|
|
Birisi doğuran, birisi uyan rolünü üstlenmektedir. Doğuran kelime anne
rolündedir. Anne’nin görevlerini biliyoruz. Anne kollayan, saklayan,
kollayan bir güçtür. Uyan rolündeki kelime ise bebek’tir. Bebek masumdur,
korumasızdır, bilgisizdir ve en önemli özelliği de uyandır. Yani verilen her
bilgiye uyandır.
Tören bir merasim’dir. Tören bir virtüel’dir. Tören bir kurallar
topluluğudur. Tören katılımdır. Tören bir inançtır. Tören bizi kanalize eder
içine alır. Bazen gönüllü bazen bir anda kendinizi orada bulursunuz. O anı
yaşarken kendiniz kaptırmanızdır. Çoğu zaman o andan çıkmak istemeyiz çünkü
tören göz alıcıdır. Ama bazen de çıkmak istesek te toplumsal, kültürel,
dinsel baskı yüzünden çıkmaya gücümüzün olmamasıdır.
Tören anne gibidir. Sizi kollar, sizi önemli bir kişi yapar. Size bir
mertebe atlatır. Bunu sizi düşündüğü için değil kendisinin huzuruna çıkacak
kişiyi tertipli ve düzenli bir asker gibi görme isteğinden kaynaklanır. Bu
istek doğal olarak sizde farklı yapılanma olarak göze çarpar. Önce kılık
kıyafette bir değişiklik sonra davranış, duygu ve öngörülerde yeniden bir
yapılanma olacaktır. Buda eski yapıya yeni yaşam biçimi demek oluyor.
Tören Kutsal’dır. Hayatımızın tüm evrelerine bakın törensiz bir yapı,
düşünce biçimi, adet, din veya kültür var mı? Biraz düşündüğünüzde törensiz
bir yaşamın aslında olmadığını göreceksiniz!
Örneğin; dünya evine girme yani evlenme düşüncesi yine bir törensel olgudur.
İlk bu düşünce iki kişinin severek ya da sevmeyerek bir arada bulunma
isteğinden ortaya çıkar. Daha sonra bu düşünce bir yaşamı paylaşma isteği
ile bütünleşir ve aileler toplumsal değerlerden dolayı bu olguyu törensel
bir yapıyla bir güç gösterisine dönüştürme gayreti içine girerler. Bunun adı
“DÜĞÜN’dür” Düğün hem bir güç gösterisi hem de aile kavramının ilk kurulma
aşamasındaki en önemli bilinçaltına yerleşen en önemli yapı taşıdır. Zaten
evlenmeyi cazip kılan en önemli şey belki de düğün ve düğün hazırlıklarıdır.
İlk cinsel ilişkiye girme, ilk beraber yaşama, ilk farklı bir evde farklı
bir kişiyle aynı yatakta yatma ve aynı sofrada yemek yeme isteği törenle
yapılır ki; bu süreç sağlıklı ve uzun geçsin. Bu tören olmazsa olmazdır yeni
bir yapı için. Evlilik törenleri, devlet otoritesinin olmadığı veya zayıf
olduğu yerlerde dinsel tören ve eğlence olarak ikiye ayrılır. Yani kişiye şu
telkin verilir. “Artık dinsel anlamda tanrı sizi karı-koca olarak biliyor ve
gözetliyor bunun farkında olun.” Toplumsal tören ise: En yakınların sizin ne
yaptığınızı biliyor ve sizi onaylayarak gülümseyerek hayata başlamanızı
istiyor anlamı taşımaktadır. Acaba; bu törenler olmasaydı bu yapı bu kadar
güçlü olur muydu? Yani örneğin mail veya telefon yolu ile dinsel tören ve
düğün yapılsaydı evlilik bu kadar önemli ve kutsal bir olgu olur muydu?
Veya evlendikten sonra evliliğin en önemli amaçlarından biride neslini devam
ettirme ve kendisinden olan bir parçaya şekil verme isteği olan çocuk yapma
arzusudur. Doğum olgusu basit bir süreç değildir. İki tarafın istemesi
arzusu ve sonrasında doğum sürecinde yaşanacak olan birçok vücutsal ve
ruhsal olaylara dirayetli olması gerekir. Bu kadar zor bir süreci karşılamak
ve özümsemek için merasim yapılır. Belki de her şey o an için yani çocuk
doğduğunda yapılan o tören içindir. O doğum anında yapılan her şey unutulur
ve heyecan yaşanır. Aylar öncesinden çocuk neşesi evi kaplar hazırlıklar
yapılır, annenin aş ermesi, hormonal dengesizliğine kocaların gülümseyerek
hizmet etmesi, onlarca defa hastaneye gidilmesi vs… En sonunda çocuk doğar
ve aslında merasimler devam der, Erkekse sünnet düğünü, kızsa annesinin
ergenlik çağına girdiğinde küçükte olsa törensel anlamda anlatması, okula
başlama ve diploma alma törenleri( diploma aldığımızda veya kepi
fırlattığımızda ancak anlarız onca yılın bize kazandırdığı şeyi… Yani
elimizdeki o kuru kağıt parçası o an törenle anlam bulur.), işe başlama
törenleri, kutlamalar, askere gittiğimizde silah yemin töreni, öldüğümüzde
cenaze töreni ve hayatımızda yaptığımız birçok şeylerin törenle birebir
ilintisi var aslında. Birde kendi kendimize oluşturduğumuz törenler vardır.
Bu törenlerde iç dünyamızı yaşadıklarımız, öngörülerimiz ve duyduklarımızla
örülür ve bize nur topu gibi tabu ve takıntılar olarak geri döner.
Takıntıların hemen hemen hepsi törensel durumlardan ortaya çıkar. Duygusal
çalkantılar bizi bir yerlere savurur ve nasıl bir kadın; beyaz gelinlik
giymek o hazzı yaşamak için evleniyorsa bazen bizde içimizdeki çalkantıları
durdurmak için bir tören yaparız ama o törenin sonunda her zaman beyaz
gelinlik gibi güzel bir yaşam bizi beklemez. Bazen o törenler bizi daha da
iç dünyamıza hapseder ve yeni bir tabu ve takıntımız oluşur. Bu tabu ve
takıntılardan kurtulmak için bilinçli halimizle ne kadar çabalasak ta olmaz,
kurtulamayız. Bu takıntılardan kurtulmak için tekrar doğru bir tören yapmak.
Uzman eşliğinde yapılacak psikotörenle kurtulabilinir bu takıntılardan.
Daha bizden bir örnekle anlatmaya çalışayım bu tezimi: Evlendik ve
anlaşamadık boşanmak istiyoruz. Ne yapmamız gerekiyor mutaassıp bir yapımız
varsa dinsel bir törenle ayrılmamız gerekir buda bize öğretilen dinsel
törendir. Örneğin 3 kez boşol, boşol, boşol demek ya da yasalarla örülü bir
sistemin içinde yaşıyorsak devletin belirlediği kurallar doğrultusunda aile
mahkemelerine başvurarak mahkemede yasalarla örülü bir törenle ayrılırız.
Bunun dışındaki bir ayrılığı kabul etmeyiz. Takıntılardan kurtulmak içinde
aynen bu denli güçlü ve kabul edilen bir merasimle kurtulmak mümkündür.
Takıntılar-Tabular ve Törenler; ne kadar birbirini kucaklayan ama bir o
kadarda birbirlerine uzak anlamlar Bu kelimeler çocuklar ve anneler gibi hem
birbirlerine çok benziyorlar hem de birbirlerine belli bir süreden sonra ne
kadar uzak kalıyorlar.
Onlarca takıntılar vardır hayatımızda bunların hemen hemen hepsi kendimizi
korumak için geliştirdiğimiz savunma mekanizmalarıdır. Yani savaşa giderken
düşmandan korumak için yanımıza aldığımız silah önce bize huzur ve güven
verir sonrada bize ağır gelir. Çünkü bize ait olmayan veya benimsemediğimiz
şeyler yapmışızdır bu silahla. Hesaplaşmalar yaşarız sonra ondan korunmak
için kendimize yeni bir takıntı yaratırız. O silahı kullanmamak için
ellerimize, gözlerimize cezalar veririz. Cezalar verdikçe hayatımız
ağırlaşır ve güven duymak için aldığımız o silah bize zulüm olur ve kimbilir
belki de o silahla kendimizi vurup bu dünyadan ayrılmak bile isteriz. Bunun
en iyi örneklerini Vietnam sendromunda ve dünyamızda süregelen savaşlarda
çarpışan kişilerin savaş sonrası sürdüre getirdikleri psikososyal
sendromlardır. Bu takıntılardan kurtulmak için yine törene ihtiyacımız var
hem de güçlü inançlı bir törene.
S. Pedagog/Psikoterapist
Soner KOŞAN
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|