Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

 
     SOSYAL YARDIM ALANI VE YOKSULLUK

Sosyal Hizmet Uzmanı Cesur CEYLAN/Sitemiz Yazarı
cesurceylan@mynet.com

1-BÖLÜM                  2-BÖLÜM                3-BÖLÜM

2-BÖLÜM 

 Türkiye’de yoksulluk

Türkiye’de yoksulluk durumu, yoksulluk algısı ve daha önemlisi yoksulluk tepkisi sadece kafamızı çevirdiğimizde görebileceğimiz, somutlaşmış, kurumlaşmış ve organik olsa da örgütlenmiş bir sosyal kategori içermiyor. Kolayca fark edilebilecek olan, kafalarımızı çevirip görebileceğimiz, yoksulluğun görüntüleri olabilir ancak. Fakat, kentleşme son yirmi yılda artan atomizasyonla birlikte mekansal ayrışma hızlanmış olsa da, hala “yoksulluk” durumu, algısı, yaşanışı kağıt üzerinde yapılacak endeksleme ile kolayca açığa çıkartılabilecek bir realiteden fazlasını içeriyor.

Genel olarak değerlendirildiğinde ülkemizde, yoksulluğun ortaya çıkmasında; işsizlik, yoksul bireyin özellikleri, ülkede yaşanan ekonomik krizler, bireyler arası gelir dağılımındaki dengesizlikler, sosyal güvenceye sahip olamama, ülkemizde uygulanan çeşitli ekonomik politikalar gibi nedenlerin etkili olduğu söylenebilir.

Dünya’nın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sermayenin ulus aşırı hareketliliğinin artması, ulusal yasal çerçeveleri yetersiz ve kullanışsız kılma eğilimindedir. Sermaye hareketi gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde düşük ücretli emeğe yönelmiştir. Bu bağlamda, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ev eksenli veya evde çalışma artmaya başlamıştır. Evde çalışma küreselleşmeden iki şekilde etkilenmiştir : a) Geleneksel bağımsız ev üretimi bağımlı üretime dönüşmüştür veya dönüşmektedir, b) Yeni emek yoğun evde çalışma biçimleri ortaya çıkmıştır. Sektörel çeşitlilik olmakla birlikte tekstil, elektronik, otomotiv, kimya ve gıda sektörlerinde yaygındır.

Uluslar arası platformlarda özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler açısından yoksullaşma nedeni olarak tanımlanan bir konu ise Türkiye’yi de yakından ilgilendiren “yolsuzluklar” olmaktadır. Kayıt dışı ekonominin varlığına sürdürmesine yol açarak, ülkenin kısıtlı mali kaynaklarının mevcut gelir dağılımındaki adaletsizlikleri daha da körükleyerek ülke çapında etik olduğu kadar ekonomik kayıplara da yol açtığı belirlenen yolsuzluklarla mücadelenin yoksullukla mücadele programları ile ayrılmaz bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Ülkemizde uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların etkisiyle yoksulluk sorunu gittikçe artarken gecekondularda yaşayan bireyler yanında aile kurumu, tüm toplum bu olumsuz koşullardan payını almaktadır. Bu olumsuz koşulların başında aile içi ilişkilerin olumsuz etkilenmesi, yetersiz beslenmeye dayalı fiziksel zayıflık ve hastalıklara yakalanma riskinin çok fazla olması, suç işleme, alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklar edinme, en temel ihtiyaçları bile güçlükle karşılama, yeterli bir eğitim alamama gibi nedenler gelmektedir.

Ülkemizdeki yoksulluğun bir başka boyutu da kadınlar üzerindeki etkileridir. Ülkemizde yoksulluktan doğan sorunlar, erkeklerden çok kadınları etkilemekte, halen var olan cinsiyet sorunlarını daha da kötüleştirmektedir. Hukuki ve kurumsal korumalara rağmen bu eşitsizlik hala vardır ve yaygınlaşmaktadır. Yalnız Türkiye deki yoksulluk değil bütün dünyadaki yoksulluğun yüzü giderek daha fazla kadın yüzü olmaktadır. Bunun nedeni, kadınların düşük statülü ve düşük ücretli işlerde çalışmaları ile aile işgücü olarak evde yaptıkları ücretsiz işlerin ulusal gelir içinde hesaplanmamasıdır.

Türkiye’nin genel durumuna bakıldığında, gelir dağılımındaki adaletsizlik belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Zengin ile yoksul arasındaki gelir uçurumunun son ekonomik kalkınma politikalarıyla arttığı gözlenmiştir. Gayri Safi Milli Hasılanın 2001 verilerine göre %6 küçüldüğü belirtilmiştir(DİE verileri). Öte yandan DPT verilerine göre Türkiye de yoksulluk çizgisi altında yaşayanların oranı kentlerde: Doğu Anadolu’da %46.6, İç Anadolu’da %32.9, Güney Anadolu’da %13.1, Kuzey Anadolu’da %7.4. Kırsal alanlarda ise, Doğu Anadolu’da %43.5, İç Anadolu’da %23.1, Batı Anadolu’da %4.4, Güney Anadolu’da %20.8, Kuzey Anadolu’da %8.2 dir.

Aşağıda Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) tarafından hazırlanan “Türkiye’de Bölgelerin Gelişmesi 2000” raporundan çeşitli istatistikler vardır. Bu istatistikler Türkiye de yoksulluğun hangi boyutlarda olduğunu çok açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.



 

• Sağlıklı içme suyu olmayan ev halkı %26.2

• Sağlıklı tuvaleti olmayan ev halkı %31.3

• Yoksulluk sınırı altında yaşayan ev halkı %14.2

• 15-49 yaş arası sağlık sigortası bulunmayan ev halkı %42.4

• Doğum öncesi hiç bakım alamayan kadın %32.5

• Sağlık kuruluşunda gerçekleştirilen doğum %72.5

• Tetonoz aşısı olmadan gerçekleştirilen doğum %53.4

• Modern doğum kontrol yöntemi kullanan kadın %37.7

• 15-49 yaş arası eğitimi olmayan kadın %16.7

• DBT3 aşısı olmamış bebek %34.6

• Polio3 aşısı olmamış bebek %33.5

• Kızamık aşısı olmamış bebek %15.6

• Tam aşılı bebek oranı %45.7

• Bebek ölüm hızı (1000 canlı doğumda) %42.7

• 7-13 yaş arası okula kayıtlı olmayan kız çocuk %31.9

• 7-13 yaş arası okula kayıtlı olmayan erkek çocuk %21.2

Türkiye’de yoksulluğun profili

Fertlerin Cinsiyet ve Yaşına göre yoksulluk:
Minimum gıda harcaması maliyeti yöntemine göre, cinsiyet ayrımında toplam yoksulların içinde kadınların%51,49, erkeklerin ise %48,51 payı vardır. Yerleşim yerleri açısından yoksulların büyük bir kısmı (%71,67) kırsal alanda yaşamaktadır. Cinsiyet ayrımında da toplam yoksullar içinde kırsal alanda yaşayanlar kente göre daha fazladır. Yaş grupları açısından 15-64 yaş ile 0-14 yaş grupları birbirine oranda ve 65+yaş grubuna göre yüksek oranda yoksul ferde sahiptir.

Minimum gıda harcaması maliyetine göre yoksul fertlerin yaş ve cinsiyet dağılımı:
Temel gereksinimler maliyeti yöntemine göre,yaş grupları açısından 15-64 yaş grubunda %52.78,0-14 yaş grubunda %42,26, 65+grubunda ise %4,96 yoksul vardır. Kırsal alanda yaşayan yoksullar kentlerde yaşayanlara göre fazladır. Cinsiyet ayrımında kadınlar erkeklere göre daha fazla yoksuldurlar.

Fertlerin öğrenim durumuna göre yoksulluk:
Fertlerin öğrenim durumu için 6 ve daha yukarı yaştaki fertler incelenmiştir. Türkiye’de toplam fertlerin %90’ı 6 yaş üstüdür. Fertlerin öğrenim düzeyi artıkça yoksul fert oranı azalmaktadır. Yerleşim yeri bazında ise kırsal yerleşim yerlerinde yaşayanlar kentte yaşayanlara göre daha fazla yoksullukla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Minimum gıda harcaması maliyetine göre yoksul fertlerin öğrenim durumu ve cinsiyet dağılımı:
Temel gereksinimler maliyetine göre ilkokul mezunları grubunda daha fazla yoksullukla karşılaşılmaktadır . Yoksulların büyük kısmı kırsal alanda yaşamaktadır.
Fertlerin medeni durumuna göre yoksulluk: Türkiye’de toplam fertlerin %76’sı 12 ve daha yukarı yaştadır. Medeni durum yönünden yoksulluk oranları incelendiğinde ,evliler ve evlenmemişler grubunda daha fazla yoksul vardır. 12 ve daha yukarı yaşta olup temel gereksinimler maliyetine göre yoksulluk sınırının altında kalan fertlerin yarısından fazlası evlidir. Hiç evlenmeyenler grubunda bulunan fertlerin %38,19’u yoksuldur.

Çalışma durumuna göre yoksulluk:
Türkiye’de 12 ve daha yukarı yaşta olanlar toplamın %76‘sını oluşturur. Bu fertlerden yoksul olanların çalışma durumlarına göre dağılımları incelenmiştir. Minimum gıda harcaması maliyeti yöntemine göre, çalışan yoksulların oranı ise %46,33’tür. Çalışan ve çalışmayan fertler içerisinde kırsal alanda yaşayanlar kentte yaşayanlara göre daha fazla yoksuldurlar. Çalışmayan yoksullar içinde ev hanımı öğrenci işi yok olanlar diğerlerine göre daha yüksek oranda yoksul ferde sahiptir. Çalışanlar içinde ise kırda ücretsiz aile işçileri,kentte yevmiyeli olanlar diğer çalışanlara göre daha fazla oranda yoksula sahiptir.

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoksulluk, üzerinde durulması gereken bir sorundur. Özellikle ülkemizin toplumsal yapısı ve geri bıraktırılmış bir ülke olmasından dolayı yoksulluğun boyutları giderek büyümekte ve üstesinden gelinmesi çok zor bir hal almaktadır. Ülkemiz nüfusunun çok büyük bir bölümü yoksullukla boğuşmakta ve yoksulluğun getirdiği yoksunluklarla baş edemez duruma gelmiştir.

Doğal Afetlerden Kaynaklı Yoksulluk
Türkiye’nin %92’si deprem riski altında olup özellikle Karadeniz Bölgesi’nden sel ve heyelan nedeniyle hemen hemen her yıl önemli maddi hasarlar ortaya çıkmaktadır. 1999 yılının 17 Ağustos ve 12 Kasım tarihlerinde Türkiye’de Marmara Bölgesi’nde yaşanan deprem felaketlerinden etkilenen insan sayısı kesin olarak belirlenmemiş olmakla birlikte DİE tarafından 17 Ağustos depremi sonrası bölgenin depreme ilişkin olarak temel ihtiyaçların belirlenmesi amacıyla iki anket çalışması yapılmıştır.

Deprem bölgesinde çadır kent dışında kalan hanelerin ihtiyaç sıralamasında gıda %61,6 ile ilk sırayı alırken, çadır kentlerde olan talepler yer değiştirerek ikinci ihtiyaç malzemesi temizlik maddesi%50,6, üçüncü sıradaki ihtiyaç maddesi ise %49,6 ile giyecek olmaktadır. Deprem bölgesinde barınma koşullarının ani ortadan kalkışının yaratmış olduğu yoksulluk halinin temel ihtiyaç maddesi olan gıda, giyim ve temizlik maddelerine olan aşırı ihtiyaç anılan bölgede çalışsın çalışmasın insanların topluca yoksul olduğunun asıl göstergesi olmaktadır. Giyim eşyası dahil kaybedilenlerin yeniden edinimi sorunu ortadayken bir de işsizlik yaşanıyorsa yoksulluk, genel olarak tüm deprem bölgesinde yaşanmakta olan yoksulluktan çok daha derin ve yoğun hale gelmektedir.

Zorunlu Göç ve Yoksulluk
Türkiye genelinde yapılan araştırmalarda yoksulluk ile göç arasında doğrudan ilişkileri ortaya koyan veri tabanı bulunmadığı gibi, bölgeler arası içgöç konusunda DİE’nin hazır verilerinin anlamlı ayrıntılı çalışmalara uygun olmadığı da saptanmıştır. Ülke genelinde kırsal yoksullaşmaya bağlı olarak yaşanmakta olan göç olgusu 1950’lerden bu yana gündemdedir. 1970’li yıllara kadar kırsal alandan kademeli göç ve göçerler açısından göçülen noktada göreli refah düzeyi artışı tartışmaları yapılırken, 1980’li yılların ortalarından itibaren can ve mal güvenliği talebi göç nedenleri arasına katılmıştır. Güvenlik nedeniyle kitlesel göç göçerlerin geldikleri noktadaki yaşam kalitesinin düşmesine yaptıkları olumsuz katkı nedeniyle geldikleri noktada dışlanmaları söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla yitirmeye bağlı psikolojik yoksunluk reel yoksulluk ile de desteklenerek, göçerlerde yoksulluğun yoğunlaşmasına neden olmaktadır.

2- SOSYAL HİZMET MESLEĞİ VE YOKSULLUK

Sosyal hizmet mesleğinin, yoksulluk sorununa yönelik yaklaşımını ele almadan önce sosyal hizmeti tanımlamakta fayda vardır.

Sosyal hizmet, sosyal sorunlarla yakından ilgili sorun çözücü bir meslektir. Sosyal hizmet mesleği sorunlarla ilgili olarak müracaatçıların önüne hazır reçete koyan bir meslek değildir. Sorunun çözümü açısından müracaatçıyla beraber hareket eden ve müracaatçının sorunun çözümü sürecinde yer almasını ve katılım göstermesini sağlamaya çalışan bir meslektir. Mesleğin uygulayıcısı olan SHU’ ları müracaatçı ile beraber sorunun çözümüne yönelik alternatifleri değerlendirerek müracaatçının bu konuda ne yapabileceğine ilişkin düşünmeye yönlendirir. Buradaki amaç müracaatçıya sorun çözme becerisinin kazandırılması, böylece müracaatçının ileride benzer sorunlarla karşılaştığında, kazanmış olduğu beceriyi kazanma fırsatı bulacak her konuda karşılaştığında hemen profesyonel yardım almaya yönelecektir. Sosyal hizmet uzmanının nihai amacı bireylerin kendilerini gerçekleştirmesine yardımcı olmak ve bu sayede tüm toplumda sosyal refahı sağlamaktır.

Sosyal hizmet mesleği, sosyal refah kurumunun gelişmesinden sonra, sosyal refah sistemi içinde yer almıştır. Sistem içindeki diğer meslek ve disiplinlerin ihtisas alanları dışında kalan konuların ele alınması, sorunların çözümlenmesi için yeni bir mesleğe duyulan ihtiyaç sonucunda sosyal hizmet mesleği ortaya çıkmıştır. Meslekleşme sürecinde sosyal hizmet bazı güçlüklerle karşılaşmıştır. Bunların en önemlisi, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın insanlık tarihi kadar eski geleneksel bir uygulama oluşudur. Sosyal hizmetin ilk çalıştığı sorun gruplarından biri olan yoksul grupların iç içe olduğu geleneksel sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı yaşamaları sürecinde, mesleği, bilimsel uygulamaları kabul ettirmek kolay olmamıştır.

Tarihsel süreçte de görüldüğü gibi sosyal hizmet mesleğinin ilk uygulamalarını gerçekleştirme çabasında olduğu sorun grubu yoksullardır. Bu aşamada sosyal hizmet yoksullara sosyal yardım süreciyle gündeme gelmiştir.

Sosyal hizmet, daima yoksulla ve yoksulluğun azaltılmasıyla ilgilenen mesleklerin merkezinde yer almaktadır. Sosyal hizmetin yoksulluk üzerine gitmesinin ve onu azaltmaya çalışmasının iki esas sebebi vardır. Birincisi ; yoksulluk, adaletli bir toplum söylemine engel olmaktadır. Yani yoksulu bulunan toplumda adaletten söz edilememektedir. İkincisi; yoksulluk çoğu problemin altında yatan ana neden gibi görünmektedir.

Sosyal hizmet mesleği açısından, yoksulluk sorunun çözümüne makro ve mikro düzeydeki ele alışlarla yaklaşılabilir. Mikro düzeydeki ele alış, sorunun çözümü açısından daha çok bireyle birebir ilişkiyi gerektiren düzeyde bir ele alıştır. Makro düzeyde, sosyal hizmet mesleğinin politika oluşturma sürecindeki katkılarından söz etmek mümkündür. Bu açıdan, diğer bireylere yönelik olduğu kadar, yoksul bireylere yönelik sosyal refah politikalarının oluşturulması sürecinde katkı sağlayıcı role sahiptir. Bir başka deyişle mesleğin uygulayıcısı sosyal hizmet uzmanları bu konuda, günümüzdeki uygulamalarında makro-mikro düzeyde bakıldığında, politikaların oluşturulması ve uygulanması ile ilgilidir.

Sosyal hizmet mesleği, muhtaç ve yoksullara sosyal yardım, boyutuna ilişkin uygulama süreçlerini çeşitli kurum ve kuruluşların bünyesinde gerçekleştirmektedir. Sosyal hizmet uzmanları, sosyal yardım için başvuran bireylerin sosyal incelemelerini gerçekleştirerek, yazacağı sosyal inceleme ve değerlendirme raporuyla muhtaçlığın söz konusu olup olmadığına karar verir.

Sosyal hizmet mesleği, yoksulluğun nedenlerine de yönelik çalışma içinde bulunmaktadır. Bireylerin mevcut kaynaklardan yararlanma şansını yükseltmeye; insanların sorunların üstesinden gelebilecek donanımı sağlamaya, nedenleri ortadan kaldırmaya yönelik yoksul bireylerle mesleki çalışma yapar. Örneğin; bazı eğitimsel, bilgisel becerilerin olmamasına dayalı bir işte çalışamama, gelir elde edememeye bağlı yoksulluğu ortadan kaldırmak için bireye yol gösterici, destekleyici ve bireyin güçlü yönlerini ortaya çıkarıcı bir yaklaşımla yaklaşma gibi. Bu açıdan bireyin örneğin: dil eğitimi alması, bilgisayar öğrenmesi, yeteneğine uygun işle ilgili kurs vb. eğitim alması teşvik edilebilir. Yoksul bireyle, yeteneklerine uygun yapabileceği işi belirlemeye yönelik çalışabilir. Bireyin farkında olmadığı yeteneklerini görmesi sağlanır.

Sosyal hizmet mesleği, yoksullara yönelik uygulama süreçlerinde yerine göre sosyal kişisel çalışma, yerine göre grup çalışması, yerine göre de toplumla çalışma yöntemlerinden ve yöntemlere özgü mesleki tekniklerinden faydalanmaktadır.

Sosyal hizmet, sorun çözücü bir meslek olduğuna göre, insanların büyük çoğunluğunu ilgilendiren yoksulluk sorunu gibi oldukça karmaşık bir sorunla, ilgilenmemesi de düşünülemez. Çünkü yoksulluk hem bir sonuçtur, hem de birçok problemi ortaya çıkaran bir nedendir. Sosyal hizmet yoksulluğun ortadan kaldırılması veya azaltılmasıyla birinci derecede ilgili bir meslektir.

3- SOSYAL YARDIMLAR

Sosyal yardımlar; “geçinme güçlüğü içinde olan” ve “toplumdan dışlanma tehlikesiyle karşılaşan kişilerin” , yoksul ve az gelirli insanların veya sosyal grupların yaşamlarının güvence altına alınması konusunda, kamu sorumluluğu ilkelerinin kabul edilmesinden doğmaktadır. Sosyal yardımlar genellikle vergiler ile finanse edilmektedir. Herhangi bir karşılık söz konusu olmaksızın gereksinim içinde bulunan kişileri kapsamaktadır. Sosyal yardımlar, tek yanlı olarak devlet ya da kamu makamlarınca yasal yetki ve görev verilmiş gönüllü kuruluşlar tarafından yapılmaktadır. Yaralanan kişinin herhangi bir mali katkısı söz konusu değildir.

En geniş kapsamı ile “sosyal yardım; yerel ölçüler içinde asgari seviyede dahi kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu kişileri geçindirme olanağından kendi ellerinde olmayan nedenlerden dolayı yoksun kalmış kişilere, resmi kuruluşlar veya kanunun verdiği yetkiye dayanarak yarı resmi veya gönüllü kuruluşlarca muhtaçlık tesbitine ve kontrolüne dayalı olarak yapılan kişileri en kısa sürede kendi kendilerini yeterli hale getirmek amacını taşıyan parasal ve nesnel sosyal gelirden oluşan bir sosyal güvenlik ve sosyal hizmet alanıdır”.

Sosyal yardımların temel amacı, muhtaç veya yoksul durumda bulunan kişilerin, muhtaçlık koşulları ortadan kalkıncaya kadar ve yardım almadan kendi başlarına yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelinceye kadar gelir güvencelerinin sağlanmasıdır. Çünkü sosyal yardımın altında, insanı koruma çabası yatmaktadır. Böylece onun yaşamını sürdürmesine destek olunmaktadır.

Günümüz Türkiye’sinde sosyal yardım uygulamaları 2022 sayılı altmış beş yaşını doldurmuş muhtaç, kimsesiz ve güçsüz Türk vatandaşlarına aylık bağlanması hakkında kanun, 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu, 4109 sayılı Asker Ailelerinden Muhtaç Olanlara Yardım Hakkında Kanun, 2828 sayılı Sosyal hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile kamu kurumları, belediyeler, vakıf ve dernekler eliyle yürütülmektedir.
Türkiye’de sosyal yardımlarla ilgili mevzuat

2828 sayılı kanun ve sosyal yardım uygulaması

Ülkemizde sosyal ve ekonomik yoksunluk içerisinde bulunan çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özürlülere, yaşlılara, ailelere ve topluluklara yönelik maddi ve manevi içerikli sosyal hizmetleri planlamak, uygulamak ve uygulamasını teşvik etmek, rehberlik sağlamak, yönlendirmek, koordine etmek ve denetlemek görevi, 2828 sayılı Kanunla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir.

Bu görevi yerine getirmekle sorumlu olan SHÇEK, koruyucu-önleyici-destekleyici ve tedavi edici sosyal refah ve sosyal yardım karakterli hizmet modelleriyle bütün muhtaç birey ve ailelere ulaşabilmeyi hedeflemekte ve ülkedeki yoksulluğa karşı mücadelede oldukça önemli rol oynamaktadır. Yoksulluk içerisinde olup da, temel gereksinimlerini karşılayamayan ve hayatlarını en düşük düzeyde dahi sürdürmekte güçlük çeken kişi ve ailelere kaynakların yeterliliği ölçüsünde ayni ve nakdi yardımlarda bulunmak 2828 sayılı Kanun ile Kurum’a verilen görevler arasında yer almıştır.

2828 Sayılı Kanuna Göre Sosyal Yardım Hizmetleri

Yoksulluk içinde bulunan kişilerin herhangi bir sosyal hizmet kuruluşu bünyesine dahil edilmeden kendi evlerinde ve ortamlarında korunmasına yönelik olarak gerçekleştirilecek hizmetler 2828 kanun ile SHÇEK’e verilmiştir. 28.9.1986 tarihli 19235 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren SHÇEK Ayni ve Nakdi Yardım Yönetmeliği ile 2828 sayılı kanunla verilen görevlerin esasları belirlenmiş ve usulüne bağlanmıştır. Bu yönetmelikle kurumun gerçekleştireceği yardımlar ekonomik yönden muhtaçlık içinde bulunan kişilere kendi evlerinde ve ortamlarında sağlanacak olan parasal ve nesnel sosyal yardımlar olarak belirlenmiştir. Ancak 29.12.1993 tarih ve 21083 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelik ile de söz konusu yönetmelikte bazı değişiklikler ve eklemeler yapılmıştır. Buna göre ayni yardımın sınırları genişletilmiş ve sosyal inceleme raporu sonucuna göre yardım yapılması koşulu getirilmiştir.

Genel Müdürlük tarafından yapılan sosyal yardımlar ayni-nakdi yardım yönetmeliği çerçevesinde belirlenen esaslar dahilinde esaslar dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Ayni ve Nakdi Yardım Yönetmeliğinin Genel Esasları :

* Ayni ve nakdi yardımların yapılmasında ve muhtaçlık tespitinde kurumun takdir yetkisi esastır.

* Ayni ve nakdi nitelikteki sosyal yardımların sosyal güvenlik sisteminin boşluklarını dolduracak şekilde planlanıp geliştirilmesi hususuna özen gösterilir.

* Ayni ve nakdi yardım uygulamalarında muhtaç durumda bulunan kişilerin en kısa sürede kendi imkanlarıyla geçinebilecekleri bir gelebilecekleri hizmeti sağlama anlayışı içinde bulunulması esastır.


         ..........................................................................DEVAM EDİNİZ

   ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.


               UYARI!
©
Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.