|
|
Çocuk emeğinin
kullanımı ve çocuğun erken yaşta çalışma yaşamında yer alması tüm
dünyada ciddi bir sorundur. Çocukların erken yaşta çalışmaya
başlamasında birtakım kültürel değerler etkili olmakla birlikte asıl
neden sosyo-ekonomiktir. Sokakta çalışan çocuklar, çocuk emeğinin en
önemli bölümünü oluşturmaktadır. Zorunlu göç ve artan yoksulluğa paralel
bir şekilde hızla artan "sokakta çalışan çocuk sorunu", bugün var olan
yöntemlerle çözümü zor bir sorundur. Ülkemizde ne yazık ki sokakta
çalışan çocuklar sorunun gündeme gelmesi için çocuğun ya bir fastfood
zincirinin soğuk hava deposuna hapsedilmesi ya da sokakta öldüresiye
dövülmesi gerekmekte.
Her şeyden önce sorunun nedenleri doğru bir şekilde tespit
edilmediğinden, sonuçlar da doğru bir perspektifte değerlendirilemiyor.
Örneğin var olan mevzuatta, yaş açısından çocuk, farklı yasalarda farklı
şekillerde tanımlanmakta ya da fiili durumlar kafa karışıklığının
doğmasına neden olmaktadır. Çocuk kavramı, ceza kanunlarında farklı
şekillerde, eğitimde farklı, medeni kanunda farklı, Çocuk Koruma
Kanununda farklı, SHÇEK Kanununda farklı şekillerde tanımlanmaktadır.
Çalışma Bakanlığı çocuğu yaşa göre tanımlarken çocuğun çalışma yaşamında
yer almasına destek olmaktadır. İş yasalarında 18 yaşından küçüklerin
sanayi, tekstil ve benzeri işkollarında legal bir şekilde, üstelik de
ucuz işgücü olarak çalıştırıldığı görülüyor. Çocuğun küçük yaşta iş
yaşamına katılmasına engel olmak için öncelikle tanımlamanın doğru
yapılması gerekir.
Sokakta mendil, su vb satan çocuklar, daha çok metropollerde özellikle
de İstanbul özelinde görüntü kirliliği yarattıkları ve kentlileri
rahatsız ettikleri gerekçesiyle kamu otoritelerinin gündemine
girmektedir. Yani geliştirilen çeşitli müdahale yöntemlerinin sebebi
çocuk refahı olmadığı açıktır. Sorun daha tanımlanırken aile ve
çocukları suçlayıcı ve öteleyen bir terminoloji kullanılmakta mesleki
bakış açısı ve sosyal hizmet yaklaşımından uzak bir anlayış
sergilenmektedir. Şöyle ki, "çalışan çocuk" yerine "çalıştırılan çocuk"
şeklinde bir adlandırma yapılması ilk bakışta doğru bir tanımlama gibi
gelebilir. Fakat burada çocuğun çalışmasının nedeni olarak sosyo-
ekonomik koşullar veya kültürel alışkanlıklara değil aileye işaret
edilmekte, ailelerin çocuğu çalıştırarak istismar ettiği
vurgulanmaktadır. Oysa durum incelendiğinde hiç de böyle olmadığı
rahatlıkla görülebilir. Söz konusu ailelerin büyük çoğunluğunun zorunlu
göçle metropollere yerleştiği, ebeveynlerin iş hayatına katılımını
sağlayacak eğitim ve becerilerden yoksun olduğu, kalabalık nüfusa sahip
oldukları, konut niteliğinden uzak derme çatma mekanlarda açlık
sınırında yaşadıkları, çok zor koşullarda yaşam mücadelesi verdikleri
biliniyor. Dolayısıyla ailenin geçimini sağlama işi kaçınılmaz bir sonuç
olarak çocuklara düşüyor. Burada bu ailelerle hiçbir şekilde temas
kurmayan ve onları görmezden gelen bir sistem ve ortaya çıkan sorunları
yine bu ailelere yıkan bir anlayış söz konusudur. Sosyal devlet
felsefesinden uzak bu sistem, kendi sorumluluğunu aileye atmakta ve
onları suçlamaktadır. Böylece çocuğu çalışma yaşamına erken yaşlarda
katılmasına neden olan sorunlar görmezden gelinmektedir.
Çalışan çocuklara yönelik uygulamalara göz atıldığında, sosyal
hizmetlere bağlı gezici ekipler çocukları sokaktan toplayarak bir
merkeze götürmekte, burada aileler çağrılıp çocuklar teslim edilmekte,
aile uyarılmakta, tekrarlanması durumunda para cezası kesilmektedir.
Sorun sosyal hizmet felsefesi ve sorun çözme anlayışıyla değil
cezalandırma yöntemine başvurularak çözülmeye çalışılmaktadır.
Çıraklık eğitim merkezleri ve sanayide çocuklar legal bir şekilde
çalıştırılırken, sokakta çalışan çocuklara yönelik yasal dayanağı
tartışmalı bir takım cezalandırma yöntemleri icat edilmesi büyük bir
çelişkidir. Mülki idare amirleri, kabahatler kanununa dayanarak ailelere
yüksek para cezaları kesmek gibi caydırıcı yöntemlere başvurmakta, bazen
de çocuğu ihmal ve istismar davalarına konu etmektedir.
Diğer yandan gezici ekipler vasıtasıyla uygulanmaya çalışılan “sokak
sosyal hizmeti”, olması gerekenden çok uzaktır. İstanbul’da hizmette
olan ekiplerde çoğunlukla meslek elemanı olarak sosyologlar görev
almaktadır. Psikolog, çocuk gelişimci gibi meslek grupları yanında, bu
ekiplerde sosyal hizmet uzmanlarının yer alması büyük önem taşıyor.
Sokak sosyal hizmeti ve aileyle çalışma konusunda eğitim alan tek meslek
grubu olan sosyal hizmet uzmanlarının mutlaka sahaya çıkması
gerekmektedir. Bunun için de sosyal hizmet uzmanı istihdamına
gidilmelidir. Fakat alanda çalışan meslek gruplarının istihdamı var olan
şekliyle yani taşeronlaştırma ile değil memur kadrosuna alınarak
yapılması gerekir. Çünkü iş güvencesi ve özlük hakları açısından mağdur
edilen meslek elemanları ciddi bir yabancılaşma ve tükenmişlik durumuyla
karşı karşıya kalmaktadır. Bu da yaptığı işin niteliğini doğrudan
etkilemektedir.
Sokakta çalışan çocuklara yönelik saha çalışmalarında mobil ekiplerin
görev ve yetkileri ‘Sokakta Yaşayan ve Çalıştırılan Çocuklara Yönelik
Hizmet Modeli’nde’ bugün uygulanan şekliyle tanımlanmamıştır. Mesleki
müdahale yönteminden uzak bu uygulamalarda çocuklar zorla araçlara
bindirilerek bir nevi şiddete maruz kalmakta ve çocukların devlet eliyle
istismarına neden olmaktadır. Söz konusu hizmet modeline ilişkin olarak
şu öneriler getirilebilir:
Mobil ekipler, sokakta, kendi rızası olmadan çocukları almamalıdır.
Mobil ekipte bulunan meslek elemanlarının aynı zamanda rehabilitasyon
sürecinde de bulunmaları süreci başarısız kılmaktadır, çünkü var olan
mobil ekip uygulamaları mesleki müdahale yöntemlerinden çok kolluk
kuvveti gibi çalışma yürütmektedir. Çocuğun rehabilitasyon sürecinde de
aynı kişi ile karşılaşması güvensizlik duygusunu pekiştirmekte,
kendisini kapatmasına yol açmaktadır. Fakat mobil ekiplerin işleyiş
şekli ve görev tanımları değiştirilirse mobil ekipte yer alan meslek
elemanları aynı zamanda rehabilitasyon sürecinin de aktif çalışanları
olabilirler.
Sokakta çocuğun çalışmaması için öncelikle aile ikna edilmelidir. Bunun
için de ailenin durumunu ayrıntılı bir şekilde açıklayan sosyal inceleme
raporu düzenlenerek –ailenin özgün koşulları göz ardı edilmeden- uygun
mesleki müdahale yöntemi geliştirilmelidir. Karar verilen tüm mesleki
müdahale süreçlerine aile ve çocuk ortak edilmelidir. Var olan
problemler aile ve çocukla birlikte çözülmelidir. Ailenin sadece
çocuğunu sokakta çalıştırmasından kaynaklanan sorunları değil, kente
uyum konusunda yaşadıkları diğer problemler -eğitim, sağlık, aile
planlaması, hukuki yardım, vb.- konusunda da bilinçlendirilmeli ya da
uygun hizmetten yararlanmaları için danışma hizmetleri verilmeli ve var
olan toplum kaynaklarından yararlandırmanın yolları aranmalıdır.
Aile incelemeleri yapılarak düzenlenecek Sosyal İnceleme Raporu
sonucunda bireysel ve toplumla çalışma yöntemleri kullanılarak mesleki
müdahale gerçekleştirilmelidir.
Elde edilecek istatistiklerden sonra, uygun görülen yerlere, toplum
merkezleri veya benzer çalışmaları yürütebilecek merkezler açılması
için, Başbakanlık Genelgesi (2005/5) ile kendilerine verilen görevlere
dayanarak yerel yönetimlerle işbirliğine gidilmelidir.
Var olan uygulamalardan elde edilen deneyimlerden yola çıkılarak, göç,
‘sokakta çalıştırılan ve yaşayan çocuklarla ilgili akademik araştırmalar
yapan üniversiteler, kurum ve kuruluşlarla işbirliğine gidilmeli ve
sorunla ilgili yeni bir sosyal politika oluşturulmalıdır.
Aileler ayni-nakdi yardımla desteklenerek meslek elemanlarınca takibine
devam edilmelidir. Bu süre içerisinde çocuğun okulla bağı
güçlendirilmeli, Okulla bağı kopmuş çocukların tespit edilerek örgün
veya yaygın eğitimden yararlanmaları sağlanmalıdır.
Aileler, çocukların sokakta çalışması ve karşılaşılan riskler ile ilgili
bilinçlendirilmeli ve kentsel yaşama uyum konusunda desteklenmelidir.
Ayni nakdi yardım aldığı halde çocuğunu çalıştırmaya devam ettiği tespit
edilen ailelerin aldığı ayni nakdi yardım kesilerek hakkında yasal işlem
başlatılmalıdır.
Çocuk okula devam ederken parayla kurduğu ilişki sonucu, eğitimini
bırakıp zamanının tümünü sokakta geçirmeye başlayarak risklere açık hale
gelmektedir (madde kullanımı, hırsızlık, fiziksel ve duygusal şiddet
vb.). Toplum merkezleri ve okullarla işbirliği yapılarak, risk gurubunda
yer alan ailelerin çocuklarına yönelik koruyucu ve önleyici çalışmalar
yapılmalıdır.
Okul çağındaki çocukların boş zamanlarını değerlendirebilecekleri çocuk
kulüpleri ve etüt sınıfları açılmalıdır. Böylece hem çocukların sokakta
geçirdikleri zamanı verimli bir şekilde değerlendirmeleri sağlanacak,
hem de okuldaki başarısını etkileyebilecek ders çalışma ortamı
sağlanacaktır.
(* 24.01.2010 tarihinde evrensel gazetesinde yayınlanmıştır)
|
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|