|
|
2-BÖLÜM
Türkiye’de yoksulluk
Türkiye’de yoksulluk durumu, yoksulluk algısı ve daha önemlisi yoksulluk
tepkisi sadece kafamızı çevirdiğimizde görebileceğimiz, somutlaşmış,
kurumlaşmış ve organik olsa da örgütlenmiş bir sosyal kategori içermiyor.
Kolayca fark edilebilecek olan, kafalarımızı çevirip görebileceğimiz,
yoksulluğun görüntüleri olabilir ancak. Fakat, kentleşme son yirmi yılda
artan atomizasyonla birlikte mekansal ayrışma hızlanmış olsa da, hala
“yoksulluk” durumu, algısı, yaşanışı kağıt üzerinde yapılacak endeksleme ile
kolayca açığa çıkartılabilecek bir realiteden fazlasını içeriyor.
Genel olarak değerlendirildiğinde ülkemizde, yoksulluğun ortaya çıkmasında;
işsizlik, yoksul bireyin özellikleri, ülkede yaşanan ekonomik krizler,
bireyler arası gelir dağılımındaki dengesizlikler, sosyal güvenceye sahip
olamama, ülkemizde uygulanan çeşitli ekonomik politikalar gibi nedenlerin
etkili olduğu söylenebilir.
Dünya’nın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sermayenin ulus aşırı
hareketliliğinin artması, ulusal yasal çerçeveleri yetersiz ve kullanışsız
kılma eğilimindedir. Sermaye hareketi gelişmekte olan ve az gelişmiş
ülkelerde düşük ücretli emeğe yönelmiştir. Bu bağlamda, tüm dünyada olduğu
gibi Türkiye’de de ev eksenli veya evde çalışma artmaya başlamıştır. Evde
çalışma küreselleşmeden iki şekilde etkilenmiştir : a) Geleneksel bağımsız
ev üretimi bağımlı üretime dönüşmüştür veya dönüşmektedir, b) Yeni emek
yoğun evde çalışma biçimleri ortaya çıkmıştır. Sektörel çeşitlilik olmakla
birlikte tekstil, elektronik, otomotiv, kimya ve gıda sektörlerinde
yaygındır.
Uluslar arası platformlarda özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler
açısından yoksullaşma nedeni olarak tanımlanan bir konu ise Türkiye’yi de
yakından ilgilendiren “yolsuzluklar” olmaktadır. Kayıt dışı ekonominin
varlığına sürdürmesine yol açarak, ülkenin kısıtlı mali kaynaklarının mevcut
gelir dağılımındaki adaletsizlikleri daha da körükleyerek ülke çapında etik
olduğu kadar ekonomik kayıplara da yol açtığı belirlenen yolsuzluklarla
mücadelenin yoksullukla mücadele programları ile ayrılmaz bir bütünlük
içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların etkisiyle yoksulluk
sorunu gittikçe artarken gecekondularda yaşayan bireyler yanında aile
kurumu, tüm toplum bu olumsuz koşullardan payını almaktadır. Bu olumsuz
koşulların başında aile içi ilişkilerin olumsuz etkilenmesi, yetersiz
beslenmeye dayalı fiziksel zayıflık ve hastalıklara yakalanma riskinin çok
fazla olması, suç işleme, alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklar edinme, en
temel ihtiyaçları bile güçlükle karşılama, yeterli bir eğitim alamama gibi
nedenler gelmektedir.
Ülkemizdeki yoksulluğun bir başka boyutu da kadınlar üzerindeki etkileridir.
Ülkemizde yoksulluktan doğan sorunlar, erkeklerden çok kadınları
etkilemekte, halen var olan cinsiyet sorunlarını daha da kötüleştirmektedir.
Hukuki ve kurumsal korumalara rağmen bu eşitsizlik hala vardır ve
yaygınlaşmaktadır. Yalnız Türkiye deki yoksulluk değil bütün dünyadaki
yoksulluğun yüzü giderek daha fazla kadın yüzü olmaktadır. Bunun nedeni,
kadınların düşük statülü ve düşük ücretli işlerde çalışmaları ile aile
işgücü olarak evde yaptıkları ücretsiz işlerin ulusal gelir içinde
hesaplanmamasıdır.
Türkiye’nin genel durumuna bakıldığında, gelir dağılımındaki adaletsizlik
belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Zengin ile yoksul arasındaki gelir
uçurumunun son ekonomik kalkınma politikalarıyla arttığı gözlenmiştir. Gayri
Safi Milli Hasılanın 2001 verilerine göre %6 küçüldüğü belirtilmiştir(DİE
verileri). Öte yandan DPT verilerine göre Türkiye de yoksulluk çizgisi
altında yaşayanların oranı kentlerde: Doğu Anadolu’da %46.6, İç Anadolu’da
%32.9, Güney Anadolu’da %13.1, Kuzey Anadolu’da %7.4. Kırsal alanlarda ise,
Doğu Anadolu’da %43.5, İç Anadolu’da %23.1, Batı Anadolu’da %4.4, Güney
Anadolu’da %20.8, Kuzey Anadolu’da %8.2 dir.
Aşağıda Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) tarafından hazırlanan
“Türkiye’de Bölgelerin Gelişmesi 2000” raporundan çeşitli istatistikler
vardır. Bu istatistikler Türkiye de yoksulluğun hangi boyutlarda olduğunu
çok açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.
• Sağlıklı içme suyu olmayan ev halkı %26.2
• Sağlıklı tuvaleti olmayan ev halkı %31.3
• Yoksulluk sınırı altında yaşayan ev halkı %14.2
• 15-49 yaş arası sağlık sigortası bulunmayan ev halkı %42.4
• Doğum öncesi hiç bakım alamayan kadın %32.5
• Sağlık kuruluşunda gerçekleştirilen doğum %72.5
• Tetonoz aşısı olmadan gerçekleştirilen doğum %53.4
• Modern doğum kontrol yöntemi kullanan kadın %37.7
• 15-49 yaş arası eğitimi olmayan kadın %16.7
• DBT3 aşısı olmamış bebek %34.6
• Polio3 aşısı olmamış bebek %33.5
• Kızamık aşısı olmamış bebek %15.6
• Tam aşılı bebek oranı %45.7
• Bebek ölüm hızı (1000 canlı doğumda) %42.7
• 7-13 yaş arası okula kayıtlı olmayan kız çocuk %31.9
• 7-13 yaş arası okula kayıtlı olmayan erkek çocuk %21.2
Türkiye’de yoksulluğun profili
Fertlerin Cinsiyet ve Yaşına göre yoksulluk:
Minimum gıda harcaması maliyeti yöntemine göre, cinsiyet ayrımında toplam
yoksulların içinde kadınların%51,49, erkeklerin ise %48,51 payı vardır. Yerleşim
yerleri açısından yoksulların büyük bir kısmı (%71,67) kırsal alanda
yaşamaktadır. Cinsiyet ayrımında da toplam yoksullar içinde kırsal alanda
yaşayanlar kente göre daha fazladır. Yaş grupları açısından 15-64 yaş ile 0-14
yaş grupları birbirine oranda ve 65+yaş grubuna göre yüksek oranda yoksul ferde
sahiptir.
Minimum gıda harcaması maliyetine göre yoksul fertlerin yaş ve cinsiyet
dağılımı:
Temel gereksinimler maliyeti yöntemine göre,yaş grupları açısından 15-64 yaş
grubunda %52.78,0-14 yaş grubunda %42,26, 65+grubunda ise %4,96 yoksul vardır.
Kırsal alanda yaşayan yoksullar kentlerde yaşayanlara göre fazladır. Cinsiyet
ayrımında kadınlar erkeklere göre daha fazla yoksuldurlar.
Fertlerin öğrenim durumuna göre yoksulluk:
Fertlerin öğrenim durumu için 6 ve daha yukarı yaştaki fertler incelenmiştir.
Türkiye’de toplam fertlerin %90’ı 6 yaş üstüdür. Fertlerin öğrenim düzeyi
artıkça yoksul fert oranı azalmaktadır. Yerleşim yeri bazında ise kırsal
yerleşim yerlerinde yaşayanlar kentte yaşayanlara göre daha fazla yoksullukla
karşı karşıya kalmaktadırlar.
Minimum gıda harcaması maliyetine göre yoksul fertlerin öğrenim durumu ve
cinsiyet dağılımı:
Temel gereksinimler maliyetine göre ilkokul mezunları grubunda daha fazla
yoksullukla karşılaşılmaktadır . Yoksulların büyük kısmı kırsal alanda
yaşamaktadır.
Fertlerin medeni durumuna göre yoksulluk: Türkiye’de toplam fertlerin %76’sı 12
ve daha yukarı yaştadır. Medeni durum yönünden yoksulluk oranları incelendiğinde
,evliler ve evlenmemişler grubunda daha fazla yoksul vardır. 12 ve daha yukarı
yaşta olup temel gereksinimler maliyetine göre yoksulluk sınırının altında kalan
fertlerin yarısından fazlası evlidir. Hiç evlenmeyenler grubunda bulunan
fertlerin %38,19’u yoksuldur.
Çalışma durumuna göre yoksulluk:
Türkiye’de 12 ve daha yukarı yaşta olanlar toplamın %76‘sını oluşturur. Bu
fertlerden yoksul olanların çalışma durumlarına göre dağılımları incelenmiştir.
Minimum gıda harcaması maliyeti yöntemine göre, çalışan yoksulların oranı ise
%46,33’tür. Çalışan ve çalışmayan fertler içerisinde kırsal alanda yaşayanlar
kentte yaşayanlara göre daha fazla yoksuldurlar. Çalışmayan yoksullar içinde ev
hanımı öğrenci işi yok olanlar diğerlerine göre daha yüksek oranda yoksul ferde
sahiptir. Çalışanlar içinde ise kırda ücretsiz aile işçileri,kentte yevmiyeli
olanlar diğer çalışanlara göre daha fazla oranda yoksula sahiptir.
Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoksulluk, üzerinde durulması gereken bir
sorundur. Özellikle ülkemizin toplumsal yapısı ve geri bıraktırılmış bir ülke
olmasından dolayı yoksulluğun boyutları giderek büyümekte ve üstesinden
gelinmesi çok zor bir hal almaktadır. Ülkemiz nüfusunun çok büyük bir bölümü
yoksullukla boğuşmakta ve yoksulluğun getirdiği yoksunluklarla baş edemez duruma
gelmiştir.
Doğal Afetlerden Kaynaklı Yoksulluk
Türkiye’nin %92’si deprem riski altında olup özellikle Karadeniz Bölgesi’nden
sel ve heyelan nedeniyle hemen hemen her yıl önemli maddi hasarlar ortaya
çıkmaktadır. 1999 yılının 17 Ağustos ve 12 Kasım tarihlerinde Türkiye’de Marmara
Bölgesi’nde yaşanan deprem felaketlerinden etkilenen insan sayısı kesin olarak
belirlenmemiş olmakla birlikte DİE tarafından 17 Ağustos depremi sonrası
bölgenin depreme ilişkin olarak temel ihtiyaçların belirlenmesi amacıyla iki
anket çalışması yapılmıştır.
Deprem bölgesinde çadır kent dışında kalan hanelerin ihtiyaç sıralamasında gıda
%61,6 ile ilk sırayı alırken, çadır kentlerde olan talepler yer değiştirerek
ikinci ihtiyaç malzemesi temizlik maddesi%50,6, üçüncü sıradaki ihtiyaç maddesi
ise %49,6 ile giyecek olmaktadır. Deprem bölgesinde barınma koşullarının ani
ortadan kalkışının yaratmış olduğu yoksulluk halinin temel ihtiyaç maddesi olan
gıda, giyim ve temizlik maddelerine olan aşırı ihtiyaç anılan bölgede çalışsın
çalışmasın insanların topluca yoksul olduğunun asıl göstergesi olmaktadır. Giyim
eşyası dahil kaybedilenlerin yeniden edinimi sorunu ortadayken bir de işsizlik
yaşanıyorsa yoksulluk, genel olarak tüm deprem bölgesinde yaşanmakta olan
yoksulluktan çok daha derin ve yoğun hale gelmektedir.
Zorunlu Göç ve Yoksulluk
Türkiye genelinde yapılan araştırmalarda yoksulluk ile göç arasında doğrudan
ilişkileri ortaya koyan veri tabanı bulunmadığı gibi, bölgeler arası içgöç
konusunda DİE’nin hazır verilerinin anlamlı ayrıntılı çalışmalara uygun olmadığı
da saptanmıştır. Ülke genelinde kırsal yoksullaşmaya bağlı olarak yaşanmakta
olan göç olgusu 1950’lerden bu yana gündemdedir. 1970’li yıllara kadar kırsal
alandan kademeli göç ve göçerler açısından göçülen noktada göreli refah düzeyi
artışı tartışmaları yapılırken, 1980’li yılların ortalarından itibaren can ve
mal güvenliği talebi göç nedenleri arasına katılmıştır. Güvenlik nedeniyle
kitlesel göç göçerlerin geldikleri noktadaki yaşam kalitesinin düşmesine
yaptıkları olumsuz katkı nedeniyle geldikleri noktada dışlanmaları söz konusu
olabilmektedir. Dolayısıyla yitirmeye bağlı psikolojik yoksunluk reel yoksulluk
ile de desteklenerek, göçerlerde yoksulluğun yoğunlaşmasına neden olmaktadır.
2- SOSYAL HİZMET MESLEĞİ VE YOKSULLUK
Sosyal hizmet mesleğinin, yoksulluk sorununa yönelik yaklaşımını ele almadan
önce sosyal hizmeti tanımlamakta fayda vardır.
Sosyal hizmet, sosyal sorunlarla yakından ilgili sorun çözücü bir meslektir.
Sosyal hizmet mesleği sorunlarla ilgili olarak müracaatçıların önüne hazır
reçete koyan bir meslek değildir. Sorunun çözümü açısından müracaatçıyla beraber
hareket eden ve müracaatçının sorunun çözümü sürecinde yer almasını ve katılım
göstermesini sağlamaya çalışan bir meslektir. Mesleğin uygulayıcısı olan SHU’
ları müracaatçı ile beraber sorunun çözümüne yönelik alternatifleri
değerlendirerek müracaatçının bu konuda ne yapabileceğine ilişkin düşünmeye
yönlendirir. Buradaki amaç müracaatçıya sorun çözme becerisinin kazandırılması,
böylece müracaatçının ileride benzer sorunlarla karşılaştığında, kazanmış olduğu
beceriyi kazanma fırsatı bulacak her konuda karşılaştığında hemen profesyonel
yardım almaya yönelecektir. Sosyal hizmet uzmanının nihai amacı bireylerin
kendilerini gerçekleştirmesine yardımcı olmak ve bu sayede tüm toplumda sosyal
refahı sağlamaktır.
Sosyal hizmet mesleği, sosyal refah kurumunun gelişmesinden sonra, sosyal refah
sistemi içinde yer almıştır. Sistem içindeki diğer meslek ve disiplinlerin
ihtisas alanları dışında kalan konuların ele alınması, sorunların çözümlenmesi
için yeni bir mesleğe duyulan ihtiyaç sonucunda sosyal hizmet mesleği ortaya
çıkmıştır. Meslekleşme sürecinde sosyal hizmet bazı güçlüklerle karşılaşmıştır.
Bunların en önemlisi, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın insanlık tarihi kadar
eski geleneksel bir uygulama oluşudur. Sosyal hizmetin ilk çalıştığı sorun
gruplarından biri olan yoksul grupların iç içe olduğu geleneksel sosyal
yardımlaşma ve dayanışmayı yaşamaları sürecinde, mesleği, bilimsel uygulamaları
kabul ettirmek kolay olmamıştır.
Tarihsel süreçte de görüldüğü gibi sosyal hizmet mesleğinin ilk uygulamalarını
gerçekleştirme çabasında olduğu sorun grubu yoksullardır. Bu aşamada sosyal
hizmet yoksullara sosyal yardım süreciyle gündeme gelmiştir.
Sosyal hizmet, daima yoksulla ve yoksulluğun azaltılmasıyla ilgilenen
mesleklerin merkezinde yer almaktadır. Sosyal hizmetin yoksulluk üzerine
gitmesinin ve onu azaltmaya çalışmasının iki esas sebebi vardır. Birincisi ;
yoksulluk, adaletli bir toplum söylemine engel olmaktadır. Yani yoksulu bulunan
toplumda adaletten söz edilememektedir. İkincisi; yoksulluk çoğu problemin
altında yatan ana neden gibi görünmektedir.
Sosyal hizmet mesleği açısından, yoksulluk sorunun çözümüne makro ve mikro
düzeydeki ele alışlarla yaklaşılabilir. Mikro düzeydeki ele alış, sorunun çözümü
açısından daha çok bireyle birebir ilişkiyi gerektiren düzeyde bir ele alıştır.
Makro düzeyde, sosyal hizmet mesleğinin politika oluşturma sürecindeki
katkılarından söz etmek mümkündür. Bu açıdan, diğer bireylere yönelik olduğu
kadar, yoksul bireylere yönelik sosyal refah politikalarının oluşturulması
sürecinde katkı sağlayıcı role sahiptir. Bir başka deyişle mesleğin uygulayıcısı
sosyal hizmet uzmanları bu konuda, günümüzdeki uygulamalarında makro-mikro
düzeyde bakıldığında, politikaların oluşturulması ve uygulanması ile ilgilidir.
Sosyal hizmet mesleği, muhtaç ve yoksullara sosyal yardım, boyutuna ilişkin
uygulama süreçlerini çeşitli kurum ve kuruluşların bünyesinde
gerçekleştirmektedir. Sosyal hizmet uzmanları, sosyal yardım için başvuran
bireylerin sosyal incelemelerini gerçekleştirerek, yazacağı sosyal inceleme ve
değerlendirme raporuyla muhtaçlığın söz konusu olup olmadığına karar verir.
Sosyal hizmet mesleği, yoksulluğun nedenlerine de yönelik çalışma içinde
bulunmaktadır. Bireylerin mevcut kaynaklardan yararlanma şansını yükseltmeye;
insanların sorunların üstesinden gelebilecek donanımı sağlamaya, nedenleri
ortadan kaldırmaya yönelik yoksul bireylerle mesleki çalışma yapar. Örneğin;
bazı eğitimsel, bilgisel becerilerin olmamasına dayalı bir işte çalışamama,
gelir elde edememeye bağlı yoksulluğu ortadan kaldırmak için bireye yol
gösterici, destekleyici ve bireyin güçlü yönlerini ortaya çıkarıcı bir
yaklaşımla yaklaşma gibi. Bu açıdan bireyin örneğin: dil eğitimi alması,
bilgisayar öğrenmesi, yeteneğine uygun işle ilgili kurs vb. eğitim alması teşvik
edilebilir. Yoksul bireyle, yeteneklerine uygun yapabileceği işi belirlemeye
yönelik çalışabilir. Bireyin farkında olmadığı yeteneklerini görmesi sağlanır.
Sosyal hizmet mesleği, yoksullara yönelik uygulama süreçlerinde yerine göre
sosyal kişisel çalışma, yerine göre grup çalışması, yerine göre de toplumla
çalışma yöntemlerinden ve yöntemlere özgü mesleki tekniklerinden
faydalanmaktadır.
Sosyal hizmet, sorun çözücü bir meslek olduğuna göre, insanların büyük
çoğunluğunu ilgilendiren yoksulluk sorunu gibi oldukça karmaşık bir sorunla,
ilgilenmemesi de düşünülemez. Çünkü yoksulluk hem bir sonuçtur, hem de birçok
problemi ortaya çıkaran bir nedendir. Sosyal hizmet yoksulluğun ortadan
kaldırılması veya azaltılmasıyla birinci derecede ilgili bir meslektir.
3- SOSYAL YARDIMLAR
Sosyal yardımlar; “geçinme güçlüğü içinde olan” ve “toplumdan dışlanma
tehlikesiyle karşılaşan kişilerin” , yoksul ve az gelirli insanların veya sosyal
grupların yaşamlarının güvence altına alınması konusunda, kamu sorumluluğu
ilkelerinin kabul edilmesinden doğmaktadır. Sosyal yardımlar genellikle vergiler
ile finanse edilmektedir. Herhangi bir karşılık söz konusu olmaksızın gereksinim
içinde bulunan kişileri kapsamaktadır. Sosyal yardımlar, tek yanlı olarak devlet
ya da kamu makamlarınca yasal yetki ve görev verilmiş gönüllü kuruluşlar
tarafından yapılmaktadır. Yaralanan kişinin herhangi bir mali katkısı söz konusu
değildir.
En geniş kapsamı ile “sosyal yardım; yerel ölçüler içinde asgari seviyede dahi
kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu kişileri geçindirme olanağından kendi
ellerinde olmayan nedenlerden dolayı yoksun kalmış kişilere, resmi kuruluşlar
veya kanunun verdiği yetkiye dayanarak yarı resmi veya gönüllü kuruluşlarca
muhtaçlık tesbitine ve kontrolüne dayalı olarak yapılan kişileri en kısa sürede
kendi kendilerini yeterli hale getirmek amacını taşıyan parasal ve nesnel sosyal
gelirden oluşan bir sosyal güvenlik ve sosyal hizmet alanıdır”.
Sosyal yardımların temel amacı, muhtaç veya yoksul durumda bulunan kişilerin,
muhtaçlık koşulları ortadan kalkıncaya kadar ve yardım almadan kendi başlarına
yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelinceye kadar gelir
güvencelerinin sağlanmasıdır. Çünkü sosyal yardımın altında, insanı koruma
çabası yatmaktadır. Böylece onun yaşamını sürdürmesine destek olunmaktadır.
Günümüz Türkiye’sinde sosyal yardım uygulamaları 2022 sayılı altmış beş yaşını
doldurmuş muhtaç, kimsesiz ve güçsüz Türk vatandaşlarına aylık bağlanması
hakkında kanun, 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu,
4109 sayılı Asker Ailelerinden Muhtaç Olanlara Yardım Hakkında Kanun, 2828
sayılı Sosyal hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile kamu kurumları,
belediyeler, vakıf ve dernekler eliyle yürütülmektedir.
Türkiye’de sosyal yardımlarla ilgili mevzuat
2828 sayılı kanun ve sosyal yardım uygulaması
Ülkemizde sosyal ve ekonomik yoksunluk içerisinde bulunan çocuklara, gençlere ve
yetişkinlere, özürlülere, yaşlılara, ailelere ve topluluklara yönelik maddi ve
manevi içerikli sosyal hizmetleri planlamak, uygulamak ve uygulamasını teşvik
etmek, rehberlik sağlamak, yönlendirmek, koordine etmek ve denetlemek görevi,
2828 sayılı Kanunla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’ne
verilmiştir.
Bu görevi yerine getirmekle sorumlu olan SHÇEK, koruyucu-önleyici-destekleyici
ve tedavi edici sosyal refah ve sosyal yardım karakterli hizmet modelleriyle
bütün muhtaç birey ve ailelere ulaşabilmeyi hedeflemekte ve ülkedeki yoksulluğa
karşı mücadelede oldukça önemli rol oynamaktadır. Yoksulluk içerisinde olup da,
temel gereksinimlerini karşılayamayan ve hayatlarını en düşük düzeyde dahi
sürdürmekte güçlük çeken kişi ve ailelere kaynakların yeterliliği ölçüsünde ayni
ve nakdi yardımlarda bulunmak 2828 sayılı Kanun ile Kurum’a verilen görevler
arasında yer almıştır.
2828 Sayılı Kanuna Göre Sosyal Yardım Hizmetleri
Yoksulluk içinde bulunan kişilerin herhangi bir sosyal hizmet kuruluşu bünyesine
dahil edilmeden kendi evlerinde ve ortamlarında korunmasına yönelik olarak
gerçekleştirilecek hizmetler 2828 kanun ile SHÇEK’e verilmiştir. 28.9.1986
tarihli 19235 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren SHÇEK Ayni ve
Nakdi Yardım Yönetmeliği ile 2828 sayılı kanunla verilen görevlerin esasları
belirlenmiş ve usulüne bağlanmıştır. Bu yönetmelikle kurumun gerçekleştireceği
yardımlar ekonomik yönden muhtaçlık içinde bulunan kişilere kendi evlerinde ve
ortamlarında sağlanacak olan parasal ve nesnel sosyal yardımlar olarak
belirlenmiştir. Ancak 29.12.1993 tarih ve 21083 sayılı resmi gazetede
yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelik ile de söz konusu yönetmelikte bazı
değişiklikler ve eklemeler yapılmıştır. Buna göre ayni yardımın sınırları
genişletilmiş ve sosyal inceleme raporu sonucuna göre yardım yapılması koşulu
getirilmiştir.
Genel Müdürlük tarafından yapılan sosyal yardımlar ayni-nakdi yardım yönetmeliği
çerçevesinde belirlenen esaslar dahilinde esaslar dahilinde
gerçekleştirilmektedir.
Ayni ve Nakdi Yardım Yönetmeliğinin Genel Esasları :
* Ayni ve nakdi yardımların yapılmasında ve muhtaçlık tespitinde kurumun takdir
yetkisi esastır.
* Ayni ve nakdi nitelikteki sosyal yardımların sosyal güvenlik sisteminin
boşluklarını dolduracak şekilde planlanıp geliştirilmesi hususuna özen
gösterilir.
* Ayni ve nakdi yardım uygulamalarında muhtaç durumda bulunan kişilerin en kısa
sürede kendi imkanlarıyla geçinebilecekleri bir gelebilecekleri hizmeti sağlama
anlayışı içinde bulunulması esastır.
..........................................................................DEVAM
EDİNİZ
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.
|