Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

SOSYAL BELEDİYECİLİK

http://www.erolkaya.org

Belediyeler açısından yeniden yapılanma çalışmaları kapsamında, belediyelerin faaliyet alanlarında ve yönetim şekillerinde de çalışmalar yapılması gerekmektedir. Genelde kamu yönetiminin ve özelde ise yerel yönetimlerin hizmet alanlarında ve yönetim şekillerinde yeni anlayış ve yöntemler geliştirilmektedir. Belediyelerin bu gelişmeleri yakından takip ederek, mevzuat çerçevesinde uygulanması mümkün ve yararlı olanlarını gerçekleştirmeleri, hizmet zenginliği, demokratik gelişme ve vatandaş memnuniyetini sağlayacaktır.

Kamu ve belediye yönetiminde ve hizmet sunumunda birçok yeni alanlar ve yöntemler geliştirilmiş olmakla beraber, bu bölümde Sosyal belediyecilik, katılımcı belediyecilik ve yönetişim konuları işlenecektir.

Sosyal belediyecilik, belediyelerin sosyal fonksiyonlarını arttıran ve sosyal yaşam içinde aktif hale gelmesini sağlayan bir anlayıştır. Bu sosyal fonksiyonlar gelişmiş ülkelerde gönüllü ve özel teşebbüslere, tarihi geleneğimizde ise vakıflara bırakılmıştır. Bunun mantığı, sorunların kaynaklandığı noktadan çözülmesine ve halkın katılımı gerçekleştiği için birlik ve dayanışma ruhunun pekişmesine sebep olmasına dayanmaktadır.

Türkiye gibi Sivil Toplum Kuruluşlarının gelişmediği, ara korunak mekanizmalarının etkisiz olduğu, devletin sosyo - ekonomik fonksiyonlarını yitirdiği ülkelerde yerel yönetimlerin bu misyonu üstlenmeleri kaçınılmaz bir durumdur.

1-YEREL YÖNETİMLERİN GÜÇLENDİRİLMESİ BAĞLAMINDA SOSYAL BELEDİYECİLİK

Sorunların çözümü, merkezin yetki devrinden ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden geçmektedir.

Dünyada küreselleşme ve yerelleşme bağlamında bir süreç yaşanmakta; yerel dinamikler, inisiyatifler ve değerler önplana çıkmaktadır. Türkiye'de de merkeziyetçi yapının geldiği noktada yaşanan tıkanıklık ve çözümsüzlükler yerel aktörlerin önplana çıkmasını gerektirmektedir.

Türkiye'nin idari sistemi, ülkenin içinde bulunduğu hızlı değişime ayak uyduramayarak, etkili ve verimli hizmet üretmekten uzaklaşmıştır. Bu sorun yerel düzeyde daha belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır. Güçlü ve demokratik bir yerinden yönetim anlayışıyla, yerel topluluklara götürülen hizmet köklü bir reforma tabi tutulmalıdır. Bu reformun anafikri, yerel birimlerde yaşayan vatandaşlarımıza, belirli bir hukuksal çerçeve içinde, temsil organları aracılığıyla yerel hizmetlerle ilgili kararlar alma, bunları uygulamak için kaynak yaratma ve örgütlenme yetkisi vererek, kendi kendilerini özgürce yönetme olanağı vermek olmalıdır.

Türkiye 1980 sonrasında toplumsal bir dönüşüm geçirmiştir. Tüm toplumsal katmanlarda yaşanan hızlı değişimle birlikte sosyo-kültürel sorunların çeşitlenmesi ve karmaşıklaşması mevcut yapının kaçınılmaz olarak dar gelmesine yol açmıştır. Yerel çözüm mekanizmalarının yeterince gelişmemiş olması, her türlü sorunun merkeze taşınmasına yol açmaya başlamıştır.

1985 yılından sonraki dönemde Türkiye'de köy nüfusuyla kent nüfusunun oranları tamamen yer değiştirmiştir. Bu büyük bir çalkalanma ve kentsel açıdan büyük bir kaos demektir. Eğer bu tabloyu iyi okuyamaz ve sorunlara kaynağında yani yerel düzeyde çözümler getiremezsek sorunlarının arkasından koşmaya devam ederiz.

Sorunların zamanında, etkin ve yeterli çözümünün tek yolu yerel yönetimlerin yetki ve kaynak yönünden güçlendirilmesidir. Bunun içinde Belediyeler;

  •  
  • Yönetsel vesayete tabi olmadan özgürce uygulanabilir kararlar verebilen,
  • Bu kararları yaşama geçirebilmek için gerekli iç örgüt yapısını özgürce kurabilen,
  • Gene bu hizmetler için gerekli personel kadrolarını ve personel atamalarını özgürce yapabilen,
  • En önemlisi bu hizmetlerin gerektirdiği finansmanı ilke olarak öz kaynaklarıyla sağlayabilen, bir mahiyet kazanmalıdır.

2-KAMU HİZMETLERİNİN SOSYAL KARAKTER KAZANMASI

Sosyal devlet; yurttaşlarının sosyal durumlarıyla, refahlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir yaşam düzeyi sağlamayı ödev bilen devlet şeklinde tanımlanmaktadır. [1]

Sosyal devlet maddi ve manevi anlamda ihmal edilmiş kişilerin, devlete karşı sosyal destek talebinde bulunma hakkına yani sübjektif bir kamu hakkına sahip olmaları demektir. Çoğulcu demokratik toplum yapısında insanların devletten beklentileri artmıştır.

(İnsanlar artık sadece yol, su, kanal istemiyor. Bunların yanı sıra sosyal, kültürel, sportif hizmetler istemektedir. Hatta sosyal ve psikolojik danışma hizmetleri bile istenir hale gelmiştir.)

Devlet yapısındaki gelişmeler sonucu bir çok hizmet hak olarak istenilir hale gelmiştir.

(Gelişen demokrasi uygulamaları, bireylerin devletten talep araçlarını ve haklarını geliştirmiştir.)

İnsan hakları anlayışı geliştirilmiş:insan unsuruna ve onuruna yakışır bir yaşam standardını bütün vatandaşlarına ulaştırması "Sosyal Devlet" olmanın vazgeçilmez unsuru olarak öne çıkmıştır.[2]

Türkiye'de sosyal devlet anlayışının kurumsal bir mahiyet taşıyarak yurttaşları tam anlamıyla sosyal adalet ve sosyal güvenlik şemsiyesi altına alması mümkün olamamıştır. Batı da refah devleti anlayışı yerleştiği zaman, bu toplumlar ekonomik gelişimini ve sermaye birikimini başarmışlardı. Bütün sorunları ulusal gelirlerini daha iyi paylaştırma konusunda odaklaştığı için, sosyal refah ve sosyal güvenliği sağlamışlardı. Türkiye ise geç-sanayileşme hamlesi ve yaşanan toplumsal dönüşüme ayak uyduramayan sosyal politikalar sonucu refah devleti çizgisine ideal anlamda yaklaşamamıştır.

1961 Anayasası Ülkemizde, demokratikleşme ve sosyalleşme doğrultusundaki gelişmenin, en son ve en önemli yükselişlerinden birisi olmuştur. Sosyal devlet ilkesi, ilk defa bu dönemde anayasada yer almış; sendika özgürlüğünü, grev ve toplu sözleşme hakkı anayasada hükme bağlanmıştır.

1981 anayasasında da Türkiye Cumhuriyetinin "Sosyal Hukuk Devleti" olduğu belirtilmektedir. Anayasamızın 5. maddesinde de Devletin temel amaç ve görevleri tanımlanırken "kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak" olarak, devletin sosyal görevleri de belirtilmiştir.

Ülkemizde Sosyal Hizmetler 1959 yılında Sosyal Hizmetler Enstitüsü ve ona bağlı olarak 1961 yılında Sosyal Hizmetler Akademisi, 1963 Sağlık Sosyal Yardım Bakanlığı'na Bağlı Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü'nün kurulması ile eğitim ve kurumsal anlamda ülkemizin gündemine girmiştir. Söz konusu Kurumsal yapının Sosyal Hizmet gereksinimine yanıt vermemesi ve yasalardaki dağınıklık, hizmet alanlarındaki çok başlılık sonucu 24 Mayıs 1983 tarihinde kabul edilen 2828 Sayılı Kanun ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü (SHÇEK) kurulmuştur.

Ülkemizde; SHÇEK sosyal refah alanında devletin görevlendirdiği önemli kurumlarından biridir. Fakat tüm çabalara rağmen ihtiyaca tam cevap verememektedir. Çünkü Aile parçalanmaları hızla artmakta ekonomik sorunların oluşturduğu sosyal sorunlar çoğalmakta, KMÇ (Korunmaya Muhtaç Çocuklar), Sokak Çocukları, Özürlü Eğitimi ve Rehabilitasyonu, Yaşlılık vs. üretilen projeler başarısız olmaktadır. Örneğin Koruyucu aile Projesi tüm olumlu çabalara rağmen hedeflenen yere gelmemiştir.

Merkezi hükümetin her geçen gün gelişen ve çeşitlenen toplumsal ihtiyaçları, özellikle yerel mahiyetteki ihtiyaçları etkin bir şekilde karşılaması mümkün değildir. Böyle bir çaba sadece devletin daha da hantallaşmasıyla sonuçlanacaktır.

Daha önce de belirttiğimiz gibi tek çözüm bu görevleri ve görevlerin gerektirdiği kaynakları yerel yönetimlere aktarmaktır. Avrupa konseyi çalışmaları kapsamında Nisan 2000 tarihinde İstanbul'da toplanan yerel yönetimlerden sorumlu bakanlar konferansında sosyal hizmetlerin sunulmasında yerel yönetimleri aktif rol oynamalarının kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir.

3-SOSYAL BELEDİYECİLİĞİN TANIMI VE İŞLEVLERİ

3.1-TANIM :

SOSYAL BELEDİYECİLİK mahalli idareye sosyal alanlarda planlama ve düzenleme işlevi yükleyen bir modeldir.[3]

Bu çerçevede;

kamu harcamalarını konut, sağlık, eğitim ve çevrenin korunması alanlarını kapsayacak şekilde sosyal amaca kanalize eden;

işsiz ve kimsesizlere yardım yapılması, sosyal dayanışma ve entegrasyonun tesis edilmesi ile sosyo - kültürel faaliyet ve çalışmaların gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan altyapı yatırımlarının yapılmasını öngören; bireyler ve toplumsal kesimler arasında zayıflayan sosyal güvenlik ve adalet mevhumunu güçlendirmeye yönelik olarak mahalli idarelere sosyalleştirme ve sosyal kontrol işlevleri yükleyen

bir modeldir.

3.2-SOSYAL BELEDİYECİLİĞİN İŞLEVLERİ :

1.          Sosyalleştirme, sosyal kontrol ve rehabilitasyon : Sosyalleşme, toplumun bir parçası haline gelme; kişinin aile, okul, mesleki örgütler gibi içinde yer aldığı toplumsal kurumların ve genelde yaşadığı kültürel ortamın kendisinden beklediği şekilde davranmayı ve diğer bireylerle uyum içinde yaşmayı öğrenme sürecidir.

Bireylerin devletin sosyalleştirme ağının dışında kalmaları birçok soruna sebep olabilmektedir.

(Toplumdan dışlanmış, toplumsallaşamamış bireylerin şehirlerde doğurduğu problemler meydanda olup, mahallelerinde, sokaklarında huzursuzluk kaynağı olmaktadırlar.)

Belediyeler bu çerçevede bir nevi sosyal eğitim işlevi görebilirler. Zaten evinin bahçesinde hayvan besleyerek, yüksek sesle müzik dinleyerek veya etrafa hoş olmayan koku ve görüntü saçarak çevreyi rahatsız eden vatandaşlarla ilgilenme yetkisi cezai anlamda belediyelere aittir.

İnsanların toplum içinde nasıl davranmaları gerektiği konusunda da belediyelerin eğitici olmaları bu fonksiyonları tamamlayıcı mahiyettedir. Mahalli idareler toplumsal düzenin devamının sağlanmasına yönelik olarak bireye toplumsal beklentilere uygun davranış, kural ve değerler aşılama manasında sosyal kontrol mekanizması olarak işlev görebileceklerdir. Kıraathane toplantıları, halk meclisleri, esnaf gezileri, afişler ve mahalle kütüphaneleri aracılığıyla belediyeler halka daha yoğun olarak mesaj verebilmektedirler.

2.          Mobilize etme, yönlendirme, kılavuzluk ve rehberlik etme : Toplumsal kesimlere yönelik olarak danışmanlık hizmeti verme, onları belli gün ve olaylarda yönlendirme, halka sorunlarını nasıl ve hangi kurumlarla çözebilecekleri konusunda yardımcı olma gibi işlevler belediyelerce yürütülebilmektedir.

(Tüketici Danışma Merkezleri gibi)

3.          Yardım etme, gözetme : Mahalli idareler beldelerindeki fakir ve muhtaç vatandaşların bilgilerine kolaylıkla sahip olabilmekte, onların sosyo-ekonomik durumlarını izleyebilmekte, asgari yaşam sınırında olanlara gıda, kömür, ilaç, kırtasiye malzemesi, tekerlekli sandalye gibi yardımlarda bulunabilmektedir. Kış gecelerinde ev ev gezerek, vatandaşın ne yediği, ne yaktığı, öğrenim durumunda olanların ne tür ihtiyaçları olduğu gibi konuları başkaca takip eden bir kurum ve mekanizma da mevcut yapı içinde geliştirilememiştir.

4.          Yatırım : Mahalli idareler halkın geçim sıkıntısını gidermeye yönelik olarak köklü tedbirler alamamakla birlikte, kolaylaştırıcı bir takım hizmetlere yönelebilmektedirler. Tanzim satış mağazaları, ekmek fabrikaları, aşevleri, sığınma evleri, sağlık ocakları, mahalle kütüphaneleri bunlardan sadece bazılarıdır. Bu hizmetlere yönelik olarak mahalli idarelerin yatırımlara girişmeleri bir zorunluluk olarak görünmektedir.[4]

1580 kapsamında belediyelerin sosyal alanda sorumluluk ve yetkileri :

Bu kapsamda 1580 sayılı kanunda belediyelere bir çok sorumluluklar yüklenmiştir. Bu sorumlulukları şu şekilde sıralayabiliriz:

  •  

  • Bırakılmış ve bulunmuş çocukları, delileri, kazaya ve afete uğrayanları koruyup gözetmek. (15.18)
  • Fakir ailelerin ikiz çocuklarına alelumun öksüz, fakir, kimsesiz çocuklara para, hekim, ilaç, yeme, içme, giyecek, barınma, tahsil, terbiye cihetlerinden yardım etmek. Fakir hastalara meccanen bakmak, ilaç vermek, fakir cenazelerini meccanen kaldırmak, alil, işten aciz olup da bakacak kimsesi olmayanlara bakmak. (15.34)
  • Yetimhane yapmak. (15.45)
  • Yersiz, yurtsuzlara iş bulmak, bunlardan garip olup çalışamayacakları memleketlerine göndermek, kimsesiz kadın ve çocukları korumak. (15.48)
  • Ucuz belediye meskenleri yapmak. (15.68)
  • Fakirler için yatı evleri yapmak ve idare etmek. (15.69)
  • Muhtacin için iane sandıkları tesis ve idare etmek. (15.71)
  • Özürlülerin ulaşım ile sosyal ve kültürel amaçlı hizmetlerden ücret almamak veya indirimli tarife uygulamak, belediyeye ait ve belediye tarafından işletilen veya kiraya verilen büfeler, otoparklar gibi işyerlerinin özürlüler tarafından işletilmesi konusunda kolaylık sağlamak. (15.81)
  • Halk için kütüphane ve okuma salonları açmak.(15.33)
  • Gençler için mahallin ihtiyacıyla mütenasip stadyumlar tesis etmek ve işletmek. (15.54)
  • Belediye tiyatrosu, sineması, halk müzeleri, hayvanat ve nebatad bahçeleri yapmak ve idame etmek ve yaptırıp işletmek. (15.59)
  • Genç ve yetişkin özürlüler için meslek ve beceri kazandırma kursları, iş eğitim merkezleri açmak. (15.80)

1580 sayılı belediye kanunu sosyal hizmetler alanında sıralamış olduğu bu görevlerin yanı sıra 70. maddesinin 16. fıkrasında bir genelleme yaparak meclisten alınacak bir kararla belediyelere daha geniş yetki tanımıştır. Bu maddeye istinaden belediyeler belde halkının mahalli mahiyette müşterek ve medeni ihtiyaçlarını tanzim için çeşitli çalışmalar yapabilirler. Bu çalışmalarının kapsamını meclislerinden çıkarabilecekleri bir yönetmelikle düzenleme hakkına sahiptirler.

3.3-Sosyal belediyecilik açısından STK' larla işbirliğinin önemi

Yerel yönetimlerin sosyal fonksiyonlarının önemli bir bölümü sivil toplum kuruluşları ve kitle örgütleriyle birlikte gerçekleştirilmesi gereken etkinliklerdir. Bizim tarihi geleneğimizde vakıfların, gelişmiş demokratik ülkelerde ise sivil toplum kuruluşlarının öncülük ettikleri sosyal hizmetlerin Türkiye'nin bugünkü şartlarında devlet ve STK'lar arasında yerel yönetimlerin bir ara mekanizma olarak yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede yerel yönetimler;

1.                  STK' larla işbirliği ve koordinasyon içinde çalışmalıdır. Sosyal ve kültürel etkinliklerin sivil inisiyatifler ve toplumsal grupların katılımıyla gerçekleştirilmesi hizmetlerin halk tarafından sahiplenilmesi açısından da önem taşımaktadır.

2.                  Belediyeler sosyal aktivitelerde STK' ları destekleyici, yönlendirici ve onlara rehberlik edici bir misyona sahip olmalıdır. 18 Ağustos depreminden sonra sivil toplum örgütlerinin önemi bir kez daha anlaşılmıştır. İhtisaslaşmış STK' ların hizmet alanlarında belediyelerce desteklenmeleri birçok belediye faaliyetinin bu kurumlarca gerçekleştirilmesini sağlayacaktır. Arazi, mekan ve kaynak tahsisi için yasal mevzuat içinde uygun çözümler aranmalıdır.

Tarihimizde var olan vakıf hizmeti anlayışının yeniden canlandırılması ve bunu STK'lar vasıtasıyla gerçekleştirilmesi için rehberlik ve koordinasyon çalışmaları yapılmalıdır. İnsanımıza sahip çıkalım anlayışı ile ihtiyaçların yine gönüllüler tarafından karşılanmasının zemini oluşturulmalıdır.

Yatırım Önceliği

a)                            Önceki bölümlerde de ifade ettiğimiz gibi son yıllarda yaşanan gelişmeler belediyelerin sosyal ve kültürel alanlarda daha etkin hizmetler sunmalarını gerektirmektedir.

1994 sonrası belediye yönetimlerinin kentlerin fiziki altyapılarını iyileştirme yolunda yapmış oldukları ciddi çalışmalar neticesinde bu alanda asgari ihtiyaçları karşılanan vatandaşlar artık sosyal ve kültürel alanda da altyapı ihtiyaçlarını talep eder hale gelmişlerdir.

Görevleri; belde ve belde halkının mahalli mahiyette müşterek ve medeni ihtiyaçlarını tanzim ve tesviye etmek olan belediyelerin bu gelişmeler karşısında sosyal ve kültürel alanda daha fazla eğilmeleri kaçınılmazdır.

1998 yılı verilerine göre Türkiye'deki tüm belediyelerin fiziki altyapıya harcadıkları miktar 547 trilyondur. Bugünkü değerle 4 katrilyona yaklaşan yatırım hizmeti sunulmuştur. Bu miktarın bir bölümünün sosyal ve kültürel hizmetlere aktarılması durumunda problemlerin çözümünde ciddi mesafeler katedilmiş olacaktır.

(Örneğin yatırımların %25'inin sosyal yatırımlara ayrılması durumunda en az 1 katrilyonluk kaynak oluşmuş olacaktır. Bu da 2001 yılı için 381 trilyon olan Fak-Fuk-Fon yardımlarının 3 katıdır.)

Altyapı yönünde çok büyük eksiklikleri olan şehirlerimizde bundan önceki dönemlerde fiziki yatırımlara öncelik verilmesi kaçınılmazdı. Çünkü fiziki altyapısı yetersiz olan şehirlerde sosyal ve kültürel çalışmaların yapılması verimli olmayacağı gibi halkında böyle bir tercihi kabullenmesi mümkün değildir.

Bugün ise yukarıda da belirttiğimiz sebepler neticesinde artık şehirlerimizin ve vatandaşlarımızın taleplerinde önemli dönüşümler yaşanmış, sosyal ve kültürel hizmetlere ağırlık verilmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu münasebetle belediyelerimizin hizmet ve yatırım önceliklerini fiziki alandan sosyal alana yoğunlaştırmaları gerekmektedir.

3.4-ÖRNEK PROJELER

Kültür hizmetleri

Sosyal Belediyeciliğin önemli bir yönü, kent halkının kültürel ve sanatsal ihtiyaçlarını karşılamaktır. Yerel Yönetimler, sivil toplum kuruluşlarını da seferber ederek kültürel alandaki fonksiyonlarını arttırmalıdır. Devlet merkezli bir kültür politikası yerine belediyelerin rehberlik ve öncülük yaptıkları, altyapı gibi gerekli şartları hazırladıkları ve toplumun kendisini ifade edebileceği bir kültürel hayatı hedeflemelidir.

Kültür politikası öncelikle belli bir doğruyu ve düşünceyi halkımıza yaymak veya dayatmak yerine, onların düşüncelerini ifade edebilecekleri bir zemin sunabilmek şeklinde olmalıdır.

Kültür Politikamız çok seslilik ve çoğulculuk üzerine oturmalıdır. Kültürde asıl olan tüm toplumsal kesimlerin varlık alanı bulabilmesidir.

Sosyal belediyecilik anlayışını geliştiren belediyeler her türlü kesimden düşünür, araştırmacı, sanatçı ve kültür adamlarının faaliyetlere katılımının sağlanmasını önemsemelidir.

Sivil toplum kuruluşları ve toplumsal kuruluşların bu işe sahip çıkması gerekir. Ancak belediyelerin de hiç değilse belli bir süre bu hizmetlere öncülük etmesi, bir nevi koordinasyon görevi görmesi kaçınılmazdır. Bu yüzden yerel yönetimlerin bizzat yapması yerine, fırsat ve olanak sunması daha doğru olanıdır.

Belediyeler eğitim ve kültüre kesinlikle sahip çıkmalıdır. Doğru ve çağdaş olan bu hizmetlerin merkezi yönetimden yerel yönetimlere geçmesidir.

Özürlülere sahip çıkmak

Dünya nüfusunun önemli bir oranını özürlüler oluşturmakta, zihinsel, fiziksel ya da duygusal özürleri sonucu engelli insan sayısı, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre gelişmiş ülkelerde nüfuslarının % 10, gelişmekte olan ülkelerde % 13 oranında olduğu tahmin edilmektedir.

Ülkemizde, değişik özür gruplarından 10 milyona yakın yurttaşımız yaşamaktadır. Özürlü çocuk ya da yetişkin özürlü yurttaşımız, günlük yaşama, kent yaşamına ve toplum yaşamına çok sınırlı ölçüde katılabilmektedir. Ülkemizdeki görme, işitme, ortopedik ve zihinsel engellilerin toplumsal yaşama tam katılabilmelerinin önündeki engeller henüz kaldırılabilmiş değildir.

Eğitimden sağlığa, iş ve mesleki rehabilitasyondan kültür ve sanata, spor ve kent standartlarının iyileştirilmesine, ulaşımdan psikolojik ve sosyal desteğe bireysel ve aile danışmanlığı hizmetlerinden gerektiğinde sürekli bakıma kadar çok ciddi ve çözüm bekleyen sorunları bulunmaktadır.

Özürlülük, sadece özürlü insanın kendisi için değil, aynı zamanda aile ve çevresi, yakınları ve komşuları için de önemlidir. Ülkemizde ve dünyada rehabilitasyon hizmeti veren merkezler genellikle büyük yerleşim alanlarında küçük gruplara ve sadece özürlü bireylere yönelik hizmet vermektedir.[5]

Belediyelerin şehrin planlanmasında hizmetlerin projelendirilmesinde özürlülerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurulmaları kaçınılmazdır. Bu anlamda bireylere ve ailelere psikolojik ve sosyal danışmanlık hizmeti vermeleri de gerekmektedir.

Gençlik merkezleri

Türkiye genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir. Bu potansiyelin iyi değerlendirilebilmesi için gençlerin yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmeleri ve bir takım olumsuzluklara kapılmadan sosyalleşmelerinin sağlanması gerekmektedir. Bu amaçla kurulacak gençlik merkezleri hem kollayıcı, hem yönlendirici ve eğitici çok boyutlu fonksiyonlar görebilecektir.

Gençlere; katkıda bulunma, açık iletişim ve diyalog, ortak çalışmalar yapma, genç, aile ve toplum arasında etkili bağlar kurma, gençlerle beraber merkezden kente yayılan aktivite programlar geliştirme, nitelikli insan olarak gençleri yetiştirme, sorun çözme becerisini geliştirme ve madde bağımlılığı alanında koruyucu önleyici bilimsel çalışmalar yapmak belediyelerin temel ilkeleri arasında olmalıdır.[6]

Vatandaşların kendilerini geliştirmelerini sağlamak ve konut üretimi

İstihdam ile birlikte fakirlik sorununun üzerine gidilmelidir. Bu açıdan yaklaşımlar, sorunu bir bütün olarak ele alma, sistemi iyileştirme ve fonksiyonel hale getirme şeklinde olmalıdır.

Yoksulluğu ortadan kaldırmanın yolu yoksulları sübvanse etmekten yani onların ihtiyaçlarını karşılıksız olarak karşılamaktan değil, onları da dengeli bir üretim - tüketim sürecine katabilmekten ve verimliliği arttırmaktan geçmektedir.

Sosyal belediyecilik anlayışına sahip olan belediyelerin yapması gereken öncelikle vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini kolaylaştırmak olmalıdır. Temel ihtiyaçları karşılamaya kalkmak sorunları çözmemekte, her geçen gün artan yoksul sayısına karşı yardım dağıtımıyla herhangi bir mesafe alınamamaktadır. Yardım organizasyonlarına ek olarak temel ihtiyaçları vatandaşların kendi imkanlarıyla daha kolay giderebilmelerini sağlamak asıl olanıdır.

Diğer önemli bir konuda barınma ihtiyacıdır. Bu konuda da yerel yönetimlerin yeni yerleşim alanları üreterek sosyal amaçlı olarak konut yapımını teşvik etmeleri önem taşımaktadır.

Hazine arazilerinin belediyelere bedelsiz olarak devredilmesi sağlanmalı ve belediyeler bu yerlerde altyapı sorununu çözerek sosyal konut yapılabilecek arsalar üretmelidir.

3.5-SONUÇ
  •  

  • Sosyal belediyecilik kavramı altında mahalli idarelere sosyal alanlarda planlama - düzenleme işlevleri yükleyerek, onları sosyal amaca kanalize eden; sosyal dayanışma ve entegrasyonu sağlayarak belediyelerin sosyal güvenlik ve adalet mevhumunu geliştirici sosyalleştirme ve sosyal kontrol işlevlerini önplana çıkaran bir çalışma yapılmalıdır.
     
  • Sosyal belediyeciliğin temeli tüm vatandaşların topluma kazandırılması için toplumsallaştırma misyonu ile birlikte toplumsal kesimleri yönlendirme, onlara rehberlik etme anlayışının geliştirilmesidir.
     
  • Muhtaç, çaresiz ve güçsüz vatandaşların (öksüz, sokak çocuğu, özürlü, yaşlı, açlık sınırında olanlar gibi) yaşam şartlarını kolaylaştırıcı yardımları yapmak ve her türlü sosyal fonksiyon için altyapı yatırımlarını gerçekleştirmek sosyal belediyeciliğin ana amacıdır.
     
  • Sosyal belediyeciliği geliştirmenin önşartı yerinden yönetime geçilmesi, yani mahalli idarelerin merkezi yönetim karşısındaki yetki ve özerkliğinin genişletilmesi, yetkilerin merkez ile taşra arasında paylaştırılması şeklinde yerel yönetimlerin yetki ve imkan olarak güçlendirilmesidir.
     
  • Türkiye konjonktüründe yerel yönetimlerin serbest piyasa ortamındaki kimi hizmetlerden tamamen elini çekmesi inandırıcı olmayacağı gibi, büyük tahriplere de yol açabilir. Belediyelerin her halükarda denetleme, koordinasyon, planlama, teşvik ve tespit görevlerini yerine getirmelidir.
     
  • Belediye Kanununda belediyelere yüklenen sosyal fonksiyonlar için gerekli kaynak tahsis edilmemekte, ulusal düzeydeki hizmetlerin izdüşümlerinin gerçekleştirilmesine ve politika belirlenmesine olanak sağlanmamaktadır. Örneğin sosyal hizmetler belediyelerin üzerine yıkılırken, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma kaynakları Kaymakamlar kanalıyla dağıtılmaktadır. Bu çarpıklığın giderilebilmesi, yerel hizmetlerin yerel yönetimler eliyle gerçekleştirilebilmesi için söz konusu kaynakların belediyelere aktarılması amacıyla gerekli mevzuat değişiklikleri yapılmalıdır. Bu konuda başta siyasiler olmak üzere toplumun tüm kesimlerine yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
     
  • Bizim anlatmak istediğimiz yada bir başka ifade ile belediyelerimizin gündemine taşımak istediğimiz husus yaşanan gelişmeler karşısında belediyelerimizin sosyal ve kültürel alanlara daha fazla eğilmelerinin gerekliliğidir.

[1] http//www.sosyalhizmetleruzmani.org

[2] Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Sosyal Hizmetler Uzmanları, http//www.sosyalhizmetleruzmani.org.

[3] AKDOĞAN, Yalçın, "Ulusal Soruna Yerel Çözüm:Sosyal Belediyecilik", Eminönü Bülteni, Şubat Sayısı, İstanbul 2002

[4] AKDOĞAN, Yalçın, Dr., Sosyal belediyecilik, İstanbul Dergisi, Mart sayısı, İstanbul 1999

[5] http//www.sosyalhizmetleruzmani.org

[6] CILGA, ibrahim, Gençlerin Gelişiminde ve Madde Kullanımlarını Önlemede Gençlik Merkezlerinin Rolü, http//www.sosyalhizmetleruzmani.org

 

 

 


 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

©Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi