Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org



“KÜRESELLEŞME, POST MODERNİZM VE SORGULANAN SOSYAL ÇALIŞMA” KONULU TEZLER HAKKINDA GÖRÜŞLER
(Yorum 2)

*Rıza ELİTOK
(Sosyal Hizmet Uzmanı -Sitemiz Yazarı)




Yazarımız, sosyal çalışma kendi gelişme ekseni içinde sosyo-ekonomik dinamiğine aittir. Bir disiplin olarak her şeyden önce kendi kimliğinin üzerinde koşulsuz kendi iktidarı vardır. Sosyal çalışmayı var eden yaklaşımlar görmezden geliniyor. Sosyal çalışma bir disiplin olarak somut toplumsal sorunlardan soyutlanıyor gibi tarzında bir varsayıma girmiş ki bu pasajları okuyan okuyucu sosyal hizmetlerin toplumsal hizmet vermekle yükümlü diğer alanların ve mesleklerin ötesinde çok özel bir ayrıcalığa sahip kendine has sosyo- ekonomik dinamiğiyle, yine kendine has koşulsuz iktidarıyla politik sistemler üstünde, ideolojiler ve siyasi yaklaşımlar üstünde bulunmaz bir yerde hint kumaşı konumuna sokulmuştur. Bilmek gerekir ki sosyal hizmetler kendine has ilke, etik ve disipliner yaklaşımıyla toplumsal hizmet veren bir meslektir ki, bu mesleğin hangi ihtiyaç gruplarına ne ölçüde hizmet verebileceği de gayet ortadadır. Kaldı ki sosyal hizmetlerin kendine has sosyo- dinamiği ve kendine has koşulsuz iktidarı olamayacağı gibi, bu olamamazlık toplumsal hizmet veren diğer kuruluş ve meslekler içinde geçerlidir. Her meslek çıkıp, sosyal ve siyasal sistemlerin üstünde kendine has sosyo-ekonomik dinamiği ve koşulsuz iktidarı olduğunu söylerse ortada “benim mesleğim daha önemli ve öncelikli” gibi kısır çatışmalar ile kendinizi gülünç duruma sokarsınız ancak. Kanımca yazar burada sosyal çalışma gibi bir meslek için kendine has sosyo-ekonomik ve koşulsuz iktidar yerine, sosyal çalışmanın özerkliği, mesleğin etik ve uygulama kıstaslarının belirlendiği odalaşma ve mesleki örgütlenmeden bahsetseydi daha yerinde olurdu bence. Sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumunun özerk bir kurum haline gelmesi ve sosyal hizmet uzmanlarının bu alanda yaşanacak kargaşalara karşı bir dernekten de öte odalaşmaya gitmesi gerektiği önemini ve aciliyetini devam ettirmektedir.

Yazar sosyal çalışmanın bir disiplin olarak somut toplumsal sorunlardan soyutlandığını söylemektedir. Kanımca sosyal çalışma var olalı beri somut toplumsal sorunların içindedir ve içinde olmaya devam edecektir. Kaldı ki ulus ve modern devletlerin öncesinde bile somut toplumsal sorunlarla uğraşan dini veya vakıflar adı altında sosyal hizmet uygulamaları vardı. Bir insan yaralandığı zaman kendi yarasını iyileştirene kadar hiçbir şeyle meşgul olamaz. Toplumlarda ve toplumları yöneten iktidarlarda somut toplumsal yaralarını sarmadan rahat hareket edemeyeceklerini ve iktidarlarının her zaman bu toplumsal sorunlarla sarsılabileceklerini iyi bilmektedirler. Dolayısıyla toplumun kendi sorunlarını ve yaralarını sarmaya kimsenin engel olamayacağı gibi, burada esas sorunun Türkiye’de sosyal çalışma somut toplumsal sorunlara yetişememektedir, sorunları çözmede güçsüz ve desteksiz kalmaktadır. Burada karıştırmayalım kavramları, sosyal çalışma disiplinin somut toplumsal sorunlardan soyutlanması ayrı bir şey, sorunlara ulaşmada ve müdahalede desteksiz ve güçsüz kalması ise farklı bir şeydir.

Yazarımız tezlerinin devamında sık sık tekrarladığı kavramlar kaosuna ve övdüğü yöntemsizlik girdabına girerek tezlerinde anlam bütünlüğünü kaybetmiş yer yer bilim felsefesi, yer yer varoluş felsefesi, yer yer siyaset biliminden dem vurarak tez başlığından kopuk kopuk yol almaya devam etmektedir. Örneğin tezinin bir yerinde birinci dünya bilimi (ne olduğu da açık değil) denilen bir kavram üzerinden bilim felsefesine girmiş, batı mantığı ve akılcılığına ve de genel geçer bilimsel yaklaşımlar alanına sataşmayı hoşlanır bir hazla vurgu yapmaktan çekinmemiştir. Bu şekliyle yazar daldan dala atlayarak tez alanını da kendine sek sek oyununa çevirmiştir.

Yazarımız, sosyal çalışma mücadelesini sosyo-ekonomik eşitsizliği gidermek uğruna yapmadığı vakit yanılsama sarmalına girebilir demektedir. Yorum 1’de tezler hakkındaki görüşlerde de belirttiğim gibi yazar tarafından sosyal çalışmaya olağanüstü misyonlar biçilerek sistemdeki eşitsizlikleri giderici bir rol biçilmektedir. Yazar yine burada ideolojilerin fonksiyonu ile bir meslek örgütünün fonksiyonu arasında ayrım yapamayacak kadar yöntemsizlik girdabında kaybetmiştir kendini. Kapitalist sistemlerde sosyal çalışmaya biçilen rol ve sınırlamalar bellidir. Yazar bunu çok iyi bilmektedir bence. Kapitalizmin kendisi sosyo- ekonomik eşitsizliklerin üreticisiyken, sosyal çalışmadan bağrından çıktığı kapitalizmin eşitsizliklerini gidermesini beklemek safdillilik olur. Dolayısıyla yazarımız, sosyal çalışmayı bağrından çıktığı kapitalizmden soyutladığı için tezinde devamla sosyal çalışmanın da uzun ve seçkin bir dalkavukluk sicili vardır. Doğuşundan bu yana kendisini, devlet merkezli ve devlet eşgüdümünde bir toplumun ve ilk başta ödev olarak tanımlanamayan her şeyin yakalanmasına dayayan bir devletin baş saray şairi(ne demekse, saray baş şairi denmek isteniyor sanırım) olarak gördü gibi kapitalizmde, sanki sosyal çalışmadan beklenemeyecek bir durumu şiirsel mısralarla tezinde vurgulu anlatması da pek şaşırtıcı olmasa gerek.

Yazarımız, sosyal çalışmanın ilk nesil akademisyenleri Batı’nın maddi ve entelektüel üstünlüğünü teslim eder veya ettiğini sanır ve bunun aslını bilimde bulur. Yorum 1’de de yazarın buna benzer doğunun batıya üstünlüğü ve batının yanılsama olduğu görüşlerinin gereksizliği ve yanlışlığını belirtmiştim. Kanımca yazarımız batı kültürü ve değerleri karşısında yaşadığı ezikliğin ve kompleksin etkisiyle şark gururuyla batı değerlerine sataşarak, tıpkı şark’a tepeden bakan batılı beyaz adamın kibirli konumuna düşürmüştür kendini. Yazarımız sosyal çalışmanın ilk nesil akademisyenlerini burada hiçbir somut açıklama ve gerekçeye dayanmadan hepsini bir çırpıda infaz etme sarhoşluğuna girmiştir. Yazarımız, hangi, kim, kaç tane ilk nesil akademisyeniyle görüşmüş, onların çalışmalarını irdelemiş ve tanımıştır, tanıtmıştır. Kaldı ki Türkiye’ de sosyal çalışmanın çıkmazlarından eksikliklerinden sosyal çalışmanın ilk nesil akademisyenlerini suçlamak, ergenlik çağındaki bir gencin parasızlık yüzünden kendisine motosiklet alamayan babasına küsüp sitem etmesinden başka bir şeye benzememektedir. Bence, burada ilk nesil sosyal çalıma akademisyenlerini kolayca eleştireceğimize, kendimizin ve yeni nesil sosyal çalışmacıların önünde duran ve yapması gerekenler hakkında yorumlarda bulunulsaydı daha yerinde olurdu.

Yazarımız, yeni bir yüzyıla girerken sosyal hizmetler yüksekokulu, toplumsal bilimsel bir amaçtan sıyrılıp, pazar için meslek elemanı yetiştirme noktasına gelmiş olup reel tanımlanabilir üniversite sistemi içinde çökmüştür diyebiliriz diye devam ederken mücadele için de sosyal hizmet okullarının sayısı arttırılmalıdır diyerek pazar için meslek elemanı yetiştirme anlayışına yağ sürmektedir ister istemez. Çünkü Türkiye’ de sosyal hizmetlerin meselesi hali hazırda yetersiz okul ve meslek elemanından kaynaklanmamaktadır. Temel sorun Türkiye’de sistem ve anlayış sorunu olup neo- liberal politikalardan vazgeçilip sosyal devlet anlayış ve kazanımlarının işlevleştirilmemesi meselesidir. Bu meseleyi “Türkiye’de Sosyal Hizmetlerin Çıkmazları” adı altında 5 temel önermeden hareketle geçen haftalarda sitedeki yazımda da belirtmiştim. Sistemdeki kronik sorunlar ve anlayış değişmediği sürece yüzlerce okul ve meslek elemanı yetiştirin ne fayda. Bugün düzinelerce mühendislik fakültesi ve tıp fakültesi açılmaktadır ki, mevcut haliyle bu nicel artışın niteliksel kronikleşmiş duruma çare olmadığı anlaşılmıştır. Türk Tabipler Birliği’nin yeni tıp fakültelerinin açılacağı yerde, mevcut tıp fakültelerinin alt yapılarının desteklenerek daha fazla kaynak aktarılması gerektiği hususlarını dile getirmesi yerinde tespitlerdir. Mesele nicelik sorunu değil nitelik sorunudur.

Yazarımız 6. tezinde Türkiye’ de sosyal çalışma disiplini ve mesleği açmazlarla dolu kırgın bir dönemi yaşamaktadır. Bu durumun nedenleri arasında Dünya da artık sosyal destek bütçelerine yeteri kadar pay ayrılmamasını, disiplinleşme hamlelerindeki yetersizliği ve mesleki kimlikte kırılmalar yaratan mesleki yabancılaşmayı gösterebiliriz diyerek doğru tespitler yapsa da nedenlerin esas olarak krize giren kapitalist ülkelerin ve neo- liberal politikaların çözümsüzlüğü olduğunu görmezden gelmiştir. Oysa biliyoruz ki, başta sosyal çalışmanın bir meslek olarak şekillendiği kapitalist batılı ülkelerde olmak üzere sosyal devlet ve politikalardan vazgeçilerek toplumsal harcama ve yatırımlardan kesintiler yapılması eğitim, sağlık, beslenme, barınma gibi bir çok alanda olduğu gibi sosyal hizmetler alanında da krizlere neden olmuştur. Yazarımızın belirttiği nedenler bu bakış açısının bir sonucudur ancak, nedeni değil.

Yazarımız, Yüzyılımızda Türkiye’mizde sosyal çalışma bilgi üreticilerinin çoğu ne hikmetse sosyal hizmeti ideolojiden ve politikadan arındırma gayretkeşliğine düşmüşler gibi bir bulanık görüntünün ve kirli havanın esmesine neden olmuşlardır demektedir. Kuşkusuz, Türkiye’de sosyal hizmetler politik ve ideolojik çekişmelerden yıllarca en fazla zarar gören kesim olmuştur. Bunu sosyal hizmet alanında yıllardır çalışan her kesimden meslek elemanı iyi bilmektedir. 80’li yıllarla birlikte özellikle sağcı muhafazakar iktidarlar tarafından (Türkiye’de son 25 yıldır gelen iktidarların hepsinin sağcı ve muhafazakar olduğunu kabul etmek lazım) sosyal hizmetler yap boz haline getirilmiştir. Bu nedenle sosyal hizmetlerin Türkiye’ de ideoloji ve politikalardan arındırılarak özerk bir yapıya kavuşturulması önemini korumaktadır. Bu alanda karar alan ve yürütenlerin alanda eğitimini almış içinde başta sosyal çalışma mesleğinin olduğu alanda çalışan diğer mesleklerden oluşan bir birim tarafından özerk kıstaslar içinde oluşturulması gerekmektedir. Ama sosyal çalışmacıların da şunu unutmaması gerekir ki, sosyal çalışma üzerinde yeşerdiği ve geliştiği sistem ve ideolojilerin sınırları içinde hareket etmekten öteye gidemeyecektir.

Devam edecek………….


*SES Siirt Şubesi Basın Yayın Sekreteri