|
|
|
SOSYAL HİZMETİN SIRADANLAŞMASININ PERDE
ARKASI
Sosyal Hizmet Uzmanı
Aziz ŞEKER
Sitemiz Yazarı |
“Bildiklerimle kötümser, irademle iyimserim.”
Romain Rolland
….günümüzde, şu yıllarda sosyal hizmet epistemik bir muhafazakarlaşma içindeyken
bir yenilenme özlemi de belirgin bir düşünce gibi. Ancak ne yazık ki,
söylem-iktidar-uygulama ve sosyal hizmet, onun dışında onun adıyla onu başka
arayışlara tetikliyor ve reel sosyal hizmet praksisi adına yürütülen her
“eleştiri” ise acımasızca bir kez daha; ne yaptığını bildiğini sananların
suratına uygarlık tokatını savurmayı hiç de ihmal etmiyor…
Sosyal hizmet düşüncesi, yurttaşı sosyal devletin önemli bir aktörü olarak kabul
eder. Bu benimseyiş süreci sosyal hukuk devletinin yetkinleşmesini de besler.
Sosyal hukuk devleti, her ne olursa olsun; yurttaşın “hukuk” çerçevesi içinde
sosyo-ekonomik iyilik halini sosyal adaletin egemen olduğu bir düzen içinde
korur ve gözetir. Bunu yapmaya da zorunludur.
Liberal / siyasal devlet mekanizması ise sosyal hizmeti, bilenlerin malumudur
ki, ekonomik bir değerlendirmeyle ele alır. Yerine göre ekonomik işleyişi amaç
bilerek hiçte “insancıl” olmayan düzenlemelerle yapısını kurabilir. Liberal
piyasa, “insancıl toplumu” dışlar; girişimci bireyi esas tutar. Toplumsalı
görmeyen bu ideolojik tutum sosyal hizmet için de aslında bir tehlike
kaynağıdır.
Diyebiliriz ki, bu tür yapılanmalara karşı sosyal hizmetin sıradanlaşmasını
sürekli sosyal hizmet teorisi üreterek engellemek gerekmektedir. Bu duruş
gereklidir. Çünkü, bir “duruşu” ancak başka bir duruşla anlayabilir;
eksikliklerini, yamalarını, acımasızlıklarını ancak bu şekilde sergileyebiliriz.
Sosyal hizmet sosyal sorun yaşayan bireyi ve toplumu yönlendirme olarak
algılanabilir. Batı’da sosyal hizmet, toplumsal yapının gelişiminde içsel bir
unsur olarak varlık bulmuştur. Her ne kadar Doğu, Batı aydınlanmasını, kendine
özgü dinamikleri oluşturarak yaşamış değilse de, bir öykünmenin ithalatı olarak
etkinlik göstermeye çalışmıştır. Bu altı çizilen nokta Doğu aydınlanmasının, ve
sosyal hizmetlerinin neden henüz bir limana ulaşamadığını da vermektedir.
Sosyal hizmet, toplumsal gerçeği yeniden üretemez. Ancak onun içleminde bir
bütünleyici unsur olabilir. Eşitlik ve özgürlük sorunsalını çözmede bir
olanaklar alanı olarak yer alabilir. Bu minvalde sosyal hizmet Türkiye’de dünya
gerçeklerine eğilen bir içeriğe her dönem sahip olmalıdır. Bu bakış açısından
hareket ederek Türkiye’de sosyal hizmet bilim ve uygulama haritasında bir
yerlere gelmişlerin, gelebilmemişlerin nedenselliğini sorgulamak gerekir hem de
diyalektik ve açık bir bilinçle.
Deyimlemek istediğimiz; sosyal hizmet bilgisi, toplumsal gerçeğe ve toplumsal
sorunlara vermiş olduğu inançlı yanıtlarla güçlenir:
Yoksul / özürlü / yaşlı / geceler kadar yalnız / insanlığa düşen ne? Alkolik /
fahişe / sokak çocuğu / biraz umut biraz sevgi / onları böyle / yaşama savuran
ne?
21. yüzyıl, insanı, tarihi değiştirmemesi konusunda “köleleştiren” ve “mistik”
bir batağa sürükleyen yönlere de sahip. Iskartaya çıkmış olanların da
katkılarıyla dünya, güçlülerin saltanat sürdüğü bir yeryüzü oldu adeta.
Yoksulların umut kapıları yoktur Tanrılarından başka! İnsanlar günümüzde
açlıktan ölüyorlarsa Tanrı varsa da…
Sosyal hizmet bu dünyaya ait bir sosyal uğraşı mesleğidir. Nesnel dünyaya
aittir. Bu nedenler “din” ile alalama edilemez, edilmemelidir de. Bu nedenle
insan “hiç” değildir. Aksine bir özne / bir değerdir. Öte dünyaya gidip gelenler
henüz olmadığına göre, şimdilik söylenmesi gereken, bu Dünya’da sosyal
hizmettir!...
Ölümün nesnel karşılığı düpedüz bir yok oluştur. Ne ki, yaşamınki, nesnel bir
var oluştur. Yaşamla çoğalır mutluluk, yaşamla doğar her canlı. Sosyal hizmet
“yaşamın odağında” kurgulanır. Oldum olasıya bildiğimiz şey sosyal hizmeti bu
amacın ürünü görür.
Gizem sosyal hizmetin ölümüdür. Doğada olan sosyal hizmeti, aklı kullanan
birileri bilimsele taşıma gereği duydu. Bu tipler, öncelikle ağırbaşlı Batı
aydınlanmasının kalem üstatlarıydı. Türkiye’de bunu yapanlar dünyaya materyalist
bir ufukta bakmaya çalışan cesur Kemalist-sosyalist-sosyal demokrat kadrolardı.
Toplumda değişmenin hissedilirlik bulduğu dönemlerde ise sosyal hizmetin
toplumsal işlevi onu belirleyici kılmıştır. Toplumsal gereksinim ise bu
özelliğini bilemiştir.
Son tahlilde, günümüzde, şu yıllarda sosyal hizmet epistemik bir
muhafazakarlaşma içindeyken bir yenilenme özlemi de belirgin bir düşünce gibi.
Ancak ne yazık ki, söylem-iktidar-uygulama ve sosyal hizmet, onun dışında onun
adıyla onu başka arayışlara tetikliyor ve reel sosyal hizmet praksisi adına
yürütülen her “eleştiri” ise acımasızca bir kez daha; ne yaptığını bildiğini
sananların suratına uygarlık tokatını savurmayı hiç de ihmal etmiyor…
|