|
|
|
TAYİN MESELESİ
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
dastanilyas@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
|
Hanımın tayinini sonunda
yaptırdık. Ancak bu tayin meselesi oldukça meşakkatli oldu. Neredeyse bir
yuva yıkılacaktı bu tayin meselesi yüzünden.
Malum ülkemizde, özellikle de kamu kurumlarında referans olmadan, tavsiye
kartı götürmeden bir bürokrata iş yaptırmak kolay iş değil. Biz de her iş
buna bakar. Tavsiye kartı ya da sözü geçer bir referansı olmayan taşrada
çalışan bir memur belki yıllarca ilk atandığı yerde kalıyor. Hatta orada
unutulur, emekli olunca memleketine dönüp ailesine kavuşur.
Eşlerin farklı illere atandığı, farklı illerde çalışıp da çocuklarını üçüncü
bir il de bulunan kendi anne babalarının yanında büyüten devlet memurları
vardır. Eşler aynı şehre tayin yaptıramadıklarından ancak yılın belli bir
döneminde bir araya gelirler. Çocuklarının düğünü ya da okul mezuniyetine
farklı illerde görev yapmaları nedeniyle katılamayan, hatta çocuklarının
mürvetini göremeyen anne babalar vardır.
İşte böyle bir zamanda, bizim hanımında tayini doğuda küçük bir ile yapıldı.
Eş durumunu gerekçe gösterir hemen tayin isteriz diye düşündük. Ne de olsa
ailenin bütünlüğü anayasada da var.
Hanım taşra ilinde çalışmaya başladıktan üç ay sonra eş durumu gerekçesiyle
tayin dilekçesini verdi.
Gelen cevabi yazıda merkez teşkilatında kadrolarda yığılma olduğundan
tayin talebimizin reddedildiği ifade ediliyordu. Altı ay geçtikten sonra
tekrar tayin dilekçesi verdik. Genel müdürlük personel başkanlığı daha önce
ki matbu yazı dosyada hazır durduğundan aynı yazı tekrar elimize geldi. Biz
artık her üç ayda bir tayin dilekçesi veriyoruz ve aynı cevapları alıyoruz.
Karşılıklı dilekçe ve matbu red yazısı atışması beş yıl sürdü.
Bir arkadaşımla sohbet ederken bana artık bakanlıklarda ve devlet
dairelerinde işlerin farklı yürüdüğünü söyledi. Artık torpilsiz iş
yapılmadığını görmemi istedi. Tayin isteğimizin normal koşullarda
olmayacağını anladıktan sonra hasbel kadar bize torpil olmayı kabul edecek
yüksek mevkilerde kişiler aramaya başladım.
Bacanağım Zekai, hanımın tayin meselesine ilk el atan kişi oldu. Muhalefet
partisinde tanıdığı bir milletvekili varmış. Bacanağımın sözünden dışarı
çıkmazmış. Bacanağımın bu küçücük ricasını da kıracaksa o vekil gözüne
gözükmesinmiş. İyi dedim. Allahtan daha ne isteyebilirim. Bacanağıma hanımın
nerede çalıştığını, sicil numarasını ve tayin dilekçesinin tarih ve sayısını
yazıp verdim.
—Bu iş oldu bil bacanak, dedi. Bu işi oldu bilerek yanından ayrıldım. Bu
konuşmanın üzerinden bacanağımı uzun bir süre görmedim.
Hanım yıllık iznini alıp evimize geldi. Tatil için memlekete akrabaları
ziyarete gittik. Hoş beş sohbet ederken bizim enişte;
—Yahu ne oldu yeğen sizin şu tayin meselesi diye sordu.
Halamın kocası olan İhsan enişteye durumu anlattım, torpil olmadığı için
tayin yapılamadığını söyledim.
Eniştem memlekette hatırı sayılan kişilerden biridir. Bacanağa verdiğim
bilgileri ona da verdim.
—Yeğen, ben senin tayin işini yaparım ama senden şöyle rakılı ziyafet
isterim dedi. Ziyafetin lafı mı olur, tayin işi olsun ben deve keseceğim.
Enişteye ziyafet sözü verirken, halam söze karıştı. Acıyan gözlerini uzun
süre üzerimizde tuttuktan sonra,
—Herif, şu çocukların tayin meselesini çöz, ben sana kendi ellerimle ziyafet
sofrası hazırlayacağım, dedi.
Umut dünyası işte, insan başına gelmeyince bilmiyor. Kim ne derse ona
yöneliyorum. Tayin yaptırmak için kendince yüksek torpilini benim için
devreye sokacağını söyleyenlere karşı minnet duymaya, sanki hanım tayin
olmuşta ben bunun karşılığında bir şey yapamamışım gibi mahçup olmaya
başlıyorum. Neredeyse kalkıp el etek öpeceğim, o denli müteşekkir oluyorum.
Memleketten döndükten sonra hanımı çalıştığı ile yolcu ediyorum. Terminalde
ikimizin de gözlerinden yaşlar boşanıyor. Hanımı teselli ediyorum, bu
gidişin son olacak, bak bu sefer kesin tayin yaptıracağım. Daha kuvvetli
torpiller arayacağım ama var olan torpiller bu işi çözecek diyorum. Hanım da
benim kadar umutsuz, boynu bükük bakıyor otobüsün camından.
Hanım gittikten sonra iş yerine döndüm. Müdürüm benim tayin işini duymuş.
Yanına çağırdı.
—Kadir bey kardeşim, sen neden bana anlatmadın sorununu. Bak, daire başkanı
bizim partiden, ben ondan rica edeyim de bir an önce eşinle seni
kavuşturalım dedi.
Ellerim önümde bağlı, müdür beyin eline atıldım. Müdür değil sanki baba.
Himayesinde çalışan bir memurun iş dışındaki sorunlarıyla da ilgileniyor.
Büyük adammış bizim dairenin müdürü de benim haberim yokmuş. Müdür beye,
bacanağıma ve enişteme verdiğim bilgileri yazıp verdim. O da katlayıp cebine
koydu ve evrakı koyduğu cebine elleriyle vurarak bu iş olmuş bil dedi.
Müdür beyin yapmış olduğu bu iyiliği anlatıp onu överken Çaycı İzzet geldi.
Kulak misafiri olmuş anlattıklarıma. Bırak bey, o düzenbaz adamdan sana
hayır yok demesin mi? Bütün hevesim kursağımda kaldı.
Bu İzzet’in bizim bağlı bulunduğumuz bakanlıkta odacılık yapan hemşerileri
varmış. İş yapsa yapsa onlar yaparmış. Zaten ülkede bütün tayinler odacı,
çaycı, hizmetlilerin elinden geçiyormuş. Çaycı İzzet hindi gibi şişinerek;
—Bakan ya da vekil tanıdığın olacağına bakanlıkta odacı, çaycı tanıdığın
olsun ülkeyi yönetirsin dedi. Demek bunca müdürü, daire başkanını hep odacı
ve çaycılar belirleyip göreve getiriyorlar.
Bacanağıma, enişteme ve müdüre verdiğim tayin bilgilerini Çaycı İzzet’e de
verdim. Bu sevinçle İzzet’in bayat çaylarından dört çay içmişim. İzzet
daireden çıkarken arkasından bakıp adam ne kadar doğru söylüyor diye
düşünmeye başladım.
Denizde donanmasını batıran amiral gibi başım yerde eve doğru giderken
omzumdan biri dürttü. Aylardır görmediğim ve alacağım olduğu için benden
köşe bucak kaçan üç kağıtçı asker arkadaşım Fevzi sırıtarak bana bakıyor.
—Bu ne hal çavuşum dedi. Askerde ben çavuş, Fevzi onbaşıydı.
Canım burnumda, Fevzi’den alacağım aklıma geldi. Durup dururken de alacağımı
isteyemiyorum. Çok yumuşak yüzlü bir adam olduğumdan Fevzi askerde de çok
paramı tırtıklamıştır.
—Onbaşı, sorma dedim. Onun sormasına fırsat bırakmadan, hanımdan ayrı
olduğumu, beş yıldır tayin yaptıramadığımı, hanımın yüzünü unuttuğumu
kahırlanarak anlattım. Neredeyse onbaşının omuzlarına yaslanıp salya sümük
ağlayacağım.
Onbaşı koluma girdi. Birlikte bir meyhaneye oturduk. Rakı sofrasını
kurdurdu. Çeşitli mezeler masaya dizildi. Kendisine acılı kebap bana şiş
köfte ısmarladı. Ben masaya dizilen onca şeyin kaç para edeceğini
hesaplamaya çalışırken onbaşı birinci kadehten sonra coştu ve anlatmaya
başladı.
Ben bunca zamandır boşuna torpil aramışım. Asıl mesele paraya bakıyormuş. Bu
tayin işlerine bakan memurlara biraz para koklatırsam el altından benim
tayini yaptırırlarmış. Bak bu hiç aklıma gelmemişti. İşin içinde rüşvet
vardı ama rüşvet olmadan da işler olmazdı. Onbaşı, benim adıma bütün işleri
halledeceğini, bu tayin meselesinin bir hafta içinde çözüleceğini söyledi.
Onbaşının ağzından bal damlıyor. Kimlerin tayin işini takip etmemiş ki? Ne
de olsa dolandırıcılık mesleği olduğundan dediğini yaptırır diye geçiyor
içimden.
İçkiyle pek aram olmadığından kısa zamanda sarhoş oldum. Onbaşıyı ikide bir
kalkıp yanaklarından, alnından, gözlerinden öpüyorum. O geceki ziyafetin
parasını ben ödedim, tayin işi içinde onbaşıya o ayın maaşını verdim. Helal
olsun diyorum asker arkadaşıma, benim derdimi sahiplendi, tayin meselesini
bir haftada halledecek.
Ertesi sabah baş ağrıları ile uyandığımda anladım dolandırıldığımın, çünkü
onbaşının iş takibi yapabilmesi için gerekli bilgileri yazdığım kâğıt
cebimde duruyordu. O günden sonra ne onbaşıyı gördüm ne de haftası dolmadan
kesin çözülecek olan tayin işi oldu.
Bu arada hanımla telefonda konuşuyoruz. Aslında konuşmuyoruz telefonun bir
ucunda o ağlıyor diğer ucunda ben ağlıyorum. Artık dayanacak gücümüz
kalmamış. Baktık bu işin sonu yok. Boşanmaya karar verdik. Böyle
birbirimizin hayatını mahvedeceğimize herkes kendi yoluna gitsin diyoruz.
Bir akşam evde kös kös oturup derdime yanarken kulakları çınlayasıca Sultan
teyzem telefonla beni aradı. Elinde büyüdüğüm için kocaman adam olsam da
hala eşek sıpası diye sever beni. Sultan teyzem, bir iş için Ankara’ya
geleceğini ve kendisini karşılamamı istedi. Kendisi memleketten ayrıldıktan
sonra büyük kentlerden birine yerleşmişti. Kocasından boşandıktan sonra
yalnız yaşamaya başlamış. Üzerindeki köylülük çarşafını sıyıran ilkokul
mezunu teyzem oturduğu mahallenin bütün kadınlarını örgütlemiş. Köyde de
erkekler arasında konuşma cesareti gösteren tek kadındı. Hatta kocasını bile
paylardı. Bu Sultan teyzem, mahallesindeki kadınları arkasına almış. Gidip
iktidar partisine yazılarak partinin il merkezinde kadın kolları başkanı
olmuş. Genel merkezdeki kadın kolları başkanı ile de bir toplantı yapmak
üzere Ankara’ya geliyordu.
Teyzemi terminalden alıp eve getirdim. Biraz uyudu. Kalktıktan sonra beni
karşısına aldı ve anlatmaya başladı.
—Eşek sıpası bunca zamandır neden beni arayıp sormadın, dedi. Gerçektende
teyzemle iki yıldır görüşmemişiz, ben hanımın tayin meselesi yüzünden kendi
derdime düşmüşüm, neredeyse yuvam dağılacak aklıma kim gelip de kimi arayım.
Teyzem benim durumumu bildiği için fazla üzerime gelmedi ve anlatmaya
başladı.
—Bana bak, dedi. Sen bunca zamandır boşuna torpil, referans mektubu ya da
tavsiye kartı aramışsın. Yapman gereken tek şey bir bürokratın ya da vekilin
eşini bulmaktı. Hiçbir zaman unutma yatakta ve mutfakta patron kimse onun
dediği olur. Bizim erkeklerin yatakta ve mutfakta patron olmadığını
düşünürsek gerisini sen anla.
Ağzım açık teyzemi dinlerken, birazda yüzümün kızardığını fark ettim. Ama o
kendinden emin devam etti.
—Biz kadınlar, ne istersek yapabilir ve yaptırabiliriz. Yeter ki gizli
gücümüzün farkında olalım. Öğleden sonra partinin kadın kolları genel
başkanı ile toplantı var, sen merak etme, ben senin hanımın tayinini üç gün
içinde yaptırırım ve hanımın üçüncü gün dolmadan Ankara’ya gelir. Çünkü
kadın kolları genel başkanının eşi bakanlıkta genel müdür yardımcısıdır.
İşte dedim kendi kendime kadın dediğin Sultan teyzem gibi olmalı. Onun
kendine olan güveni ve kadınlık gücünün farkında oluşu beni bile etkiledi.
Teyzem partideki işlerini hallettikten sonra gitti. O gittikten sonra benim
hanım üç gün sonra Ankara’ya tayin oldu. Şimdi aile düzenimizi yeniden
kuruyoruz. Beş yılda bizim hanımın bütün saçları ağarmış, benim kafam da
sırmalı ayna gibi olmuş. Ben hanıma bakıyorum, o bana bakıyor. Neredeyse
birbirimizi tanıyamayacağız. Beş yıl önce evlenen o genç insanlarda eser
kalmamış.
Görüntü olarak yaşlanmış ve çökmüş gibi dursak da daha yaşımız genç. Şimdi
mutla aile yuvamızda birlikteyiz ve en kısa zamanda çocuk sahibi olmak
istiyoruz.
|