|
|

Siyaset Manipülasyon ve Demokratik Refleks
Ramazan ALTUNÖZ / Sosyal Hizmet Uzmanı
İnsan doğanın en karmaşık canlılarından
biridir. Bu yüzden insanı etkilemek, yönlendirmek ve yönetmek oldukça zor
bir iştir. Organize bir biçimde bu işlere talip olmak ve yapmaya çalışmak
siyasetin konusuna girer. Zor ve karmaşık işleri çözebilmek, bu anlamda bir
süreklilik hali sağlayabilmek siyasetçilerin en fazla önemsedikleri
durumların başında gelir. Çünkü bunu gerçekleştirebilme yetenekleri ne kadar
iyiyse iktidar ve başarılı olma şansları o kadar artar. Yani halkı etkileme,
yönlendirme ve yönetme ihtimalleri artar.
Siyaset, bir nevi düşünce ve amaçların hayata aktarılış biçimidir. Her insan ve
çevre siyasete değişik amaçlarla girer. Tabi ki bu amaçların en önemlisi
gittikçe gelişen bir güç haline gelip düşüncelerini eyleme dönüştürebilmektir.
Bunun için çeşitli yol ve yöntemler kullanılır. Bu yöntemlerin en etkililerinden
biri de manipülasyondur.
Belirli kişi, grup ve çevreleri kendi amaç ve çıkarları
doğrultusunda etkileme, yönlendirme ve kullanma durumuna manipülasyon
denilmektedir. Karmaşık ve zor olan insanoğlu manipülasyonla tersyüz olur. Yani
basit ve kolay olur. O yüzden siyasetçilerin toplumu etkilemek için en çok
başvurdukları yöntemde budur. Toplum için önemli, değerli, saygın, vazgeçilmez
ve kutsal sayılan konuları işlemek, bu konularla ilgilendiğini belli etmek
suretiyle insanlarda güven inşa etme yoluna giderler. Bu konular arasında din,
dünya görüşü, ırk, vicdan, adalet, ekonomi, refah vb. konular yer alır. Seçmen
haliyle benzer hayat felsefesine sahip, çeşitli duygularına hitap eden ve güven
veren adaylara daha çok itibar edegelmiştir. Onlara oy verir ve en fazla oyu
alıp iktidar olanlar o alandaki yönetim hakkını belli süre için devir alır.
Halkı ilgilendiren asıl konuda burada başlar. Herhangi bir
alanda siyaset yapanlar iktidara gelirken taahhüt ettikleri düşünce ve amaçların
ne kadarını eyleme dönüştürmektedirler. Acaba vaat ettikleri görünür amaçların
dışında gizil amaç ve düşünceleri var mı? Yoksa gerçektende söz verdikleri gibi
dürüstlük ve iyi niyetle vatana millete yönelik hedefleri gerçekleştirme
çabasındalar mı? Halkın belli bir süre için yetki verdiği kişi ve grupları
denetleme durumuna demokratik refleks adı verilir. Bir halkın demokratik
refleksi ne kadar gelişmişse manipüle edilme yani kandırılma, kullanılma,
sömürülme, ve kötü yönetilme olasılığı o kadar azalır. Demokratik refleks kısa
vadeli ve uzun vadeli olabilir. Kısa vadede iktidarın yanlış, haksız ve
adaletsiz politikalarına yürüyüş, imza kampanyaları, iş yavaşlatma, grev vb
değişik biçimlerde tepki vermektir. Uzun vadede ise iktidar bu uyarı ve
tepkilere karşı pasif bir tutum izleyip bildiğini okursa seçim zamanında
demokratik refleks kullanılarak o iktidar alaşağı edilir.
Manipülasyon bir hastalık gibidir. Etkisi
altındaki insanın enerjisini, düşüncesini, sevgisini ustaca farklı bir yöne
çeker. Manipüle olanın değil manipüle edenin hizmetinde bir güce dönüşür. Ve bu
hastalık maalesef toplumumuzu çok ciddi bir biçimde sarıp sarmalamıştır. Bunu
her zamanın gündeminde kendine yer bulan üniversitelerden ve çalışanlardan
örnekleyerek açıklamaya çalışalım
Son yıllarda üniversitelerimizin özellikle fen edebiyat, ziraat ve su ürünleri
fakültelerinde acayip bir gerileme ilgisizlik yaşanırken türban konusu almış
başını gidiyor. Ülkenin bilimi(fen= fizik, kimya, biyoloji, matematik) ve
kültürü (edebiyat+anropoloji+tarih =sözlü ve yazılı kültür) yok ediliyor, ikinci
plana atılıyor, hiçbir yatırım yapılmıyor, burada okuyan ve mezun olan
öğrencilerin iş alanı neredeyse sıfır seviyelerine gelmiş olmasına karşın gündem
yine türbandır. Ülkenin ziraat fakülteleri küçülmeye gidiyor, laboratuarları
kapatılıyor, çiftçiye belirli ürünler ekmesi Amerika ve Avrupadan gelen
direktifler doğrultusunda yasaklanıyor, tarım ülkesi olmamıza rağmen tohum
üretemiyor ithal eder duruma gelmişiz gündem yine türban. Üç tarafı denizlerle
çevrili ülkemizin su ürünleri fakültelerine giriş en düşük puanla olmakta ve
yine bu fakülte mezunlarının iş bulma umudu yok aşamasına gelmiş ve gündem yine
türban. Bilimi, kültürü, tarımı ve denizleri ikinci plana atıp türbana, sağa
sola boğulan bir eğitim sistemi.
Bir başka örneğimiz çalışanların sosyal ve ekonomik
haklarını korumak üzerine kurulmuş olan sendikalardır. Son yıllarda her hükümet
dönemine uygun bir sendika çıkmaya başlamıştır. Milliyetçi sendika, dinci
sendika, sosyal demokrat sendika, devrimci sendika vb. toplu sözleşme ve görüşme
dönemlerine gelince nedense hiç biri bir araya gelemiyor. Oysa hakkın sağı solu
olmamalıdır. Ki yoktur da. Her hükümet çalışanların üretimden gelen gücünü
bölmek amacıyla kendisine yakın anlayışları önplana çıkararak çalışanlara
yönelik istediği politikaları dayatabilmektedir. Maalesef bu alanda sosyal ve
ekonomik haklardan çok ideoloji ve inanç ön plana çıkmıştır. Çalışanlarımız her
konuda olduğu gibi on yıllardan beri ırk, dil,din manipülasyonuna tabi
tutulduğundan hakları birer birer elinden gitmekte ve gittikçe fakirleşmektedir.
Her iki örneğimizde görüleceği gibi asıl görülmesi,
gündeme gelmesi gereken konular başka konu araçlar devreye sokularak
önemsizleştirilmiştir. Böylelikle öğrencilerin ve çalışanların yani toplumun en
dinamik iki gücü büyük bir oranda etkisiz hale getirilmiştir. Buna karşın öbür
yandan iktidar partilerinin yöneticileri, yakınları ve destekçileri inanılmaz
bir biçimde ekonomik büyüme içine girmişlerdir. Sadece bu hükümet değil daha
önceki hükümetlerde halkı manipüle ederek gerek ekonomik gerekse ideolojik
çıkarlar peşinde koşmuşlardır.
Manipülasyonla demokratik refleks birbirinin panzehiridir.
Ama bizim ülkede bu denge manipülasyondan yana kaymış görünmektedir. Demokratik
refleksimiz çok cılız kalmış ve gelişememiştir. Bu yüzden iktidarların mutluluk
ve refah hikayelerini bu kadar aç, bu kadar yoksul, bu kadar, işsiz ve bu kadar
borçlu bir toplum olarak dinlemeye devam ediyoruz. Sanırım demokratik
refleksimizi kullanmak yerine iktidarların mutluluk oyunlarına öykünüyor ve
hayal ediyoruz. Halk artık hükümet üyelerinin yakınlarının ve büyük
destekçilerinin yapay cennetlerini hayal etmeyi bırakıp kendi cehennemine
bakmalıdır. Belki halk ne durumda olduğunu görüp anlayınca istemeden de olsa adı
demokratik olan bir refleks verir. Hepimiz için hayırlısı olsun!
Cumhuriyet tarihinde hükümet olan partilerin iktidar olmadan
önce ve iktidar olduktan sonra parti yönetimlerinde yer alan kişilerin ve
yakınlarının mali durumlarında, vaatlerinde, söylemlerinde, tutum ve
davranışlarında ne tür değişimler olduğunu burada derinlemesine inceleyemeyiz.
Bunun için kendine güvenen araştırmacı gazeteci ve yakın dönem tarihçilerine
sesleniyorum: gelin bu konuya el atın ki! Halkımız bugüne kadar ne kadar çok
uyutulmuş, ne kadar çok sömürülmüş, ne kadar çok kullanılmış, ne kadar çok enayi
yerine konulmuş görelim. Ve yine kimler, nerede, ne zaman, ne kadar ve nasıl mal
mülk sahibi olmuş görelim. Zamanında hangi partiler hangi vaatleri vermiş sonra
ne yapmış onu da görelim. Kısacası cumhuriyet tarihi boyunca ne kadar manipüle
olduğumuzu ve demokrasi kültürümüzü ne kadar geliştiğini hep birlikte görelim.
|
|