|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|

Tek Çare Sosyal Hizmetler
Abdullah KARATAY *
(Sosyal Hizmet Uzmanı )

Tek Çare Sosyal Hizmetler
Medyanın haber ve reyting süreci ile sınırlı ilgisi ve yardımı sanal bir
çaredir. Bu yolla yapılan "sosyal hizmetle" sosyal sistem töhmet altında
bırakılıyor, çalışanların ve kuruluşlarda kalan diğer çocukların
mahremiyetleri ayaklar altına alınıyor.
Türkiye'de "cilalı imaj devri" başladı başlayalı sosyal hizmeti medya
üstlenmiş görünüyor. Şiddete uğramış kadınların özel görüşmelerini toplumun
gözü önünde hatta toplumu da katarak yapıyor, çocukları büyük televizyon
stüdyolarının bulunduğu "Wonderland ya da Disneyland'lerde" ağırlayarak
sorunlarını çözmeye başladı!
Medyanın kimi kesimleri toplumun dehlizlerinde istismara uğramış, şiddet
görmüş ve çaresizlik içinde kaçışıp duran kimselerin "çaresizliğinin çaresi"
gibi davranıyor.
Medyanın haber ve reyting süreci ile sınırlı ilgisi ve yardımı sanal bir
çaredir. Bu yolla yapılan "sosyal hizmetle" sosyal sistem töhmet altında
bırakılıyor, çalışanların ve kuruluşlarda kalan diğer çocukların
mahremiyetleri ayaklar altına alınıyor.
Sanal harikalar diyarı
Taksim Çocuk ve Gençlik Merkezi ile ilişkili bir-iki çocuktan hareketle
Sabah gazetesinde 2-3 Mart 2006 tarihlerinde çıkan haberler, ardından ATV'de
aynı çocukların televizyona çıkarılması bu süreç içinde çocukların sanal bir
"harikalar dünyasında" misafir edilmesi (beş yıldızlı bir otelde küçük yaşta
çocukların haberin sürdürülmesi amacıyla misafir edilmesi!) en basit bir
tabirle çocukların başka bir şekilde istismarıdır.
Bu haberlerin medyada işleniş tarzından, haberlerde gösterilenden başka bir
hedefin; habere konu olanların dışında da kişi ve kurumların çatışmasının
var olduğu anlaşılmaktadır. Haberin içeriğinde somut bir suçlama
bulunmamaktadır. Kurumun mevcut mevzuatında var olan kuralların uygulanması
dışında bir uygulamadan söz edilmemektedir.
Son derece soyut, araştırılmamış bir "şiddet" iddiası ki; daha önce
defalarca müfettiş incelemesine tabi tutulan, denetlenen bu kurumda bugüne
kadar hiçbir şekilde gündeme gelmeyen bir konudur şiddet.
Doğrudan kurumla, kurumun vermeye çalıştığı hizmetlerle bağlantılı olmayan
konulara, çocukların ve çocukları korumaya ilişkin bir sistemin kurban
edilmesi basın ahlakına, temel insan haklarına, çocuk haklarına karşı bir
saldırıdır aynı zamanda.
Bu haberlerin basında yayımlanmaya başladığı andan itibaren, sosyal hizmet
kurumlarında barınan binlerce çocuk, arkadaşları, aileleri; binlerce
çalışanın kendisi, arkadaşları ve aileleri bir kez daha hedef tahtası
edilmiştir. Konu edilen merkez ve çocuklar bölgede hedef olarak
gösterilmiştir; bu çocuklar ve çalışanlar dışarı çıkamaz, başkalarının imalı
ve anlamsız bakışları altında sürekli rahatsız edilmişlerdir.
Örselenen ruhlar
Evinden kopmak zorunda kalan çocuk grupları içinde, ruhsal örselenmişliği en
ağır olan çocuklar "ticari cinsel sömürü mağduru çocuklardır." İnsan
yapısındaki hasarın ağırlığı; onun tedavisi, rehabilitasyonunu da
güçleştirmektedir.
Bu çocuklar güven ilişkisini yitirmiş; en yakınlarının korumasını, güvenini,
sıcaklığını değil; istismarını gören çocuklardır. Bu nedenle bu kız
çocuklarının yeniden insanlara güvenmesi, sürekli bir ilişkisi kurması,
kuralları benimsemesi uzun zaman almaktadır.
Dünyanın her yerinde bu çocukların bakım, rehabilitasyon süreci bir dizi
güçlüğü içermektedir; bazı çocukların sonradan tanıştıkları istismar
dünyasından kurtarılamaması sadece bize özgü bir durum değildir.
Henüz çocukken, yetişkinliğe adım atan bu çocukların yüklendikleri ağır
yükler; ağır istismarlar karşısında kişilik ve ruh sağlıklarını korumaları
beklenemez. Bu çocuklarımızın büyük bir kesimi düzenli, uzun süren,
mahremiyeti korunan bir bilimsel mesleki desteğe ihtiyaçları olduğu açıktır.
Ancak sürekli ve bilimsel esaslara dayanan mesleki destek ve rehabilitasyon
programı çocukların yeniden başka insanlara "bağlanmasına" yardımcı
olabilir. Çocuklar aslında hâlâ hiç kimseye güvenemiyor ve kendisine karşı
ve bugüne kadar birikmiş suçlara karşı kendince bir haklı öç alma duygusu
içindedir.
Bu nedenle karmaşık ve öfkeli bir durumda olan çocukların dilini iyi çözmek;
o dilin gerisindeki gerçeklerle uğraşmak gerekmektedir. Yoksa söylenen her
çarpıcı sözü medyanın haber konusu yaparak ne çocukların bugününe ne
yarınına faydalı olabiliriz ne de sağlıklı bir gelecek toplumunun inşasına
yardımcı olamayız.
Türkiye yoksullaşma, göçlerin hızlanması, işsizlik girdabı sonunda artık
kabul ettiği bir şiddet, çocuk yoksulluğu, aile parçalanması, çocukların
cinsel istismarı olgusunu kabul eden bir noktaya gelmiştir.
Çok değil sekiz-on yıl öncesine kadar "Bizim aile yapımız güçlüdür" ve
"Bizde böyle kötü şeyler olmaz" söylemi daha baskın bir söylemdi. Ama artık
bizim ailemizin de sosyolojik bir olgu olduğu, yaşadığı sorunların
ağırlaşması karşısında hasar görebildiği, parçalanabildiği ve bir dizi
sokağa taşan patolojiler üretebildiğini ve bunların büyük bir toplumsal
sorun olma yolunda olduğunu hep beraber görüyoruz.
Yoksulluğun aile yapısı üzerine etkisi biraz pamuğun için için yanmasına
benzediği için dışarıdan çok görülmedi. Ama içe doğru ilerleyen yangın
birçok aileyi, parçaladı: Birçok aile artık üyeleri için; anne, baba ve ya
çocukları için sıcak bir yuva değil herkesin başının çaresine baktığı bir
cehenneme dönmüştür. Basına konu çocuk istismarları, çocuk suçluluğu, çocuk
şiddetinin gerisinde çıplak bir gözle görünmeyen, aile yapısındaki bu
çözülme süreci yaşanmaktadır.
Bu sorunların büyük bir kısmı, bu sorunlarla ilgilenecek hiçbir sosyal
hizmet kurumun olmadığı yoksul mahallelerinde yaşanmaktadır. Bu çocuklar
önce periferideki mahallelerdeki ailelerinde sorunlarını çözmeye
çalışıyorlar; orada çözemeyenler, kendi başlarına ya da başka arkadaşları
ile birlikte şehrin her yanına "çözüm" seferleri düzenliyorlar: Buna soğuk
resmi dilde, mevzuatta ya da popüler dilde çocuk suçluluğu, tinerci
çocuklar, sokakta çalışma, çocuk çeteler, kız çocukların cinsel istismarı
denildiğini herhalde duyuyorsunuz.
Evet toplumun ortak dilinde bir parçalanma, yarılma var artık. Bazılarının
çözümsüzlüğünün çözümü için yarattığı dil ve "bizlerin" dili. Birbirinin
dilinindin anlamayan, birbirinden uzaklaşan, karşılaştıklarında birbirlerine
yabancı gibi bakan, yabancı gibi davranan insan gruplarına bölündü bu
toplum. Toplumun sosyolojik gruplar düzeyinde gerçek bir bölünme yaşanıyor.
Hikâyenin esası bu olgu üzerinden yükselmektedir.
Ne yapılabilir?
Her düzeyde bir şeyler yapılabilir; ama bizim ilgi alanımız "sosyal
hizmetler". Toplumun sosyal hizmet ihtiyacının arttığı bölgeler tespit
edilmelidir. Aslında bilinen bütün yoksul bölgeler kayda alınmalı denmek
isteniyor sadece. Sosyal hizmeti, bu alanda eğitim almış personelin yapması
için, ihtiyaç duyulan her ücra köşeye "sosyal hizmet kurumları" gitmeli ve
orada sürekli kalmalıdır.
Mobil hizmetler, bir defalık parasal "harçlıklar" ve kısa ziyaretlerle
kalıcı hizmetler üretilmesi "sosyal hizmetin" uzun süreçli mesleki teknikler
olduğu gerçeğine ve sosyal hizmetin doğasına aykırıdır.
Örneğin İstanbul Kartal'dan Sultanahmet'e para yardımı için bir ailelinin
"sürgün" gelmesinin anlamsızlığını giderecek yaygın bir sosyal hizmet
örgütlenmesi yaratılmalıdır.
Hiç olmazsa her ilçeye bir "İlçe Sosyal Hizmet Merkezi" kurulmalıdır ve
başlangıç için bilgilendirme ve rehberlik hizmeti yerinde verilmelidir.
Sosyal hizmeti artık polis, jandarma değil, sosyal hizmet kurumları
vermelidir.
Sosyal hizmetlerle ilgili yapılan "yasa değişikliği" çalışmalarında, sosyal
hizmetler örgütlenmesinin genişlemesi, uzun süreli "sosyal hizmet
politikalarının" oluşturulması ve hayata geçirilmesi perspektifinden uzak
durulması, şimdiki siyasal iradenin en temel yanlışıdır.
Yerelleşme adı altında sorumsuz kurumlara sosyal hizmetlerin devredilmesi,
gelecek için daha çok çocuk sorunu, daha çok yoksulluk sorunu ile
yüzleşeceğimizi göstermektedir.
Ticari cinsel sömürüye maruz kız çocuklarına yönelik hizmet ise, henüz
kamunun içinde de çok benimsenen, bilinen, anlaşılan ve geliştirilmesi
hedeflenen bir hizmet değildir.
Ama başta Taksim Çocuk ve Gençlik Merkezi ve daha sonra diğer merkezlerin
verdiği hizmetler şunu ortaya çıkardı: Kız çocuklarına yönelik ticari cinsel
sömürü ülkemizin derin ve yaygın bir sorunudur.
Bu sorun karşısında daha hazırlıklı olmalıyız. Çok daha fazla kuruluşa ve
elemana ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kurumların bir kısmı başka illerde
olmalıdır ki; çocuklar iller arasında sevk edilmemelidir.
Çünkü İstanbul bu çocuklar için başlı başına riskli bir şehirdir. Anadolu'da
birkaç şehirde küçük kapasiteli ve daha çok topluma yönelik çalışan merkezin
açılmasına ciddi bir ihtiyaç vardır.
Her insanın biricik olması ve birey olarak mahremiyetinin korunması
gereğinin temel bir insan hakkı olarak benimsendiği bir dünyada, çocukların
ve kadınların mahremiyetlerinin ortadan kaldırılarak medyaya konu olması
kabul edilemez.
Medyanın haberdar etme, tartışmayı başlatma ya da sağlama görevi önemli bir
kamusal görevidir; ama korunmaya muhtaç çocuklara yönelik sosyal hizmet,
rehabilitasyon ve sosyal yardım ilgili uzmanlık kurumlarına bırakılmalıdır.
Sosyal hizmeti sosyal hizmet kurumları yapmalıdır; ama hiç şüphesiz,
uzmanlık ilkeleri çerçevesinde işleyen, yeterince meslek elemanı olan,
çalışanlarının yeterli süpervizyonu aldığı gerekli, eleştiriye açık,
toplumsal denetime açık sosyal hizmet kurumları yapmalıdır. (KÖ/EÖ)
* Abdullah Karatay: Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İstanbul Şube Başkanı
KAYNAK: Radikal 14/03/2006

|
|