Olacak şey mi bu şimdi?
Bundan sonra ne yapacağım yahu! Her zaman evrak çantamın ön gözünde özel
kadife kılıfında saklıyordum. İhtiyacım olduğunda özel kılıftan çıkarıp
kullanıyordum. Kocaman çanta ile birlikte sihirli değneğimi trende
unutmuşum. Hay Allah beni kaybetmesin!
Ah be! Şakir. Ne
vardı, bu kadar derin uyuyacak?
Bunca telaşlı olmamı merak ediyorsunuzdur. Anlatayım da dinleyin. Ben sosyal
hizmet uzmanıyım. Hem de sosyal hizmet uzmanları arasında en şanslısı bendim,
sihirli değneğimi kaybedene kadar. Şimdi diğer uzmanlardan bir farkım kalmadı.
Sihirli değneği olmayan sıradan bir sosyal hizmet uzmanıyım.
Efendim, ben bu yetiştirme yurdunda göreve başladıktan sonra başladı her şey.
Birçok sosyal hizmet kuruluşunda olduğu gibi çalışan tek uzmanım. İdeallerim var
ve enerji deposu deli fişek bir gencim. Sosyal servisi kurdum, bütün çocukların
sosyal incelemelerini tamamladım. Evrak işlerini yoluna koydum. Sosyal serviste
ki işleri düzene soktum.
Rutin işleri hal yoluna koyduktan sonra kafamda mesleki çalışmalara başlamak
var. Çocuklarımı tanımak, onlarla kişisel ve grup çalışmaları yapmak istiyorum.
Ama nerede, Allah aşkına hangi uzman arkadaşım mesleğinin ana yöntemlerini
uygulama fırsatı bulabiliyor ki? Ben de sihirli değneğe sahip olana kadar
böyleydim. Çocuklarla bir kere olsun mesleki çalışma yapamadım.
Önce kurum müdürü başladı. Önüne gelen her evrakı sosyal servise havale ediyor.
Kuruluşa alınacak kömür, bahçe duvarının tamir edilmesi için gerekli yazışmalar,
personel hakkında istenen bilgiler, bahçede kaç tane ağaç olduğunu soran
bakanlık istatistikleri, çocukların ayakkabı numaraları, kıyafet bedenleri
aklınıza gelecek bütün gereksiz yazışmalar bana havale ediliyor. Sosyal serviste
“gereksiz yazışmalar” adlı bir klasör oluşturdum. Klasör üç ay olmadan doldu,
şimdi ikinci klasörün yarısındayım. Yazılara cevap vermekten başımı
kaldıramıyorum ki.
Oğlum Şakir ha gayret et diyorum ama her gün bir öncekinden iki misli
performansla çalışmama rağmen bu yazışma işinin altından kalkamıyorum. Bir
yandan da sürekli düşünüyorum. Bu işlerin bir kestirme yolu olmalı, parmağını
şıklatınca ya da sihirli bir değnekle dokununca bu gereksiz yazışmalar son
bulmalıydı.
Yazışma işlerinin yanında beş komisyonda görevliyim. Yemek ve numune işleri,
kömür alım, personel temin, yangın söndürme ve kalite kontrol komisyonlarına
yetişmem ve buradaki görevlerimi eksiksiz yerine getirmem gerekli. Kimi zaman
komisyonlardan komisyonlara koşuyorum. Alt katta mutfakta numune kontrolü
yaparken, kömür geldiği ve kamyona binip kömürü tarttırmam ve sonrada kömürün
kalitesini test etmeliyim. Kamyondan kömür boşaltılırken başında bekleyip çıkan
taşları tekrar kamyona yükletmeliyim.
Mesleğim ile ilgisi olmayan her işte varım!
Gereksiz yazışmalar, komisyon işleri neyse ne de şu grup sorumluları bana
çatmadan ya da gereksiz bir tartışma çıkarmadan günüm geçmiyor. İkinci grubun
sorumlusu ve kurum en ihtiyar delikanlısı Naci Bey, çocuklardan birinin
kulağından tutmuş, sosyal servise getirdi. Hayırdır Naci Bey demeye kalmadan
daha çocuğu önüme doğru iteledi.
—Ben bununla başa çıkamıyorum, alın ne haliniz varsa görün, dedi.
Neler oluyor demeye kalmadan Naci Bey arkasını dönüp söverek gitti. Giderken
bana mı yoksa karşımda korkudan ufacık kalmış çocuğa mı sövüyordu anlamadım.
Kulağından tutup getirdiği kendi grubundan Tuncay o gün ceketi olmadığından
okula gidememiş. Ceketinin kaybolduğuna da ikna olmayan Naci Bey çocuğu bana
getirmiş.
Naci beyin bu davranışı diğer grup sorumlularına emsal teşkil etmiş olacak ki
hemen her grup sorumlusu problemini çözemediği çocuğu getirip sosyal servisin
ortasına bırakıp gidiyor.
İşte o günlerden birindeydi. Çocukların çocukça problemleriyle başa çıkamayan
personelden kafam davul gibi olmuş, ruhuma bir sıkıntı girmişti. Her zaman
olduğu gibi gereksiz işlerle fazladan mesai yapıp eve dönerken yolda aksakallı
bir yaşlı dede ile karşılaştım. Yolun karşısına geçmeye çalışıyor ancak yoğun
trafikte bunu yapamıyordu. Dedenin koluna girdim ve yolun karşısına geçtik.
Evinin, benim gideceğim yönde olduğunu söylediğinden birlikte yürümeye başladık.
Bu nur yüzlü dede ne iş yaptığımı sordu. Sosyal hizmet uzmanı olduğumu ve
yetiştirme yurdunda çalıştığımı öğrendiğinde yeşil gözlerini gözlerime dikip zor
bir meslekle uğraştığımı söyledi. İhtiyara bak dedim kendi kendime gençlerin
bile ne yaptığını bilmediği sosyal hizmet uzmanlığı hakkında yorum yapıyordu.
Yol boyunca dede ile sohbet ettik. Gerçektende mesleğimi ve zorluklarını benim
kadar iyi biliyordu. Ayrılırken kendisine yapmış olduğum arkadaşlıktan dolayı
bana bir hediye vermek istediğini söyledi. Yakasız cepkeninin iç cebinden özel
kadife kılıfa sarılı bir şey uzattı bana.
Bu dedi sihirli bir değnektir. Yaptığın meslek ve çalıştığın kurumlarda bu
değneğe ihtiyacın olacak. Sihirli değneği kullanmanın çok kolay olduğunu, ne
yapmak istiyorsam aklımdan geçirmemin yeterli olacağını söyledi. İnanmayan
gözlerle acaba dedenin beyni sulandı da benimle eğleniyor mu diye yeşil
gözlerine baktım. Hiç de eğlenir bir tarafı yoktu. Gözlerimden yüreğimdekileri
okuduğunu çağrıştıran bakışları ile tatlı tatlı gülümsedi. Sihirli değneği alıp
çantama koydum ve dede ile sokağın başında vedalaşarak ayrıldık.
Eve vardığımda çantamdan sihirli olduğu söylenen değneği çıkardım. Gül ağacından
yapılmış olan değneğin üzerinde anlayamadığım bir takım işlemeler vardı. İnce
bir bıçakla usta bir elden çıkma olduğu belli olan işlemelerden hiçbir şey
anlamadım. Değneği özel kılıfına koyduktan sonra biraz kitap okuyup uyudum.
Ertesi gün kuruma geldiğimde masamın üzerinin yine gereksiz bir sürü evrakla
dolu olduğunu görünce canım sıkıldı. Aklıma birden yeşil gözlü dedenin verdiği
sihirli değnek geldi. İşte er meydanı, hadi bakalım değnek dedim.
Sihirli değneğimi evrakların üzerinde gezdirerek bütün gereksiz yazışmaların
kendiliğinden olmasını diledim. İnanılmaz bir şey oldu. Şimdi bu anlattıklarıma
inanmayacaksınız biliyorum. Gözlerimle görmesem ben de inanmazdım. Masamda duran
bütün evraklar bir an da kayboldu. Her evrak kendiliğinden cevaplandı,
istatistikler yapıldı ve ilgili dosyalara takıldı.
O gün etütte gürültü yaptığı gerekçesiyle sosyal servise getirilen Ufuk’un
başına sihirli değnekle ilk kez dokundum. Ufuk, ders çalışması gerektiğini
söyleyerek etüt salonuna koştu. Sürekli olarak yurttan kaçan Süleyman artık
yurdun bahçe duvarlarından bile çıkmaz oldu. Atilla’nın yıllardır devam eden
enürezi sorunu daha o akşam sona erdi.
Diyelim grupta problem çıkaran bir çocuk var. Çocuk grupta yaramazlık yapıyor
(en doğal hakkı yaramazlık yapmak), grup sorumlusunun sözünü dinlemiyor (çünkü o
her dediğinin anında yapılmasını istiyor ve her konuda çocuktan bilgili
olduğundan karşısında kendisini savunan ya da cevap veren çocuk istemiyor).
Hakkını aradığı ya da kendini savunduğu için (hak yoktur, çocuk sadece kendisine
söylenenleri harfiyen yerine getirmelidir, ne zaman oturacağına ya da
kalkacağına ve ne zaman konuşacağına grup öğretmeni karar verir) dik başlı olmuş
oluyor ve bu soruna anında çözüm üretilmelidir. (zaten bütün problemlerin
kaynağı çocuğun kendisidir).
Bu değneği kimin başına dokundurursam anında değişime uğruyor. Bu yüzden de
bütün işlerimi zorlanmadan yapıyorum. Çocukla görüşme tekniklerinin, mesleki
yöntemlerin, adına bilimsel denilen bilgilerin hamallığını yapmaz oldum kısa bir
zamanda.
Ben döner koltuğumda rahatımdayım. Sihirli değneğimi havada sallamam yeterli.
Artık evrak gelmemesinden, ne işe yaradığı anlaşılmayan istatistikî verileri
doldurmamaktan, komisyon işlerinin olmamasından sıkılmaya başlayacağım.
Kurumda bütün işleri yoluna koydum. Artık her şey tıkırında. Hatta sihirli
değneği çaktırmadan grup sorumlularının ve diğer personelinde başına
dokundurdum. Bütün gruplarda bir dirlik düzen var. Hiçbirinden sorun gelmiyor.
Personel çocuklarla arkadaş gibiler. Kol kola geziyorlar. Kimsenin yüzü asık
değil. Herkes mutlu, özellikle de çocuklarda değişmeler var. Hepsi yeteneklerine
göre sanatla, sporla ya da başka faaliyetlerle meşgul. Okul başarımız çok
yüksek. Takdir belgesi almayan çocuğumuz yok. Grup sorumluları sürekli olarak
okula gidip kendi çocuklarını takip ediyor.
Derken mutlu günler sona erdi. Trende uyumasaydım ben hala en şanslı sosyal
hizmet uzmanı olacaktım.
Şimdi ben ne yapacağım. Sihirli değneğim olmadan onca işin altından kalkamam ki!
Of be! Şakir. Şimdi bir özelliğin kalmadı. Başta olduğu gibi el yordamı ile
kendi becerilerinle üstüne atılmış onca gereksiz iş ve evrakla, uyduruk komisyon
çalışmalarıyla baş başa kalacaksın. Yine servisin orta yerine çocuklar
bırakılacak ve çocukça sorunların üstesinden gelemeyen büyüklerle uğraşacaksın.
Yeşil gözlü dedemin buyurduğu üzere sosyal hizmet mesleği bu kurumlarda sihirli
değnek olmadan yapılamaz ki?
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.