|
|
SOKAKTA ÇALIŞAN VE YAŞAYAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE TERAPÖTİK YAKLAŞIM VE
AİLE TEDAVİSİ
SHU.Fatih KILIÇARSLAN
fkilicarslan34@gmail.com
GİRİŞ
Ülkemizde meydana gelen değişme toplumsal değişme, kentleşme, sanayileşme,
iç göç hızının artması, gecekondulaşma aile kurumunun parçalanmasına ve
ebeveyn tutum ve davranışlarında sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Sokak veya sokakta yaşayan çocuklar alanında çalışan uzman personelin
aileleriyle terapötik ilişki içersinde olması, çocukların sorunlarının
çözümlenmesinde ve toplumsal hayata kazandırılmasında ebeveynlerinin sürece
katılması gereği ortadadır.
Sokak veya sokakta yaşayan çocukların ebeveynlerin tutumlarında, çocukluk
dönemi gelişim sürecinde olumsuz, yanlış yaklaşımlar olduğu, ebeveynlerin
tutumların değerlendirilmesi, konuşulması, özellikle çocuğun aile ve topluma
kazandırılmasında, anne ve babanın nasıl bir rol alacağı, tutum ve
davranışları yeniden nasıl yapılandıracağını hususu çocuk ve ebeveynleriyle
yürütülen terapötik yaklaşımlarla belirlenir. Özellikle çocuğun evden
kaçması, sokakta yaşaması veya madde bağımlılığı yaptığım klinik
çalışmalarda edindiğim izlenimlere göre; sokak yaşamı veya madde bağımlılığı
bir sebep değil, bir sonuç. Bunun sebepleri öncelikle aile içerisindeki,
anne ve babanın çocukla ilişkilerinde yaşadığı sonuçlar; Karı – koca
ilişkisi içerisinde olan anne baba, evlilik yaşantısında bir uyum, ahenk
sağlayamazsa, duygusal anlamda, ilişki anlamında olumlu yaklaşımlarda
bulunmazsa, bu çocukların doğumuyla birlikte ortaya çıkan anne ve babalık
rolüne de olumsuz bir şekilde yansıyor. Yani birbiriyle uyumlu olmayan
karı-koca, çocuklarının doğmasıyla birlikte, olumlu, verimli ve sağlıklı
iletişim gerçekleştiremiyorlar. Bunun sonucu olarak çocuklarıyla yaşadıkları
kriz ve çatışma, çocukta uyum - davranış bozukluklarına yol açıyor ya da
çocuk sokağa yöneliyor. Çocuk sokağa itiliyor. Çocuk ailede bulamadığı
ilgiyi, desteği, sokakta arkadaş grupları içerisinde sağlamaya çalışıyor,
arkadaş grupları içinde onay görüyor, takdir görüyor. Dolayısıyla çocuk
sokakta yaşamayı alışkanlık haline getiriyor. Sokak onun bir parçası oluyor.
Sokakta bir kimlik, güç kazanıyor. Bu çocuğun özellikle ergenlik döneminde
bağımsızlaşma, gelişim sürecinde çok iyi geliyor. Aile içinde onay görmeyen,
takdir görmeyen, bağımsızlaşma süreci desteklenmeyen çocuk, yani otoriteyle,
baskıyla ya da koruyucu anne-baba tutumları ile bastırılan çocuk, sokakta
arkadaş grubu içerisinde güçleniyor, kişilik ve kimlik kazanıyor,
bağımsızlık kazanıyor ve bu çocuğun sokakta yaşama, sokağa bağımlı olma
sürecini arttırıyor. Çocuk artık aileden koparak sokak kültürünün bir
parçası haline geliyor. Burada her türlü manüplatif etkiler, arkadaş etkisi,
maddeye alıştıran çıkar gruplarının etkisi, merak, ilgi çocuğu maddeye
yöneltiyor, dolayısıyla çocuk madde bağımlısı haline geliyor.
AİLE TEDAVİLERİ
AİLE TEDAVİLERİ TARİHÇESİ
Aile tedavisi, aile gruplarının tedavisidir. Tedavi ailelerin işleyiş
biçimi,aile üyelerinin birbirleriyle ilişkilerini ve iletişimini ele
alır.Aile tedavileri yaklaşım biçimleri ve temel aldıkları noktaların neler
olduğuna göre farklılıklar gösterir.
Aile tedavisi 2.Dünya savaşı sonunda gelişmeye başlamıştır. Tedavide tüm
aile bireylerini birlikte görme girişimlerinde bulunan ilk kişi 1940 Bowlby
olmuştur.
Hoffman aile tedavisi hareketinin insanların semptomatik davranışlarının
klinisyenin ofisi yerine doğal ortamında yani aile içinde incelenmesiyle
doğduğunu söyler.
Aile tedavisine ilişkin ilk çalışmalar şizofrenlerin aileleriyle
yapılmıştır. Bu ailelerde görülen çeşitli farklı etkileşimler
sonucu,nedensel bağlantılar kurma eğilimi doğmuştur.O dönemlerde
psikiyatride psikanalitik yaklaşım egemen olduğundan,aileyi anlamada
yetersiz kaldığından yeni yaklaşımlar geliştirilmiştir.Yinede aile
terapilerinin öncüleri,psikanalitik teoriden,fen bilimlerinde o dönem
geçerli olan sibernetik ve sistem teorilerinden etkilendikleri
görülmektedir.
AİLE TERAPİSİNDE AMAÇLAR
Günümüzde aile ve evlilik terapisi alanında çok sayıda ekol vardır. Tümünü
ortak kılan nokta, aile (ya da ailenin bir alt birimi, örneğin eşler ya da
anne-çocuk) ile birey arasındaki ilişkileri ele almalarıdır. Terapistler,
aile üyelerini bir araya getirip onların ortak meselelerini belirlemelerini,
sorunlarını sıralamalarını, çözümleri için işbirliği yaparak çalışmalarını
sağlamaya çalışırlar. Aile terapilerindeki ekollerin tümü bazı amaçlarda
ortaktırlar.
Yöntemleri ne olursa olsun terapistler, aile için şu amaçları taşırlar:
1. Bireydeki ruhsal belirtileri ve işlevsel bozuklukları, ilişkiler alanında
ele almak ve azaltmak.
2. Aile ve evlilik içi çatışmaları ile ailenin daha geniş çevresi ve
toplumla çatışmalarını çözümlemek.
3. Ailedeki yakınmalar için ailenin sorun çözmede kullanabileceği kaynak ve
davranışları belirleme ve kullanma güçlerini harekete geçirmek.
4. Aile üyelerinin duygusal gereksinimlerinin algılanması ve doyurulmasını
kolaylaştırmak;
5. Üyelerin ve ailenin zorlayıcı yaşam olayları, tıbbi ve ruhsal
hastalıkları karşısında sorun çözme, iletişim kurma becerilerini
geliştirmek.
6. Üyelerinin her birinin özerkliğinin ve iletişim kurma becerilerinin
artmasını sağlamak;
7. Cinsler ve kuşaklar arası rol dağılımı konusunda uyuşmanın artmasını
sağlamak.
8. Ailenin toplumsal çevre ile bütünleşmesini kolaylaştırmak.
Sistemik Yaklaşım
Aile, bilgi alış verişi ve aktif bir iletişimin olduğu bir sistem olarak
kabul edilir. Ruhsal belirtilerin, kişinin içinde bulunduğu sosyal ortamla
olan bağlantısını vurgulayarak, tedavi bu doğrultuda sağlamaya planlanır.
Ruhsal sorunlar, bireyin içinde bulunduğu sisteme, sistemdeki kişilerle
ilişkilerine mantıklı bir uyum olarak değerlendirilir. Etiyolojiye
yaklaşımda semptomlardan sorumlu olan herhangi bir aile bireyi olmayıp,
hatta fonksiyonu bozuk ailede olmayıp ‘’aile oyunudur’’. Aile kısır bir
döngü şeklinde süre giden etkileşim örüntülerine hapis olmuşlardır. Bu
yaklaşımda sistemlerin kendi kendine sürekli olarak değiştiği ve geliştiği
ancak görünürde stabil olduğu kabul edilir. Sistemik terapistin görevi
ailenin değişebilme yeteneğinin değişmesi, değişme potansiyelinin
özgürleşmesidir. Ailenin nasıl olması gerektiği konusunda terapistin kendi
çözümlerini aileye kabul ettirmeye çalışması yerine ailenin kendi
çözümlerini bulmasına yardımcı olmak esastır.
Sistemik Terapi
1967de Milano’da Aile Çalışmaları Enstitüsü kuruldu. 1972 ve 74 yıllarından
itibaren paradox ve karşıt paradox konusundaki görüşlerini
geliştirmişlerdir. 75ten itibaren ise hiyerarşi kavramını reddetmişler, aile
ve kişilerin birbirlerine döngüsel bir yapı içerisinde nasıl farklı
düzeylerde anlam aktardığını incelemişlerdir. Yapı yerine örüntüler ve
bilgilenme üzerinde durdular. Bu grup sistemik ya da Milano grubu olarak
tanındı.
SİSTEMİK AİLE TEDAVİSİ
Sistemik terapi terimi öncelikle Milan grubu tarafından kullanılmıştır.
Sistemik modelde temel teorik kavramlar genel sistemler teorisi, sibernetik
ve enformasyon teorisinden gelişmiştir.
Milan yaklaşımını belirleyen önemli sayıtlılardan biri, aklın sosyal olduğu,
mental olgunun sosyal olguyu yansıttığıdır. Yani ruhsal sorunlar intrapsişik
değil, kişiler arsı sorunları yansıtmaktadır. Olgu ile bunun yer aldığı
ortam, organizma ile çevresi arasında sürekli, karşılıklı bir ilişki söz
konusudur. Günümüzde psikiyatri hala büyük ölçüde klasik medikal modele
dayanmaktadır. Klasik medikal model batı kültüründe yaygın olarak benimsenen
doğrusal düşünceye dayanmaktadır. Doğrusal düşünce gözlemciyi olayların oluş
sırasına odaklanmaya ve arada tarihsel bir nedensellik kurmaya
götürmektedir.
A B C
Genel tıpta topluma çok iyi hizmet vermiş olan klasik medikal model,
fonksiyonel bozukluklara uygulandığında bir dilemma ortaya çıkmaktadır. Aile
çalışmalarında etkileşimlerin gözlenen resiprokal fonksiyonu, döngüsel
görüşe geçişe yol açmıştır. A;B;C;D bir sistemin üyeleri olarak kabul
edilirlerse, her bir üye diğer tüm üyelerin davranışında bir şekilde etkili
olur ve her birinin davranışından etkilenir. Bu görüş döngüsel görüş olarak
tanımlanmaktadır.
Özetleyecek olursak, aile bireyinde görülen semptom, sistemin semptomudur.
Sistemik görüşmenin ana amacı semptomun direk olarak ortadan kaldırılması
değil, sistemik bağlantılarının bulunması, sistemdeki döngüsel
etkileşimlerin kavranması ve semptomun bu durumda geçici olarak var oluşunun
zorunluluğunu açıklamaktır.
Terapi Sürecinin Özellikleri
Aile terapisi genellikle beraber yaşayan aile üyelerinin tümünün bir araya
getirilmesi ve terapi ekibi ile birlikte görüşülmesi şeklinde yürütülür.
Ancak uygulamada, tüm geniş aileyi (nineler, dedeler, dayılar, amcalar,
halalar vb.) bir araya getirmeyi amaçlayarak çalışmayı doğru bulan
terapistler olduğu gibi bir tek bireyle de aile terapisi uygulanabileceğini,
önemli olanın ilişkileri ele almak olduğunu savunan aile terapistleri de
vardır. Evlilik terapisinde, evli (ya da birlikte yaşayan) çift birlikte
görüşmelere alınır. Bireysel terapilerin olduğu durumlarda önemli bir sorun,
çifti gören terapist yada terapistler ile terapiyi sürdüren terapistlerin
işbirliği kurarak çalışabilmeleridir.
Aile terapisini yürütecek olan terapistin özellikleri açısından önemli olan
noktalar, geniş bir eş duyum becerisine sahip olabilme; psikoterapi
konusunda bilgili olma; karışıklığa dayanma gücü; terapötik sürece kendi
katkısını ve etkisini ele almaya istekli ve yeterli olmadır.
Değerlendirme aşamasında, terapist bir geçmişi paylaşan, anıları olan bir
grupla konuşmaktadır. Ailenin kendine özgü değerleri ve iletişim diline
başarıyla uyum gösterebilmesi gerekir. Bu uyumu sağlamayı kolaylaştırmak
için kullanılabilecek teknikler, aynı dili kullanma, ailenin ve tek tek
bireylerin değerlerini ve güçlerini vurgulama ve övme, yargı belirtme yerine
etkileşimsel (döngüsel) sorgulama (örneğin; karınız öyle yaptığı zaman siz
ne yapıyorsunuz? sorusu gibi) tekniklerdir. Değerlendirme sürecinde, her
üyeden, sorunu ve sorunun tarihçesini kendi gördüğü açıdan tanımlaması
istenir. Bir üyeye sorulan sorunun aynısı diğerlerine de sorulmalıdır.
Söylenenlere karşı oluşan etkilenme de her bir üyeden alınır. Bireylerden
“ben” diliyle konuşmaları istenir. Her birinin çözüm konusundaki öneri ve
düşünceleri alınır. Birbirlerine söylediklerinin aynı anlamlarda işitilip
işitilmediği araştırılır. Rol değiştirme ve eşleme gibi psikodrama
teknikleri kişilerin birbirlerinin davranışlarından nasıl etkilendiklerini
anlamalarını sağlamada çok yararlı olabilecek tekniklerdir. Terapist,
görüşme odasında bireylerin birbirleri ile etkileşimlerini gözleyerek,
sorunu netleştirme ve etkileşimlere ilişkin yorumlamalar yapar. Sorun
konusunda değişimleri tetikleyen önemli araçlardan biriside, yeniden
çerçevelemedir. Bu, genellikle olumsuz etiketlenen davranışı olumlu bir
çerçeveye alan, yeni bir bakış açısı getiren, davranışın işlevsel yararına
odaklanan bir yorumlamadır. Bu şekilde, olumsuz duygu yükünün azalarak
kişilerin anlayış ve değişim gücü kazanmasına yardımcı olan bir tekniktir.
Aile terapisinde davranışsal kalıplara odaklanılmaktadır. Aile üyelerinden
birinin davranışı diğer üyelerde, etkileşime bağlı davranışlarla sonuçlanır.
Değişim süreci de bu davranışsal ardışıklığın fark edilmesi ve
değiştirilmesi biçiminde olacaktır.
Aile terapistleri genellikle görüşmeler arası sürede ailenin değişimini
sağlayacak doğrultuda bireylere ya da aileye ev ödevleri verirler. Bunlar,
yakınmaların ve sorunların denetlenebileceğini gösterebilecek ve çözüm
doğrultusunu pekiştirecek davranışsal ödevler, izleme notları gibi
ödevlerdir.
Aile ile görüşmeler sırasında terapist oldukça etkin ve bazen direktiftir.
Örneğin, aile üyelerinin oturma düzeninde değişiklikler önerebilir; iletişim
becerileri konusunda etkin bir eğitimci rolü üstlenebilir; aile içi şiddet
ya da tartışmaları sınırlayıcı ve yasaklayıcı olabilir. Bu tür durumlarda,
tartışmaların belli bir süreye sıkıştırılması önerilerek aileye bu tür
durumların aslında onların denetiminde olan durumlar olacağı mesajı
verilebilir.
İletişim becerileri aslında davranışsal değişiklikleri sağlamak açısından
özellikle önem taşır. Açık ve net iletişim, soru sorabilme yetisi,
söylenenlerin karşındakiler tarafından nasıl anlamlandırıldığının
soruşturularak araştırılması becerileri sorunların çözülebilmesini
sağlayacak araçlardandır. Terapist, görüşmeler sırasındaki tarzı ve
iletişimi ile üyelerin etkileşimsel iletişim konusunda beceri kazanmalarını
sağlayabilecek bir örnek oluşturmaktadır.
KAYNAKLAR
1. Barker P. Basic Family Therapy, 4. Baskı London; Blackwell Selence, 1998.
2. Skynner ACR. Frameworks for viewing the family as a system. in: Family
Therapy:
Contemporary Frameworks of Theory and Practice (eds A. Bentovim, A. Cooklin
ve J. Gorrell Brnes). London; Academic press, 1982.
3. Wactel EF. The family psyche över three generations: The genegrom
revisited. Journal of Marital and Family Therapy 1982;8: 335-343.
4. AÜTF Çocuk psikiyatrisi Bilim Dalı, Aile Tedavileri, 1996 Ankara
5. Aile Tedavileri, Efser Kerimoğlu; Ankara Üniversitesi Basımevi,1996
6. Psikoterapiler Elkitabı, Ataman Tangör; Ege Psikiyatri Süreli Yayınları,
1997
7. Synopsis of Psychiatry Seventh Edition, Harold I. Kaplan, B.J.Sadock
8. Şizofrenide Psikososyal Tedaviler, Ayla Yazıcı; Parem, 2001
9. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, O. Öztürk; Hekimler Yayın Birliği, 2001
*Ord. Prof.Dr. Mazhar Osman Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve
Araştırma Hastahanesi, Başhekim yardımcısı.
|
|