun yerine olanı kabul etmeleri ve kişisel yaşantılarını bu kabulün üzerinden şekillendirmeleri telkin edilmektedir. Halbuki, sürekli devlet bürokrasisi ile karşı karşıya kalan, kirlenen bir çevrede nefes alan, toplumsal eşitsizlikler yüzünden ruhsal sorunlar yaşayan insanlarla ilişki içinde olan bireyin, sadece kendi hayatındaki bazı düzenlemelerle sorunlarını halletmesi mümkün görünmemektedir. Zaten bütün bunları bir küme olarak düşünür ve bu elemanları kümenin içinden çıkartırsak, özel alan olarak insana kalan bir bölüm olmadığının farkına varırız. Bu da bize kısmen sağlıklı bir birey olmanın yolunun kısmen sağlıklı bir toplumda yaşamak ya da o toplumu kurmaktan geçtiğini göstermektedir. Elbette bireyin yeni bir toplum kurma ya da mevcut toplum düzenini yenileme çabası göstermektense kendi küçük dünyasında mücadele etmesi beklenir. Bunun için zaten birtakım malzemeler insanlara sunulmuştur. Bahisler, parlak yaşamlar, özel mülkiyetin derecesi doğrultusunda elde edilen statüler, insanların toplumsal kaynaklı sancılarına karşı bir reçete olarak sunulurlar. İnsanlar da bu malzemelerle kedinin yumakla oynadığı gibi oynarlar. Ne var ki bu reçete asıl hastalığa iyi gelmeyecektir. Bu nedenle bireyin kendi eleştirisinin ve buna bağlı gelişiminin yolu toplum eleştirisinden geçmelidir.
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|