Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

SOSYAL HİZMETİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

  Naki ERDOĞAN**
                                                                                                         Selim ISSIZADA*

            Ekim 2005 tarihinde korunmaya muhtaç çocuklarla ilgi bir fırtına koptu Malatya’da. Hemen ardından neler konuşulmadı ki? Ve hemen her konuda olduğu gibi bu konunun da birden bire “uzmanları” doğdu ve bu uzmanlar hızla medya manşetlerinde yer ettiler. Çoğu kez yaşana geldiği üzere sorunla gerçek düzeyde ilgilenenlerin sesleri ise boğulup gitti yine. Ya da çok önceleri mi boğulmuştu o sesler!.. Türkiye’de sosyal hizmet sorun alanlarıyla mücadelede bilim felsefe ilişkisi koptuğundan daha doğrusu koparıldığından bu yana sorunların yüzeysel çözüm önerileriyle ele alınması neredeyse bir gelenek olmuştur. Her şeyden önce ele alınması gereken konuların başında, sosyal hizmet uzmanlarının seslerinin neden bu kadar cılız çıktığı gelmektedir. Kısaca diyebiliriz ki, sosyal hizmet uzmanlarının dışlanmasında ya da hiçbir zaman kabul görmemelerinin altında yatan iki temel neden vardır. Bunlardan ilki sosyal hizmet uzmanlarının sosyal savunuculuk rolü ikincisi ise sosyal değişim ajanı olmalarıyla ilgilidir.

            Öyle ya, temel işlevleri arasında yukarıda anılan iki özelliği bulunan sosyal hizmet uzmanlarının görev yaptığı bir kurumda bu kadar çok insan hakları ihlallerinin olması nasıl açıklanabilir? Unutmadan daha da vahim olanı sosyal hizmet uzmanlarının, bu iki temel rolü hakkıyla oynayamamalarına rağmen halihazırda bu kadar dışlanmaları ise bize toplum ya da mevcut yönetim erkinin ürkütücü boyuttaki ataerkil despotik idari kimliğini göstermiyor mu? Şüphesiz bu sorunun cevabını, Türkiye’nin gelişiminde kırılma noktalarından önemli bir dönemeç olan 12 Eylül darbesinin kamu idaresine olan yansımalarında aramak gerekir. Konumuz açısında önemine inandığımız bir şey daha var ki o da şudur: 12 Eylül darbesiyle Emre Kongar’ın bölüm başkanlığını yaptığı H.Ü Sosyal Çalışma bölümünün kapatılması çağdaş, laik sosyal hizmet geleneğinin gelişimini engellemiştir. Bu süreçte devlet eliyle sosyal hizmet felsefesinin iğdiş edildiği bir üniversite ortamının bugün yaşanılanların önlenmesi önündeki en büyük denetim normlarını  kaldırdığını da rahatlıkla  söyleyebiliriz.

            Öte yandan sosyal hizmeti, insan hakları kavramı içerisinde ele alırsak konuyu tartışan tüm tarafların yasal olanı kabul edilebilir ve meşru görüp yasal uygulamalardan kaynaklı insan hakları ve de çocuk hakları ihlallerini eleştirmediklerini de görmekteyiz.

            SHÇEK yuva ve yurtlarında çoğu kez kamunun, olanaklarını bu kurumdan esirgemesinin yanında kurumun haddinden fazla siyasal atamalara maruz bırakılması, kışla tipi bakım ve bu modele uygun düzenlenmiş fiziki şartlarda SHÇEK çalışanlarının insanüstü gayretlerle çalışmaları, insanlık dışı çalışma koşullarıyla karşı karşıya kalmalarından kaynaklı genel sorunlar dinamiği bu süreçte epeyce tartışıldı. Ancak mevcut yapılanma içerisinde kanımızca bir insan hakkı ihlali olan “nakil olgusu” yani korunma altındaki çocukların her altı yılda bir zorunlu yer değiştirmelere tabi tutulmaları ve de yeniden  travmatize edilmeleri ise bugüne kadar tartışılmayan başka bir konudur.

            Malatya 0-6 yaş çocuk yuvasında yaşanılanlara verilen tepkilerin SHÇEK kurumlarına yeni sorunlar olarak döneceği aşikardır. SHÇEK’in kendini şu görünümüyle aklamak için kapılarını ziyaretçilere ve sivil toplum örgütlerine açması, bu reel durumun pek yakında yasallaşma ihtimalinin olması, sosyal korunma altında bulunan çocukların özel yaşamlarının toplum tarafından gasp edilmesinden başka bir şey değildir.

            Görünen odur ki Malatya’da yaşananlar yuva ve yurtlardaki sorunların çözüme kavuşturulmasına vesile olmaktan ziyade bu kuruluşlara zarar verici bir sonu hazırlamaktadır. Bu olayların sonunda gündeme alınan ve bayramdan sonra meclise gelmesi beklenen SHÇEK yasa tasarısının amaçlanan şekilde yasallaşması için dayanak yapılması ise bize daha ciddi sorunlara gebe bir sürecin beklediğini göstermektedir.

            Kuruluşlarda “hizmet alımı” ile hizmetin ucuza mal edilmesi ya da asgari ücretle iş güvencesi olmayan bakıcı annelerin çalıştırılmasının yarattığı sorunlar tartışılırken yeni yasayla özelleştirmelerin, sosyal hizmet kuruluşlarının kar amacı güden inisiyatiflere devrinin ön koşulunu hazırlayan bir düzenleme olduğunu gözden kaçırırsak korunmaya muhtaç çocukların geleceğinin ve yaşamlarının piyasa koşullarında pazarlanmasına göz yummuş olmaz mıyız? Bu kuruluşların sivil toplumun denetimine açılması sözüyle kastedilen herkesin Mevlana tekkesi gibi “kim olursa olsun yine de gelmesiyse” korunma altındaki bireylerin mahremiyetine tekrar tekrar tükürülmesinin yollarını açmaktan başka bir şey değildir. Şunu hemen belirtmeliyiz ki, bu satırların yazarı yuvada çalışırken   korunma altındaki çocukların; “hocam bu insanların bizim yuvamızda ne işi var”, “hocam burası hayvanat bahçesi mi?” gibi ifadeleriyle yürek dağlayıcı isyanlarının acısını defalarca yaşamıştır.

            SHÇEK kendini aklamanın yolu olarak gördüğü sosyal hizmet kuruluşlarının kapısını sevginin ve şiddetin anlamını, sınırını bilmeyen “topluma” açmaktan bir an önce vazgeçmelidir. Elbette şuna da karşı değiliz! Yani işin uzmanı sosyal meslek örgütlerinin (SHU Derneği, Barolar, İnsan Hakları Savunucusu Örgütler, Üniversitelerin ilgili bölümleri, Psikologlar Derneği vbg…) denetleme rolünün varlığına…

            Açıkçası bilinmelidir ki, sosyal hizmet felsefesi çağdaş düşünceler ışığında laik ve demokratik sosyal kurumların varlığıyla gelişmiştir. Sosyal hizmetin olmazsa olmaz koşulu, bu kurumların toplum içindeki varlığını insan onuruna olan saygı, toplumsal adalet ve sosyal erdemden hareket ederek sosyal politika uygulamalarıyla beslemektir. 

            Mesleki çalışmanın çocuğa ödevini yaptırmaktan çok çok daha küçük bir iş olarak görüldüğü  bir ortamda kurumun felsefesini değiştirmeden  önerildiği gibi nitelikli Uzman personel istihdam etmesi de  kolaylık sağlayıcı ama sorunu çözücü bir öneri değildir.  Çözüm  Odağında insanın olduğu bir  kurumun yeniden İNSAN’ı merkezine almasıdır.

                                   **Sosyal Hizmet Uzmanı (SES işyeri temsilcisi)

                                          *Sosyal Hizmet Uzmanı