|
|
|

|
Sosyal güvenliğin eksikleri
İş
Başmüfettişi ve Sosyal Hizmet Uzmanı
Doğan KESKİN |
Çalışanlar için sigortanın
anlamı gerektiği an sağlık hizmeti almak ve emekli olacağı zamanı
bilebilmektir. Ancak yeni reform tasarısı haftada 30 saatten az çalışanlara
bu hakları vermiyor
Çalışanlar arasında giderek artan sayıda yer alan kısmi
süreli ve atipik çalışanlar, sosyal güvenlik sisteminden
yararlanabilmelidirler. Ülkemizde, çalışanların statülerine göre
geliştirilmiş farklı sosyal güvenlik kurumları, sosyal güvenlik reformu
kapsamında yeniden şekillendiriliyor. T.C. Emekli Sandığı, SSK ve Bağ
Kur'dan oluşan mevcut sosyal güvenlik kurumları, tek çatı altında
birleştirilirken hizmetler, emeklilik sigortası, genel sağlık sigortası ve
primsiz ödemeler sistemi başlığı altında toparlanmak isteniyor.
Çalışanlar açısından farklı hizmet sunma yaklaşımından ayrılarak, tüm
çalışanları ortak bir sistem içinde buluşturma anlayışı, tasarıya reform
niteliği kazandıran en olumlu yanlardan biri olarak gözüküyor. Ancak,
özellikle emeklilik sigortası açısından tasarıya bakıldığında, T.C. Emekli
Sandığı mensupları açısından birçok hükmün devam ettirilmesiyle ilgili
geçici maddelerin düzenlendiği görülüyor
Tüm çalışanlar için tek bir sosyal güvenlik sistemi
oluşturulurken elbette yaşanabilecek önemli bir sorun, mevcut sistemdeki her
üç ayrı çalışan gruba sağlanmış farklı hizmetlerin, bir anda tek bir yapıya
indirilememiş olmasıdır. Bu nedenle özellikle T.C. Emekli Sandığı
mensuplarıyla ilgili geçiş maddeleri düzenlenmiş. Emeklilik sigortasında tüm
çalışanların aynı haklara kavuşması ileriye bırakılmış. Aile yardımını esas
alan primli sigorta dalı (primsiz ödemeler kanun tasarısında yer alan muhtaç
ailelere ilişkin yardım hariç) yeni sistemde de dışarıda bırakılmış. Mevcut
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nda yer alan sigorta hizmetleri, yeniden
düzenlenmekte olan sosyal güvenlik sisteminde temel alınmış. Tüm yardımlar
yine prim ödeme gün sayısına bağlanmış. Gün sayısına göre prim ödemeli
sigortacılık hizmetleri içinde ağırlıklı olarak öne çıkanlar elbette
'sağlık' ve 'emeklilik'le ilgili olanlar.
Bu iki sigorta hizmetinden yararlanabilmek için getirilen prim ödemeyle
ilgili yükümlülükler ise yararlanma olanağını önemli ölçüde sınırlandırıcı
nitelikte gözüküyor. Nitekim, çalışanların emeklilik sigortasından
yararlanabilmesi için ödenmesi gereken en az prim ödeme gün sayısı 9000'e
yükseltiliyor. Sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için sağlık yardımının
gerçekleştiği tarihten önceki bir yıl içinde ödenmesi gereken prim ödeme gün
sayısı ise en az 90 gün olarak belirleniyor.
Tam zamanlı işçi 25 yıl çalışmalı
Kısa bir süre öncesine kadar emekli olabilmek için yeterli olan
5000 prim ödeme gün sayısı, 4447 sayılı yasayla 1999 yılında 7000'e
çekilmişken, emeklilik sigortası kanun tasarısı ile bu bu miktar 9000 güne
çıkarılmaktadır. Yani emeklilik hakkından yararlanabilmek için çalışandan en
az 25 yıllık bir çalışma beklenmektedir. Üstelik bu süre, tam zamanlı ve
sürekli olarak fiilen çalışılarak geçirilen süre olup, usulüne göre ilgili
kuruma bildirilmiş olması gerekmektedir.
Görüleceği üzere, kısa vadeli sağlık sigortası olsun, uzun vadeli emeklilik
sigortası olsun, çalışanların bu sigorta hizmetlerinden yararlanabilmeleri
için, belirlenmiş prim ödeme gün sayısıyla ilgili koşulu yerine getirmiş
olmaları gerekmektedir.
Tüm çalışanlar kapsanabilecek mi?: Sosyal güvenlik reform
tasarılarında konunun teknik boyutlarıyla ilgili olarak söylenebilecek
önemli hususlar bulunmaktadır. Ancak, tüm çalışanların kapsama alınması
reform tasarılarının hedefi olmasına karşın, getirilen düzenlemelerin
sonuçları açısından bu hedefin gerçekleşmesinde güçlükler yaşanacağı
şimdiden bellidir.
Nitekim, getirilen önkoşullar itibarıyla, hem sağlık hem de emeklilik
sigortalarından ancak tam zamanlı ve sürekli çalışanların yararlanmasının
hedeflenmiş olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır.
Kısmi süreli (atipik) çalışanlar ne olacak?: Ulaşım ve iletişim
teknolojilerinde yaşanan olağanüstü gelişmeler üretim biçimini esnekleştirir
ve çalışma ilişkilerini çeşitlendirirken, istihdamdaki ağırlık, reel
sektörden hizmet sektörüne kaymıştır. Hizmet sektörü, niteliği gereği esnek
ve atipik çalışma ilişkilerinin gelişmesine neden olmuştur. Reel sektörde
çalışmalar ağırlıklı olarak tam süreli ve süreklidir. Ancak, küresel rekabet
ortamında reel sektördeki çalışma biçimleri de esnekleşmektedir. Nitekim,
Türkiye'de de 4857 sayılı yeni İş Kanunu ile esnek çalışma ve atipik çalışma
biçimleri hayata geçmiştir. Normal haftalık çalışma süresinin önemli ölçüde
altında yapılan çalışmalar kısmi süreli çalışma olarak
değerlendirilmektedir. Gerek 4857 sayılı İş Kanunu'nun gerekçesinden,
gerekse iş sürelerine ilişkin olarak düzenlenmiş yönetmelikten anlaşılacağı
üzere haftada 30 saat ve altında yapılan çalışmalar kısmi süreli çalışma
sayılacaktır. Çağrı üzerine çalışmanın koşulları yasada açık olarak
belirlenmiştir. Taraflarca özel olarak belirlenmemiş olması halinde, çağrı
üzerine çalıştırılanlar, haftada en az 20 saat çalışmış olarak kabul
edileceklerdir. Objektif koşulların varlığı halinde belirli süreli
çalıştırma yapılabilecektir (4857 sk.m. 11,13,14).
Ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu'na göre, hakların uygulanmasında sözleşme
türleri arasında eşitlik ilkesi uygulanacağından, tam süreli çalışanlarla,
kısmi süreli çalışanlar arasında eşitlik ilkesi bağlamında kıst esası
uygulanacaktır (m.13).
Emeklilik sigortasından yararlanabilme olasılığı: Nitekim, yeni
hazırlanan
Emeklilik Sigortası Kanun tasarısına göre, kısmi süreli çalışanların sigorta
prim ödeme gün sayıları, "İşveren ve sigortalı arasında kısmi süreli hizmet
akdinin yazılı olarak yapılmış olması kaydıyla ay içerisinde günün bazı
saatlerinde çalışan ve çalıştığı saat karşılığında ücret alan sigortalının
ay içindeki prim ödeme gün sayısı, ay içindeki toplam çalışma saati
süresinin 4857 sayılı İş Kanunu'na göre belirlenen genel haftalık çalışma
süresine göre hesaplanan günlük çalışma saatine bölünmesi suretiyle
bulunur..." ifadesiyle kıst esasına göre belirlenmiştir (Tasarı/m.74).
4857 sayılı İş Kanununda, hangi çalışma süresinin kısmi
zamanlı sayılacağı konusunda üst sınır açısından belirleme yapıldığı halde,
alt sınır konusunda bir düzenleme olmadığı için, emeklilik sigortası
bağlamındaki sorun daha çırpıcı olarak ortaya çıkmaktadır. Kuramsal olarak
haftada 1 saatlik bir çalışma da kısmi süreli çalışma olarak
görülebilecektir. Ancak, uç örnekten uzaklaşarak daha makul, uygulamada
sıkça karşımıza çıkabilecek süre olarak haftalık çalışma süresinin örneğin
15 saat olduğunu varsaydığımızda, tasarıda belirtilen formüle göre, prim
ödeme gün sayısı karşılığının haftada (15 / 7.5 =) 2 gün olacağı
görülecektir. Bu koşullarla çalışan kısmi süreli çalışan için ödenecek prim
gün sayısı ay içinde 8 gün olacaktır. Kısmi süreli çalışmanın üst sınırı
olan haftada 30 saat çalışma örneğinden yola çıkıldığında dahi, kısmi süreli
çalışan işçinin ay içerisindeki prim ödeme gün sayısı duruma göre ancak
16-18 gün arasında olacaktır. Bu durumda tam süreli olarak çalışan bir
işçinin 25 yılda doldurabileceği 9000 günlük alt sınır, kısmi süreliliğin
üst sınırında çalışan bir işçi için bile yaklaşık 50 yıl olacaktır.
O halde tasarıdaki düzenlemeler ışığında kısmi süreli
çalışan bir işçinin emeklilik sigortasından yararlanma olasılığı insan
ömrüyle uyum sağlamıyorsa, kısmi süreli çalışanların sigortalı kabul
edilmesi ve prim kesilmesi karşılıksız kalacaktır. Emeklilik Sigortası Kanun
tasarısındaki, emeklilik yaşına (Kadın işçide 58, erkek işçide 60) üç yıl
eklenmesi koşuluyla 5400 gün prim ödemiş olanların emeklilik sigortasından
yararlanabileceğine ilişkin düzenleme de bu sonucu değiştirmeyecektir
(Tasarı m.36/c). Bu şartlar altında kısmi süreli çalışanların kayıt dışı
kalması anlaşılmaz bir sonuç olmayacaktır.
Yılda 90 gün prim ödemesi zor
Sağlık yardımından yararlanabilme olasılığı: Diğer
taraftan, Emeklilik Sigortası Kanun tasarısına göre, çalışanların sağlık
yardımlarından yararlanabilmesi ve buna bağlı olarak geçici iş göremezlik
ödeneği alabilmesi için ödenmesi gereken prim gün sayısının, bir yıl içinde
en az 90 gün olması gerekmektedir (Tasarı/m.19). Haftada 15 saat çalışmaya
dayalı örnekle devam edersek, hastalanma anından geriye dönük bir yıl
içerisinde yatırılmış sigorta prim gün sayısı ancak (8 gün/ay x 12 ay =) 96
gün/yıl olacaktır. Sağlık sigortasından yararlanabilme hakkı 90 gün prim
yatırılmış olmasına bağlı olduğundan, örnek verilen çalışan için sağlık
sigortasından yararlanabilme hakkı her an kaybedilebilecek bir sınırda
doğmuş olacaktır. Üstelik, işe yeni başlayan için sağlık yardımından
yararlanabilme hakkı ancak o yılın sonunda doğabilecektir.
Kısmi süreli çalışanlara özel tasarıda neler var? Kısmi
süreli çalışanların birden fazla işverenle ilişkiye girerek prim ödeme gün
sayısını artıramamaları halinde sağlık ve emeklilik sigortalarından
yararlanmalarının güçlüğü ortada olduğundan, sistemin başka
düzenlemelerinden yararlanma durumunda kalabileceklerdir.
Nitekim, sağlık hizmetlerinden yararlanabilme
konusunda, kısmi süreli çalışanlar açısından, 'Primsiz Ödemeler Sistemi'nin
devreye girebileceği ileri sürülebilecektir. Primsiz Ödemeler Kanun
tasarısına göre, gelirleri Asgari Yaşam Düzeyi Tespit Komisyonu tarafından
belirlenen asgari yaşam düzeyinin (yasal asgari ücretin yarısını
gaçemeyecektir) altına düşenler, pirimsiz ödemeler sisteminden
yararlanabileceklerdir (tasarı /m.18).
Dolayısıyla, kısmi süreli çalışanların sağlık yardımlarından, primsiz
ödemeler bağlamında yararlanabileceklerini söylemek mümkün olmakla birlikte,
kısmi zamanlı çalısan işçi ile, tam zamanlı çalışan işçi arasında 4857
sayılı kanun çerçevesinde uygulanması gereken
eşitlik ilkesi, kıst bağlamında hayata geçmemiş olacaktır. Yine, kısmi
süreli çalışanlara Emeklilik Sigortası Kanun tasarısına göre isteğe bağlı
sigortadan yararlanabilme hakkı tanınmıştır (Tasarı/m.51) Bu hakkın
tanındığı, 'isteğe bağlı sigortalılığın sona ermesi' başlıklı hükümden
anlaşılmaktadır. Buna göre, kısmi süreli işte çalışmaya başlamak, isteğe
bağlı sigortalılığı sona erdirmeyecektir (Tasarı/m.54).
Görüleceği üzere, isteğe bağlı sigortaya girerek
kısmi süreli çalışanların emeklilik sigortasından yararlanma yolu açılmak
istenmektedir. Ancak, primsiz ödemeler sistemine girme çizgisinde gelir
yetersizliğine sahip kısmi süreli çalışanın, bu olanaktan yararlanabilme
şansı da oldukça tartışmalıdır.
Çalışanlar açısından sigorta kavramının yarattığı bilinç, gerektiği anda
sağlık hizmetini alabilmek, önceden emekli olunabilecek zamanı öngörebilmek
olduğundan, sayıları giderek artan kısmi süreli çalışanlar açısından, bu
bilince uygun düzenlemelere sosyal güvenlik reform tasarılarında yer
verilmediği açıktır. Tam zamanlı ve sürekli olarak çalışanlara göre
düzenlenmiş tasarılar, kısmi süreli çalışanların da emeklilik ve sağlık
sigortalarından yararlanabilmelerine olanak sağlayacak şekilde, yeniden
gözden geçirilmelidir.
Bunun için, sadece ödenmiş prim gün sayısına dayalı sigorta anlayışında
kalmayıp, çalışma süresi dışında gelirin belirlenecek bir yüzdesi üzerinden
hesaplanacak sigorta anlayışına yönelinmesi halinde kısmi süreli ve atipik
çalışanların sigortalardan hak olarak yararlanabilmesi olanağı artırılmış
olacaktır
(*). Ayrıca, emeklilik ve sağlık sigortalarından
yararlanabilme olanakları sağlandığı ölçüde kısmi süreli çalışma biçimleri
tercih edilebilir hale gelebilecektir.
Aksi takdirde, karşılığı alınamayacak prim ödenmek istenmeyeceğinden kısmi
süreli çalışma ilişkileri bir taraftan kayıt dışında kalırken bir taraftan
da 4857 sayılı İş Kanunu'nda yapılan esneklik ve atipik çalışma biçimlerine
ilişkin düzenlemelerden beklenen istihdamı artırıcı etki hiç gündeme
gelmeyecektir.
(*) Bkz. -Ton Wilthagen and Martijn
Van Welzen, Depatmant of Social Low and Socıal Polıcy, Flexıcurıty Research
Programme, Tiburg University, Holland.
Bu yazı RADİKAL WEB
Sitesinde yayınlanmıştır.
|
|