Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

TERÖR KURBANLARI, KURAN KURSU ÇOCUKLARI, İNSAN KAÇAKÇILARI VE YANAN ORMANLARDA BİR ANADOLU…

 Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
shuaziz@gmail.com


Bir terör coğrafyasının sessiz travmalar yaşayan insanları olduk, yalnızlaştık! Yüreği yaralı insanlara bakıp yanı başlarından usulca geçmeyi kanıksadık. Korkuyoruz; yeni günler hangi ölümlerle kapızımı çalacak, diye? Bir korku kültürü egemen, karanlığa ve sevgisizliğe itilen yaşamımıza...

Hangi kapıyı çalsak; açlıklar, kavgalar, zulümler, kötülükler! Çağımız "acı" çağı. Kavgalıyız insanla, doğayla. Onurlu bir gelecek için bu günümüzü onarmaktan çekiniyoruz. Çağ savrulmalarında ne diyordu memleket sevdalısı Nazım: Yirminci asır / dört kanatlı bir tayyareden / mendil salladı bize. Yakasında kapitalizm / açıldı kapak çiçeği gibi. O kadar çoğaldı / o kadar / uzadı ki bacalar / saçlarından asıldılar sıra sıra / kehkeşanlara. Öyle duman çıktı, kurum yağdı ki / gökte Allah bile meleklere / Amerikan markalı muşambalar giydirdi… Ya 21. yüzyıl sevgili Nazım? O da küreselleşmeyle geldi, yakasında insan kanı bir gömlek, terörden, açlıktan, insan kaçakçılığından ölen insanlarla… Dünya bir insan hakları hurdalığı oldu. Ne acı! Ve en "kutsal değerler" uğruna yapılan savaşlarda insanlık bir katliamlar çöplüğü.


Hâl böyle olunca, çocuklarımıza eğitim kuruluşlarında insanları-hayvanları öldürmemek, doğayı tüketmemek üzerine yaşamı besleyen dersler mi verilsin? Verilsin de! Çünkü büyüdüklerinde onlardan yaşam sevgisini öğreniriz, biz ihtiyarlar…

İstanbul, Güngören? Yine kederle ağlıyoruz. Yüreğimizde ne çok yanıtsız sorular birikti, sorular bir çarmıha dönüşüyor, elimizden bir şey gelmiyor ve bu durum bizi daha çok mutsuz, tedirgin ediyor, suskunlaştırıyor. Güngören'de teröristler Anadolu'nun en büyük şehrine havlu attı ve katliam yaptı! Sizce bu barbarlar insan mıydı? "İnsan"dı! Bir insan, ancak terörist olabilir, insan öldürebilir. Dünyanın en ağır suçlusu, insana kıyan, insanı öldürendir.

Yolları dikenle döşeli bir ülkede yaşıyoruz; dört mevsim düşleri talan edilen bir güzel ülkede... Kurtlar gibi kendi sofra kavgalarında olanlar ya? O dişleri altından, elleri hançerden yağmacı korsanlar!

Köpek boğuşturan insanlardan pek farkları olmayan kimi acemi soytarılara ne demeli! Onları da bir film gibi seyrediyoruz. Onların yaptığı binaların altında ancak insanlar kalabilir. Onların kirli nefesiyle doğa kirlenir.

Anadolu'da: o yatılı kaçak kuran kursunda ölüme bile bile davetiye çıkarılan o binada yoksul çocuklarını ölüme mahkûm eden zihniyetin hesabını soracaktır bir Adliye kapısı. Sormalıdır da! İnanmak tek umut ânımız!

Ve Anadolu'da uygarlığın gölgesinde sokak başlarında, ancak bir güvercin ürkekliğiyle gezinen yarınları barış özlemiyle dolu aydınlar, arkalarından acımasızca öldürülebilir, karanlık salyalı kurşunlarla. Adı Uğur olur, Turan olur, Hrant olur, yürekli bir insan olur. Ölen masumsa, ölümü bu şekilde getiren katil değil de nedir? Öldürenin yüzü unutulmamalı, öyle ya unutan insanca yaşar mı ki? Unutulmamalı ki, tarihin çöplüğünde yerini alsın.

Küllenen umutlarıyla, bir kamyon kasasında yaşama veda eden esmer insanlar için ne demeli? Dünyanın adaletsizliğini kursaklarında hissederek bilinmez bir yolculuğa çıkan, yakarışlarının çoğumuzu ilgilendirmediği bu ıskartaya çıkarılmış insan bedenlerinin hesabını kim verecek? Hangi insanlık, hangi din, hangi güzel günlerin saygın aktörleri? İnsan kaçakçılarının mağdurları gülümsemeyi unutmuşken, dönüp gideceğiz mi bir belirsizliğe?

Dünya geri dönmeyecek Ortaçağa, diyordun Nazım. Bak döndü işte! Döndük yüzümüzü Nazım, kanlı ve karanlık bir Ortaçağ'a...

Ormanlar yanıyor. Yakılıyor da! Ormanlar çayır çayır! İnsanlar ölüyor, hayvanlar yok oluyor, doğa yaşamsızlaşıyor. Memleket bir siyah örtüyle sarınmış. Mezopotamya'nın Kavimler kapısı yasta gibi. Alnımızda bir ayazmanın serinliğiyle değil; hakkı yenmiş bin mezar taşının kırağı düşmüş hüzünlü yüzü, bir karanfilin boynu bükük iziyle geziniyoruz.

İyi olan ne kaldı ki dünyada? Gül kokusu, özlem ve insan sevgisiyle örülü? Ne kaldı? Yaşanan toplumsal acılarla avunup, insanları, doğayı, hayvanları katledenleri kınamaktan başka!

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.