Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


UMUTSUZLUĞUN VE DOLAYISI İLE SADAKA KÜLTÜRÜNÜN İFLASIDIR BU

Sosyal Hizmet Uzmanı Güven TUNÇ
Yazarın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı guventunc@yahoo.com   ulaştırabilirsin


Tekel işçileri epeydir Ankara'da

Ve epeydir ülkemizde görülmeyen bir hal bu.

Ne oluyor?

Neden sessizce kaderlerine razı olup gitmiyor bu insanlar?

Neden bu soğukta, ailelerinden, çocuklarından uzakta, doğru dürüst ayaklarını uzatıp oturamadan, yatmadan, uyumadan, yıkanmadan sokakta olmaya razılar. Soğuk su, biber gazı yiyerek, sürüklenerek, kendilerini zincirleyerek, açlık grevini göze alarak günler geçirmeyi bu çoğunlukla ve kararlılıkla göze alabiliyorlar.

Epeydir böyle olmuyordu.

Böyle davranmaya çalışanlar yalnızlaştırılıyor. Kamuoyu; küresel krizin dayattığı koşullarda, ancak bu kadar olacağına konusunda ikna. Eylemciler bile neredeyse o noktada.  Sessiz sakin iş kapanıp gidiyordu.

Sanırım başka ülkelerde de böyle bir süreç yaşanıyordu.

Yönetimler; açlıktan ölmeyecek kadar bir yardımı garanti edebiliyordu.

O da çalışanlar için; içlerindeki o büyük, suskun ama aynı zamanda derinden derine uğuldayan, ıssız korkuya bir çare gibi görünüyordu. " Yeterince olmasa da hiç bir şey yardımlar nedeniyle aç ölmeyeceğiz hiç değilse" diye bir teslimiyet getiriyordu.

Sanki bu kez biraz farklı.

Yardımlar; insanların karnını ne kadar doyurursa, ruhlarını o kadar acıktırıyor, susatıyor, acıtıyor, yaralıyor, kanatıyor.

Tüm ülkelerde görülen bu.

Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek lazım denir her zaman.

Balık tutmayı beceren insanlara; özelleştirmeler yoluyla "Balık tutmayı bırakın biz size balık vereceğiz deniyordu"

"Yeterince balık yok. Kalmadı. Kriz var. Denizler, göller, nehirler kurudu. Sen artık balık tutamazsın. Hem senin ellerin de zayıf, gözlerin şehla sen balık tutmayı beceremezsin. Yeterince eğitimli de değilsin. Balıklar sana gelmez. Bizde buzhanede çok var ama. Sana veririz. Hem de bedava. Eh sen de ses çıkarma artık. Şikayet etme. Başka bir şey isteme." deniyordu. Denmese bile o tavır bekleniyordu.

Ama balıkçılar baktılar ki balık tutmaktan vaz geçirilen, ikna edilen, işsiz bırakılan balıkçıların durumu vahim.

Balıkçılar açısından bu süreci görecek, değerlendirecek, ders çıkaracak kadar bir zaman geçti küresel kriz safsatası üzerinden. Balık verilen ve balık yardımına bağımlılaştırılan insanların gün be gün ruhlarını, umutlarını, hayallerini nasıl kaybettiklerini görecek kadar bir zaman geçti.

Bu balıkçılar balık tutmayı bırakacağa benzemiyor.

Onlar kendilerine kendilerince tutulmamış, kazanılmamış balık verilmesini istemiyorlar.

Bırakın balıklarını tutmaya onurlarıyla devam etsinler.

Belki bu umutlu tavırları dünyadaki krize bir çözüm önerisi olur

Belki hepimiz ama hepimiz için bir önerme olur.

Bu yazı  http://guvencin.blogcu.com   da  yayınlanmaktadır .

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.