|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|

SOSYAL
MODEL ÇERÇEVESİNDE ÖZÜRLÜLÜĞE YAKLAŞIM
Doç. Dr. Çiğdem ARIKAN carikan@hacettepe.edu.tr

ÖZET
Özürlü bireyler toplumun en büyük azınlık gruplarından birisidir. Bu
insanlar özürlü olmaları nedeniyle hem kamusal alanda hem de özel alanda pek
çok sorun yaşamaktadırlar. Başlıca sorunları toplumdan dışlanma, ayırımcılık
ve önyargılardır. En temel haklardan yoksundurlar. Çok sorunları olduğu ve
onları çözmekten aciz oldukları düşünülmektedir. Medikal model özürlü
bireyleri sorun olarak gördüğü için, onlar da sorunlu ve yetersiz kişiler
olarak damgalanmaktadırlar.
Buna karşılık özürlülük sosyal modeli çerçevesinde özürlülük, kurumsal
ayırımcılığın ve sosyal dışlamanın bir biçimi olarak değerlendirilmektedir.
Bu çalışmada sosyal model, Özürlülük Haklan Hareketi çerçevesinde genel
olarak tartışılacaktır.
Anahtar Sözcükler: Özürlülük, Sosyal Model, Medikal Model, Özürlülük
Hakları Hareketi.
ABSTRACT
Disabled persons are one of the largest minority groups of the society. Yet
these people are disabled, have faced with many problems both in private and
public life. The main problems of them are social exclusion, discrimination
and prejudice. They are deprived of the basic civil rights.
They are supposed as to have many problems and unable to solve them. Yet
medical model of disability sees the disabled persons as problem; they are
stigmatized as problem and inadequate persons.
On the other hand, within the social model, disability is perceived as a
form of organizational discrimination and social exclusion.
On this study, the social model of disability will be discussed from the
perspective of Disability Rights Movement.
Key Words: Disability, Social Model, Medical Model, Disability Rights
Movement.
GİRİŞ
Özürlülük, hangi tipte olursa olsun bugüne dek ağırlıklı olarak medikal
model açısından irdelenmiştir. Medikal model çerçevesinde, özürlülük büyük
ölçüde bireyin yetersizliğine, patolojisine dayalı olarak açıklanmaktadır.
Başka bir deyişle Özürlü bireyler çeşitli engelleri, yetersizlikleri olması
nedeniyle toplumda ' normal ' bireylerden ayrı bir konumdadırlar.
Özürlü bireyleri böyle ele alış, pek çok sorunun oluşumuna yol açmaktadır.
Bunların başlıcaları Özürlü bireylere yönelik ayırımcı, damgalayıcı tutumlar
olarak özetlenebilir. Birey, özürlü oluşu nedeniyle 'aciz', 'yetersiz'
olarak tanımlandığında bu doğrultuda müdahalelere de hedef olmaktadır.
Özürlü bireye 'rağmen', onun adına çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır. Oysa
özürlüler kendilerini ilgilendiren konularda yine kendilerinin karar
vermeleri gerektiğini düşünmekte ve buna ihtiyaç duymaktadırlar. Bunun
tersinin olması, özürlülerin kendilerini daha da sınırlandırılmış
hissetmelerine neden olmaktadır. Buna bağlı olarak özgüvenleri, özsaygıları
sarsılabilmektedir. İntihara dek uzanan başta depresyon olmak üzere çeşitli
ruhsal sorunlar geliştirebilmektedirler.
Yaşanılan bu sıkıntılar, özürlülüğe farklı bir bakışın gelişmesine yol
açmıştır. Bu yeni bakış, sosyal model olarak tanımlanabilir. Sosyal model,
bireyleri Özürlü kılan durumun, onların 'özürlülükleri' olmadığını ileri
sürmektedir. Özürlü kılan temel faktör, toplumun kısıtlayıcı, damgalayıcı,
ayırımcı ve dolayısıyla engelleyici tutumlarıdır. Bu bakış, özürlü
bireylerin kendilerini toplumdan soyutlanmış değil tersine toplumla
bütünleşmiş hissetmelerine ortam hazırlamaktadır. Sosyal modelin Özürlüleri
toplumdan soyutlayıcı değil tersine toplumla bütünleştirici yaklaşımı
günümüzde giderek artan ölçüde kabul görmektedir. Özellikle özürlü bireyler
ve onların yakınları (akraba, arkadaş, vb.) böyle bir yaklaşıma büyük
ihtiyaç duyduklarını dile getirmektedirler.
'Sosyal Model Çerçevesinde Özürlülüğe Yaklaşım' başlığını taşıyan bu
çalışmada da Özürlülük, sosyal model açısından ele alınmaktadır. Özürlü
bireylerin medikal modelin de etkisiyle karşılaştıkları pek çok sorun
tartışılmakta; özürlü haklarının kazanılmasına yönelik mücadelenin sosyal
modele yansıması irdelenmektedir. Bütüncü sosyal hizmet müdahalesi açısından
da sosyal modele dayalı bir bakışın önemi vurgulanmaktadır.
ÖZÜRLÜ HAKLARINA GENEL BİR BAKIŞ
Özürlülük, her dönemde ve her toplumda pek çok kişiyi yakından ilgilendiren
önemli konulardan biri olarak varlığını sürdürmüştür (4). Yine özürlülük,
pek çok sorunu da tartışma konusu yapmaktadır(3;5;16;20). Yaşanılan
sorunların çok boyutlu olduğu açıktır. Bu nedenle de sorunların aşılabilmesi
yönünde bir mücadele verilmesi gereklidir.
Toplumda yaşanan sorunlar ancak örgütlü mücadeleyle aşılabilir veya yıkıcı
etkileri azaltılabilir. Aksi halde sorunlar hem bireysel hem de toplumsal
düzeyde ciddi ve geri dönülemez zararlara yol açabilir. Ancak sorunların
aşılmasına yönelik örgütlü mücadele kolaylıkla gerçekleştirilemez. Uygun
koşulların oluşması gereklidir. Bu ise çoğu kez uzun zaman alır. Uygun
koşullar denildiğinde öncelikle düşünülmesi gerekenler, bu mücadeleyi
gerçekleştirecek olanların bilinç düzeyleri ve duyarlılıklarıdır. Yalnızca
özürlü bireylerin değil toplumu oluşturan diğer bireylerin de özürlülük,
özürlü hakları gibi konularda yüksek bir bilinç ve duyarlılık sahibi
olmaları büyük önem taşımaktadır. Özürlülere hizmet veren örgüt ve
vakıfların temsilcilerinin, resmi ve gönüllü tüm kuruluş yetkililerinin
ortaklaşa çalışmaları, merkezi ve yerel politika hazırlama süreçlerine
katılmaları yaşamsaldır. Özürlülerin sorunlarının ve bunlara yönelik çözüm
yollarının saptanması aşamasında, karar organlarında bizzat özürlülerin
katılımı öncelikli olmalıdır (21: 151) . Bütün bunların gerçekleşmesi için
gereken bilinç ve duyarlılık düzeyi kısa sürede oluşamayabilir. Ne var ki
sorunları yaşayanların örgütlü olarak seslerini duyurabilmeleri,
mücadelelerini planlamaları ve bu doğrultuda eyleme yönelmeleri uzun zaman
alabilir.
Özürlülük açısından da benzer bir durum söz konusudur. Özürlü bireyler ne
kadar çok sayıda olurlarsa olsunlar, Örgütlü mücadeleleri hiçbir toplumda
hızlı ve kolay olmamıştır. Bunun önemli bir nedeni yukarıda da vurgulandığı
gibi gerek özürlü bireylerin gerekse toplumun sorunun niteliği, boyutları ve
çözüm yolları gibi konulara ilişkin duyarlılık ve bilinç düzeylerinin
düşüklüğüdür. Toplumların sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, kuşkusuz
vatandaşların duyarlılık ve bilinç düzeylerini etkiler. Sosyoekonomik açıdan
gelişmiş toplumlarda vatandaşların da başta özürlülük olmak üzere pek çok
soruna yönelik olarak duyarlılık ve bilinç düzeylerinin yüksek olması
olasılığı vardır. Ancak genel olarak, ister gelişmiş, ister gelişmekte olan,
isterse azgelişmiş ülke olsun, vatandaşların (özürlü veya değil) duyarlılık
ve bilinç düzeyleri, sorunların etkili biçimde ele alınmasına ve güçlü bir
mücadelenin biçimlenmesine elvermekten uzaktır.
Özürlü bireylerin haklarının elde edilmesine yönelik mücadele birdenbire
başlamamış; zamanla biçimlenmiştir. Bu biçimleniş, pek çok acıyı ve
sıkıntıyı da içermektedir. Özürlülük ve özürlü haklarına ilişkin olarak
belirli modeller de söz konusu biçimlenişi etkilemiş hatta yönünü
belirlemiştir. Aşağıda uzun bir döneme adeta damgasını vurmuş olan medikal
model ana hatlarıyla irdelenmektedir.
MEDİKAL MODEL VE ÖZÜRLÜLÜK
Bilindiği gibi özürlülüğe ilişkin ilk ve en eski model 'ahlaki model'(morality
model)'dir. Söz konusu model özürlülüğün, ahlaki çöküntüden kaynaklandığını,
insanın içindeki 'şeytanın' veya 'ahlaksızlığın’ dışa vurumu olduğunu ileri
sürmüştür(22). Böylece hem özürlü bireyler hem de onların aileleri büyük bir
utanç yaşamaya başlamışlardır. Kuşkusuz özürlü bireyler ve aileleri yalnızca
utanç ve damgalanmayla karşı karşıya bırakılmamışlardır. Aynı zamanda
suçlanmışlar hatta ceza almışlardır. Öte yandan çok uzun süre özürlü
bireylerin bedenlerine şeytanın ve kötü ruhların egemen olduğuna
inanılmıştır (5: 19). Bu nedenle uğradıkları fiziksel ve ruhsal, duygusal
şiddetin, özürlü bireylerin zihninden hiçbir zaman kazınmayacağı, hatta
'ortak bilinçaltlarına' yerleşeceği düşünülebilir. Pek çok kültürde özürlü
bireylerin karşılaştığı olumsuz durumlar 21. yüzyıla dek değişik ölçülerde
olsa da varlığını korumuştur (22).
Medikal model 1800'lü yılların ortalarında tıp ve rehabilitasyon
alanlarındaki gelişmelerle birlikte ortaya çıkmıştır (22). Bu model 'ahlaki
çöküntü'den çok 'patoloji' ile sınırlıdır. Ahlaki model kadar 'kötüleyici'
olmasa da 'özürlülüğü olan bireye' ya da özürlülük yaşantısına değil de
'özürlülüğe' odaklanmıştır. Medikal model tüm özürlü bireylerin otomatik
olarak 'kısıtlı' olduğunu varsaymaktadır (5: 22) . Buna paralel olarak da
özürlü bireylerin yaşadıkları sorunlar-ahlaki modelin yükledikleri kadar çok
olmasa da- ciddi bir artış göstermiştir. Olumsuz toplumsal tutumlar
(damgalama, aşağılama, vb) özürlü bireylerin dışlanmasına, onların toplumsal
yaşama etkin biçimde katılamamalarına neden olmuştur. Kendilerini
damgalanmış, toplumdan soyutlanmış, hatta adeta düşmanlıkla çevrelenmiş
hisseden özürlüler mevcut potansiyellerini ortaya koyabilecek fiziksel,
sosyal, ekonomik ve kültürel olanaklardan da çoğu kez yoksun
bırakılmışlardır.
Kuşkusuz medikal model, özürlülükleri olan bireylere ve onların ailelerine
pek çok olanak da sağlamıştır. Sözgelimi tanı, tedavi, bakım ve izleme
programlarının güçlendirilmesi, önleme programlarının dikkatle hazırlanması
özürlü bireylerin ve onların yakınlarının yaşam kalitelerini yükseltmiştir.
Yaşam kalitesinin yükseltilmesinin özürlülerin en doğal ihtiyacı ve hakkı
olduğu bilinmektedir(9). Yaşam kalitesinin yükseltilmesi beklentisi de
kuşkusuz özürlülerin haklarının etkili biçimde savunulmasından bağımsız
düşünülemez(17).
Koruyucu ve önleyici programların başarısı, özürlülüğe yol açan gerek
doğumsal gerekse edimsel nedenlerin önemli bir bölümünün ortadan kalkmasında
etkili olmuştur. Yeni hizmet modelleri geliştirilmiş, sağlık sisteminin
hümanize edilmesi yönünde ciddi adımlar atılmıştır.
Yukarıda da vurgulandığı gibi medikal model özürlülük alanında ve özürlü
bireylerin yaşamlarında çeşitli kolaylıklar sağlamıştır. Bununla birlikte
'patoloji'ye odaklanması özürlü bireylerin 'aciz' olarak tanımlanmasına da
yol açmıştır. Bu nedenle özürlü bireyler toplumda önyargı, aşağılanma ve
dışlanmayla karşılaşmaktadırlar (1; 7; 22).
Yeteneklerinin sınırlı olduğuna inanılmakta, aşırı koruyucu-kollayıcı
tutumlara hedef olmaktadırlar (2). Toplumda adeta azınlık olarak
nitelendirilebilecek ayrı bir kategoriye itilmektedirler.
Türkiye de dahil olmak üzere pek çok ülkede medikal modelin
'normal'-'anormal' şeklinde yaptığı sınıflamanın özürlü bireylere yönelik
ayırımcı tutumları güçlendirdiği söylenebilir. Ayrıca modelin özürlü
bireyleri 'tam' değil de 'daha az' kabul etmesi, insanların 'farklılıkları'
olabileceği gerçeğine ters düşmektedir. Bu doğrultuda bazı bilim adamları
medikal modeli, bir tür 'sosyal ırk ayırımı' (social apartheid) ile
ilişkilendirmektedirler. Bunun nedeni medikal modelin -bazı vakalarda-
özürlü olmayanların (genellikle de sağlık profesyonellerinin) özürlüleri zor
kullanarak toplumdan uzaklaştırmalarını onaylamasıdır (14). Hatta Hunt (11)
, özürlü bireylerin hastanelerde ve bakımevlerinde sistematik olarak
'ayaklarının kaydırıldığını', başka deyişle 'sağlıklarının azar azar daha da
bozulmasına yol açıldığını' ileri sürmektedir.
Medikal modele ilişkin süregelen tartışmalar, soru işaretleri ve kuşkular
zamanla bambaşka bir modelin doğuşuna da ortam hazırlamıştır. Bu model
'sosyal model' olarak adlandırılmaktadır. Aşağıda sosyal model, 'Özürlülük
Hakları Hareketi' perspektifinde ana hatlarıyla tartışılacaktır.
ÖZÜRLÜLÜK HAKLARI HAREKETİ VE SOSYAL
MODEL
Bu başlık altında ayrıntılı bir tarihsel analiz yapılması düşünülmemektedir.
Özürlülük Haklan Hareketinin (Disability Rights Movement) doğuşunda etkili
olan temel kilometre taşları ile hareketin vurguladığı başlıca noktalar
üzerinde durulacaktır.
Özelikle İkinci Dünya Savaşının ardından özürlü bireylerin vatandaşlık
hakları eskiye kıyasla daha çok dikkate alınmaya başlamıştır. Özürlü
bireylerin toplumdaki diğer bireyler gibi her türlü vatandaşlık hakkına
sahip oldukları varsayılmıştır. Bununla birlikte pek çok ülkede Anayasayla
güvence altına alınmış ve yasalarla desteklenmeye çalışılan bu haklar çoğu
kez kağıt üzerinde kalmış; günlük yaşamda tam olarak işlerlik
kazanamamıştır.
Toplumsal yaşamın hemen hemen her alanında gözlenen özürlü haklarının ihlali
gibi sorunlar, yasaların uygulanmasındaki aksaklıklar, özürlülük
mevzuatındaki yetersizlikler yeni bir hareketin ortaya çıkmasına neden
olmuştur. Yetmişli yıllardan itibaren başta ABD ve İngiltere olmak üzere
gelişmiş Batılı ülkelerde biçimlenen Özürlülük Hakları Hareketi, esas
olarak, özürlü bireylerin ortak bir hedef doğrultusunda örgütlenmesiyle
gündeme gelmiştir. Ortak hedef, özürlü bireylerin haklarının politik eylem
platformunda dile getirilmesi, savunulması ve güçlendirilmesidir.
Özürlülük Hakları Hareketinin başlıca amaçları şöyle özetlenebilir(7):
- Özürlülerin kendi
seslerini dayanışma içinde toplumda en etkili şekilde duyurmak
- Özürlülerin bağımsızlığı ve 'kendi kaderini belirleme' ilkesini hayata
geçirmek
- Özürlü bireylerin toplumla gerçek anlamda bütünleşmelerinin önündeki
engelleri yıkmak ve savunuculuk yapmak üzere kendi inisiyatiflerinde olan
örgütler oluşturmak
- Özürlü bireylerin özel ve kamusal yaşamlarını etkileyen ve düzenleyen
her türlü yasayı özürlülere yönelik ayırımcı hükümlerden tümüyle
arındırmak.
Anlaşılacağı üzere, Özürlülük
Hakları Hareketi esas olarak Özürlülerin vatandaşlık haklarını
vurgulamaktadır. Bunun temel nedeni, özürlü bireylerin sosyal, siyasal,
ekonomik, kültürel, sağlık, eğitim vb. haklarının sistematik olarak
görmezden gelinmesi hatta çiğnenmesidir.
Bu noktada Özürlülük Haklan Hareketinin ürünü olarak nitelendirilebilecek ve
global önemi olan en temel hukuki düzenlemeye değinmek yararlı olacaktır.
Söz konusu düzenleme Birleşmiş Milletler Özürlü Bireylerin Hakları
Beyannamesi (Declaration on the Rights of Disabled Persons) adını
taşımaktadır.
Kuşkusuz İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi başta olmak üzere pek çok hukuki
düzenlemede özürlü bireylere ve onların haklarına güçlü vurgular
yapılmıştır. Ancak özürlü bireylere ve onların ailelerine 'dolaylı' değil de
'doğrudan' yönelmek açısından yukarıda belirtilen düzenlemenin -ana
hatlarıyla da olsa-ele alınması gerekli görülmektedir.
Birleşmiş Milletler Özürlü Bireylerin Hakları Beyannamesi 9 Aralık 1975
tarihinde Genel Kurulun 3447 (XXX) sayılı kararıyla ilan edilmiştir. Toplam
13 maddenin yer aldığı Beyanname, özürlü bireylerin haklarının korunması
için ulusal ve uluslar arası eylemin önemini vurgulamaktadır.
Çalışmanın konusuyla doğrudan bağlantılı olması açısından söz konusu
Beyannamenin maddeleri aynen aktarılmaktadır(23):
- 'Özürlü birey' (disabled person) terimi 'doğumsal olsun veya olmasın,
fiziksel veya zihinsel kapasitesindeki bir yetersizliğin sonucu olarak,
normal bireysel ve/veya sosyal yaşamın gerekliliklerini kısmen veya tümüyle
kendi başına sağlayamayan herhangi bir birey' anlamına gelmektedir (Md. 1)
- Özürlü bireyler bu Beyannamede ortaya konulan tüm hakları kullanabilme
yeteneğine sahiptirler. Bu haklar, herhangi bir istisna olmaksızın ırk,
renk, cinsiyet, dil, din, politik veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal
köken, mal varlığı, soy veya herhangi bir başka durum dikkate alınmaksızın
özürlü bireyin kendisi veya ailesi için garanti edilmektedir (Md. 2)
- Özürlü bireyler, insani değerleri nedeniyle doğuştan saygı görme hakkına
sahiptirler. Özürlü bireyler, özürlülüklerinin orijini, doğası ve ciddiyeti
ne olursa olsun, kendi ülkelerindeki yaşıtları olan diğer vatandaşların
sahip oldukları en başta olabildiğince normal ve tam anlamıyla iyi bir yaşam
sürme hakkı olmak üzere tüm haklara sahiptirler (Md. 3)
- Özürlü bireyler, diğer insanların sahip oldukları aynı vatandaşlık
haklarına ve siyasal haklara sahiptirler (Md 4)
- Özürlü bireyler olabildiğince kendilerine güvenlerini sağlamak üzere
dizayn edilmiş önlemlere hak kazanmışlardır (Md 5)
- Özürlü bireyler, protez ve ortopedik aletleri de kapsayan tıbbi,
psikolojik ve fonksiyonel tedavi, sosyal entegrasyon veya yeniden
entegrasyon süreçlerini hızlandıracak, kapasite ve becerilerini en üst
düzeyde geliştirmelerine yardımcı olacak tıbbi ve sosyal rehabilitasyon,
eğitim, mesleki eğitim ve rehabilitasyon, yardım, danışmanlık, yerleştirme
hizmetleri ve diğer hizmetleri elde etme haklarına sahiptirler (Md 6)
- Özürlü bireyler, ekonomik ve sosyal güvenlik ve iyi düzeyde yaşama hakkına
sahiptirler. Kapasitelerine göre istihdam edilme veya yararlı, verimli ve
kazançlı bir işe girme, sendikalara katılma hakkına sahiptirler (Md 7)
- Özürlü bireyler, ekonomik ve sosyal planlamanın tüm aşamalarında özel
ihtiyaçlarının dikkate alınması hakkına sahiptirler (Md 8)
- Özürlü bireyler, aileleriyle veya koruyucu ebeveynleriyle yaşama ve tüm
sosyal, yaratıcı veya rekreasyonel etkinliklere katılma hakkına sahiptirler.
Hiçbir özürlü birey, kendi isteği dikkate alınmasızın bir yerde ikamete,
durumunun gerektirdiğinden farklı bir tedaviye zorlanamaz. Eğer özürlü
bireyin uzmanlaşmış bir kuruluşta kalması zorunlu ise o kuruluşun çevre ve
yaşam koşulları, yaşıtlarının normal yaşamına olabildiğince yakın olmalıdır
(Md 9)
- Özürlü bireyler, her türlü sömürüye, ayırımcı, istismarcı veya aşağılayıcı
nitelikteki her türlü düzenlemeye ve tedaviye karşı korunacaktır (Md 10)
- Özürlü bireyler, böyle bir yardımın zorunlu olduğunun anlaşılması halinde
yakınlarının ve mülklerinin korunmasını sağlayacak nitelikli hukuki
yardımdan yararlanabileceklerdir. Eğer yargılama usulleri kendilerine karşı
olursa hukuki prosedür onların fiziksel ve zihinsel durumlarını tam
anlamıyla dikkate alacaktır (Md. 11)
- Özürlü bireylerin örgütleri, özürlü bireylerin haklarıyla ilgili tüm
konularda başarıyla danışmanlık verebilir (Md 12)
- Özürlü bireyler, aileleri ve toplulukları, uygun olan tüm araçlarla bu
beyannamede belirtilen haklarına ilişkin olarak tam anlamıyla
bilgilendirilecektir (Md 13).
Yukarıda yer alan on üç madde, özürlü bireylerin özel ve kamusal alanda
dışlanmamaları gerektiğini, insanca yaşama hakkına sahip olduklarını
vurgulamaktadır. Gerçekten de özellikle sosyal politikaları oluştururken
özürlü olsun veya olmasın toplumdaki tüm vatandaşları kapsayan bir yaklaşım
gereklidir. Toplumu oluşturanların bir bölümünün dışlanması durumunda bu
dışlamanın yarattığı olumsuzluklarla da pekişen sorunların içinden
çıkılamamaktadır (15).
Birleşmiş Milletler Özürlü Bireylerin Hakları Beyannamesi, pek çok ülkede
özürlülük alanında önemli adımlar atılmasına yol açmıştır. Bunlar arasında
ABD'de 1990 yılında yürürlüğe giren ' Özürlülükleri Olan Amerikalılar
Kanunu' (Americans with Disabilities Act) kökleri Özürlülük Haklan
Hareketine uzanan önemli kanunlardan biridir. Özürlü bireylerin haklarının
korunması ve toplumla bütünleşmeleri önündeki engelleri kaldırmayı
hedefleyen en yeni kanunlar arasında yer almaktadır (7) .
Özürlü bireylerin haklarından söz edildiğinde Avrupa Topluluğu kapsamındaki
son gelişmelerden birini de vurgulamak gerekir. Bu gelişme Avrupa Özürlülük
Forumudur. Avrupa Özürlülük Forumu (European Disability Forum) Avrupa
Topluluğu bünyesindeki tüm özürlü kuruluşlarını içeren 'şemsiye
organizasyon' (umbrella organization) dur. Oluşumun temel hedefleri Avrupa
Topluluğundaki özürlü insanların seslerinin temsilcisi olmak, tüm Avrupa
Topluluğu inisiyatiflerinin özürlü bireylerin insan haklarını
güçlendirmelerini kolaylaştırmak ve kapsamlı bir Avrupa anti ayırımcılık
mevzuatını oluşturmaktır (24). Avrupa Özürlülük Forumu Genel Kurulu 1999'da
2003 yılının Özürlülükleri Olan İnsanlar Avrupa Yılı (European Year of
People with Disabilities) olarak önermiştir. Yılın amacı, özürlülük
politikalarındaki paradigma kayışına işaret etmektir(24). Avrupa
Parlamentosu ve diğer ilgili kuruluşların da desteğiyle özürlülük
hareketinin mobilizasyonunu sağlamak, gerekli desteği almak ve bu sürecin
başlatılması için tüm Avrupa ülkelerine yaymak hedeflenmiştir. Vardakastanis,
Avrupa Yılının, özürlülüğü politik ajandanın başına koymak için önerildiğini
belirtmektedir.
Sonuç olarak, Özürlülük Hakları Hareketinin medikal modele adeta bir meydan
okuma olarak doğduğu, hareketin zamanla özellikle ABD ve Avrupa Topluluğu
ülkelerinde güçlendiği, özürlü bireylerin haklarına özgü 'Özürlü Bireylerin
Sağlık. Durumlarına Karşı Anti Ayırımcılık Kanunu' gibi (10) yeni yasal
düzenlemelerin oluşumuna ortam hazırladığı söylenebilir.
Özetle böyle bîr ortam, Birleşmiş Milletler Özürlü Bireylerin Hakları
Beyannamesinde de vurgulandığı üzere özürlülüğü olan bireyin (14);
- Saygı görme ve değer
verilme
- Mümkün olduğunca özgüveninin yükselmesine yardımcı olma
- Öğretim, eğitim görme ve çalışma
- Aile ve sosyal yaşam kurma
- Ayırımcı tedaviden korunma
yönündeki haklarının
korunmasına ve söz konusu hakların kullanılmasının Önündeki engellerin
aşılmasına fırsat verecektir.
ÖZÜRLÜLÜK SOSYAL MODELİ
Özürlülük Hakları Hareketinin ivme kazanmasıyla özürlülüğün yapısal
kaynakları daha fazla tartışılmaya başlanmıştır. Artık özürlülüğün bireyin
'özür durumu'ndan çok toplumun koyduğu engellerden kaynaklandığı, bu
engellerin özellikle ayırımcılık ve önyargıyla biçimlendiği görülmeye
başlamıştır. Bu doğrultuda da sosyal model ortaya çıkmıştır. Sosyal modelin
temel iddiası özürlülüğün, bireyler arasındaki fiziksel, zihinse vb
farklılıkların bir yansıması olmaktan çok toplumdaki ayırımcılığın,
önyargının ve dışlamanın bir ürünü olduğudur (5; 7; 8; 14; 18). Yine sosyal
model özellikle özürlülük hareketi doğrultusunda özürlü bireylerin
özürlülüğü olmayanların oluşturduğu bir dünyada ciddi bir 'sindirmeye' hedef
olduklarını ileri sürer. Bu doğrultuda özürlü bireylerin 'Özürlülük
durumları’ çevre koşullarının bireyin durumuna ne denli uygun olduğuna
bağlıdır.
Başka bir deyişle çevresel, fiziksel, mekansal
koşullar toplumsal tutumlarla birlikte bireyi özürlü kılmaktadır. Bu
koşullar altında olumlu yönde tutum değişikliği yaratmak sorunları
hafifletebilecektir.
Ancak değişim kendiliğinden olamaz. Ciddi politik düzenlemeler zorunludur.
Dolayısıyla özürlü bireyi ve koşullarını daha fazla dikkate alan kapsamlı
sosyal politikalar ve özürlülük politikaları değişim yaratmada ve
hızlandırmada en temel araçlar arasında sayılabilir (8) . Politika belirleme
boyutunda adımlar atarken ayırımcılığın aşılması yönündeki tedbirlere ayrıca
önem verilmesi gerektiği de vurgulanmalıdır. Kuşkusuz açıkça ayırımcı
tutumlar sergilenmeyebilir. Ancak özürlüleri ve onların sorunlarını,
ihtiyaçlarını ve beklentilerini görmezden gelmek ya da önemsememek de
ayırımcılık kategorisinde değerlendirilebilir. Böylece özürlülerin gerçekten
'açınılacak' bir konuma sürüklenmelerine uygun ortam hazırlanmış olur.
Özürlülük hareketinin ürünü olarak ortaya çıkan sosyal model, özürlü
bireylerin zihinsel ya da fiziksel durumlarından ötürü toplumla
bütünleşmelerinin engellendiğini savunmaktadır. Bu engeller tekerlekli
sandalyeyle çıkılamayacak basamaklar, yüksek kaldırımlar, duvarların yüksek
kısımlarına monte edilen elektrik anahtarları gibi mekansal engeller
olabileceği gibi özel alt sınıflar gibi eğitimsel nitelikli engeller de
olabilir. Bunların yanı sıra depo niteliğindeki tedavi ve bakım kurumları da
tıbbi engeller kategorisinde düşünülebilir.
Özürlülük Hareketinin oluşturduğu zemin
üzerine inşa edilen sosyal model medikal modelin adeta anti tezidir. Light
(18)'in da belirttiği gibi modelin oluşumu, 1983 yılında İngiliz Vic
Finkelstein, Mike Oliver ve Colin Barnes ile ABD'li Gebren De Jong gibi
kendileri de fiziksel özürlü olan akademisyenlerin öncülüğünde
gerçekleşmiştir. Model hernekadar fiziksel özürlü bir grup akademisyen
tarafından gerçekleştirilmiş olsa da kısa sürede tüm dünyada her özür
grubundan insanı kapsamıştır. Özürlülük, sosyal model çerçevesinde 'bir
bozukluğa veya noksanlığa sahip olmanın sosyal sonuçlan' olarak
tanımlanmıştır (18). Bu açıdan bakıldığında sosyal model, medikal modelin
'özürlü bireyin yetersiz kabul edilmesi' yönündeki tezinden çok daha farklı
bir tez ileri sürmektedir.
Sosyal model ile medikal model arasındaki temel bakış farklılığı, fiziksel
özürlülük örneğinden hareketle şöyle özetlenebilir (13):
| MEDİKAL
MODEL SORUN ÜZERİNDE ODAKLAŞMAKTADIR |
SOSYAL
MODEL ÇÖZÜM ÜZERİNDE ODAKLAŞMAKTADIR |
| - Kavanoz kapaklarını,
kapıları açmakta zorlanan veya açamayan eller |
- İyi düşünerek dizayn
edilmiş kavanoz kapakları, otomatik kapılar |
| - Uzun süre ayakta
kalmakta zorluk çekme |
- Kamuya ait yerlerde
oturabilecek daha fazla sayıda koltuk |
| - Binalardaki
merdivenleri çıkmakta başarısız olma |
- Tüm binalarda rampa
ve asansörler |
| -Yapamayacağını
düşündükleri için insanların Özürlü bireye İş vermemeleri |
- İnsanları 'sorun
aramak' yerine özürlülerin 'yeteneklerini görmek' yönünde eğitmek |
Medikal model, özürlü bireyi
genel olarak tekerlekli sandalyeye ve eve mahkum, merdivenleri çıkamayan,
yardıma ihtiyaç duyan, tedaviye ihtiyaç duyan, ellerini kullanamayan,
yürüyemeyen veya göremeyen, doktora veya kurumsal bakıma ihtiyaç duyan
insanlar olarak görür. Böyle gördüğü için de özürlü bireye genellikle
şunları söyler (13):
- Sen acı çekiyorsun
- Sen bir 'sorun'sun
- Özürlülüğünün tedaviye ihtiyacı var
- Yaşamına ilişkin kararları veremezsin
- Profesyoneller tarafından bakılmaya ihtiyacın var
- Asla özrü olmayan birine eşit olamayacaksın.
Bütün bunlar özürlü bireyin
damgalanmasına ve kimi zaman bu önyargıları içselleştirmesine de yol
açabilmektedir(3). Hatta bazı özürlü bireyler sosyal baskıların ve
içselleştirilen olumsuz değerlendirmelerin etkisiyle intihar noktasına dek
gelebilmektedirler(19).
Sosyal model, toplum sahnesinde oynanan 'oyun'da baş kahramanın özrü
bulunmayanlar olmasına karşı çıkar. Modele göre oyunun kahramanları özürlü
veya özürsüz olabilir. Ancak sosyal model şuna da dikkat çeker: Filmlerde
'esas kahraman'lar bugüne dek hep 'sağlıklı1, 'özrü olmayanlar' olmuştur,
özürlüler genellikle ya kötü rollerde (şeytan, büyücü, vb) ya da acınacak
durumda öne çıkmışlardır. Gerçek yaşamda da beyaz perdedekine benzer bir
durum söz konusudur. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi toplumsal yaşamda
genel olarak medikal modelin izleri görülebilmektedir. Başka bir deyişle
'farklılık' ya da 'noksanlık'tan hareket edilmektedir.
Sonuç olarak, medikal model özürlülüğe 'ayırım', 'farklılık' ekseninde
bakarken sosyal model 'bütünleşme', 'kaynaşma' ekseninde bakmaktadır.
SOSYAL MODEL VE SOSYAL HİZMET
Sosyal hizmetin ana amacının herkes için yaşam kalitesini geliştirerek
bireylerle toplum arasında karşılıklı yarara dayalı bir etkileşimi başlatmak
ya da yeniden oluşturmak olduğu bilinmektedir (6: 457). Bu doğrultuda en
önemli sosyal hizmet uygulama rollerinden bazıları klinisyen, idareci,
savunucu, broker, bakım sağlayıcı, vaka yöneticisi, değerlendirmeci,
harekete geçirici, planlayıcı, koruyucu, araştırmacı, sosyalleştirici,
süpervizör, öğretmen ve adil sosyal değerlerin destekleyicisi olmaktır. Bu
çerçevede sosyal hizmet uygulaması mikro uygulama, mezzo uygulama ve makro
uygulama olarak gerçekleşmektedir (6: 457) .
Özürlü haklarını elde etme boyutunda verilen mücadele sonucu ortaya çıkan
sosyal modelin de özürlü bireylerle toplumun gerçek anlamda kaynaşmasını,
aralarında sağlıklı bir iletişim oluşmasını hedeflediği bilinmektedir. Bu
hedefe ulaşmak ancak özürlü bireylere ve onların ailelerine yönelik
ayırımcı, dışlayıcı toplumsal tutumların aşılmasını sağlayabilecek, mevcut
engelleri ortadan kaldırabilecek yasal, politik, vb. düzenlemelerle,
eğitici-öğretici programlarla olanaklıdır.
Sosyal hizmet uzmanları da evrensel olarak herkesin toplumdaki tüm
kaynaklara ulaşması, engellerin ortadan kaldırılması, özürlü haklarının elde
edilmesi ve korunması yönündeki mücadelede önemli roller üstlenmişlerdir
Ancak üstlendikleri rolleri etkili bir biçimde gerçekleştirmeleri kolay
olmamıştır. Özellikle de özürlülüğe yalnızca 'noksan'lar ve 'sorunlar'
açısından bakan sosyal hizmet uzmanlarının bu boyutta, duyarlı ve bilinçli
bir yaklaşım geliştirmeleri çok zor hatta olanaksızdır. Hatta toplumun
özürlü bireylere duyarlı ve bilinçli yaklaşabilmesine yönelik etkili bir
müdahale gerçekleştirebilecekleri de düşünülemez.
Sosyal hizmet müdahalesini sosyal model çerçevesinde gerçekleştiren bir
sosyal hizmet uzmanı, şunları bilmek durumundadır:
Özürlü bireyler
- Özellikle toplumsal tutumlar ve başka engeller nedeniyle pek çok 'sorun
yaşayabilirler; bununla birlikte kendileri 'sorun' değildir.
- Çevresel koşullar nedeniyle 'engellenmişlik duygusu' yaşayabilirler
Bununla birlikte 'aciz oldukları için engelleri aşamama' gibi bir durum söz
konusu olamaz.
Öte yandan sosyal hizmet uzmanları engellerin aşılması, toplumsal
önyargıların, ayırımcı tutumların ortadan kaldırılması, özürlü bireyler ve
özürlülük boyutunda duyarlılık ve bilinç düzeyinin yükseltilmesine yönelik
eğitim programları oluşturulmasında önemli roller üstlenebilirler. Bütün
bunlar aracılığıyla özürlü bireylerin tümüyle olamasa bile büyük ölçüde
topluma uyum yapmaları söz konusu olabilir. İnsanları 'özürlü' kılan
toplumsal organizasyonun 'özürlü kılan' yönlerinin belirlenerek aşılması
yönünde öncelikle makro düzeyde olmak üzere yeni uygulamalar
gerçekleştirilebilir.
SONUÇ
Medikal modelin tersine, sosyal model, özürlü bireyin kendisinin değil
toplumda ona dayatılan engellerin sorun oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Gerçekten de özürlü bireyler, olumsuz toplumsal tutumlar, istihdam
koşullarının yetersizliği, işsizlik, yoksulluk ve düşük gelir, özürlüleri
dikkate almayan yapılaşma (iyi dizayn edilmemiş binalar, vb.), kaynaşmış
değil ayrışmış eğitim sistemi, fiziksel, duygusal ve cinsel şiddet gibi çok
çeşitli ve çok boyutlu sorunlarla karşı karşıyadırlar. Sosyal hizmet
uzmanları bu sorunlar karşısında örgütlü davranabilme ve özürlüyle beraber
düşünebilme becerisine sahip olmalıdırlar. Sosyal model aracılığıyla
toplumun özürlü bireyi daha da kısıtlamasının, sindirmesinin ve
engellemesinin önlenmesinde etkili olabilirler. Böylece özürlülerin toplumla
gerçek anlamda bütünleşmeleri için uygun zemin hazırlanmış olacaktır.
KAYNAKLAR
1. Access Press. 'An Overview of Services for People with Disabilities in
TURKEY1 Feb. 10. 2002. s. 5.
2. Adler, A. B. B. A. Wright, G. R. Ulicny. "Fundraisıng Portrayals of
People with Disabilities: Donations and Attitudes" Rehabilitation Psychology.
36, 4. 1991 ss. 231-240.
3. Arıkan, Ç. "Fiziksel Sakatlığı Olanların Gözüyle Türkiye'de Sakatlık
Sorunu: Değerlendirmeler-Öneriler". 1. Sistem Mühendisliği ve Savunma
Uygulamaları Sempozyumu. Bildiriler II. Ankara: Kara Harp Okulu Yayını.
1995. ss. 269-286.
4. Arıkan, Ç. "Aile ve özürlujük: Görme Özürlüler Derneğine Üye özürlü
Aileleri Üzerine Bir Araştırma" Ufkun Ötesi Bilim Dergisi 1,1. Mayıs 2001,
ss. 45-60.
5. Arıkan, Ç. Türkiye'de Görme Özürlü Kadınlar: Sorunlar, Beklentiler, Çözüm
Önerileri. Ankara: Körler Federasyonu Yayını No: 03. 2001. 6 Barker, R. L. (Ed.)
The Social Work Dİctionary. Washington: NASW Press. 1999.
7. Beaulauıier, R. L, S. H. Taylor. "Social Work Praclice wıth People with
Disabilities in the era of Disability Rights" Social Work in Health Çare.
32, 4. 2001. ss. 67-91.
8. Campbell, J., M. Oliver. Disability Politics. London: Routledge. 1996.
9. Cılga, İ. "Özürlülerin Yaşam Kalitesi" Ufkun Ötesi Bilim Dergisi 1,1.
Mayıs 2001. ss. 79-89.
10. European Pariiament. VVritten Declaration on 'Non- Discrimination
towards the State of Health of Disabled Persons' 28. 2. 2002.
11. Hunt, P. (Ed.) Stigma: The Experience of Disability. London: G. Chapman.
1966.
12. www.selfdirection.orq/dat/traınina/saHord/lgvel2/05.html The Medical
Model of Disability. 11. 7.2003
13. www.southamptoncil.demon.co,uk/membership.htm 11. 7. 2003.
14. http://ccc.newcastle.edu.au/studenNsupport/disabilityresourcekit/
overviewdisabilityissus.htm Overview of Disability Issues. 12. 7. 2003.
15. Karataş, K. "Özürlülerin İstihdamı ve Çalışma Yaşamında Karşılaşılan
Sorunlar" Görme Özürlüler İçin Rehabilitasyon Deneyimleri, Yeni
Rehabilitasyon Politikaları ve Meslek Tanımları (Yay. Haz) K. Karataş.
Ankara Körler Federasyonu Yayını No: 4. 2001. ss. 141-152.
16. Kumtepe, H. Ankara İlinde Yaşayanların Engellilere Yönelik Tutumları
(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü. 2002. 24
17. Küçükkaraca, N. "Özürlü Hakları ve Sosyal Hizmet Mesleği" Görme
Özürlüler için Rehabilitasyon Deneyimleri, Yeni Rehabilitasyon Politikaları
ve Meslek Tanımlan (Yay. Haz) K. Karataş. Ankara: Körler Federasyonu Yayını
No: 4. 2001. ss, 227-231
18. Light, R. "Disability Awareness in Action" www.daa.org.uk/tex1/socialmodelorunsociable/muddle/text.htm
11. 7. 2003.
19. Morris, J. Disabled Lives. London: BBC Education P. 1992.
20. Oliver, M. Social Work with Disabled People. London: Mac Millan. 1983
21. T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı. 1. Özürlüler Şurası
Çağdaş Toplum yaşam ve Özürlüler Komisyon Raporları. Genel Kurul
Görüşmeleri. 29 Kasım 02 Aralık 1999. Ankara
22. Sachs, R. "Integrating Disability Studies Into Existing Curricıılıım"
www.mc.cc.md.us/departments/dispsvc/diversity.htm 12.7.2003.
23. UNESCO. Declaration on the Rights of Disabled Persons. 1975.
24. Vardakastanis, Y. "Equalization Strategy of People with Disabilities"
www.fimftic.orq/index 18.7.2003
Mayıs 2002
tarihinde yayınlanan ‘Ufkun Ötesi Bilim Dergisi’ Cilt 2, Sayı 1’den
alınmıştır.

|
|