|
|
Tıbbi sosyal hizmet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının,
karşılaştıkları müracaatçı popülasyonundan bazı duygusal detayları
paylaşmak istedim.
- Yabancısı oldukları şehrin hastanesine, hastasını yatırmış ama
kendisinin gidecek yeri olmayan, hastane kuytularında bazen üşümüş,
yağmurla ıslanmış, aç, yalnız, sevgisiz, başhekimin gözüne
gözükmesinler diye kovulan, iki taş arasında ateş yakıp konserve
kutusunda yumurta pişirerek çocuğunu doyurmaya çalışan, hasta
yakınları,
- Elleri ve ayakları titreyerek iki büklüm yürüyen, muhtemelen çocuk
ya da yakınlarından yardım isteyememiş ya da bulamamış, ellerinde
bir yığın kağıt, film ve tahlille hastane labirentlerinde oradan
oraya sürüklenen yılların yorgunu, yaşlılar, sakatlar..
- Vezneye kırık sesiyle ve çekinerek “ bir bakın acaba ne tutuyor
efendim, şu kadar paramız var, şunları yaptırmasam olur mu?” diye
istem kağıdını kaygıyla uzatan güvencesiz yoksullar,
- Küçücük yavrusunun ciddi bir hastalığa yakalandığını öğrenince
dizlerinin üstüne yığılan ve “ daha o çok küçük” diye bağıran,
feryat eden, yüreği dağlanan anneler ve bu manzara karşısında boğazı
düğümlenen, yutkunarak gözyaşlarını yutan ve hangi parayla, neyle
bir çare bulurum derdindeki babalar,
- Sosyal Hizmet Birimine gelmiş hastalık, kimsesizlik, bakımsızlık
ve ihmal edilmişlikten dert yanan, aslında aynı yaşta olduğunuz ama
ilk görüşte ufacık bir çocuk sandığınız, büyüyememiş kimseler,
- Hasta yatağında sürekli ölümü düşünerek eriyen, bir su uzatmak
için bile refakatçısı olmayan sahipsizler, ilgili bir shu karşısında
bulunmaz nimetmiş gibi sarılıp tüm hayatını anlatan, torunuyla
oynaması, kızının demlediği çayı içip onlara dualar etmesi
gerekirken güvenle sığınacağı bir yeri olmadığı için taburculuk
direnci gösteren hastalar,
- Babanın ya da aile bireyinin tecavüzüne uğramış, yaşadıklarını
sıradan bir şeymiş gibi kanıksayarak, donuk bir ifade ile anlatan
istismar mağdurları. Ve yine bu benim utancım değil ki dercesine dik
durmaya çalışıp bir yandan da bu çaresizlik içinde dünyadan silinip
gitme ve yok olma arzusuyla dolu kız ve erkek çocukları,
- Aylardır yiyebildikleri tek sıcak yemeğin hastane karavanası
olduğunu öğrendiğiniz insanlar,
- Evde sağlık hizmeti kapsamındaki bir incelemenizde terk edilmişlik
yüzünden, beslenemediği için ölen yatalaklar ve öyle bir ölüm ki son
15 gün yatağındaki kurumuş dışkısıyla kalmış olanlar,
- Kocasının şiddeti yüzünden omurgası zedelenen ve artık
yürüyemeyecek kadınlar,
- Aç çocuğunun ağlamasına dayanamayıp intihara kalkışan ve sonunda
da sakat kalan adamlar,
- Bir gece ıssız bir yere götürülüp bacakları ve kolları insafsızca
kırılan travestiler,
- Üstü başı kışın soğuğunu kaldıramayacak kadar ince giyimli,
annelerinin kucağında hastaneyi yıkacakmışçasına öksüren bebekler,
- Acısının, ağrısının üstüne bir de ayakta duramadığı için
ebeveyninden dayak yiyen çocuklar,
- Krikosu boşalan arabanın altında ezilmiş 9-10 yaşındaki tamirci
çırağı işçi çocuklar,
- Çocuğuma doyamadan gitmek istemiyorum diyen ve her gün en çok da
bu düşünsel ve duygusal acıyla ölen kanser hastası anneler,
- İki çocuğunu metobolik hastalık yüzünden kaybeden ve hasta olan
son çocuğuna “ne olur iyileş, sana her şey alacağım taksiler..
bisikletler.. oyuncaklar…” diyen işsiz, beş parasız babalar,
İşte böylesi duygusal yoğunluğu olan ve türlü melanetlerle yaşayan
insanlara hizmet verilen bir alandır, tıbbi sosyal hizmet. Tüm bu
insanlara ne kadar profesyonel yaklaşsak da ne kadar başarılı sosyal
hizmet müdahaleleri üretsek de, ne kadar entelijensi tespitler
yapsak da üzülürüz. Üzülürüz, çünkü bunların kimsenin başına
gelmesini istemeyeceğimiz için üzülürüz, onları rahatlatacak hizmet
ve kaynakların azlığı ya da çabuk ulaşılabilir olmamasının verdiği
çaresizlik karşısında üzülürüz, onların yaşamak zorunda oldukları
hayatın sorumlusu bir yerde bizler olduğumuz gerçeği ile
yüzleştiğimiz için üzülürüz, aslında ne çok şeye sahip olduğumuzu
fark edemeyişimiz için üzülürüz….
…..içimizde bir yerlerde devamlı “dünyada ölümden başkası yalan”
şarkısı çalar üzülürüz.
Kolaylıklar diliyorum…
|