Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

 SOSYAL HİZMETİN SIRADANLAŞMASININ PERDE ARKASI

 Sosyal Hizmet Uzmanı Aziz ŞEKER
Sitemiz Yazarı

                                          “Bildiklerimle kötümser, irademle iyimserim.”
                                                                                  Romain Rolland

….günümüzde, şu yıllarda sosyal hizmet epistemik bir muhafazakarlaşma içindeyken bir yenilenme özlemi de belirgin bir düşünce gibi. Ancak ne yazık ki, söylem-iktidar-uygulama ve sosyal hizmet, onun dışında onun adıyla onu başka arayışlara tetikliyor ve reel sosyal hizmet praksisi adına yürütülen her “eleştiri” ise acımasızca bir kez daha; ne yaptığını bildiğini sananların suratına uygarlık tokatını savurmayı hiç de ihmal etmiyor…



Sosyal hizmet düşüncesi, yurttaşı sosyal devletin önemli bir aktörü olarak kabul eder. Bu benimseyiş süreci sosyal hukuk devletinin yetkinleşmesini de besler.

Sosyal hukuk devleti, her ne olursa olsun; yurttaşın “hukuk” çerçevesi içinde sosyo-ekonomik iyilik halini sosyal adaletin egemen olduğu bir düzen içinde korur ve gözetir. Bunu yapmaya da zorunludur.

Liberal / siyasal devlet mekanizması ise sosyal hizmeti, bilenlerin malumudur ki, ekonomik bir değerlendirmeyle ele alır. Yerine göre ekonomik işleyişi amaç bilerek hiçte “insancıl” olmayan düzenlemelerle yapısını kurabilir. Liberal piyasa, “insancıl toplumu” dışlar; girişimci bireyi esas tutar. Toplumsalı görmeyen bu ideolojik tutum sosyal hizmet için de aslında bir tehlike kaynağıdır.

Diyebiliriz ki, bu tür yapılanmalara karşı sosyal hizmetin sıradanlaşmasını sürekli sosyal hizmet teorisi üreterek engellemek gerekmektedir. Bu duruş gereklidir. Çünkü, bir “duruşu” ancak başka bir duruşla anlayabilir; eksikliklerini, yamalarını, acımasızlıklarını ancak bu şekilde sergileyebiliriz.

Sosyal hizmet sosyal sorun yaşayan bireyi ve toplumu yönlendirme olarak algılanabilir. Batı’da sosyal hizmet, toplumsal yapının gelişiminde içsel bir unsur olarak varlık bulmuştur. Her ne kadar Doğu, Batı aydınlanmasını, kendine özgü dinamikleri oluşturarak yaşamış değilse de, bir öykünmenin ithalatı olarak etkinlik göstermeye çalışmıştır. Bu altı çizilen nokta Doğu aydınlanmasının, ve sosyal hizmetlerinin neden henüz bir limana ulaşamadığını da vermektedir.

Sosyal hizmet, toplumsal gerçeği yeniden üretemez. Ancak onun içleminde bir bütünleyici unsur olabilir. Eşitlik ve özgürlük sorunsalını çözmede bir olanaklar alanı olarak yer alabilir. Bu minvalde sosyal hizmet Türkiye’de dünya gerçeklerine eğilen bir içeriğe her dönem sahip olmalıdır. Bu bakış açısından hareket ederek Türkiye’de sosyal hizmet bilim ve uygulama haritasında bir yerlere gelmişlerin, gelebilmemişlerin nedenselliğini sorgulamak gerekir hem de diyalektik ve açık bir bilinçle.

Deyimlemek istediğimiz; sosyal hizmet bilgisi, toplumsal gerçeğe ve toplumsal sorunlara vermiş olduğu inançlı yanıtlarla güçlenir:
Yoksul / özürlü / yaşlı / geceler kadar yalnız / insanlığa düşen ne? Alkolik / fahişe / sokak çocuğu / biraz umut biraz sevgi / onları böyle / yaşama savuran ne?
21. yüzyıl, insanı, tarihi değiştirmemesi konusunda “köleleştiren” ve “mistik” bir batağa sürükleyen yönlere de sahip. Iskartaya çıkmış olanların da katkılarıyla dünya, güçlülerin saltanat sürdüğü bir yeryüzü oldu adeta. Yoksulların umut kapıları yoktur Tanrılarından başka! İnsanlar günümüzde açlıktan ölüyorlarsa Tanrı varsa da…

Sosyal hizmet bu dünyaya ait bir sosyal uğraşı mesleğidir. Nesnel dünyaya aittir. Bu nedenler “din” ile alalama edilemez, edilmemelidir de. Bu nedenle insan “hiç” değildir. Aksine bir özne / bir değerdir. Öte dünyaya gidip gelenler henüz olmadığına göre, şimdilik söylenmesi gereken, bu Dünya’da sosyal hizmettir!...

Ölümün nesnel karşılığı düpedüz bir yok oluştur. Ne ki, yaşamınki, nesnel bir var oluştur. Yaşamla çoğalır mutluluk, yaşamla doğar her canlı. Sosyal hizmet “yaşamın odağında” kurgulanır. Oldum olasıya bildiğimiz şey sosyal hizmeti bu amacın ürünü görür.
Gizem sosyal hizmetin ölümüdür. Doğada olan sosyal hizmeti, aklı kullanan birileri bilimsele taşıma gereği duydu. Bu tipler, öncelikle ağırbaşlı Batı aydınlanmasının kalem üstatlarıydı. Türkiye’de bunu yapanlar dünyaya materyalist bir ufukta bakmaya çalışan cesur Kemalist-sosyalist-sosyal demokrat kadrolardı. Toplumda değişmenin hissedilirlik bulduğu dönemlerde ise sosyal hizmetin toplumsal işlevi onu belirleyici kılmıştır. Toplumsal gereksinim ise bu özelliğini bilemiştir.

Son tahlilde, günümüzde, şu yıllarda sosyal hizmet epistemik bir muhafazakarlaşma içindeyken bir yenilenme özlemi de belirgin bir düşünce gibi. Ancak ne yazık ki, söylem-iktidar-uygulama ve sosyal hizmet, onun dışında onun adıyla onu başka arayışlara tetikliyor ve reel sosyal hizmet praksisi adına yürütülen her “eleştiri” ise acımasızca bir kez daha; ne yaptığını bildiğini sananların suratına uygarlık tokatını savurmayı hiç de ihmal etmiyor…