|
|
SOSYAL HİZMETİN SAVUNULMASI GEREKİR Mİ?
Sosyal Hizmet Uzmanı
Aziz ŞEKER
Sitemiz Yazarı
Peki, insan neye öfkeleniyor? Bunda kuşku yok: Kendi türünün çöküşüne…
Putların Alacakaranlığı /Nietzsche
Sosyal hizmet etiğinin kendi şeametini aşma çabası toplumsal
gerçekliğin toplumsal sorunlarıyla yüz yüze geldiğinde hep mistik bir
düzeyde kaldı. Öyle ki, sorun çözümünden çok sorun sürdürümüne yanıtlar
arama uğraşısı yöntemsel kılındı…
Reel sosyal hizmet praksisinin izi silinerek yok oluyor. Egemen olan,
sosyal hizmetin birikimini yok sayıyor; bunun karşısında sosyal hizmet
aktivistlerinin takındığı tutum ise profesyonel bir bakış açısı baştan
değil. Sosyal hizmete dönük bir çaba içinde olduklarını sananlar ise
egemen olana yamanmaktan öteye gidecek bir şeyler yapamıyor, yapmak da
istemiyor. Bir bilinç yarılması, bir düş kırıklığı olsa gerek…
Yüzyıla baktığımızda gördüğümüz total gerçeklik; ekonomik yapının
kapitalizm lehine yetkinleşmesinin sosyal sonuçları içinde kıvranan
eşitsiz bir dünya görünümüdür. Dünü anlamamış olmak bugünü daha karmaşık
kılıyor. Sosyal hizmetin dünü onu yerleşik kılarken; verili olan
koşulların dışına çıkma çabası ise pasif kılmasında iradi olmasa da etken
olmaktadır. Özde değişme sancısı içinde olsa da değişememektedir.
Küreselleşme, sosyal hizmeti kendisini aşması konusunda uyara dursun!
Birey ve toplum artık farklı taleplerle sosyal hizmetlere gereksinim duyar
oldu. Bu nedenle sosyal hizmet teorisinin altyapısı yenilenmek zorunda.
Ki, yenileniyor gibi görünüyor da. Sosyal hizmette yaklaşım zenginliği
ortaya çıkarması gereken böyle bir yönelim, ne yazık ki, sosyal hizmetin
iktidara hizmet noktasında kendisine koyduğu sınırlamalarla şaşırtıcı bir
durumu da beraberinde getirmektedir.
20. yüzyılın sonuna kadar; sosyal hizmetin temel ilkesi, kendi sınırları
içine hapsolmaktı. Ancak bu içe kapanmayı destekleyecek bir siyasal-sosyal
süreç oluşturulmadığı gibi buna kaynaklık edecek eğilimler de belirleyici
olmayı başaramadılar…
Sosyal hizmet etiğinin kendi şeametini aşma çabası ise toplumsal
gerçekliğin toplumsal sorunlarıyla yüz yüze geldiğinde hep mistik bir
düzeyde kaldı. Öyle ki, sorun çözümünden çok sorun sürdürümüne yanıtlar
arama uğraşısı yöntemsel kılındı.
Küresel liberalizmin dilmaçları ve onların kalemşorları; tarihin sonu /
ideolojilerin sonu / toplumsalın ölümü gibi argümanlar ileri sürerlerken,
disiplin ve meslek olarak sosyal hizmeti hissedebilen postmodern
eğilimlere sahip tipler ise sosyal devletin başına gelenlerden yola
çıkarak “sosyal hizmetin sonunu” ilan ediyorlardı ki, zaten sosyal
hizmetin kendisine ait yaşanabilir başka bir dünya ütopyasının net ve
kabul edilebilir yanlarıyla olmaması de onların söylemlerini çoğunluk
anlamlı kılıyordu.
Sosyal hizmetin, insanlık tarihinden anladığı şey; toplumsal sorunların
giderilmesiyle denk düşüyordu. Bu denklik “yoksulların” ve onun toplumsal
sonuçlarının tarihiyle içli dışlıydı. Olasıdır ki, ancak egemen olan
sosyal hizmet yapısını belirleme gücüne sahipti. Bu minvalde bazı
düşünceler ileri sürülebilir. 21 yüzyılda Türkiye’de;
Sosyal hizmetin yeni pozisyonu “diyalogsuz” bir kabule dayanıyor. Savaşım
yok!
Çünkü sosyal hizmet kendi çığlığını perdelere aksettirmeyen bir ortaçağ
tiyatrocusunu andırıyor. Kendiyle mutlu.
Egemen olan eşitsizliktir. Sosyal hizmetin dayanağı ve varlık nedeni de bu
eşitsizlik ve görünümleridir. Oysa eşitsiz koşullarla tavırlı bir mücadele
yapamıyor sosyal hizmet.
Reel sosyal hizmet praksisinin izi silinerek yok oluyor. Egemen olan,
sosyal hizmetin birikimini yok sayıyor; bunun karşısında sosyal hizmet
aktivistlerinin takındığı tutum ise profesyonel bir bakış açısı baştan
değil. Sosyal hizmete dönük bir çaba içinde olduklarını sananlar ise
egemen olana yamanmaktan öteye gidecek bir şeyler yapamıyor, yapmak da
istemiyor. Bir bilinç yarılması, bir düş kırıklığı olsa gerek…
Sosyal hizmetin yeni yörüngesi “sosyal hizmet kuramcılarının” dışında yer
alıyor. Onların belirlemeleri naif kalıyor. Böyle olunca sosyal hizmet
neliğinin dışında “siyasal bir olgu” olarak önem kazanıyor. Sosyal
hizmetin üzücü bir tragedya içinde yaşamasının nedeni de bu işte. Bundan
dolayı meslekler sosyolojisi içinde sosyal hizmet uzmanı olmanın / sosyal
politika / sosyal devlet temelinde varlık bulmanın sorunları ve
“kimliksel” tırnaklanması önemli sorunlar olarak hep ortaya çıkmaktadır.
Bir de sosyal hizmetin piyasa dokusuna gömülmesi onda inanılmaz baş
ağrılarına neden oluyor.
Sosyal hizmet bu “Kriz Çağı”ında sosyal adalet’e göre varlığını yeniden
tanımlamalıdır. Yenilenmelidir. Sosyal hizmet tahayyülü ile oynayan
baronların başında uluslararası finansın tarihsel iktisadi adem babaları
ve küresel piyasanın sosyal ekonomik istemleri geliyor. Bu nedenle sosyal
hizmeti savunurken ona sosyal adalet / özgürlük gibi evrensel değerler
konusunda bir tavır kazındırmak da acilen gerekiyor. Sosyal hizmet
disiplini ve mesleği için elzem olan da budur. Bu nedenle önce sosyal
hizmetin kendisini savunması gerekir!...

|
|