|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|

Sitemizin Yazarları
|
 |
SOSYALİZM MÜCADELESİNDE KAPALI
ÖRGÜTLÜLÜK
Can KÜÇÜKALİ
( Sitemiz Yazarı )
|
Hayatta savunduğunuz bir şey olduğunda ve savunduğunuz şey konusunda herkes
sizinle ayni fikirde olmadığında, kendiniz gibi düşünenlere yaklaşırsınız.
Bu sadece taktiksel bir birliktelik olarak nitelendirilse de psikolojik
olarak da ele alınması gereken bir durumdur. Çünkü bu birliktelik
ihtiyacının toplumsal yasamdaki şekillenişi, hareket alanınızı daraltabilir;
hareket alanınızdan sapmalara neden olabilir; mücadelenize dışarıdan
bakabilme yetinizi köreltebilir. Normalde bu birlikteliğin güce güç katacağı
beklense de, bunun tersini görmek de imkansız değildir. Kısacası sosyalizm
mücadelesinde ‘cemaatçi’ örgütlenme biçimi, tamamıyla amacından sapmış bir
örgütlenme biçimi olduğu kadar antipatik ve basarisizdir.
Bugün çevremize baktığımızda gördüğümüz, şayisiz sosyalist organizasyonun
(legal ve illegal), varlığıdır. Bu örgütler sanıldığının aksine birleşip
bütünleşmek için hiç de istekli değillerdir. Çünkü bir çoklarında hakim olan
örgütlenme biçimi kapalı bir örgütlenmedir. Bu tip bir anlayışta sayıca
çokluk ve toplumun geneline yayılan bir sosyalist dalga yaratma çabası asla
görülmez. Örgüt, kendi içerisinde bir çok faaliyet yapar ama çok ilginçtir
ki bu faaliyetlere çoğunlukla yine örgütün kendi kadroları katılır ve bu
faaliyetlerin çoğu da son dönemde belirgin bir şekilde eğlence-sosyal
etkinlikler noktasında sıkışıp kalmıştır. Bu sıkışıklığın mevcut durumun
getirdiği bir zorunluluk olduğu ise oldukça tartışmalıdır.
Bugün kendisini ‘sosyalist’ sayan ve hatta kendisini sosyalizmin tek adresi
sanan parti ve derneklerin içine girdiğiniz andan itibaren hayattan
kopuşunuz baslar. Herkes birbirini tanır fakat tanınacak yeni bir kişinin
örgüte girmesi, eğer o kişi sosyalizme dışarıdan bakıyorsa hiç de mümkün
görünmemektedir. Çok büyük amaçlar için ve çok iddialı sloganlarla ortaya
çıkanlar, nedense hep eylemlere ayni kadrolarla katılmakta, aksamları da
yine ayni kadrolarla Kadıköy- Beyoğlu hattında ve en fazla derneklerde,
kampus kantinlerinde durum analizleri yapmaktadırlar. Simdi bunun üzerine
‘insanlar bilinçlenmiyorsa suçlusu biz miyiz’ savunmasına gidilebilir ama bu
ancak siz üzerinize düseni yapıyorsanız kabul edilebilecek bir savunmadır.
Eğer yasayısınız ve lokal örgütlenmelerinizle insanlara uzak tavırlar
sergiliyor ve bundan rahatsız olmuyorsanız, bu kendinizi kandırdığınız
anlamına gelir.
Kendinizi kandırmanız çok da önemli değildir. Sonuçta sahte bir mutluluk
duyuyorsanız sizin açınızdan sorun yoktur. Hatta belki geniş bir çevre
edinebilir, iyi bağlantılar kurabilirsiniz de. Ama ülkenin ve sosyalist
mücadelenin genel tablosuna bakıldığında, yaptıklarınızın çok da önemli
olmadığını kolaylıkla görürsünüz. Çünkü sosyalizm mücadelesi her gün
mücadelenin karsısında olanları mücadele içine çekme veya hiç olmazsa
nötrleştirme anlamına gelmektedir. Ancak bunun sonucunda oluşacak örgütlü
kitleyle toplumsal dönüşümler gerçekleştirilebilir.
O halde yaygınlaştırılması esas olan bir mücadeleyi lokal sınırlar
içerisinde bırakmak (bilerek ye da bilmeyerek) ‘din’ bazlı örgütlenmelere
benzemek anlamına gelmektedir. Üstelik böyle bir tavır, oportünizmin aslında
pek de yabancı olmadığımız bir çeşididir ve bizi gülümseterek eski günler
hakkında yeniden düşünmeye itmektedir. Radikal İslam bile artık bu tarz bir
birlikteliği yeterli görmemekte, toplumsal değişimleri hedeflemektedir.
Sosyalistlerin tarihleri ve birikimleri ise bu değişimleri yapmaya
yeterlidir. Hatta sosyalizm mücadelesi, ‘ilerici’ bir toplumsal dönüşümü
gerçekleştirebilecek yegane harekettir. İste bu noktada bölünerek kendi
sınırları içinde hapis olmak yerine görüşleri ve bir bütün olarak mücadeleyi
her alanda örgütlemek asil yapılması gerekendir.

|
|