|
|
|
|
|
TATLI YALANLAR İLE ŞİİR GİBİ KÜFÜRLER VE KORKU ÜZERİNE Musa ARIRT*
Çokçasına çocuklar çocuk-luklarına doymadan büyümek zorunda kalırlar... Önce yalnız-lıkları, yalanları büyür... Derken öfkeleri, hırsları, küfürleri, yanlış-lıkları büyür... Dertleri, sıkıntıları, acıları ve sorunları büyür... Bakmış-sın kendiler de büyüyüverir... Küçük yaşta örselenip, solarak... Çünkü, biz büyükler genel-likle; sevgi, özendirme ve ödül sihirli birer altın bilezikken; paylama, örseleme, azarlama ve dayak benzeri bir cezaya sığınıveririz can simidiymişçesine... Sonra da, her yalanın, küfrün ve yanlış davranışın kökeninde çabuk kızan bir anne ya da katı davranan, hemen dayağa başvuran bir babanın olabileceğini yadsırız. Büyüklüğümüze yakıştıramayız böylesi bir gerçeği... Ama, en sevdiğimiz, en değerli varlığımız olduğunu söylediğimiz çocukları-mıza yıkıvermekten kaçınmayız suçu... Bu kolayımıza gelir... Aklımız sıra da rahatlarız böylece... Bilmeyiz ki, büyüklerin, çocuklardan öğreneceği öyle çok şey var ki... Bunun için de, çocukların düzeyine inmeye değil; onların düzeyine ulaşmaya çalışma-mız gerek... İşte, önemli ve doğru olanı da bu... Örneğin, çok zaman "öcü" oyunlarıyla şakalaşırız çocuklarla. Bazen onları korkutur, bazen de onların bizi korkutmuşluklarına kapılarak gülüşürüz.... Çocuklardan çok da, biz büyükler eğleniriz "öcü" maskaralıklarıyla... Hem de, yaptığı-mız büyük ve güzel bir işmişçesine... Oniki yaşlarındaki Uğur'la, bir şakayla başladı tanışmamız. Şakalaşmamız yalın ve sıradandı. Onun beni korkutmuş olmasına şans tanıyarak, hoşgörülü davranmayı yeğledim yalnızca... Elinde tuttuğu metal parçalarından birini, parke taşlarına düşürdüğünde, çıkan sesten korktuğumu sanması için tepki gösterdim. Çünkü, az önce ben onu, benzeri bir şakayla korkutmuştum. Benim de korkuyor oluşum, öylesine hoşuna gitmişti ki anlatamam... Ayak üzeri sohbet etmekte olduğumuz babasının, beni rahat bırakması konusundaki tüm uyarılarına rağmen; kah gizliden gizliye, kah da açıktan açığa beni korkutmaktan kendini alamıyordu. Daha sonraki birçok karşılaşma-mızda da sürdü bu oyun... Benzer oyunu iki yaşlarındaki Dilara, beş yaşlarındaki Can ve daha sonra da; değişik yaşlardaki pek çok çocuk arkadaşımla birlikte oynadım. İşin ilginci, gördüm ki hemen hemen her yaştaki çocuk, korkmam-dan doyumsuz bir tat alıyordu... Büyükler de korkardı. Hazır,korkan bir büyük yakalamışken, bunun çokça tadı çıkarılmalıydı... Doğrusunu isterseniz, büyük-ler genellikle yaptıkları yanlışları gizlemek için, özel çaba gösterirler. Korktuklarında da yalan söylerler ya da küfrederler... Korkmadıklarını, küfretmediklerini, yalan söyleme-diklerini söylemeleri bile; yalancılıktan başka bir şey değildir. Böylece de, sanki çocuk kandırmaktadırlar... Çocukları da kandırdıklarını sanmaktadırlar... Yanlışlarını, bir başka yanlışla kapatmaya kalkışmalarının ayrımına varamadan... Şimdi somut bir örnek verelim: "Cinsini cibilliyetini. / Soyunu sopunu.. / Kızını kısrağını. / Ananı avradını. / Gelmişini geçmişini. / Bir güzel elleyim. / Bir güzel belleyim." benzeri şiir gibi küfürlerle, herkesi kalaylamaya kalkışmak; sanki katlanası, beğenilesi bir davranıştır da, çocukların böylesi güzel ve ilginç şiirleri ezberlemesidir yanlış olan... Gelin de, bunca yanlış bir anlayış ve yaklaşımın anasını, güzel bir şiir gibi küfürle anıp, bellemeyin?.. Çanına da, canına da ot tıkamayın, çocukları böyle yetiştirmeyi salık verenlerin?.. Çocuklar "Kaf Dağı" nda mı yaşıyor?.. Ya da yalan - yanlış ikilemindeki bir "Anka Kuşu" nun kanatları arasında mı?.. Neden onların içinde yaşadıkları gerçek düş dünyası algılanamıyor?... Kuşkusuz, bu düş dünyası, biz büyüklerin dünyasına benzemez. Düş kurabilme zenginliğine sahip olan çocuklar, kendi gerçeklerini yalanla anlatır. Yalanlarında isteklerini, özlemlerini, gerçekmiş gibi inandıklarını dile getirir. Duygu,düş, özlem ve hatta düşüncelerini yalanlarına yansıtır. Öylesine düş kurar ve öyle güzel anlatır ki, kendisi de inanır anlattıklarına... Belki kendisini anlatacak bir başka yol bulamadığındandır bu... Belki de kendisini anlatacak yolun tıkanmışlığını aşmak istemesinden... Hangi insan sınamadığını söyleye-bilir ki bu yolu?... Akla gelmeyen, düşünülmesi bile zor yalanlar söyleriz çocuğa. Çokçasına da tatlı değildir bu yalanlar... Ak değildir, çocukların düşünceleri, yüreklerince... İnsanların üzülmemesi, kötü bir olayın çıkmaması için söylenen çocuk yalanlarına da hiç benzemezler... daha acımasız ve korkunçtur büyüklerin yalanları... Oysa çocukların yalanları düş doludur. Art niyetsiz, sevgi ve iyilik doludur... Aşılması güç sorunları, kolaylıkla, güzelce aşmanın yoludur... İnanmazsanız bu söyle-diklerime, İlkan'ın "Kuştavşan"ını anlatayım sizlere: Nasılını sormayın ama, İlkan'ın tavşanı kuş olur uçar. Biliyorum, hiçbiriniz böyle bir tavşan görmemişsinizdir. Belki görmüş, görmüşsünüzdür de, görememişsinizdir... Evde kuş kafesinde beslenen bir tavşandır bu Kuştavşan...Siz de, hem yürüyen, hem de uçan bir Kuştavşanınız olsun istemez misiniz? Üstelik, sizin yaptığınız yaramazlıkları üstlenen... Göğün mavi özgürlüğünde kanat çırpmak için, pencerenin camını kırarak dışarı fırlayabilen ve kanatları arasına sizi de alarak, güneşe doğru uçan, bir Kuştavşanınız olmasını istemez misiniz?.. Son sözü söylemek gerekirse büyüklere; nasıl olsa, zamanla gerçeğe dönecek ve tüm katılıklarıyla gerçeği ömür boyu yaşayacak Pinokyolar... Ama, duygu ve düşünceleri iyi eğitilmişse, içlerindeki doğru aldatamayacak o Pinokyoları... Ne Pinokyolar, ne de Kuştavşanlar yalanları nedeniyle cezalandırılmamalı... Yanlışı, yalanı, küfrü, eksiği olan Pinokyoları da dışlamadan sevmek cesaretine sahip olalım... Çünkü ceza; özgürlüğü, başarıyı ve yaratıcılığı değil; korku, öfke, kin ve nefret gibi duyguları besler... BÜYÜK İNSANLIKBüyük insanlık gemide güverte yolcusu trende üçüncü şosede yayan büyük insanlık. Büyük insanlık sekizinde işe gideryirmisinde evlenir kırkında ölür büyük insanlık. Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter pirinç de öyle şeker de öyle kumaş da öyle kitap da öyle büyük insanlıktan başka herkese yeter. Büyük insanlığın toprağında gölge yok sokağında fener penceresinde cam ama umudu var büyük insanlığın. umutsuz yaşanmıyor. Nazım Hikmet
|
|