Bu film, 3 milyon dolarlık dev bir bütçe ile yapıldığı söylenmektedir. Şu
anda gişe rekorları kıran filmin doğa çekimleri,gerçek bir görsel ziyafet
sunuyor. Ayrıca deneyimli sanatçılardan oluşan dev kadronun usta oyunculuğu
göz dolduruyor. Fakat tüm bunlar filmi melodramın üstüne çıkarmaya
yetmiyor!
Değerli meslektaşım
ve yaşlılık alanında deneyimleri ve hizmetleri olan Şadiye DÖNÜMCÜ, Beyaz
Melek filmini;Kırmızıgül'den "Beyaz Melek" Mevsimi adlı yazısında
değerlendirmiştir.
Bu yazısında mesleki
değerlendirmeden ziyade duygusal bir bakış ile filimin görsel ve müziksel
etkisini vurgulamaktadır.
Yazısında,“Ancak herkesin
aklında, gözünde o insanlık dışı şiddet sahneleri kalacak diye kaygılıyım. Keşke
diyorum ille o sahneler yer alacaksa –ki gerek yoktu kanımca” diyerek kaygısını
belirtmiştir. Bu kaygısını paylaşıyorum.
Meslektaşımın,
“Yaşlılık politikalarına katkısı olur umarım...Türkiye'den her filmin
vazgeçilmez destekçisi olarak hayatımda ilk kez bir film yazısı, yazdım. Dilerim
bu film; giderek yaşlanan dünyamızda, giderek artan yaşlı nüfusa ilişkin
geliştirilecek politikaları, yaşlılık olgusunu, evde bakılan yaşlıların
konumunu, huzurevi gerçeğini ve yaşlılık alanında çalışanların sorunlarını,
yaşlılara verilecek hizmetlerin örgütlenmesini ve ilgili mevzuatı tartışmaya
–bir nebze de olsa- katkı verir.” Temennisine katılıyorum.
Ancak, toplumsal
değerlendirmelerimizde, duygularımızla hareket eden bir yapıya sahibiz,bu
temelde bu filmin duygusal boyutunda bakıldığında yaşlılara yönelik sosyal
hizmetleri olumlu etkisi olacağını sanmıyorum. Var olan hizmetler farklı
hizmetler gibi sunulabilir.
Film, tedavi için
Diyarbakır'dan İstanbul'a getirilen yaşlı bir adamın sıkıldığı için hastaneden
kaçması ile başlıyor. Adamın yolu büyük bir tesadüfle huzurevine çıkmaktadır.
Huzurevi çalışanları da sokakta kaldığını sanarak onu içeri alırlar. Sonra
oğulları babalarının izini bulurlar. Huzurevinin ne olduğunu bile bilmeyen bu
gençler bahçede sabahlarken, seyirci huzurevi sakinlerinin hikayelerini izler.
Ardından orada çalışan bakıcının yaşlılara yaptığı işkence görüntüleri ile devam
eder. Bu arada bu insanların hikayeleri üzerinden vefasızlığı,nankörlüğüne
göndermeler yapılır.
Film temelde,ders veren ve
didaktik bir tarzda, "İnsanlar bu kadar vefasız olmamalı" mesajları
vermektedir. Seyirci “iyi” ve “kötü” kavramları ile
yönlendirilerek, ağlamaya hazır hale getiriliyor.
Film,"Kötü bakıcılar",
"vefasız evlatlar" çemberinde dönmektedir. "Doğu"nun henüz tümü ile
çözülmemiş feodal değerlerini alternatif olarak sunmakta. Bu sunuş
toplumda sosyal bir gereksinimi karşılayan ve profesyonel bir anlayış ile
yaşlılık alanında sosyal hizmet uygulamalarına olumsuz bir yargı oluşturabilir.
Oysa çağdaş yaşam da bu tür sosyal hizmet kurumları bir gereksinimdir.
Filimde, tarihsel-toplumsal
nedenler, ne de devlet ve sosyal kurumlar arasındaki ilişki irdelenmemiştir .
Film aslında birbiri ile
bütünleşemeyen üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm İstanbul'da bir huzurevinde
başlıyor, sonra Doğu illerine yolculuk ile devam ediyor, Doğu misafirperverliği
ve feodal değerlerin yüceltilmesi ile de noktalanıyor.
Huzurevi sakinleri çeşitli kesimlerden
seçilmiş. Her birinin yan öyküleri filimin dokusunu sağlamlaştıramamakta,filmi
dağıtan farklı öykülere dönüşüyor. Sadece filmin duygusal kurgusunu
güçlendiriyor.
Sadece "bağlılık", "sadakat", "masalsı gelenekler" filimde vurgulanmaktadır.
Oysa bir çok önemli sorunun vurgulanması mümkündü. Önemli bir sosyal sorunu
konu edilmiş olup,“melodram” ötesine çıkamamıştır.
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.