Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

SOSYALİZM MÜCADELESİNDE KAPALI ÖRGÜTLÜLÜK

Can KÜÇÜKALİ
( Sitemiz Yazarı )


Hayatta savunduğunuz bir şey olduğunda ve savunduğunuz şey konusunda herkes sizinle ayni fikirde olmadığında, kendiniz gibi düşünenlere yaklaşırsınız. Bu sadece taktiksel bir birliktelik olarak nitelendirilse de psikolojik olarak da ele alınması gereken bir durumdur. Çünkü bu birliktelik ihtiyacının toplumsal yasamdaki şekillenişi, hareket alanınızı daraltabilir; hareket alanınızdan sapmalara neden olabilir; mücadelenize dışarıdan bakabilme yetinizi köreltebilir. Normalde bu birlikteliğin güce güç katacağı beklense de, bunun tersini görmek de imkansız değildir. Kısacası sosyalizm mücadelesinde ‘cemaatçi’ örgütlenme biçimi, tamamıyla amacından sapmış bir örgütlenme biçimi olduğu kadar antipatik ve basarisizdir.

Bugün çevremize baktığımızda gördüğümüz, şayisiz sosyalist organizasyonun (legal ve illegal), varlığıdır. Bu örgütler sanıldığının aksine birleşip bütünleşmek için hiç de istekli değillerdir. Çünkü bir çoklarında hakim olan örgütlenme biçimi kapalı bir örgütlenmedir. Bu tip bir anlayışta sayıca çokluk ve toplumun geneline yayılan bir sosyalist dalga yaratma çabası asla görülmez. Örgüt, kendi içerisinde bir çok faaliyet yapar ama çok ilginçtir ki bu faaliyetlere çoğunlukla yine örgütün kendi kadroları katılır ve bu faaliyetlerin çoğu da son dönemde belirgin bir şekilde eğlence-sosyal etkinlikler noktasında sıkışıp kalmıştır. Bu sıkışıklığın mevcut durumun getirdiği bir zorunluluk olduğu ise oldukça tartışmalıdır.

Bugün kendisini ‘sosyalist’ sayan ve hatta kendisini sosyalizmin tek adresi sanan parti ve derneklerin içine girdiğiniz andan itibaren hayattan kopuşunuz baslar. Herkes birbirini tanır fakat tanınacak yeni bir kişinin örgüte girmesi, eğer o kişi sosyalizme dışarıdan bakıyorsa hiç de mümkün görünmemektedir. Çok büyük amaçlar için ve çok iddialı sloganlarla ortaya çıkanlar, nedense hep eylemlere ayni kadrolarla katılmakta, aksamları da yine ayni kadrolarla Kadıköy- Beyoğlu hattında ve en fazla derneklerde, kampus kantinlerinde durum analizleri yapmaktadırlar. Simdi bunun üzerine ‘insanlar bilinçlenmiyorsa suçlusu biz miyiz’ savunmasına gidilebilir ama bu ancak siz üzerinize düseni yapıyorsanız kabul edilebilecek bir savunmadır. Eğer yasayısınız ve lokal örgütlenmelerinizle insanlara uzak tavırlar sergiliyor ve bundan rahatsız olmuyorsanız, bu kendinizi kandırdığınız anlamına gelir.

Kendinizi kandırmanız çok da önemli değildir. Sonuçta sahte bir mutluluk duyuyorsanız sizin açınızdan sorun yoktur. Hatta belki geniş bir çevre edinebilir, iyi bağlantılar kurabilirsiniz de. Ama ülkenin ve sosyalist mücadelenin genel tablosuna bakıldığında, yaptıklarınızın çok da önemli olmadığını kolaylıkla görürsünüz. Çünkü sosyalizm mücadelesi her gün mücadelenin karsısında olanları mücadele içine çekme veya hiç olmazsa nötrleştirme anlamına gelmektedir. Ancak bunun sonucunda oluşacak örgütlü kitleyle toplumsal dönüşümler gerçekleştirilebilir.

O halde yaygınlaştırılması esas olan bir mücadeleyi lokal sınırlar içerisinde bırakmak (bilerek ye da bilmeyerek) ‘din’ bazlı örgütlenmelere benzemek anlamına gelmektedir. Üstelik böyle bir tavır, oportünizmin aslında pek de yabancı olmadığımız bir çeşididir ve bizi gülümseterek eski günler hakkında yeniden düşünmeye itmektedir. Radikal İslam bile artık bu tarz bir birlikteliği yeterli görmemekte, toplumsal değişimleri hedeflemektedir. Sosyalistlerin tarihleri ve birikimleri ise bu değişimleri yapmaya yeterlidir. Hatta sosyalizm mücadelesi, ‘ilerici’ bir toplumsal dönüşümü gerçekleştirebilecek yegane harekettir. İste bu noktada bölünerek kendi sınırları içinde hapis olmak yerine görüşleri ve bir bütün olarak mücadeleyi her alanda örgütlemek asil yapılması gerekendir.