Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 


Siyaset Manipülasyon ve Demokratik Refleks

Ramazan ALTUNÖZ / Sosyal Hizmet Uzmanı


    İnsan doğanın en karmaşık canlılarından biridir. Bu yüzden insanı etkilemek, yönlendirmek ve yönetmek oldukça zor bir iştir. Organize bir biçimde bu işlere talip olmak ve yapmaya çalışmak siyasetin konusuna girer. Zor ve karmaşık işleri çözebilmek, bu anlamda bir süreklilik hali sağlayabilmek siyasetçilerin en fazla önemsedikleri durumların başında gelir. Çünkü bunu gerçekleştirebilme yetenekleri ne kadar iyiyse iktidar ve başarılı olma şansları o kadar artar. Yani halkı etkileme, yönlendirme ve yönetme ihtimalleri artar.



 
 
  Siyaset, bir nevi düşünce ve amaçların hayata aktarılış biçimidir. Her insan ve çevre siyasete değişik amaçlarla girer. Tabi ki bu amaçların en önemlisi gittikçe gelişen bir güç haline gelip düşüncelerini eyleme dönüştürebilmektir. Bunun için çeşitli yol ve yöntemler kullanılır. Bu yöntemlerin en etkililerinden biri de manipülasyondur.

   Belirli kişi, grup ve çevreleri kendi amaç ve çıkarları doğrultusunda etkileme, yönlendirme ve kullanma durumuna manipülasyon denilmektedir. Karmaşık ve zor olan insanoğlu manipülasyonla tersyüz olur. Yani basit ve kolay olur. O yüzden siyasetçilerin toplumu etkilemek için en çok başvurdukları yöntemde budur. Toplum için önemli, değerli, saygın, vazgeçilmez ve kutsal sayılan konuları işlemek, bu konularla ilgilendiğini belli etmek suretiyle insanlarda güven inşa etme yoluna giderler. Bu konular arasında din, dünya görüşü, ırk, vicdan, adalet, ekonomi, refah vb. konular yer alır. Seçmen haliyle benzer hayat felsefesine sahip, çeşitli duygularına hitap eden ve güven veren adaylara daha çok itibar edegelmiştir. Onlara oy verir ve en fazla oyu alıp iktidar olanlar o alandaki yönetim hakkını belli süre için devir alır.

    Halkı ilgilendiren asıl konuda burada başlar. Herhangi bir alanda siyaset yapanlar iktidara gelirken taahhüt ettikleri düşünce ve amaçların ne kadarını eyleme dönüştürmektedirler. Acaba vaat ettikleri görünür amaçların dışında gizil amaç ve düşünceleri var mı? Yoksa gerçektende söz verdikleri gibi dürüstlük ve iyi niyetle vatana millete yönelik hedefleri gerçekleştirme çabasındalar mı? Halkın belli bir süre için yetki verdiği kişi ve grupları denetleme durumuna demokratik refleks adı verilir. Bir halkın demokratik refleksi ne kadar gelişmişse manipüle edilme yani kandırılma, kullanılma, sömürülme, ve kötü yönetilme olasılığı o kadar azalır. Demokratik refleks kısa vadeli ve uzun vadeli olabilir. Kısa vadede iktidarın yanlış, haksız ve adaletsiz politikalarına yürüyüş, imza kampanyaları, iş yavaşlatma, grev vb değişik biçimlerde tepki vermektir. Uzun vadede ise iktidar bu uyarı ve tepkilere karşı pasif bir tutum izleyip bildiğini okursa seçim zamanında demokratik refleks kullanılarak o iktidar alaşağı edilir.

      Manipülasyon bir hastalık gibidir. Etkisi altındaki insanın enerjisini, düşüncesini, sevgisini ustaca farklı bir yöne çeker. Manipüle olanın değil manipüle edenin hizmetinde bir güce dönüşür. Ve bu hastalık maalesef toplumumuzu çok ciddi bir biçimde sarıp sarmalamıştır. Bunu her zamanın gündeminde kendine yer bulan üniversitelerden ve çalışanlardan örnekleyerek açıklamaya çalışalım
Son yıllarda üniversitelerimizin özellikle fen edebiyat, ziraat ve su ürünleri fakültelerinde acayip bir gerileme ilgisizlik yaşanırken türban konusu almış başını gidiyor. Ülkenin bilimi(fen= fizik, kimya, biyoloji, matematik) ve kültürü (edebiyat+anropoloji+tarih =sözlü ve yazılı kültür) yok ediliyor, ikinci plana atılıyor, hiçbir yatırım yapılmıyor, burada okuyan ve mezun olan öğrencilerin iş alanı neredeyse sıfır seviyelerine gelmiş olmasına karşın gündem yine türbandır. Ülkenin ziraat fakülteleri küçülmeye gidiyor, laboratuarları kapatılıyor, çiftçiye belirli ürünler ekmesi Amerika ve Avrupadan gelen direktifler doğrultusunda yasaklanıyor, tarım ülkesi olmamıza rağmen tohum üretemiyor ithal eder duruma gelmişiz gündem yine türban. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin su ürünleri fakültelerine giriş en düşük puanla olmakta ve yine bu fakülte mezunlarının iş bulma umudu yok aşamasına gelmiş ve gündem yine türban. Bilimi, kültürü, tarımı ve denizleri ikinci plana atıp türbana, sağa sola boğulan bir eğitim sistemi.

     Bir başka örneğimiz çalışanların sosyal ve ekonomik haklarını korumak üzerine kurulmuş olan sendikalardır. Son yıllarda her hükümet dönemine uygun bir sendika çıkmaya başlamıştır. Milliyetçi sendika, dinci sendika, sosyal demokrat sendika, devrimci sendika vb. toplu sözleşme ve görüşme dönemlerine gelince nedense hiç biri bir araya gelemiyor. Oysa hakkın sağı solu olmamalıdır. Ki yoktur da. Her hükümet çalışanların üretimden gelen gücünü bölmek amacıyla kendisine yakın anlayışları önplana çıkararak çalışanlara yönelik istediği politikaları dayatabilmektedir. Maalesef bu alanda sosyal ve ekonomik haklardan çok ideoloji ve inanç ön plana çıkmıştır. Çalışanlarımız her konuda olduğu gibi on yıllardan beri ırk, dil,din manipülasyonuna tabi tutulduğundan hakları birer birer elinden gitmekte ve gittikçe fakirleşmektedir.

     Her iki örneğimizde görüleceği gibi asıl görülmesi, gündeme gelmesi gereken konular başka konu araçlar devreye sokularak önemsizleştirilmiştir. Böylelikle öğrencilerin ve çalışanların yani toplumun en dinamik iki gücü büyük bir oranda etkisiz hale getirilmiştir. Buna karşın öbür yandan iktidar partilerinin yöneticileri, yakınları ve destekçileri inanılmaz bir biçimde ekonomik büyüme içine girmişlerdir. Sadece bu hükümet değil daha önceki hükümetlerde halkı manipüle ederek gerek ekonomik gerekse ideolojik çıkarlar peşinde koşmuşlardır.

    Manipülasyonla demokratik refleks birbirinin panzehiridir. Ama bizim ülkede bu denge manipülasyondan yana kaymış görünmektedir. Demokratik refleksimiz çok cılız kalmış ve gelişememiştir. Bu yüzden iktidarların mutluluk ve refah hikayelerini bu kadar aç, bu kadar yoksul, bu kadar, işsiz ve bu kadar borçlu bir toplum olarak dinlemeye devam ediyoruz. Sanırım demokratik refleksimizi kullanmak yerine iktidarların mutluluk oyunlarına öykünüyor ve hayal ediyoruz. Halk artık hükümet üyelerinin yakınlarının ve büyük destekçilerinin yapay cennetlerini hayal etmeyi bırakıp kendi cehennemine bakmalıdır. Belki halk ne durumda olduğunu görüp anlayınca istemeden de olsa adı demokratik olan bir refleks verir. Hepimiz için hayırlısı olsun!

    Cumhuriyet tarihinde hükümet olan partilerin iktidar olmadan önce ve iktidar olduktan sonra parti yönetimlerinde yer alan kişilerin ve yakınlarının mali durumlarında, vaatlerinde, söylemlerinde, tutum ve davranışlarında ne tür değişimler olduğunu burada derinlemesine inceleyemeyiz. Bunun için kendine güvenen araştırmacı gazeteci ve yakın dönem tarihçilerine sesleniyorum: gelin bu konuya el atın ki! Halkımız bugüne kadar ne kadar çok uyutulmuş, ne kadar çok sömürülmüş, ne kadar çok kullanılmış, ne kadar çok enayi yerine konulmuş görelim. Ve yine kimler, nerede, ne zaman, ne kadar ve nasıl mal mülk sahibi olmuş görelim. Zamanında hangi partiler hangi vaatleri vermiş sonra ne yapmış onu da görelim. Kısacası cumhuriyet tarihi boyunca ne kadar manipüle olduğumuzu ve demokrasi kültürümüzü ne kadar geliştiğini hep birlikte görelim.

   
 

 


               Bize Ulaşın

Google