|
|

TEK TİP İNSAN
ÜRETİMİNDE SOSYALİZM VE KAPİTALİZMİN ETKİSİ
Ramazan ALTUNÖZ/Sosyal Hizmet Uzmanı
Son
yıllarda özellikle genç nüfusa yönelik yapılan eleştirilerde gençliğin içi
boşaltıldığı, siyasetten, bilimden ve sanattan çok uzak olduğu eleştirisini
çok sık duyar olduk. Gerçekten sadece duymakla kalmayıp ABD ve AB’nin
güdümünde medyanın pohpohladığı tüketim kültürünü benimseyen düşünmekten,
sorgulamaktan, hakkını savunmaktan ve bir şey üretmekten aciz bir gençliğin
oluştuğunu hepimiz görür olduk. Ve belki yeni yetişen neslin zenginiyle
fakiriyle tek tip insana doğru hızla ilerlediğini artık söylemeyecek bir
insana rastlamak güç oldu. Aslında buna sadece tek tip değil, yenidünya
düzeninin ve kapitalist sistemin varlığını sürdürebilmesi için bilinçli bir
proje olarak oluşturduğu birkaç insan tipi demekte fayda vardır. Sadece
gençler değil işçi sınıfı ve orta tabaka da sistematik bir biçimde
duyarsızlaşmaya doğru sürüklenmektedir.
Uzun yıllar boyunca ideolojik bir suçlama
olarak literatürde yer alan tek tip insan deyimi bugün geldiğimiz aşama
itibariyle acaba dedirtmektedir. Çünkü kapitalist sistem sosyalist sisteme karşı
bu suçlamayı en etkili silahlardan biri olarak uzun bir süre kullanmıştır. Ve
bumerang tarih sahnesinde yeniden ortaya çıkıp sahibine geri dönmüştür. 90’lı
yıllarda doğu blokunun çöküşüyle beraber tek başına ayakta kaldığını iddia eden
kapitalizm şimdiki varlığını eski azılı düşmanına yönelttiği suçlamayı yaparak
ayakta kalmaya çalışmaktadır. Tek tip insan yaratarak varlığını çelişkileriyle
birlikte sürdürmek zorunda kalmıştır.
Sosyalist sistem eşitliği, kardeşçe üleşimi, sosyalliği, ihtiyaca göre üretimi,
bilimselliği ve sanatsallığı felsefi bir düşünce ve eylem biçimi olarak kabul
eder. Herkese insanca yaşamayı temel ilke olarak benimser. Bu bağlamda herkesi
hem üretime hem tüketime dahil etmeye dikkat eder. Emek sömürüsüne müsaade
etmediğinden artı değerin oluşup sermayenin birikmesi söz konusu değildir. Bir
ülkede yer alan yerüstü ve yeraltı kaynakların halkın bütünü gözetilerek
kullanılması ve paylaşılması esasına dayanır. Bireysel mülkiyeti red eder. Buna
karşın toplumsal mülkiyeti savunur. Yani fabrikalar, madenler, işletmeler,
hastaneler, barajlar, okullar halkın ortak malıdır. İşte bu yapısı itibarıyla
özel mülkiyeti kısıtlaması dolayısıyla da özgürlükleri kısıtladığı eleştirişiyle
karşı karşıya kalmıştır.
Bireysel çıkarı ve özel mülkiyeti önplana çıkarmayan bir sistemde kişiler
arasında sosyal ve ekonomik fark pek fazla olmaz. Ekonomik açıdan herkes
birbirine yakın sevide olur. Dolayısıyla da zengin ve fakir kavramları pek fazla
önem kazanmaz. Bir ülke fakirse herkes fakirliği, zenginse yine herkes bu
zenginliği paylaşır. Emeğin satılması, sömürülmesi söz konusu değildir. Çalışma
saatleri az buna karşın çalışan sayısı fazladır. Kısacası halkın hepsi
çalışmakta ve birbirine yakın gelir gider dengesine sahiptir. Bu yüzden tüketim
alışkanlıkları da bu anlamda dolaylı biçimde sınırlanmış olup birbirine
benzemektedir.
Bireysel çıkar yerine toplumsal çıkar gözetilip herkese iş, herkese ekmek,
herkese ücretsiz eğitim, herkese ücretsiz sağlık, herkese insan onuruna yakışır
bir yaşam sağlama düşüncesi birbirine yakın bir genel yaşam standartı ortaya
koyması yönüyle kapitalistlerin hedef noktası olmuştur. Kapitalizm bu duruma
haksız ve acımasız bir şekilde tek tip insan üretimi adını vermiştir. Kendi
kişisel gelişimini sağlayan, ailesine daha çok zaman ayırabilen, kitap
okuyabilen, sanatsal faaliyetlere katılabilen, değişik kültürel ve sportif
faaliyetlere zaman bulabilen etkin bir tek tip insan tipi! Tabi ki bütün bunlara
karşın sosyalist sistemde bir handikap olarak burjuva gibi davranan sosyalist
parti yöneticilerini unutmamak lazım!
Kapitalist sistemde serbest rekabet ve piyasa ekonomisi hakimdir. Özel mülkiyet
ve sermaye birikimi söz konusudur. Emeğin satılması, sömürülmesi ve artı değer
oluşturması esasında çalışan ve işveren tarafları vardır. Bir insan istediği
kadar mal mülk sahibi olabilir. Sermaye sahibi veya işverenin amacı kar
etmektir. Bunun için daha çok üretim ve daha çok tüketim gerekmektedir. Daha çok
artı değer yaratarak sermaye birikimi oluşturmak mümkündür. Bu anlamda en fazla
işgücünü en az ücrete satın almaya dolayısıyla da üretim maliyetini en alt
düzeye çekmeye çalışacaktır. Gelişmiş kapitalist ülkeler de dahi çalışma
saatleri üzerinde tam olarak bir uzlaşmaya varılamamıştır. Uluslar arası çalışma
örgütü(ILO) bu süreyi 8 saat olarak kabul eder. Fakat ne yazık ki az gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelerde bunun uygulanması neredeyse imkansızdır.
İşsizlik ve yoksulluk işverenin elinde çalışana karşı en büyük tehdittir. Birkaç
kişinin yapabileceği bir iş, daha az çalışanla haksız biçimde günde 14-15 saat
çalıştırarak sağlanmaya çalışılmaktadır. Hatta bu çalışanların bir çoğunluğunun
iş güvencesi, iş güvenliği ve sosyal güvenliği bulunmamaktadır. Bu düzende
zenginler ve fakirler bulunur. Tabi ara sınıf olarak orta tabaka da yer alır.
Günde 10 saat ve üzeri çalışan bir insanın sizce kendisine, ailesine, sosyal
etkinliklere, kültürel faaliyetlere, siyasete, düşünmeye ve spora zaman
ayırabilme oranı ne kadar olur? Şu an yaşadığımız düzen tablosunun bir kısmında
yer alan çalışan kesim için biçilen bir standart var mı acaba? Yine aynı şekilde
işveren ve orta sınıf yaşam şekli üzerine bir standart var mıdır?
Bütün bu sorulara kapitalist sistemin elbette bir cevabı vardır. Öncelikle
çalışanlara taşeron ağı atıp siz geçinebilmek için çok çalışmalısınız. Çok
çalışınca çok yorulmaktasınız o yüzden ne memleketi, ne sanatı ne de aşkı
düşünecek zamanınız kalmamaktadır. Eh ne yapalım! Sanırım siz sadece
uyumalısınız. Ey işçiler çalışın çalışın daha çok çalışın! Ve hiçbir şeye
karışmayın. Böylece iyi bir vatandaş oluyorsunuz. Dediklerini duyar gibi oldum.
Sonra gençlere sakın düşünmeyin! Düşünmekte neymiş! Filozof mu olacaksınız?
memleketi siz mi kurtaracaksınız? Yemenize, içmenize, sevişmenize bakın. Bu
tarafta güzel hamburgerlerimiz, hop hop oynatan müziklerimiz ve renk renk
jeanslerimiz var dediklerini duyar gibi oldum. Ve son olarak orta sınıfa,
çocuklarınızı mukayyet olun aman siyasete bulaşmasınlar hem harcanırlar hem de
sizin başınızı ağrıtırlar. Ha unutmadan sizde çok büyümeyin bol bol tüketin. Çok
büyürseniz sisi barındırmazlar. Ayrıca elinizdekinden olursunuz. Gezin tozun bol
bol alış veriş yapın. Paranız biterse ipotek karşılığında bankalarımızdan size
kredi açalım dediklerini duyar gibi oldum.
Bitmek tükenmek bilmeyen insanın zenginleşme hırsı aşırı üretime götürür.
Haliyle bir stok tüketilmediği sürece anlam kazanmayacağından bunu kapitale
çevirmek için kitle iletişim araçlarıyla yoğun bir bombardıman başlar.
Reklamlar, promosyonlar, sponsorlar ve idolleştirmeler yoluyla kapana kıstırılan
gençlik bir av gibi düşer tuzağa. Açlık, yoksulluk, işsizlik tehdidi ve aşırı iş
yüküyle sindirilen işçi sınıfı, geçim ve hayatta kalma yolunda ne şehittir nede
gazi! Hem reklam kuşatması hem de büyük tekellerin baskısı altındaki duyarlı
orta sınıfta maalesef bir şekilde sindirilir. Görüldüğü üzere kapitalizm
varlığını tüketim üzerine kurgulamıştır. Düşünmeden, sormadan, anlamadan sadece
tüketmek hem de ihtiyacından kat kat daha fazlasını tüketmek!
Sonuç olarak hem sosyalizm hem de kapitalizm tek tip insan üretme konusunda çaba
harcamaktadır. Fakat aradaki ince fark biri etkin öbürünün ise boş bir insan
tipi yaratmaya çalışmasıdır. Kapitalist sistem kendi dinamiği gereği akıllı,
düşünen ve sorgulayan insanı değil sormadan sadece harcayan insanı destekler.
Sosyalist sistem ise insana ihtiyacı oranında üretmesi ve tüketmesine izin
verir. Varın özgürlük neymiş tek tip insan neymiş birazda siz düşünün…
|
|